Bugünden 1930'a 5,465,018 adet makale



Katalog


«
»

Pazartesi 13 Ağustos 2018 TASARIM: EMİNE BİLGET İBB’ye Yürüyen merdivene sıkışmıştı dava açtı İstanbul’da İTÜ Ayazağa Metro İstasyonu’nda 27 Şubat’ta yürüyen merdivenlerin çökmesi sonucu boşluğa düşerek yaralanan Mehmet Ali Erik İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) iştiraki Metro İstanbul A.Ş.’ye maddi ve manevi tazminat davası açtı. Erik, sıkıştığı yerden bir saatte kurtarılmıştı. İşinden oldu Avukat Gizem Bostancı kazazedenin durumu hakkında M. Ali Erik da bilgi verdi. Bostancı, “Vü cudunda çok ciddi yaralanmalar oldu. Gövde sinde et parçası koptu, dikiş atıldı. Bir parma ğında his kaybı var. O parmağını hâlâ hareket ettiremiyor. Bu gelecekteki iş hayatını da etki leyecek bir zarara yol açtı. 45 gün işe gideme di. Şimdi de işinden oldu” dedi. Kazazedenin fiziksel ve ruhsal sıkıntılarının devam ettiğini belirten Bostancı, “Müvekki lin başına gelen acı olayın üzerinden birkaç ay geçti ama fiziksel ve ruhsal acıları hâlâ devam ediyor. Büyük bir fobisi oluştu. Yürüyen merdi vene binemiyor. Kapalı alanda, kalabalıkta aşı rı panik yaşıyor. Hatta bu paniğinden ve fobi sinden dolayı işini kaybetti. Çok zor zamanlar dan geçti” ifadelerini kullandı. Avukat Bostan cı, “Bir daha böyle olaylar yaşanmasın. Huku ken gereken ne varsa yapacağız. Sonucunu da yargıya bırakıyoruz artık” ifadelerini kullandı. Olaydan sonra açıklamalarda bulunan Meh met Ali Erik ise “Yürüyen merdiven kullanamı yorum. Metroya binemiyorum. Herhangi bir si ren sesinde bile kendimi çok kötü hissediyo rum. Görüntüleri tekrar izlediğimde, o anı tek rar yaşamış gibi bir psikolojiye büründüm” diye konuşmuştu. l DHA Beşiktaş’ta yolda çukur oluştu İstanbul Beşiktaş’taki Nispetiye Caddesi’nde çökme meydana geldi. Alınan bilgiye göre, Nispetiye Caddesi’nde dün çökme oldu. Bu nedenle yolda yaklaşık 1,5 metre çapında çukur oluştu. Haber verilmesi üzerine olay yerine belediye ve polis ekipleri sevk edildi. Polis, trafik akışının kontrollü sağlanmasını sağlarken, belediye ekipleri de çalışmaya başladı. l AA Oltalı Genç kızı balık kurtuluş tutan bir yurttaş kurtardı haber 24 Haziran’ın7 meşruiyeti KONUK YAZAR RIZA TÜRMEN Eski AİHM Yargıcı 24 Haziran seçimleri ile Türkiye’de bir rejim değişikliği gerçekleşti. Ancak tuhaf bir biçimde, bu seçimlerin Anayasa’da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde öngörülen “eşitlik ve serbestlik” ilkelerine ne ölçüde uygun olduğu, demokratik ülkelerdeki seçim standartlarına uyup uymadığı Türkiye’de pek sorgulanmadı. Seçim, sadece oy verme sürecini değil, kampanya sürecini de kapsar. Bu süreçteki aksaklıklar ulusal görsel ve yazılı basından çok AGİT Gözlemci Heyeti gibi yabancı gözlemcilerin raporlarına yansıdı. OHAL altında seçim yapılması, basın toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar, Cumhurbaşkanı adaylarından birisinin cezaevinden kampanya yürütmek zorunda bırakılması, kampanya sırasında muhalif partilere yapılan saldırılar, yazılı ve görsel basında iktidara ve muhalefete ayrılan yerlerin doğurduğu eşitsizlik, kampanya sırasında devlet olanaklarının bir parti ve adayı için kullanılması, kampanyanın finansmanın saydam olmaması gibi eleştirileri AGİT Heyeti’nin rapor ve basın toplantısında bulabilirsiniz. Bütün bu aksaklıkların, seçimlerin meşruiyeti sorunu doğurması beklenirdi. Bu olmadı. Muhalefet seçimi sandıkta sonuçlarıyla sınırlı gördü. Yenilgiyi hemen o akşam kabul etti. Sonucu etkileyen nedenler üzerinde durmaya gerek görmedi. Oysa, kampanya süresinde TRT, AKPMHP ittifakına 37 saat 40 dakika ayırmış, buna karşılık CHP’ye 3 saat 4 dakika, İyi Parti’ye 9.5 dakika ayrılmış. HDP ve Saadet Partisi’ne ise TRT ekranlarında hiç yer verilmemiş. Yanlı yayınlar AGİT Gözlemci Heyeti, seçim kampanyası süresince 5 TV kanalını izlemiş. Bunlar TRT, SHOW, CNN Türk, A Haber ve Fox TV. Bunlardan Fox TV dışındaki dört kanal, AGİT Heyeti Raporu’na göre, AKP ve Erdoğan yanlısı yayın yapmışlar. AKP ve Erdoğan’a yüzde 33.7 ile 58.5 arası yer ayırmışlar. Aynı kanallar İnce’ye yüzde 18.7 ile 27 arası, Akşener’e yüzde 1.2 ile 11 arası yer vermişler. Fox TV bütün adaylara eşit yer vermiş. Sadece bu rakamlar bile seçimlerin ne denli eşit ve adil geçtiğini göstermeye yeterli. Oysa Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin kamu hizmeti veren devlete bağlı yayın organlarının bağımsızlığı ile ilgili pek çok kararı var. Örneğin, Medya Politikaları konusunda 1994 yılında Prag’da düzenlenen dördüncü Avrupa Bakanlar toplantısından kabul edilen (96) 10 sayılı karara göre, “Taraf devlet MUHALEFET SORGULAMALI Seçim sürecinde TRT ve özel TV’lerde iktidar partisine orantısız yer verilmesi ifade özgürlüğünün ihlali demek. Bu da AİHM’nin ‘Çoğulculuk olmadan demokrasi olmaz’ ilkesiyle çatışıyor. AİHM’den seçme ve seçilme hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yolunda bir kararın çıkması, 24 Haziran seçimlerinin meşruiyeti açısından şimdiye dek yapılmayan önemli bir tartışmaya yol açar. Türkiye’de bir rejim değişikliğini gerçekleştiren 24 Haziran seçimlerinin meşruiyetinin muhalefet tarafından hukuksal ve siyasal olarak sorgulanması gerekiyor. ler, kamu hizmeti veren yayın kuruluşlarını, siyasal ve ekonomik müdahalelere karşı korumaya ve bağımsızlıklarını güvence altına almayı taahhüt ederler”. 2006 yılında Bakanlar Komitesi kabul ettiği “Kamu Hizmeti Veren Yayın Organlarının Bağımsızlığının Güvence Altına Alınmasına İlişkin Bildiri”de yukarıdaki taahhüdü yineler ve taraf devletlerin bağımsızlığı sağlayacak ve siyasal, ekonomik müdahaleleri önleyecek hukuksal, siyasal, mali ve başka teknik araçlara başvurmalarını öngörür. Kararda bu araçların nitelikleri ayrıntılı olarak anlatılır. Uluslararası alanda üstlenilen bu taahhütler Türkiye bakımından ne anlam ifade ediyor? Yoksa, hiçbir anlam ifade etmiyor mu? Çoğulculuk olmadan... Devlet televizyonunun tarafsızlığına ilişkin olarak AİHM’nin 17 Eylül 2009 tarihinde kesinleşen ilginç bir kararı var. Kararın adı Manole ve diğerleri / Moldava. Davanın başvurucuları, Moldova devlet televizyonunun eski çalışanları. Başvurucuların savlarına göre, 2001 yılında Moskova yanlısı Komünist Partisi mecliste çoğunluğu elde elde ettikten sonra, Moldova devlet televizyonu (TRM) bu partinin denetimi altına girdi. TRM yönetimi, iktidara yakın yöneticilerle değiştirildi. İktidar yanlısı yayınlar yapmaya başladı. Sovyet dönemini eleştiren programlar yasaklandı. Muhalefet partilerine ayrılan süre çok azaltıldı. Başvurucuların siyasal görüşleri nedeniyle TRM’deki işlerine son verildi. AİHM kararında şu ilkelere yer verdi: Çoğulculuk olmadan demokrasi olmaz. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temelidir. Farklı siyasal görüşler ve siyasal programların önerilmesi ve tartışılması demokrasinin özünü oluşturur. Bir siyasal grubun görsel medyayı egemenliği altına alması, yayıncılar üzerinde baskı yaparak özgürce yayın yapmalarına engellemesi, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırır. Devletin yükümlülüğü sadece ifade özgürlüğüne müdahale etmemek değil, aynı zamanda onu koruyacak önlemleri almayı da kapsar. Orantısız bir zaman AİHM kararında şu iki husus üzerinde durdu: 1. TRM yönetimi başvuruculardan, hükümet tarafından zararlı görülen konulara yer verilmemesine, bazı sözcüklerin ve tümceleri kullanılmamasını talep etmiştir. 2. TRM yönetimi, başvuruculardan, TRM’nin iktidar partisine orantısız bir zaman ayırmak, buna karşılık muhalefet partilerine çok az ya da hiç yer vermemek yolundaki politikasına uygun davranmalarına istemiştir. AİHM bu taleplerinin başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir. Bunun yanında, hükümet TRM’de çalışanların ifade özgürlü ğünü koruyacak önlemler almamıştır. TRM ‘nin bağımsızlığı koruyacak bir hukuksal çerçeveyi yürürlüğe koymamıştır. Bütün bu nedenlerle AİHM, Sözleşme’nin ifade özgürlüğüne ilişkin 10 maddesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verdi. AİHM kararında ayrıca, Moldova Hükümeti’nin bu konudaki Bakanlar Komitesi kararlarına uygun olarak, TRM’nin bağımsızlığını sağlayacak yasaları yürürlüğe koymasını istedi. 24 Haziran seçimlerinden sonra, muhalefet partilerinin ya da bireylerin, TRT ve özel televizyon kanallarının iktidar partisine orantısız yer vermelerinin seçme ve seçilme hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği savıyla AYM’ye başvuru yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi sahibi değilim. Böyle bir başvuru yapıldığını umut ederim. AYM’nin bu başvuruyu kabul edilemez bulması durumunda, AİHM yolu açılacak. Yukarıda değinilen Moldova davasından da anlaşılacağı gibi, doğru açılan böyle bir davanın AİHM’de kazanılma olasılığı var. AİHM’den seçme ve seçilme hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yolunda bir kararın çıkması, 24 Haziran seçimlerinin meşruiyeti açısından şimdiye dek yapılmayan önemli bir tartışmaya yol açar. Türkiye’de bir rejim değişikliğini gerçekleştiren 24 Haziran seçimlerinin meşruiyetinin muhalefet tarafından hukuksal ve siyasal olarak sorgulanması gerekir. İstanbul Emirgân sahilinde ailesiyle tartıştığı iddia edilen genç bir kız, denize atladı. Vatandaşların son anda fark ettiği genç kız, hem olta uzatılarak hem de bir vatandaşın denize uzanmasıyla kurtarıldı. Sağlık durumu iyi olan kız ambulansla hastaneye kaldırıldı. Genç kızı kurtaran vatandaş, “Oltayı atmış bekliyordum. Denizde bir siyahlık gördüm, bana yüzme bilmiyorum deyince oltayı çevirip tutturdum. Sonra bağırdım arkadaşlar geldi” dedi. l İHA 140319 numaralı sürekli basın kartımı kaybettim. Hükümsüzdür. Ahmet Şık CHP MİLLETVEKİLİ Gürsel Tekin, MECLİS’E YASA TEKLİFİ SUNACAK ‘178 bin çocuğumuz kayıp’ CHPİstanbul Milletvekili Gürsel Tekin çoğu İstanbul, Şanlıurfa ve Gaziantep olmak üzere, son 10 yılda 178 bin çocuğun kaybolduğuna dikkat çekti, çocukların akıbetini araştırmak ve kaybedilmelerini engelleyebilmek için yasa teklifi sunacağını bildirdi. Kaybolan çocuklara ilişkin yazılı bir açıklama yapan Tekin, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar” sözünü anımsattı. Çocuklara yönelik suçlarda hafifletici sebep aranamayacağını belirten Tekin, “Çocuklarımız, sadece kaybolma tehlikesiyle değil, taciz ve tecavüz gibi insanlık suçlarına da maruz kalıyor” dedi. Tekin şu görüşlere yer verdi: “Nüfusunun yaklaşık yüzde 35’ini çocukların oluşturduğu ülkemizde, onların fiziksel, zihinsel, eğitsel ve duygusal gelişimlerine zarar veren uygulamalar ne yazık ki her geçen yıl artmaktadır. TÜİK’in verilerine göre, son on yılda yüz yetmiş sekiz bin altı yüz kırk bir çocuğun kaybedildiğine dikkat çeken Tekin, “Bu büyük bir toplumsal yaradır. Bu çocuklara ne oldu; başlarına ne geldi? Hükümet ne merak ediyor ne de araştırıyor” tepkisini gösterdi. İktidarın kayıp çocuklar sorununu görmezden geldiğini belirten Tekin, “Gözlerini de kulaklarını da bu gerçeğe kapatmışlar. Büyük Önderimiz Mustafa Ke mal Atatürk’ün ‘Vatanı korumak çocukları korumakla başlar’ sözleri ışığında, tüm çocuklarımızın eğitim ve sağlık hakkından eşit koşullarda yararlandığı, her türlü istismar ve baskıdan uzak gelişimlerini sağlayabildikleri bir ülke hepimizin ortak özlemi olmalıdır.” Sorunun gözden kaçırıldığını belirten Tekin, İstanbul, Şanlıurfa ve Gaziantep’te kayıp çocuk vakalarının yoğunlaştığını belirtti. Yeni yasama yılında konuya dikkat çekeceğini; hem kanun teklifi hem de araştırma önergesi vereceğini belirten Tekin, çocuklara yönelik istismarı engelleyecek tedbirleri önereceklerini de belirtti.  l ANKARA / Cumhuriyet C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog