Bugünden 1930'a 5,439,944 adet makale



Katalog


«
»

Çarşamba 22 Ağustos 2018 6 Yasakta son nokta haber EDİTÖR: SERKAN OZAN Cezaevinde okumak isteyen mahpuslara kitap yerine kitap katalogları verildi Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarına yö nelik dava kapsamında tutuk lu Süleyman Gökten ve Engin Gökoğlu’na kitap ve dergi verilmi yor. Cezaevi ida resi kitap yeri ne kitap katalo ğu verdi. CANAN COŞKUN Çağdaş Hukukçular Derne ği ve Halkın Hu kuk Bürosu’ndan 17 avukat, 20 Eylül’de başlatılan operas yon kapsamında örgüt üyeliği suçlaması yöneltilerek tutuk lanmıştı. Suçlamaya Kanun Hükmünde Kararname ile ih raç edildikleri görevlerine dö nebilmek için 324 gün açlık grevi yapan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın, Berkin Elvan, Dilek Doğan ve Soma davalarının avukatlık larını yapmaları gerekçe gös terilmişti. Tutuklanıp Silivri Cezaevi’ne konan avukatlar 2 gün sonra 7 ayrı ilde 8 cezae vine sürgün edilmişti. Avukat ların sürgün edildiği yerler den biri de Tekirdağ 1 Nolu T Tipi Cezaevi idi. Yalnızca 10 kitap Burada tutulan avukat Süleyman Gökten, gazetemize yolladığı mektupta yalnızca ilk ay yaklaşık 10 kitap alabildiğini, sonra gönderilen kitapların kendisine verilmediğini belirtti. Gökten, cezaevi idaresiyle görüşmelerinde kitapların verileceğinin söylendiğini ancak yine de kitapları alamadığını söyledi. Gökten, verilmeyen kitaplardan bazılarının savunmasını hazırlarken gerekli olduğunu, bu nedenle savunmasının da aksadığını ifade etti. Karikatür ve edebiyat dergilerinin de bu engellemeye dahil edildiğini kaydeden Gökten, “Kitap kataloğu veriyorlar. Ben de bol bol kitap ve yazar isimleri okuyorum. Kitabın ismine göre kafamdan içeriğini özetliyorum” dedi. Tebrik kartları komisyona Gökten, Ramazan Bayramı dolayısıyla avukat arkadaşlarından kargo yoluyla hediyeler geldiğini aktararak, idareye bunların hediye kayıt defterine kaydedilmesi gerektiğini söylediğini iletti. İdarenin bunu da kabul etmediğini söyleyen Gökten, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna göre dini bayramlarda, yılbaşında ve doğum günlerinde hediye kabul hakkının olduğunu anlattığını belirtti. Gökten, birkaç gün sonra hediyeleri açmaya gittiğinde ida Süleyman Gökten Engin Gökoğlu renin bu kez de yalnızca bir paketin içindeki kitabın hediye olarak kaydedileceğini söylediğini aktardı. Görevlilerin hediyeleri geri göndereceklerini söylemeleri üzerine paketleri açtırdığını ifade eden Gökten, hediyelerin verilmediği gibi tebrik kartlarının da mektup okuma komisyonuna gittiğini söyledi. Hediyeyi idare seçti Aynı cezaevinde kalan avukat Engin Gökoğlu da avukatları aracılığıyla, cezaevine girdiği günden bu yana talep ettiği kitapları alamadığını söyledi. Gökoğlu, doğumgünü hediyesi olarak yakınlarının 40 kitap yolladığını, cezaevi idaresinin bunlardan yalnızca birini seçip verdiğini ifade etti. İdare, bu engellemeyi Adalet Bakanlığı’nın basın açıklaması ve İdari Gözlem Kurulu kararına dayandırdığını kaydetti. İlk dava 10 Eylül’de Tutuklu 17 avukat ile tutuksuz 3 avukatın davası 10 Eylül’de İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayacak. Mahkeme avukatların duruşma salonuna getirilmeleri yerine tutuldukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla savunma yapmalarına karar verdi. Duruşma da Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi yerine Bakırköy Adliyesi’nde görülecek. HER KİTABA BİR KILIF Mahpusların istediği kitapları almaları çeşitli gerekçeler gösterilerek engelleniyor SİNAN TARTANOĞLU Tutuklular, bulundukları cezaevlerindeki “kitap” sorununu, yazdıkları mektuplarla aktardı. Kayseri Kadın Cezaevindeki 30 tutuklu, Ceza Muhakemeleri Yasası kitabının bile, cezaevi müdürü tarafından “Bu kadar araştırıp profesör mü olacaksınız” sözleri ile verilmek istenmediğini aktardı. Kadın tutuklular, yanlarında getirdikleri kitapların da okudukları veya mezun oldukları bölüm sorularak engellendiğini belirtti. Rize Kalkandere Cezaevi’nden gönderilen bir mektupta ise, “Çevirisi yeteri kadar yapılmadığı için’ denilerek Kürtçe şiir kitapları, dergi ve romanlar verilmemektedir” ifadeleri kullanıldı. Profesör mü olacaksınız? Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi’nden 30 tututlu adına yazılan mektupta, Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nden bu cezaevine nakil sırasında yanlarındaki kitaplarla ilgili yaşananlar anlatıldı. Mektupta, “Girişte daha önce en az 3 cezaevi tarafından incelenen ve mühürlenen kitaplarımız incelenmek için elimizden alındı. Aradan bir hafta geçtikten sonra cezaevi eğitim birimine bakan personel, gelip mazgaldan, kitap kotasının 7 olduğunu söyledi. Dergilerin, fotokopilerin, şiir kitaplarının, ders kitaplarının, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun bu kotaya dahil olmadığını ve bunları almak istediğimizi söyledik. CMK bile kotaya konuldu. Bu konuyu kurum müdürü ile konuşmaya çalıştık. Cezaevi müdürü, ‘bu kadar araştırıp profesör mü olacaksınız’ dedi. Uzun tartışmalarımız sonucu CMK’yı kotadan çıkarmayı başardık” denildi. Ne ilgisi var? Kadın tutuklular, yanlarında getirdikleri kitapları yeniden talep ettiklerinde, taleplerinin mezun oldukları bölüme göre karşılandığını da aktardı. Tutuklular, “Eğitim birimi, mazgala gelip, okudumuğuz okulu ve bölümü sordu. Bir arkadaş, hemşirelik okuduğunu söyleyince, ‘yanında toplumsal cinsiyetçilik adlı Anadolu Üniversitesi’nin kitabı var. Bölümünle alakalı değil, veremem’ dedi. Arkadaş ‘araştırma yapıyorum’ dedi, ama kabul edilmedi” ifadelerini kullandı. Mektupta, “Tabii bir de lise ve ortaokul mezunu arkadaşlarımız var, onların halini siz düşünün” denildi. ‘Hadi bizimkiler tehlikeli...’ Kadın tutuklular, kendi kitapları ile ilgili bu sorunları yaşayınca, cezaevi kütüphanesinden kitap almaya karar verdiklerini aktarıyor ve şöyle devam ediyor: “Kütüphane listesinde 730 kitap var diye sevindik. Fakat listeyi incelediğimizde bir kitabın 15 defa, bir kitabın 10 defa yazıldığını gördük. En fazla 3 kitap veriliyor ve 14 gün içinde geri verilmesi zorunlu. Hadi bizim kitaplarımız ‘tehlikeli’ diye verilmiyor, anlamaya çalışıyoruz. Peki devlet kendi kurumundaki kitapları niye vermiyor?” Kürtçeye çeviri engeli Rize Kalkandere Cezaevi’nden bir tutuklu da mektubunda kitap sorunundan bahsetti. Tutuklu, “Kitaplarımız çeşitli gerekçelerle verilmemektedir. Örneğin, ‘çevirisi yeteri kadar yapılmadığı için’ denilerek Kürtçe şiir kitapları, dergi ve romanlar verilmemektedir” dedi. Kalkandere Cezaevi’nden gelen aynı mektupta, “Her sevk edilişte çıplak arama dayatılmakta, kabul edilmediği zaman da insan onurunu rencide edecek biçimde soyulmaktadır. Acil Servis’e kaldırılan arkadaşlarımızdan haber alamayınca sorduğumuz zaman ‘ölünce haberiniz olur’ türünden hakaretlere maruz kalıyoruz” denildi. l ANKARA 19 YAŞINDAKİ TUTUKLU PINAR BİRKOÇ’TAN MEKTUP: NEREDE ADALET? SİBEL tuklandığını anımsata BAHÇETEPE rak, şöyle devam etti: Gençlik Federasyonu’na “Yine evinde polis kurşunuyla katledilen Dilek Doğan için ada yapılan operasyonda let istediğim için hak gözaltına alınarak tu kımda davalar açıldı. tuklanan 19 yaşında Şuan Dilek Doğan’ın ki Pınar Birkoç, gazete mahkemesine katıl mize mektup gönderdi. dığım için hükümlü Birkoç, evinin bahçe yüm. Ve ben bunla sindeki İsrail askerleri rı yaptığım için dev ne gösterdiği tepki so let tarafından terörist nucu 8 ay tutuklu kalan ilan edildim. Halbuki ve geçen aylarda ser Pınar Birkoç Ahed’de ben de ve ül best bırakılan Filistinli kemizde birçok insan aktivist Ahed Tamimi’yi anımsattı. adalet, özgürlük, bağımsızlık için 2 yıla yakın bir süredir Düzce T mücadele ediyoruz. Ahed’e de Tipi Cezaevi’nde olan Birkoç, mek ülkesinde terörist deniyor. Yani tubunda “Bir akşam her zaman ol kendi ülkesinde haksızlığa, ada duğu gibi haberleri takip ederken letsizliğe karşı durursan terörist Filistin direnişçilerinden 17 ya sin. Ancak başka bir ülkede bir şındaki Ahed Tamimi’nin özgürlü kişi aynı şeyleri savununca kah ğüne kavuştuğunu öğrendik. El raman oluyor. Böyle adalet ol bette bizi sevindiren bir haber ol maz! Bugün avukatlarımız da du. Daha sonra ise Cumhurbaşka hil bizleri, Dilek’i, Berkin’i, Nuri nı Erdoğan’ın Tamimi ile telefonda ye ve Semih’i savunduğu için tu görüştüğü haberini gördük. Ahed tuklanabiliyor. Kendilerine muha Tamimi ve yüzlerce Filistinli, vatan lif olanlara saldırabiliyorlar. 2 yıl larının işgaline karşı mücadele ve dır tutsağım ve hakkımda hiçbir riyor ve ülkemizin Cumhurbaşka somut iddia yok. 1 yıldır avukat nı destek mesajları veriyorken, ne larımla aynı koğuşta kalıyorum. den kendi ülkesinde Amerikan üs Umarım 1015 Eylül’de Bakırköy lerinin, konsolosluklarının kaldırıl Adliyesi’nde görülecek olan mah ması için mücadele eden insanları kemelerinde özgürlüğe uğurlarız. gazıyla, copuyla saldırmakta, genç, Nerede adalet! Devlet yetkilileri yaşlı demeden herkesi tutukla kahraman olarak telefonla arayıp makta” diye sordu. geçmiş olsun demeselerde halk Birkoç, parasız ve bilimsel eği yüreğine basacak bizleri... Ahed tim istediği için defalarca gözaltı Tamimi gibi biz de kendi halkımı na alındığını ve 18 yaşında da tu zın kahramanlarıyız.” Bayram mesajı: Anlar * Eğer yeniden başlayabilseydi bu ülke yaşamaya... İkincisinde daha çok hata yapardı. Dini siyasete karıştırmak isteyenlerin açabileceği tüm kapıları daha da sıkı kapardı. Halkların birbiriyle yaşayabileceği düşmanlıkları ta en baştan siler savardı. Kusursuz olmaya çalışmaz, kusurlarını kendi seçerdi. Bağımsızlığının peşine düşer, kendi gibi olmayı, olduğu kadar olmayı, sadece olmayı seçerdi. Neşeli olurdu, ilkinde olmadığı kadar, topraklarında konuşulan her dilde şarkılar çalınsın, danslar edilsin isterdi. Diğer ülkelerin tehditlerine ve ahlaksız tekliflerine, global dünya düzenine, ekonomik anlaşmalara, askeri pazarlıklara güler güler geçerdi. Çok az şeyi ciddiyetle yapardı. Silahlanmazdı mesela, onca yoksulluk varken topraklarında tanklar, toplar, tüfekler almazdı tonla parayla... Komünizmden, sosyalizmden, şiirlerden, romanlardan, daha iyi bir dünya için kurulan hayallere dair anlatılan masallardan o kadar da korkmazdı... Sağına da soluna da nanik yapar, süt tozuna pabuç bırakmazdı. Devasa köy enstitüleri kurardı her ovaya, tarlaya, dağa, su kıyısına... Öyle çocuklar yetiştirirdi ki, bu yaptığını dünyanın aklı almazdı. Daha çok riske girerdi. Barış için tüm tabuları deler, tüm kadim düşmanlıkları tek tek alnından öperdi. Şehirlerine köylerine Yunanca, Ermenice, Kürtçe, Rumca, Süryanice, Lazca yol işaretleri dikerdi. Kapılarını açardı insanlara, isteyen gelsin ve isteyen gitsin, gelip geçenler ve bu topraklarda olup bitenlere dair şiirler söyleyenler artsın isterdi. Güneşin doğduğu yerde de battığı yerde de herkes aynı şeyleri yesin ve giysin ister, ülkenin her köşesinde fırsat eşitliği için ter dökerdi. Toprağını çılgın gibi işlerdi, pamuğunu, şekerini, tütününü, buğdayını, meyvesini, sebzesini tanrısını sever gibi severdi. Gerçek sorunları olurdu hayali olanların yerine. Herkes tok mu? Herkes mutlu mu? Herkes sağlıklı mı? Herkes neşeli mi? Herkes kaygısız mı? Herkes gerçekten güvende mi? Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılardı. Yeniden başlayabilseydi eğer bu ülke, bağımsız ve mutlu anları olurdu. Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten. Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın. Irkların ve dinlerin birbirine kolayca düşman olduğunu sanan; Varlığını korumak için kendinden olan olmayan herkesi yakan... Yıkılma korkusundan içten içe kendi kendisini yıkan; Savaşlardan ve ardından pazarlıklarla gelen barışlardan medet uman... Tüm değerlerini birtakım iktidarların selameti uğruna gözden çıkaran... Bilinçlendiği bir noktada artık tarihindeki savaşlardan ve kıyımlardan utanabilecekken, o an büyük bir hata yapan... Ve ne pahasına olursa olsun sadece hayatta kalmayı marifet saymaya ikna olan bu ülke... Yeniden başlayabilseydi eğer yaşama... O orduları kurmazdı, o yasaları yapmazdı, o değerleri satmazdı, kendi kendisini böyle baltalamazdı... Eğer yeniden başlayabilseydi... İlkbaharda içkilerin içildiği, şarkıların çalındığı, sokaklarda kızlı erkekli dansların yapıldığı şenlikler düzenlerdi hep. Asker şapkalarını ve imam takkelerini ve asık suratlı politikacı kravatlarını söker atardı başından, boynundan... Ve sonbahar bitene kadar şenlik ateşleri yakardı zeytin dallarından. Güneşin ve ayın, gecenin ve gündüzün, mevsimlerin ve döngünün tadını çıkara çıkara anı yaşardı. Ama işte artık 95’inde ve biliyor... ÖLÜYOR... *Aslını merak edenler Arjantinli öykü ve deneme yazarı, şair ve çevirmen Jorge Luis Borges’e atfedilen Anlar şiirine; o şiirden de kendi hayatlarına bakabilirler. Tunceli’de patlama: 1 kadın ağır yaralandı Tunceli’nin Nazimiye ilçesine bağlı iki köy arasındaki patika yolda meydana gelen patlamada bir kadın ağır yaralandı. Edinilen bilgiye göre Ramazan Köyü’ndeki mezarlığı ziyaret eden Gönül Parlak (45), dün akşam komşu köy Doğantaş’a patika yoldan gittiği sırada teröristlerin döşediği mayın patladı. Sağlık ekiplerinin ilk müdahaleyi yaptıkları Parlak Elazığ’a sevk edildi. Gönül Parlak’ın İstanbul’da oturduğu, bayram ziyareti için Tunceli’ye geldiği ve eski Tunceli milletvekili Kamer Genç’in akrabası olduğu öğrenildi. l TUNCELİ / DHA İşlerini geri isteyen eğitim emekçileri tutuklandı KHK ile mesleklerinden ihraç edildikten sonra her hafta pazartesi günü Bakırköy Cumhuriyet Meydanı’nda “İşimiz, Ekmeğimiz ve Onurumuz İçin Direniyoruz!” eylemi yapan öğretmenler Nursel Tanrıverdi ve Selvi Polat tutuklandı. Polat ve Tanrıverdi 6 Ağustos’ta gözaltına alınmış, adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştı. Polat ve Tanrıverdi, önceki gün yapılan eylem sonrası tekrar gözaltına alındı. Dün adliyeye çıkarılan iki eğitim emekçisi mahkemece tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. l İSTANBUL / Cumhuriyet C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog