Bugünden 1930'a 5,439,331 adet makale



Katalog


«
»

KULTUR ‘Ahlat Ağacı’ Avrupa Film Ödülü’ne adayNuri Bilge Ceylan’ın son filmi “Ahlat Ağacı” Avrupa Film belirlenen filmlerle 49 yapımlık bir liste oluşturuldu. Önü Akademisi (EFA) tarafından Avrupa Film Ödülü’ne aday gös müzdeki günlerde Akademi’nin 3500 üyesinin oylarıyla bu terildi. EFA’nın resmi internet sitesinden duyurduğu açıkla liste daha da elenerek ödüle aday olan filmler açıklanacak. mada 20 üye ülkenin her biri tarafından önerilen yapımlar Ödüller ise 15 Aralık’ta İspanya’nın Sevilla kentinde düzen haricinde uzman isimlerden kurulu bir jüri tarafından da lenen bir törenle sahiplerini bulacak. 12 EDİTÖR: ÖZNUR OĞRAŞ ÇOLAK TASARIM: BAHADIR AKTAŞ kultur@cumhuriyet.com.tr Çarşamba 22 Ağustos 2018 ‘Geçmiş zaman kaybolan cennetimiz’ Selçuk Demirel’in 2017’de hayata veda eden John Berger ile birlikte tasarladıkları ‘Saat Kaç’ adlı kitabı YKY etiketiyle raflardaki yerini aldı. Demirel ile zamana dair bir söyleşi gerçekleştirdik “Nedir zaman? Şu satırları yazarken neresindeyim zamanın? Yazı bitince bir başka zaman dilimine mi geç miş olacağım? Güneş batıp yeniden doğunca, bu değişimi, bu gün dönü münü matematiksel olarak kayıt edince, zamanı kayıt altına mı almış olacağım?” Okuduğunuz satır lar Selçuk Demirel’e EMRAH KOLUKISA ait. John Berger ile ortak olarak yayımladık ları son kitapları “Saat Kaç” vesilesiyle kendisine yolladığım sorulardan biri olan “Zaman sizin için ne ifade ediyor”a verdiği yanıt böyle başlıyor Demirel’in. En başınada ka lın harflerle şu notu düşmüş: “Akıp giden zamanla yüzümü gözümü yı kadım”. Zaman daha çok geçmişe du yulan bir özlem anlamına geliyor ol sa gerek onun için, bakın nasıl devam etmiş Demirel yanıtına: “Geçmişe yolculuk fikrini gele ceğe yapılacak yolculuktan daha il ginç bulmuşumdur. Böyle bir yolcu luk için bir cins özel araba ya da füze projeleri çocukluk ve gençlik hayalle rimizi taçlandırmıştı. Herakles’in ‘ay nı ırmakta iki kere yıkanmaz’ dediği ne bakmayın. Geçmiş zamanın çekici liği bir daha yaşanamayacak olması nın getirdiği imkânsızlık mıdır? Geç miş zamanlarda insanların daha mut lu, sevinçli, özgür ve daha demokratik bir dünyada yaşadıklarını sanmıyo rum. Geçmiş, birlikte olduğumuz, sev diğimiz birçok insanın artık aramız da olmamalarının getirdiği hüznü ta şır. Aslında özlediğimiz bir daha ge ri gelmeyeceğini bildiğimiz çocuklu ğumuz, gençliğimizdir. Geçmiş zaman kaybolan cennetimizdir. Eski fotoğraf lara bakarak geçen zamanın azameti ni görürüz değişen yüzlerimizde. İçin de olduğumuz, şimdi yaşadığımız za mana da şimdiki zaman diyoruz. Os car Wilde’ın dediği gibi, bazıları mev cut olmayı yaşamaya tercih ediyor. Şimdi; geçmişle gelecek arasına sıkış mış tanımlanması zor bir zaman dili mi, yaşanması zor bir süredir. Anla mak için geçip gitmesini isteriz. Yara ların sarılmasını, kötü günlerin geri de kalmasını isteriz. Zamanın geçme mesini, durmasını istediğimiz anlar sadece âşık olduğumuz anlardır. Ço cukların ne geçmişin yükü ne de ha fızası olduğu için günü, bugünü doya doya yaşarlar. Gelecek zaman bir bi linmezdir. Bu yüzden hem umut hem de endişe vericidir. Değişim ve yenilik vaat eder, bu yüzden moderndir. Dünün devamıdır. n John Berger ile daha önce de benzer çalışmalarınız oldu: “Kıyıdaki Adam”, “Katarakt”, “Duman”... Bu son çalışmanız, “Saat Kaç” özellikle zaman temasını ele alıyor. Kitabın başlangıç noktasını biraz anlatır mısınız? John Berger’in yakın bir dostu olduğum kadar, meraklı bir okuruyum aynı zamanda. Yazılarında, kitaplarında zaman, yaşam, ölüm, direniş (kafa tutmak) geniş bir şekilde yer alan temalardır. Zaman konusu beni de meşgul etmiştir, hem şiirsel olarak hem de matematiksel olarak anlamaya çalıştı Dali’nin akan saati... n Bir iki çizimde Salvador Dali’nin o ünlü eriyen saatlerine göndermelerde bulunmuşsunuz. Dali sizin için hep bir ilham kaynağı mıdır? Dali’nin akan saati Mona Lİsa kadar ünlü bir resim. Sürrealistler, hele Dada’cılar beni çok etkilemiştir. Bu etki ve ilgi hâlâ sürmekte, ama Salvador Dali’nin resmine olan ilgim ise çok sınırlıdır. Sözü edilen deseni “Reflexion sur le temps” (Zaman üzerine düşünce) adı altında birkaç yıl önce Le Monde’da yayımlamıştım. Muhtemelen bu desenle Dali’ye bir merhaba demiş olabilirim. Aynı desende zamanın akıcılığını yumuşak ve esnekliğini ve değişkenliğini bir desen içinde 35 desenle göstermeye çalışmıştım. ğım “mevzu”. Einstein’ın Görelilik Teorisi, zamanmekân vb. ve hızla geçen hayatımız... 2016 yılında “Duman” kitabımız yeni çıkmıştı, ara vermeden kendisine yeni bir kitap projesi önerdim. O da hemen sevinerek kabul etti. “Bu defaki konumuz ne olacak?” dedi, “The Time”, zaman dedim. Çok sevindi ve “Spinoza’nın dediği gibi zaman sonsuzluktur, o zaman kitabımızın adı ‘What time is it?’ olsun” dedi. Bir iki hafta içinde arşivimdeki zaman üzerine çizilmiş desenlerimden bir dosya oluşturdum. Bunların çıktılarını alıp John’a postaladım. Her karşılaşmamızda etraftakilere desenleri gösterip yeni kitabımız diye söz etmesine rağmen, yeni bir şeyler yazacak zamanı olamadı. Son birkaç ayda artan sırt ağrılarından dolayı ayakta durmak, uzun sürelerde oturmak azap veriyordu. Fırsat buldukça çiçek desenleri çiziyordu, onları küçücük pastel boyalarla renklendiriyordu. Yazı ile birlikte bütün yaşamı boyunca çizip boyamayı hep sürdürdü. n Ama 2 Ocak 2017’de hayata veda edince kitap da yarım kaldı, değil mi? Evet, kitap projemiz yarım kaldı. ‘Zaman’ımız yetmedi. Ölümünden sonraki aylarda John ve Nella’nın evlerinde buluşmaya, birlikte yemekler yemeye devam ettik. Bir akşam yemeğinde John’un kitaplarını İtalyancaya çeviren Maria Nadotti de vardı. Bu kitabın yarım kalışından söz ettim. Projeyi çok sevdi ve yardımcı olabileceğini söyledi. Kitabı John’un daha önceki yazılarından kitaplarından bu konudaki metinleri bulabileceğini söyledi. John Berger’la birlikte yaptığımız kitaplardaki ortak nokta desenlerin büyük bir kısmının yazıdan önce çizilmiş olmasıydı. Maria’ya birlikte çalışmayı önerdim. Kendisine elimdeki desenlerden ön bir kitap maketi yapıp gönderdim. Desenler için uygun metinler buldu. Kitapta benim öngördüğüm desen sıralamasını değiştirip şu anda basılı olan kitap düzenine getirdi. İnternet üzerinden gel gitlerle birtakım yeni desenler ekledik, bazılarını çıkardık. Kitabın bittiğine karar verince de görücüye çıkardık. Barselona’daki ajansımız Carmen Barcells’e ben öncelikle Türkiye’deki yayıncım Yapı Kredi Yayınları’nı önerdim. Başka kanallardan akıp gelen iki farklı çalışmanın bir kitapta buluşup yeni bir şeye dönüşmesi çok ilginç. John bu kitabı görse severdi diye düşünüyorum. n Berger’in vedasının sizde bıraktığı duygular nedir desem?... John’u çok özlüyorum, normal bir duygu. Murat Belge ile bir konuşmammızda John Berger için “adamın işi anlamak” demişti. Son sözü yine John’a bırakmak istiyorum: “Dalga geçiyorum! Vakit öldürmek için bundan iyisi yok. Dalga geçmek zamanı hızlandırır...” Bernstein 100 yaşında Pasaportunda mesleği sadece “müzisyen” yazan Leonard Bernstein, orkestra şefi, besteci, piyanist, eğitimci ve 20. yüzyılın büyük müzik adamıdır. Haydn’dan Mahler ve Stravinsky’ye uzanan çizgide yönettiği yapıtlar ve kayıtlarıyla örnek olmuştur. Batı Yakası Hikâyesi gibi bir Broadway müzikalinin bestecisi olduğu kadar bale yapıtları, operalar, oda müziği, orkestra, koro, şan eserleri, hatta “On the Waterfront” gibi filmlerin müziklerini bestelemiştir. Müthiş bir konser piyanisti ve televizyon yapımcısıdır. Harvard Üniversitesi’nde öğretim üyeliği ve yazarlık yapmıştır. Güçlü ve karizmatik kimliğiyle sanat dünyasında bir film artisti gibi yer etmiştir. Her çeşit müziğe ilgi duymuş: Caz, folk, klemzer, Beatles ve yerel müzikler de ona esin kaynağı olmuş. Kennedy ailesi gibi devlet büyükleriyle yakınlıklar kurmuş, Kennedy’nin öldürülmesinden sonra herkesi müzikle isyana davet etmiş. Bernstein, 25 Ağustos 1918’de, müzikle hiç ilgisi olmayan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. On yaşındayken, babasının itirazına karşın, teyzesinin evindeki piyanoyu çalmaya koyulur. Harvard’da teori ve kontrpuan dersleri alır, Curtis Institute’da Fritz Reiner ile şeflik ve orkestrasyon; Tanglewood’da Koussevitzki ile orkestra yönetimi çalışıp, emin ellerde yetişir. Yaşamını değiştiren olay 1943’deki canlı bir radyo yayınında Bruno Walter’in yerini alıp New York Filarmoni’yi yönetmesidir. 1953’te La Scala’yı yöneten ilk Amerikalı şef olmuştur. Özellikle gençler için hazırladığı açıklayıcı televizyon programları, klasik müziği sevdirmek adına, bugün bile tarihi değer taşır. Bernstein’in 19321990 arasındaki mektuplarından oluşan 600 sayfalık bir kitap, kitaplığımın zenginliklerinden biridir. Bu mektuplarda onun iki yönünü bulursunuz: Şefliğin halka dönük parlak zaferi veya besteciliğin içe dönük yalnızlığı. Değerli piyanistlerimiz Güher ve Süher Pekinel için “Batı Yakasının Hikâyesi”ni iki piyanoya uyarlamış, bu eser onların dağarcığındaki başyapıtlardan birisi olmuştur. Şu sıralarda bütün dünyanın sanat merkezlerinde Lenny’nin 100. yaşı kutlanıyor. Senfonileri çalınıyor, baleleri, operaları sahneleniyor, filmler hazırlanıyor. Mezzo kanalı da bir süreden beri onun yönettiği senfonileri yayımlıyor. Bulup izlemenizi öneririm. Bir müzik adamı ancak bu kadar karizmatik olabilir. Ahmet Muhip Dıranas Şiir Armağanı Refik Durbaş’ın Şeref Bilsel, Emel İrtem, Şükrü Erbaş, Çiğdem Sezer ve İlyas Tunç’tan oluşan jürinin ortak kararıyla Refik Durbaş’a verilen Ahmet Muhip Dıranas Şiir Armağanı’nın kurul raporunda şu ifadeler yer aldı: “1960’lardan bu yana şiirimize verdiği büyük emek; işçi kızlardan sanayi çıraklarına, otobüs muavinlerinden çaycı çocuklara, toplumun bütün emekçi kesimlerinin rüyalarını ve gerçeklerini, büyük bir sevgiyle ve saygıyla şiire taşıması; sokağın diliyle şiirin dilini aynı güzellikle buluşturması; kendi şiirini, dilin billurlaşması diyebileceğimiz bir incelikle çok daha yükseğe çıkarmadaki başarısı da göz önünde tutularak, 2018 Ahmet Muhip Dıranas Şiir Armağanı’nın, Şayeste kitabıyla Refik Durbaş’a verilmesi, oy birliği ile kararlaştırılmıştır.” Uluslararası Sinop Mutluluk Festivali’nin de direktörü olan belgesel fotoğrafçısı ve aktivist Volkan Atılgan ve bir grup edebiyat sevdalısı tarafından Dıranas adına bir edebiyat armağanını edebiyatımıza kazandırmak amacıyla gerçekleştirilecek Ahmet Muhip Dıranas Şiir Armağanı, organizasyon komitesi tarafından, “Şairi, kendi şiir serüveni içinde, doğduğu topraklarda anmak, bize bıraktığı şiir mirasını hafızalarımızda tazelemek için , Fahriye Abla bizleri Sinop’a davet ediyor” sözleriyle duyuruldu. Gazete okur buluşmaları Etkinlik kapsamında, Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner, Cumhuriyet Okur Buluşması kapsamında gazete okurlarıyla bir araya gelecek. BirGün gazetesi okur buluşmasına ise, dijital medya sorumlusu Hakan Demir, editör Burak Abatay ve Uğur Şahin katılacak. MTV Video Müzik Ödülleri sahiplerini buldu Dünyanın en prestijli müzik ödüllerinden MTV Video Müzik Ödülleri 2018, New York’s Radio City Music Hall’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. 1997 doğumlu şarkıcı ve söz yazarı Camila Cabello iki büyük ödülle törenden ayrıldı. Cabello, Havana adlı klibiyle yılın videosu ve yılın sanatçısı ödüllerine layık görüldü. Efsane şarkıcı Madonna, ödül takdim eden isimler arasındaydı. Ödül töreninde şarkıcı Jennifer Lopez sahne şovuyla dikkat çekti. ÖDÜL KAZANANLAR... Camila Cabello Yılın Videosu ve Yılın Sanatçısı ödüllerine değer görüldü. YILIN VİDEOSU Camila Cabello – Havana (ft. Young Thug) YILIN SANATÇISI Camila Cabello YILIN ŞARKISI Post Malone – Rockstar (ft. 21 Savage) EN İYİ YENİ SANATÇI Cardi B EN İYİ İŞ BİRLİĞİ Jennifer Lopez – “Dinero” [ft. DJ Khaled & Cardi B) EN İYİ POP VİDEOSU Ariana Grande – No Tears Left to Cry EN İYİ HIP HOP VİDEOSU Nicki Minaj – ChunLi EN İYİ DANS Avicii – Lonely Together (ft. Rita Ora) EN İYİ LATİN J Balvin – Mi Gente (ft. Willy William) EN İYİ ROCK Imagine Dragons – Whatever It Takes MESAJ İÇERİKLİ EN İYİ VİDEO Childish Gambino – This Is America EN İYİ SİNEMATOGRAFİ The Carters – APES**T EN İYİ YÖNETMEN Childish Gambino – This Is America EN İYİ SANAT YÖNETMENİ The Carters – APES**T EN İYİ GÖRSEL EFEKT Kendrick Lamar & SZA – All The Stars EN İYİ KOREOGRAFİ Childish Gambino – This Is America EN İYİ KURGU N.E.R.D – Lemon [ft. Rihanna] EN İYİ YAZ ŞARKISI Cardi B, Bad Bunny & J Balvin – I Like It Bodrum’da Schubert gecesi 15. Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali, “Taşta” konserleri kapsamında, Alman piyano virtüözü Konrad Richter’i, “Festival Dostları” Mine ve Ali Can Polat’ın desteğiyle Antik Taş Ocağında konuk etti. Alman piyano virtüözü ve pedagog Prof. Konrad Richter, Schubert’in eserlerini çaldığı bir konserle dinleyenleri selamladı. 1986’dan 1990’a kadar Musikhochschule Stuttgart’ın Rektörlüğünü yapan, iki dünya savaşında ve toplama kamplarında öldürülen bestecilerin eserlerinin keşfine ve yayılmasına önemli bir katkı sağlayan “Şiddet kurbanları” projesini de başlatan Konrad Richter, Gümüşlük’teki 25 asırlık Antik Taş Ocağının sahnesinde, Franz Schubert’in iki bestesini seslendirdi. Gecenin ilk bölümde bestecinin, “Four Impromptus, Op. Post. 142, D. 935” adlı eseri izleyici ile buluşurken, gecenin ikinci yarısında Konrad Richter, yine Franz Schubert’in, “Sonata in D Major, Op.53, D.850” başlıklı yapıtıyla klasik müzikseverlerin karşısına çıktı. Bayram için Bodrum’da bulunan çok sayıdaki klasik müzikseverin doldurduğu tarihi mekânın sahnesine alkışlarla tekrar gelen Rihter, bir de bis yaparak geceyi bitirdi. C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog