Bugünden 1930'a 5,465,197 adet makale



Katalog


«
»

Pazar 1 Nisan 2018 haber 10 EDİTÖR: SERKAN OZAN ‘Sağlam girdi, HIV’li çıktı’ Gün hırsızıyım... Hem de üç gün... Sabah kalk. Keyifli bir kahvaltıyı çoktan unuttun. Çabuk çabuk tıkın. Evden çık, gazeteye gel. Masana kurul. Gözağrıların Cumhuriyet’i ve T24’ü reklamlarına kadar satır satır oku. Ardından “yerli ve milli” basılı gazeteleri bir bir elden geçir. Yetmedi dilini kıvırabildiğin yabancı medyada hızlı bir tur at. Vakit daralmışsa başlıklarına bakıp kim, neyi ne kadar önemsemiş, büyütmüş anlamaya çalış. Onun da ardından internet haber sitelerinde dolan. Önemli yazıları, söyleşileri oku... Bitmek tükenmek bilmeyen ıvır zıvırla uğraş, ama kafanın bir yerine kazık kakmış Cumhuriyet’in parasal tıkanıklıkları sorunu ha bire seni dürtsün... Tırmık günüyse fazla oyalanma. Sen bu mesleğin yarısını alanda haberci olarak geçirdiysen, öteki yarısını mutfakta, yazıişleri masasında geçirdin. Köşe yazılarının gecikmesinin yol açtığı sıkıntıyı, öfkeyi iyi bilirsin. Bari sen halden anla, yazıyı gecikmeden yolla... Günün haberleri akmaya başladı. Ucundan kıyısından sen de göz at. Sen mali sorunlara yumul. Hiç anlamadığın rakamlar, bilanço, nakit akışı, zorunlu ödemeler, ertelenebilir ödemeler filan gibi berbat sorunlara kafa yor. Bu işlerden anlamadığını, aklının ermediğini belli etme... Aha, akşam olmuş bitmiş, geceye yürümüş bile. Dal İstanbul trafiğine. Eve git. Bir şeyler ye. Televizyon? Boşver. Haberse zaten bütün gün haber okudun, bir de ekranda yinelemek niye? Zaten gözlerin kapanmaya başladı. Vur kafayı uyu… HHH Sabah kalk. Keyifli bir kahvaltıyı çoktan unuttun. Çabuk çabuk tıkın. Evden çık gazeteye gel… Akşam olmuş bitmiş, geceye yürümüş bile. Eve git. Bir şeyler ye. Vur kafayı uyu… Sabah kalk. Keyifli bir kahvaltıyı çoktan unuttun. Çabuk çabuk tıkın. Evden çık gazeteye gel… Akşam olmuş bitmiş, geceye yürümüş bile. Eve git. Bir şeyler ye. Vur kafayı uyu… HHH Gün hırsızı olmaya karar verdim. Gazeteden, kentten, sizlerden üç gün çaldım. Asfalt, beton, egzoz gazı, korna sesi, ambulans çığlığı geride kaldı. Doğa uyanmış. Henüz mahmur, ama uyanmış. Çaldığım günlerin ilkinde (cuma) güneş bana armağan olarak kendini sundu. Gökyüzünden gülümsüyor. Aşağıda, yeni sürülmüş tarlalardan buğular yükseliyor. Yaşasın, yoldayım ve leylekleri havada gördüm. Yaşasın yerde de leylek gördüm. Tarlayı süren çiftçinin ardı sıra yürüyor ve pulluğun yardığı toprakta solucan avlıyor… HHH Sonra Ada… Öyle İstanbul adaları gibi değil. Marmara’nın taaa ortasında. Yol beş saati bulur. İki buçuk saati denizin üstünde… Ada kışın kabuğuna çekildi. Gençler epey uzak denizlere açılan balıkçı motorlarına tayfa yazıldılar. Kimileri de karides teknelerine… Daha yaşlılar kış başında zeytin topladı, salamura kurdu, yağ çıkardı. Ama artık bahar. Ada uyanmış. O da mahmur, ama uyanmış… Yamaçlar yeşile kesmiş. Katırtırnakları şimdiden göz kırpmaktalar. Çınar taze yeşil yapraklarını kuşanmaya başlamış. Morsalkımın tomurcukları patladı patlayacak. Asma filizleri boy atmaya başlamışlar bile. Erguvan ve erik ve zerdali ve ayva ve yaşlı badem de çiçeğe durmuş. Tavşanlar ve yılanlar ve tarla fareleri kış uykusundan uyanmışlar. Yuvasının tam ağzında önayakları üstüne dikilmiş fettan bir tarla faresi ile bakıştık. Bana göz kırptı. (Kırpmıştır değil mi? Evet, evet kırptı)… Ve Ada’daki en yakın arkadaşım Hırsız Saksağan geldiğimi sezmiş, uçtu geldi, çınarın dalına kondu. Yine çok yakışıklıydı. Fırlama bakışlarla beni süzdü. Uzun, zarif kuyruğunu titreterek öttü. Anladım. “Hoş geldin” dedi, “Seni özlemiştim” dedi; “Beni özledin mi” diye sordu. O kadar özlemiştim ki neredeyse sevinçten ağlayacaktım. Sonra dönüşte yetmiş, seksen basamak tırmanmayı göze alıp kıyıya indim. Aylar sonra kavuştuğu güneşin ışıklarını kıpır kıpır yansıtan denizin kıyıyı öptüğü yerde dikildim. Bir yassı çakıl taşı aradım. Buldum. Denize fırlattım… Üç kez sektirdim. Belki de dört… Aferin bana. Cumhuriyet‘ten, kentten ve sizlerden üç gün çaldım. Aferin bana… Sakarya L Tipi Cezaevi’nde 11 ay kalan öğretmenin cezaevinde virüs kaptığı öne sürüldü ALİCAN ULUDAĞ Sakarya L Tipi Cezaevi’nde FETÖ’den 11 ay tutuklu kalan bir öğretmenin tahliye edildikten sonra yaptırdığı test sonucu HIV (edinilmiş bağışıklık eksikliği sendromu) virüsü taşıdığı ortaya çıktı. Öğretmenin avukatı Salih Koçak, müvekkilinin cezaevine sağlıklı girdiğini, ancak virüsün cezaevinde bulaştığını belirterek, sorumluluk hakkında dava açacaklarını söyledi. Koçak, müvekkilinin çalıştığı özel dershaneden de, işten de çıkarıldığını kaydetti. Cumhuriyet’e konuşan avukat Salih Ko çak, adının açıklanmasını istemediği 27 yaşındaki öğretmen müvekkilinin Bylock iddiası nedeniyle 9 Aralık 2016’da tutuklandığını anlattı. Müvekkilinin Sakarya L Tipi Cezaevi’nde 15 kişiyle birlikte 4 kez diş tedavisine götürüldüğünü söyleyen Koçak, müvekillinin 11 ay sonra Ekim 2017’de tahliye edildiğini kaydetti. Tahliye olduktan bir süre sonra müvekkilinin rahatsızlanarak hastaneye gittiğini belirten Koçak, şunları anlattı: “Mart ayında test için kan verdi. Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde yapılan testin sonucunda HIV virüsü çıktı. Bu virüsün özelliği, sizin vücudunuza bulaştığında 6 ay ile 2 yıl arasında kuluçkalanma dönemi yaşaması. Yani süreyi hesapladığınızda virüsun bulaştığı tarihte müvekkilim cezaevindeydi.” Mahkumlar bilmiyor HIV virüsü taşıyıcılarının listesinin Adli Tıp’ta tutulduğunu ve kurumlara bildirildiğini söyleyen avukat Koçak, müvekkilinin çalıştığı özel bir dershaneden çıkarıldığını ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nün çalışma iznini iptal ettiğini kaydetti. Öğretmen müvekkilinin cezaevinde 30 kişiyle kaldığı söyleyen Koçak, “Burada müvekkilimin HIV’li olup olmadığı mesele değil, cezaevinde beraber kalan kişilerin bundan habersiz olmaları. 2 yıl sonra grip olsa ölecek” dedi. Cezaevine girerken herhangi bir test yapılmadığını söyleyen Koçak, bunun ilacını devletin karşıladığını, tedavi sonrasında kişinin taşıyıcı olacağını kaydetti. Koçak, müvekkilinin bekâr olduğunu ve artık bu virüs nedeniyle evlenemeyeceğini belirterek, “İdam etseler daha iyiydi” dedi. Avukat Koçak, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını, ayrıca maddimanevi tazminat davası açacaklarını da ifade etti. l ANKARA Festus Okey davası 11 yıl sonra sil baştan Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK), 2007 yılında Beyoğlu’ndaki bir karakolda po lis kurşunuyla can veren Nijeryalı Festus Okey’in ölümüne ilişkin da vaya ailesinin katılması yönündeki talebinin reddi kararını bozdu. Fes tus Okey’in kardeşi olduğunu iddia eden Tochukwu Gameliah Ogu’nun maktulle akrabalık bağı bulunup bulunmadığının araştırılmasını iste yen Yargıtay, çıkacak sonuca göre Ogu’nun davaya katılıp katıla mayacağına karar ve rilmesine hükmetti. ALİCAN ULUDAĞ Eğer tıbben kardeş olduğu belirlenirse Ogu, davaya katılarak ko vuşturmanın genişletilmesini, sanı ğın daha ağır ceza almasını ve tüm sorumluların yargı önüne çıkarıl masını isteyebilecek. Nijeryalı göçmen Festus Okey, 20 Ağustos 2007’de Beyoğlu Emniyet Asayiş Büro Amirliği’nde polis me muru Cengiz Yıldız tarafından öldü rüldü. Festus Okey’in soruşturma sı ve dava aşamasında birçok hukuk skandalı yaşandı. Olayla ilgili ilk so ruşturma tutanağını polis Cengiz Yıl dız tuttu. Dava aşamasında mahke me, açığa alınmayan Yıldız’ın silahı nın iadesine karar verdi. Davanın en önemli delili olan kanlı gömlek ise kaybedildi. Aileyi kabul etmediler Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 4 yıl boyunca Festus Okey’in Festus Okey olup olmadığı araştırıldı. Bu konuda Nijerya Büyükelçiliği’nden bilgi istendi. Kasım 2011’de, davayı izleyen Göçmen Dayanışma Ağı, Okey’in Nijerya ve Güney Afrika’daki ailesine ulaştı. Okey’in kardeşi Tochukwu Gameliah Ogu adına yapılan müdahillik talebi mahkeme tarafından kabul edilmedi. 13 Ocak 2011’de kararını açıklayan mahkeme, “olası kastla adam öldürmek” suçundan dava açılan sanık polisi, “taksirle ölüme sebebiyet vermek”ten 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme direndi Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2014 yılında kararı, “kardeş olduğunu iddia eden Ogu’nun Festus Okey ile biyolojik bağı araştırılarak müdahillik talebinin kabulü konusunda bir karar verilmesi için” bozdu. Ancak İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi, aynı yıl bu karara direndi. Dosya son karar için Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşındı. Ailesini araştır Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 27 Mart günü yaptığı toplantıda, Festus Okey davasında bozma kararı verdi. Kararda, Festus Okey’in açık kimlik bilgilerinin belirlenmesi ve maktulün kardeşi olduğunu iddia eden Tochukwu Gameliah Ogu’nun katılma talebine ilişkin maktul ile akrabalık bağı bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği belirtildi. Bu kararın ardından 21. Ağır Ceza Mahkemesi, Ogu’nun Festus Okey’in kardeşi olup olmadığını belirlemek amacıyla rapor aldıracak. Eğer akrabalık bağı tespit edilirse, Ogu kardeşinin davasına müdahil olabilecek. Bu sayede aile, Festus Okey davasında kovuşturmanın genişletilmesini isteyebilecek ve sanığın daha ağır hapis cezası alması için taleplerde bulunabilecek. l ANKARA Yargıtay, Okey’in polis kurşunuyla ölümüne ilişkin davada yerel mahkemenin kararını bozdu. Bu karar, sanık polisin daha ağır ceza almasının ve tüm sorumluların yargı önüne çıkarılmasının önünü açtı Sabahattin Ali unutulmadı Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini öğrenmek için 679. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Gözaltında kaybedilen yakınlarının fotoğrafları ve karanfillerle oturma eylemi yapan grup, yazar Sabahattin Ali’nin mezar yerinin açıklanmasını istedi. Eyleme CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl, Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu ve gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi, DİSK Basınİş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren de destek verdi. Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali, sağlık so runları nedeniyle eyleme katılamadı. Gönderdiği mektupta şunları yazdı: “Babam, 1948 karlı bir kış sabahı, benim ve annemin birkaç poz fotoğrafını çektikten sonra kayboldu. Ankaradan İstanbul’a yola çıktı ve bir daha geri dönmedi. Ölüm haberini neredeyse 1 yıl sonra gazetecilerden aldık. Cesedi teşhis etmeye o zaman hayatta olan annesi ve eşi çağırılmadı. Böylece ceset esrarengiz bir şekilde kayboldu. Sabahattin Ali’ye ait bir defin belgesi bile yok. Yani nereye gömüldüğü bile bilinmiyor. İnsan hafızası yakılan, parçalanan değerlerimizi unutmaz..” l İSTANBUL / Cumhuriyet ‘Sabah Yıldızı’ belgeseli gösterildi İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde Sabahattin Ali’nin ölümünün 70. yılında yönetmenliğini ve yapımcılığını Metin Avdaç’ın üstlendiği ‘Sabah Yıldızı Sabahattin Ali’ belgeselinin gösterimi yapıldı. Yönetmen Metin Avdaç, belgeselde, kızı Filiz Ali dahil önemli isimlere yer verdiklerini söyleyerek, “Sabahattin Ali omurgadır” dedi. Boynumu kıracak sandımPolisin saçlarını yolduğu Gülnaz Bozkurt, Cumhuriyet’e konuştu: ZEHRA ÖZDİLEK Gülnaz Bozkurt 36 yaşında, 17 yaşında bir çocuk annesi. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, Ankara Yüksel Caddesi’nde eyleme başladığında, Bozkurt’un hayatı “olağan akışında” sürüyordu. Bir süre sonra, 10 yıllık nüfus memuru kardeşi Nazan Bozkurt ihraç edildi. Gülnaz Bozkurt, Nuriye ve Semih’in yanında direnişe başlayan kardeşine destek olmak için Yüksel’e gitmeye başladı. Daha sonra kendisi de işten atıldı. O günden bu yana eylemine devam eden Bozkurt, “Annem temizlik, babam taksicilik yaparak 4 kız okuttu. Emekçi bir ailem var. Tek isteğim bu korku imparatorluğunu hep birlikte yerle bir etmek” diyor. Geçen hafta katıldığı bir eylemde saçları yolunan Bozkurt, suç duyurusunda bulunacak. Yüksel direnişine 20. gününde destek vermeye başlayan Bozkurt, oraya ilk gittiğinde kardeşinin arkadaşı Veli Saçılık ile karşılaştığını dile getiriyor. “Sorgulamaya başladım. Nuriye ve Semih’le tanıştım. Uğradıkları haksızlıkları öğrendim. Bir kaç gün geçmeden kardeşim de ihraç edildi. İzinli günlerimde ya da nöbet çıkışlarında gidip video çekiyordum. Medya kör, sağır olduğu için kendimiz direnişi yaymaya karar verdik. Gün geçiyordu ihraçlar çoğalıyordu. Acun hoca, Mehmet Dersulu Alev ve Malatya direnişçileriyle tanıştım; her birinin hikâyesi o kadar can yakıcıydı ki bu kadar güzel insanlara bunların yapılması çok ağırıma gi diyordu” diyor. Bu süreçte işini aksatacak ya da çalıştığı kuruma zarar verecek hiçbir şey yapmadığını vurgulayan Bozkurt, şöyle devam ediyor: “Açlık grevi başladı. Çekim yapmayı bırakıp doğrudan eylemlere katılmaya başladım. Evime ve iş yerime polisler gelmeye başladı. İşyerime gelen polislerin işten çıkarılmam konusunda baskı yaptığını öğrendim. Yönetimin polislere ‘özel hayatı bizi ilgilendirmez bize yansıyan olumsuz bi getirisi yok’ dediğini öğrendim. Çalıştığım hastanede polislerle sıkça karşılaşır olduk. Bu yaptık ları gözdağıydı. Çünkü aynı zamanda Nuriye’nin açlık grevindeyken refaktçisiydim. Nasıl eridiğini, nasıl acılar içinde geceleri kalktığını bilen biri olarak tek bir geri adım atmadım.” İşten çıkarıldığı 28 Mart günü olanları anlatıyor: “Sabah işe gittim. İnsan kaynaklarından çağırdılar. Hastanenin avukatı ve uzlaştırma uzmanı olduğunu söyleyen biri daha vardı. Bana hastane bünyesinde küçülmeye gittiklerini söyleyip işime son verildigini açıkladılar. Oysa çalıştığım birime birçok yeni eleman alındı. İşten neden atıldığımı bildiğim için onur duyduğumu söyleyip hazırlanmış evrakları imzalayıp çıktım.” Bir ton cezam var İşten çıkarıldığının ertesi günü soluğu Yüksel’de alan Bozkurt, o gün gözaltına alınmış ve daha önce yaşamadığı özel bir işkenceye maruz kalmış: “Beni arabaya attılar. Sonra arkamdan yumruk atıldığını acılar içinde anlayıp arkamı döndüğümde bir polis saçıma yapıştı. O kadar öfkeli çekiyordu ki boynumu kıracağını düşündüm. Bütün saçlarımı avucuna dolamış olanca gücüyle çekiyordu. Saçlarımın derimden kopma sesini duydum. Kopma sesi kulağımdan gitmiyor. Başka bir polis ise sağ orta parmağımı ısırıyordu. Bizi hastaneye götürdüler. İşkence izlerini tek tek yazdılar...” İşsiz olduğunu, üniversiteye hazırlanan bir oğlu olduğunu söyleyen Bozkurt, “Bu süreç nasıl geçer bilmiyorum. Ödemem gereken bir ton ‘kabahat’ cezam da var” diyor. C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog