Bugünden 1930'a 5,440,085 adet makale



Katalog


«
»

Çarşamba 22 Ağustos 2018 10 yorum TASARIM: İLKNUR FİLİZ Köşemen Boğaziçi’nin yok ettiğimiz görünümü Haliç’ten Boğaz’a doğru yol alıyor gezi teknesi. Teknede gazeteciler, akademisyenler, yazar ve öğrenciler var. Dr. Sedat Bornovalı Boğaz kıyısındaki binalardan yola çıkarak, anekdotlarla, hoş hikâyelerle, satır aralarında önemli eleştirilerle, benden duymuş olmayın diyerek Boğaziçi’nin mimari tarihinden parçalar naklediyor, günümüzde nelerin, nasıl değiştiğini örnekliyor. Geziye çıkma amacımız Sedat Bornovalı’nın Timaş Yayınları’ndan çıkan Boğaziçi’nin Tarih Atlası kitabının tanıtımı. Ama Boğaz’ın derinliklerine doğru yol aldıkça benim için Boğaziçi’nin mimari değişiminin somut örneklerle araştırması halini alıyor. Sedat Bornovalı’nın kitapta anlattığı rotadan, Avrupa yakasını izleyerek yol alıyoruz. İlk gözümüze çarpan 1. derece sit alanında, koruma altındaki binaları yıkmasıyla ünlü Galataport. Becerikli müteahhitlerin tabii ki izin alarak yıktıkları Yolcu Salonu, Paket Postanesi gibi sadece bina olarak değil tarihi anlamda da önemi olan yapıları yâd ederek giriyoruz Boğaz’a. İnşaat başladığında çevresinde antrepolar bulunduğu için uyumlu bir proje izlenimi veren Emre Aralot imzalı Resim Heykel Müzesi binası artık dokuyla tamamen çelişik olarak ne zaman bitecek acaba diye merak ettiriyor. Boğaz’ın görünümüyle tam bir tezat oluşturması amacıyla projelendirildiğini düşündüğüm, her gördüğümüzde eski belediye başkanı Kadir Topbaş’ın esefle kulağını çınlatacağımız Hakan Kıran imzalı Martı Projesi’ne geliyoruz. Deniz ciddi bir şekilde doldurulmuş. İnşaatta herhangi bir faaliyet göze çarpmıyor. Hedeflendiği gibi projenin 2018 sonuna yetişmesi mümkün görünmüyor. Bunun nedeninin yeni İBB Başkanı Mevlut Uysal’ın, Boğaz’ın görünümünü yasaya uygun şekilde korumaya kararlı olması ve eleştirileri göz önüne alarak martıdan vazgeçip projede tadilat yaptırması olduğunu düşünüyorum. Tabii ki böyle bir şey yok. Bu benim hüsnü kuruntum. Sedat Bornovalı Dolmabahçe Sarayı ve onu izleyen saraylar silsilesinin Osmanlı’nın yapılaşma mantığı ile nasıl yapıldığını anlatıyor. Dolmabahçe’de sultan, onun yanındaki köşkte veliaht, sonra da hanım sultanlar, vezirler... Böylelikle Boğaz kıyılarındaki köşklerin, yalıların dizilişlerindeki hiyerarşiyi de anlamlandırıyoruz. Boğaz’da sarayla doğrudan ya da dolaylı ilişkisi olmayan hiç kimsenin köşkü, yalısı yok. Korumayla ilgili kurumlarımız, yasalarımız hatta Boğaziçi ile ilgili özel bir yasa ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü olmasına rağmen yasaları delmenin yolunu bulup yeni inşaatlar yapmayı sevdiğimiz malum. Hükümetler de sürekli yıkıp yapmayı destekliyor. Bunun en ironik örneği 1983’te “Boğaziçi alanının kültürel ve tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak” olan, 2960 sayılı Boğaz Yasası’nı çıkartan 12 Eylül darbe hükümetinin Boğaz’daki en büyük yapılaşmaya yol açan yasal boşluğu yaratmış olması. Boğaz kıyılarındaki gözümüzü tırmalayan ucube apartmanların hemen tamamı o yasal boşluktan yararlanarak yapılmış. Arka planda görünümü bozan gökdelenler ve toplu konutlar da bu sayede yapılıyor. Boğaz kıyılarında hangi yapıların hangi kurnazlıkla yapılabilmiş olduğunu tahmin etmeye çalışıyorum. Çay bahçesi olarak kurulan eğlence yerleri çevrelerindeki yeşil alanları yutup çok katlı yapılar haline nasıl dönüşmüş olabilir? Yasaya rağmen yeni yalılar nasıl yapılmış? Üzerindeki yapılar tamamen yıkılan GS Adası örneğinde olduğu gibi Boğaz’ın diğer alanlarında aynı hassasiyet gösterilemiyor mu? Merak etmemek elde değil. Son imar affı ile yasası bir kez daha delinen Boğaz’a nasıl müdahaleler yapılacak, kaçak katlar, yapılar nasıl yasallaşacak, birdenbire nasıl uyumsuz yapılar zuhur edecek, onu da göreceğiz. 22 Ağustos 2018 SAYI: 33922 İmtiyaz Sahibi: CUMHURİYET VAKFI adına MEHMET Orhan Erİnç İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay Genel Yayın Yönetmeni MURAT SABUNCU Yazıişleri Müdürü Bülent Özdoğan Yazıişleri Müdürü (Sorumlu) Haber Koordinatörü Faruk Eren Aykut Küçükkaya Dijital Medya Koordinatörü Bülent Mumay Reklam Direktörü Deniz Tufan Rezervasyon ve Planlama Koordinatörü Bülent Gürel l Görsel Yönetmen: Hakan Akarsu l Ekonomi: Olcay Büyüktaş l Dış Haberler: Mine Esen l Spor: Arif Kızılyalın l Gece: Ayça Bilgin Demir l Yurt Haberler: Selin Görgüner l Fotoğraf: Uğur Demir l Kültür Sanat: Emrah Kolukısa l Düzeltme: Mustafa Çolak Ankara Temsilcisi: Erdem Gül Güvenevler Mah. Güneş Cad. No: 8/1 Çankaya 06690 Ankara Tel: (0312) 442 30 50 İzmir Reklam Tel: (0232) 441 12 20 0530 430 74 17 Okur Temsilcisi: Güray Öz guray@cumhuriyet.com.tr Yayın Kurulu: Orhan Erinç (Başkan), Güray Öz (Bşk. Yrd.), Ali Sirmen, Hikmet Çetinkaya, Emre Kongar, Şükran Soner, Hakan Kara. l Muhasebe Müdürü: Günseli Özaltay l Satış Dağıtım Müdürü: Tunca Çinkaya Yayımlayan ve Yönetim Yeri: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 343 72 64 eposta: posta@cumhuriyet.com.tr Reklam Yönetimi: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık AŞ. Prof. Nurettin Mazhar Öktel Sk. No: 2 34381 Şişli/İstanbul Tel: (0212) 343 72 74 (20 hat) Faks: (0212) 251 98 68 eposta: reklam@cumhuriyet.com.tr Yaygın süreli yayın Baskı: DPC Baskı Tesisleri Hoşdere Yolu 34850 Esenyurt/İstanbul Dağıtım: Demirören Dağıtım Satış Pazarlama Matbaacılık Ödeme Aracılık ve Tahsilat Sistemleri AŞ Esenyurt/İstanbul Cumhuriyet’te yer alan haber, yazı ve fotoğrafların yeniden yayım hakkı saklı tutulmuştur. İzin alınmadan ve kaynak göstermeksizin yayımlamak Basın Kanunu gereğince hukuki ve cezai yaptırıma tabidir. İstanbul Ankara İzmir İmsak 04:39 04:28 04:56 NAMAZ VAKİTLERİ Güneş Öğle İkindi 06:13 13:13 16:58 06:00 12:58 16:42 06:25 13:21 17:03 Akşam 20:01 19:44 20:04 Yatsı 21:29 21:09 21:27 Zorla kaybedilmelerOlaylar ve GOrUSler EDİTÖR:NAZANÖZCAN posta@cumhuriyet.com.tr RIZA TÜRMEN Eski AİHM yargıcı Hakikat ve Hafıza Merkezi’nin 2011 rakamlarına göre Türkiye’de devlet denetimine alındıktan sonra kaybolan, bir daha kendilerinden haber alınamayan 757 kişi var. Bu kişilerin sevdiklerinden, ailelerinden oluşan Cumartesi Anneleri her cumartesi, Galatasaray Lisesi önünde bir umutla buluşuyor. Bu umut artık yakınlarının bulunması umudu değil. Kaybolan yakınlarına bir mezar bulunması ve olayın faillerinin cezalandırılması umudu. Mezar olmadan kaybolanların yakınları yas bile tutamıyor. Yas, mezar kapandıktan sonra başlayan bir süreç çünkü. Mezarsızlık ve cezasızlık Zorla kaybedilme olayı “hakikat” ile yakından bağlantılı. Kaybolan kişilerin yakınlarının “hakikati” yani sevdiklerinin akıbetinin ne olduğunu öğrenmeye, olayın failleri hakkında yargıya başvurma hakları var. Bir Cumartesi Annesi, “Bizim hayatımızı mezarsızlık ve cezasızlık yönlendiriyor” diyor. Mezarlandırma ve cezalandırma için önce “hakikat”in ortaya çıkarılması gerekli. “Hakikati” bilme hakkı sadece kaybolanlara ait değil. Toplumun da hakikati öğrenme hakkı var. Ama Türkiye’de “hakikat”in üstü örtüldüğü için mezarlar kazılamıyor, yaslar tutulamıyor, failler yargı önüne çıkarılamıyor. Zorla kaybedilen 757 kişiyle ilgili olarak iç hukuk sistemi hareketsiz kalınca tek umut olarak AİHM kalıyor. Kaybolanların yakınları bakımından AİHM gerçekten bir umut mu? AİHM’nin 1990’lı yıllarda gözaltındayken kaybolan ya da hükümet ajanları tarafından kaçırılıp kendisinden bir daha haber alınamayan kişilerle ilgili pek çok kararı var. Bu olaylarda, AİHM uzun bir süre, hükümetin yaşam hakkını ihlal etmekten sorumlu tutulması için “makul kuşkunun ötesinde” ölçütünü kullandı. Başka bir deyişle başvuruculardan, kaybolan kişinin hükümet ajanları tarafından öldürüldüğünü gösteren, açık, somut, güçlü veriler, bilgiler ya da çürütülemeyecek güçte karineler ortaya koyması istendi. Başvurucunun bu ağır ispat yükü altından kalkması güç olduğundan, birçok dava yaşam hakkının ihlali (Sözleşme’nin 2m.i) ile değil, özgürlükten yoksun bırakmaya ilişkin 5. maddenin ihlaliyle sonuçlandı (Örneğin Kurt/Türkiye kararı 1998). Yaşam hakkının ihlali ancak etkili bir soruşturma yapılmadığı durumlarda söz konusu oldu. TimurtaşTürkiye kararı Bu durum 2000 yılında kabul edilen Timurtaş/ Türkiye kararıyla değişti. Timurtaş davasında, Abdülvahap Timurtaş’ın babası, oğlunun 1993’te gözaltına alındıktan sonra kaybolduğunu ve 6.5 yıl bilgi alamadığını ileri sürüyordu. Hükümet pek çok davadaki savunmasını bu davada da yeniledi, Timurtaş’ın gözaltına alındığına ilişkin kayıt bulunmadığını belirtti. AİHM bu davada, “makul kuşkunun ötesinde” ölçütünü terk etti. Onun yerine, bir kişi gözaltına alınmışsa ve ondan uzun bir süre haber alınamıyorsa, bu kişinin öldüğünü ve bundan hükümetin sorumlu olduğunun varsayılması gerektiğine karar verdi. Böylelikle ispat yükü tersine çevrildi. Hükümetin, kayıp kişinin ölmediğini ya da kendisinin sorumlu olmadığını ispatlaması gerekli oldu. Süre bu tür davalarda önemli. Süre uzadıkça, kayıp kişinin öldüğü varsayımı güçleniyor. Timurtaş davasında, AİHM Abdülvahap Timurtaş’tan 6 yıl haber alınamamasını öldü sayılması için yeterli gördü. Bundan hükümeti sorumlu tuttu ve yaşam hakkının ihlaline ilişkin 2 maddenin ihlaline karar verdi. Bunun yanında, etkili soruşturma yapılmadı KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK Zorla kaybedilen 757 kişiyle ilgili olarak iç hukuk sistemi hareketsiz kalınca tek umut olarak AİHM kalıyor. Peki aileler için AİHM gerçekten bir umut mu? 18.11.1995 Fotoğraf: Hatice Tuncer ğı için 2 maddenin bir kez daha ihlaline, babasının çektiği acı ve üzüntü nedeniyle insanlık dışı muameleyi yasaklayan 3 maddenin, yasaya aykırı bir biçimde gözaltına alındığı için 5 maddenin, bu şikâyetlerin ileri sürülebileceği bir ulusal yargı makamı olmadığı için 13 maddenin ihlaline karar verdi. Türkiye’yi 20 bin sterlin maddi, 10 bin sterlin manevi tazminata mahkum etti. Enzile Özdemir’in mücadelesi Timurtaş kararı, AİHM’nin kayıp kişilerle ilgili olarak verdiği kararlar bakımından yerleşik bir içtihat oluşturdu. Örneğin, en son kararlardan biri olan Enzile Özdemir (2008) kararında da aynı ilkelerin uygulandığını görüyoruz. Enzile Özdemir’in eşi Mehmet Özdemir 1997’de kahvede otururken herkesin gözü önünde iki adam tarafından zorla bir arabaya bindiri lip kaçırılıyor. Enzile’nin savcılığa, emniyet müdürlüğüne verdiği dilekçelere gelen yanıt, böyle bir kişinin gözaltına alınmadığı yolunda. Savcılık soruşturma açsa da, 2003’te takipsizlik kararı veriyor. İtiraz reddediliyor. Enzile Özdemir’in AİHM’e yaptığı başvuru, kabul edilebilirlik yönünden ilginç. AİHM’ye başvuru tarihi 7 Eylül 1999. Savcının takipsizlik kararı ve buna yapılan itirazın ret tarihi ise 19 Aralık 2003. Hükümet, buna dayanarak, başvurucunun iç hukuk yolunun tüketilmesini beklemeden AİHM’ye başvurduğunu, bu nedenle başvurunun reddedilmesi gerektiğini ileri sürüyor. AİHM, iç hukuk yolunun kararı, başvuru yapıldıktan sonra fakat kabul edilebilirlik kararı alınmadan önce kesinleşmişse davanın kabul edilebileceği gerekçesiyle hükümetin talebini reddediyor. Kararda AİHM, Enzile’nin eşinden 10 yıl haber alamamasını yeterli bir süre olarak görüyor. Mehmet Özdemir’in öldüğünü ve bundan hükümetin sorumlu olduğunu kabul ediyor (2m.nin ihlali). Savcının görgü tanıklarının ifadesine başvurmaması nedeniyle soruşturmanın etkili olmadığı ve bu nedenle de 2 maddenin ihlal edildiği sonucuna varıyor. Enzile’nin duyduğu acı ve üzüntü nedeniyle 3 maddenin ihlal edildiğini belirtiyor. Mehmet Özdemir’in kaçırılmasını, yasaya aykırı bir biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmasının 5 maddenin ihlali olarak kabul ediyor. Bu bağlamda, AİHM hükümetin Mehmet Özdemir’i gözaltına aldığını inkâr etmesinin, sorumlulara cezasızlık sağladığını belirtiyor. Sonuçta AİHM, Türkiye’yi 40 bin Avro mad di, 23.500 Avro manevi tazminat ödemeye mahkum ediyor. AİHM’ye başvuru Kesinleşmiş bir karar varsa, kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren 6 ay içinde AİHM’e başvurmak gerekir. Örneğin, savcı takipsizlik kararı vermişse, bu karara itirazın reddedilip kararın kesinleştiği tarihten 6 ay içinde AİHM’ye başvuru yapılmalı. Takipsizlik kararı yoksa ama soruşturma uzun bir süre, hiçbir sonuç alınmadan sürmekteyse, soruşturmanın etkisiz olduğunu öğrendikten 6 ay içinde AİHM’ye başvuruyu yapmak gerekir. Soruşturmanın etkisiz olduğunun öğrenilmesi ne zamandır? Bunun için, her şeyden önce soruşturmanın izlenmesi ve bu konuda gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi, soruşturmayla ilginin kesilmemesi gerekir. Soruşturmaya yıllarca ilgi göstermemiş bir başvurucunun, yıllar sonra “bu soruşturma etkili değil” deyip AİHM’ye başvurması başarısızlık ile sonuçlanabilir. O nedenle, belirli sürelerle savcılığa başvurup, dilekçe yazıp soruşturmanın hangi aşamada olduğunu, bir gelişme olup olmadığını sormak gerekir. Aradan bir süre geçtikten sonra savcılığın soruşturmada hiçbir gelişme olmadığını gösteren yanıtı, soruşturmanın etkisiz olduğunun öğrenildiği nokta olarak kabul edilebilir. Bu noktadan itibaren, 6 ay içerisinde başvuruyu yapmak gerekir. Zorla kaybedilme insanlığa karşı işlenen bir suç niteliğinde. Türkiye’de bu suçu işleyenlerin cezasız kalması, olayların üstüne gidilmemesi, yargı yolunun işlememesi devleti de suça ortak yapıyor. Bir hukuk devleti olmak için devletin bu ayıptan kurtulması önem taşıyor. Bu aynı zamanda, Cumartesi Anneleri’nin çektiği acı ve üzüntüyü biraz olsun hafifletmek için gerekli. Sorun sadece Cumartesi Anneleri’nin sorunu değil. Bütün toplumun sorunu. BULMACA SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 behicak@yahoo.com.tr 6 7 8 9 ÇİZGİLİK KAMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com SOLDAN SAĞA: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Osmanlılar 1 M E S U D İ Y E döneminde Eflak ve Boğdan beylerine verilen san. 2/ Asya’da bir ırmak... Yağda kavrulmuş unu 2 ES İ R NARA 3 S İ RAYET L 4 URA AKABE 5 D YAR LAL 6 İ NEK TATU su ile pişirerek 7 Y A T A L A K S yapılan bir çeşit 8 E R B A T S U bulamaç. 3/ Büyük piliç... 9 ALELUSUL Hatay ilinde bir ır mak. 4/ Molibden elementinin simgesi... Saygı ile ağırlama. 5/ Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu’nun kısa yazılışı... Adları sıfat yapan bir yapım eki. 6/ I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda kul lanılmış bir tür başlık. 7/ Argoda karnı aç ya da parasız kimseye verilen ad... Grekoromen güreşte bir oyun. 8/ Konya’nın Akşehir ilçesine özgü, kü çük ve yassı hamur parçaları, sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir yemek. 9/ Önü hendekli siper... Çok keskin ve uzun bir Japon kılıcı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Osmanlılarda seferde ordunun ve devlet yöne ticilerinin atlarına bakan, daha çok Bulgarlardan oluşturulan askeri sınıf... İtalya’nın en uzun ırma ğı. 2/ En küçük izci kuruluşu... Göz değmesi. 3/ İskambillerle oynanan bir talih oyunu. 4/ Sıcak bölgelerde yaşayan büyük bir çaylak. 5/ Yeniçeri kışlası... Yabancı... Panama’nın plaka imi. 6/ Bir nota... Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 7/ Alev... İcar. 8/ Başlıca, temel niteliğinde olan... Yunan mitolojisinde kır tanrısı. 9/ Tepesi dar, kenarları geniş bir tür fes. C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog