Bugünden 1930'a 5,418,837 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

Salı 9 Ekim 2018 ekonomi@cumhuriyet.com.tr TASARIM: BAHADIR AKTAŞ Kur asgari ücreti eritti ekonomi 9 Asgari ücretlinin alım gücü düşerken işçilerin bütçesinde aylık 700 lira açık oluşuyor. Yılbaşında asgari ücret 353 Avro ederken şimdi 255 Avro’ya indi Türk Lirası’nın değer kaybıyla birlikte bu yıl asgari ücretin alım gücünde de önemli bir azalma oldu. 2018 başında 1.404 liradan 1.603 liraya çıkarılan net asgari ücretle 353 Avro almak mümkündü. Bahar aylarından itibaren TL’nin değer kaybetmeye başlamasıyla bu miktar 197 Avro’ya kadar geriledi. 4 Ekim 2018 itibarıyla asgari ücretin Avro karşılığı 225 Avro oldu. Fakat bu miktar, asgari ücretin Avro bazında zirve yaptığı 2016’nın yüzde 45 gerisinde. 2016’da aylık brüt asgari ücretle 518 Avro almak mümkündü. 4 Ekim 2018 kuruyla aynı miktarda Avro alabilmek için brüt asgari ücretin 3.682 TL olması gerekiyor. Ancak brüt asgari ücret aylık 2.029 TL ile bu oranın çok gerisinde. BBC Türkçe’nin haberine göre, Türkiye’deki asgari ücret Batı Avrupa ülke leri ve Yunanistan’a kıyasla her zaman daha düşüktü. Fakat Türkiye’de asgari ücretle çalışan işçiler tarihsel olarak bazı Doğu Avrupa ülkelerinden daha yüksek maaş alıyordu. Fakat 2016’dan itibaren değer kaybetmeye başlayan Türk Lirası nedeniyle asgari ücret neredeyse tüm AB ülkelerinin altına geriledi, uzun yıllardır üzerinde yer aldığı Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan gibi ülkelerin çok gerisinde kaldı. Türkiye’deki asgari ücret, bir zamanlar iki katına yaklaştığı Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk gibi ülkelerin seviyesine düştü. 2016’da Türkiye’de asgari ücretle çalışan bir işçi Polonya’daki işçiden yüzde 20 daha fazla maaş alırken bugün yüzde 42 daha az kazanıyor. 700 lira açık Türkİş Danışmanı Enis Bağdadioğlu, asgari ücretli işçilerin bütçesinde ortala ma aylık 700 lira açık oluştuğunu, faizdeki artışla birlikte borçlanma maliyetinin de arttığını, bunun işçileri çifte kıskaç altına aldığını belirterek “İşçilerin insanca yaşayabileceği bir ücret pazarlık konusu edilemez. Asgari ücret dolar bazında Avrupa’nın en düşüğü oldu, ona rağmen işçi çıkartılıyor” diye konuştu. Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Doç. Dr. Aziz Çelik, “Asgari ücret 2018’de yüzde 14 oranında artırılmıştı. 2018 sonu enflasyon yüzde 2025 bandında beklenmektedir. Bu durum asgari ücretin en az 10 puan gerilemesi anlamına gelmektedir. Ayrıca 2018 büyüme oranlarının da asgari ücrete yansıtılmamış olduğu düşünülecek olursa asgari ücretteki göreli kaybın çok daha yüksek olduğu görülecek” dedi. l Ekonomi Servisi Vergiyi sabitle maaşa zam yap Birleşik Kamuİş Genel Başkanı Mehmet Balık, gelir vergisi dilimlerinin yüzde 15’e sabitlenmesini, maaşlara da gerçekleşen enflasyon oranında zam yapılmasını istedi. Birleşik Kamuİş ve Tüketici Hakları Derneği, çalışanların ödediği dolaylı vergiler hakkında açıklama yaptı. Balık, AKP’nin de bütçe açıklarını, doğrudan ve dolaylı vergileri artırarak kapatma yoluna gittiğini söyledi. Emeğiyle geçinenlerin gelirleri arttıkça vergi diliminin de yükseldiğine işaret eden Balık, “Gelir vergisi oranlarını belirleyen kazanç dilimleri yıllar içinde neredeyse hiç artmamaktadır. Asgari ücretli çalışanların dahi bir üstü vergi dilime girmesine neden olmakta” diye konuştu. Kamuda çalışan 3 milyon memur ile 2 milyona yakın memur emeklisinin enflasyon beklentileri nedeniyle ekonomik kayba uğradığını anlatan Balık, “Gelir vergisi dilimlerinin yüzde 15’e sabitlenmesini, maaşlara gerçekçi enflasyon oranında zam yapılmasını istiyoruz” dedi. l ANKARA Hakkını savunmak suç değil, görevdir DİSK 5 Ekim’de tutuklanan Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut için İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü önünde eylem düzenledi. Eylemde konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Karabulut’un yaptıklarının suç olmadığını belirterek “insance yaşama ve çalışma hakkını savunmak sendikamız başkanının suçu değil görevidir. Asıl suç olan, sendikalaşmayı engellemek, iş cinayetlerinin üstünü örtmek, işçilerin maaşlarını vermemek ve tüm bunlara göz yummaktır” dedi. Eyleme DİSK yöneticileri, yanı sıra HDP milletvekilleri Oya Ersoy ve Serpil Kemalbay, CHP Milletvekilleri, Emine Gülizar Emecan, Gökhan Zeybek ve STK temsilcileri katıldı. Dayanışma platformu Öte yandan 3. havalimanı şantiyesinde çalışırken insanlık dışı koşullara isyan ederek iş bıraktıkları için tutuklanan işçilerle dayanışma amacıyla platform kuruldu. Platform, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde yapılan basın açıklamasıyla kuruluşunu ilan etti. l İSTANBUL Prim borcu ödenemiyor Kendi adına ve hesabına çalışan esnaf ve sanatkârlardan oluşan 13 milyon kişi, yaklaşık 83 milyar liralık sigorta ve genel sağlık sigortası primini ödeyemedi Kısa bir süre öncesine kadar hü gösteriyor. Sayıştay denetim ra kümetin ve ilgili ba poruna, borcunu ödeye kanların kriz yok dedi meyen yalnız kendi he ği ülkede, geçen yıl 13 milyon yurttaş sigorta ve genel sağlık primle OLCAY BÜYÜKTAŞ sabına çalışan vatandaş değil. Belediyelerin de yüzde 77’sinde prim rini yatıramadı. Söz konusu borçları tahsil edilemiyor. Ra prim tutarı yaklaşık 83 mil pora göre, 30 büyükşehir, yar lira. Bu Sosyal Sigorta 519 büyükşehir ilçe, 51 il, lar Kurumu’nun (SGK) yıl bo 400 ilçe ve 397 belde beledi yunca yapacağı prim tahsi yesinden oluşan toplam 1397 lat tutarının yaklaşık yüzde belediyenin 1084’ünün Sos 40’ın eşit. yal Güvenlik Kurumu’na olan Bu rakamlar, her gün kon toplam 8 milyar 784 milyon kordato listelerine yenileri 476 bin lira prim borcu tahsil nin eklendiği ülkede, yurt edilemedi. taşların geçen yıldan itiba SGK 2017 toplam bütçe gi ren borçlarını çeviremediğini derinin 206 milyar 871 mil yon lirasını yaşlılık ve ölüm aylığı ödemesi, 8 milyar 811 milyon lirasını ek ödeme, 3 milyar 172 milyon lirasını emzirme, cenaze, evlenme ve geçici iş göremezlik yardımlarını içeren diğer sigorta ödemeleri ve 78 milyar 682 milyon lirasını da tedavi ve sağlık malzemesi ile ilaç giderleri oluşturuyor. Bu tablo içinde anlaşılıyor ki kurum, bütçe giderlerinin yaklaşık yüzde 28’lik bir bölümünü toplayamıyor. Raporlarda kurum alacaklarının mali tablolarda tam, doğru ve zamanında muhasebeleştirilemediği ifade edildi. Konuya dikkat çeken hekimler; Dr. Ergün Demir ve Dr. Güray Kılıç, kurumun en önemli finans kaynağının sigorta ve genel sağlık sigortası primleri olduğunu hatırlattı. Çünkü, prim ödeyemeyenlerin sayısının giderek artması ve prim alacaklarının tahsil edilememesi ile SGK gelir gider dengesi olumsuz etkilenecek ve finansman açığı tarihi zirve yapacak. Bu durum en çok işçileri, emeklileri, sağlık hizmetine gereksinimi olanları, kamu ve özel tüm sağlık kurumlarını etkileyecek. “Y eni Türkiye”nin, ekonomisinden ve siyasetinden gelen sinyaller, adeta, bir Çin bedduasının gerçekleşmesindeki gibi, “ilginç zamanlarda” yaşadığımızı doğruluyor. Enflasyon verileri krizin (artık diyebiliriz, çünkü Cumhurbaşkanı krizi fırsata çevirmekten söz etti) derinleşmekte olduğunu gösteriyor. Buna karşılık, krizin nasıl hangi modele dayanılarak yönetileceği hâlâ belirsiz. Cumhurbaşkanı “Biz bize yeteriz” dedikten sonra McKinsey ile yapılan anlaşmanın kaderi de artık belli değil. Siyasetin ufku da karanlık. Cumhurbaşkanı AKP’ye muhalefetin “vatan hainliği” olacağını; medyanın, demokrasinin işleyişi açısından gereksiz olduğunu savunuyor. Kriz yönetimi Merkez Bankası, YTL’nin değer kaybetme eğilimine karşı döviz işlemlerinin yanı sıra faizleri de artırmıştı. YTL kısa bir toparlanmadan sonra yeniden gerilemeye başladı. Faiz artışının etkisini kaybettiği düşünülürken gelen enflasyon verileri, krizin sanılandan daha ağır olduğunu gösterdi. Üretici fiyatlarındaki enflasyonun, tüketici fiyatlarındaki enflasyonun iki katına yakınlaşması, enflasyonun artmaya devam edeceğini gösteriyor. Bunu ekonomik yavaşlamayla birleştirince, bir stagflasyon alanına girildiğini söylemek gerekiyor. Bu “alanda” para ve maliye politikalarının yükselen piyasaların dış dengele rinde, Türkiye’nin de borçlanma kapasitesi üzerinde olumsuz etki yapması kaçınılmaz. AKP yönetimi, 15 yılı borçlanmaya dayanan bir ekonomik büyümeyle (Özel sektör ve hane halkı borçları, sırasıyla 10 kat ve 83 kat artmış) yal ‘Yeni Türkiye’den nızca erteleyerek değil, aynı zamanda inşaat sektöründeki aşırı büyümeyle, mega projelerle, bir rantiye ekonomisi notlar üzerinde derinleştirerek geçirdi. Buradan nereye? etkilerinin zayıfladığını düşünürsek, ilginç zamanların daha da ilginçleşmesini bekleyebiliriz. Uluslararası koşullar da kriz yönetimine yardımı olacak gibi görünmüyor. Jeopolitik riskler bir yana, YTL dolar karşısında değer kaybederken dünya ekonomisinde, dolar üzerinden oluşan petrol, doğalgaz fiyatları artıyor. Türkiye’nin enerji tedarikinde iki önemli kaynağı Rusya ve İran’dan yerel paralarla ithalat yapması söz konusu olsa bile, fiyatların dünya piyasalarında dolar üzerinden oluşan düzeyde şekillenmesi kaçınılmaz. YTL ile yapılacak dış ticareti karşılamak için YTL üretilirse bunun enflasyonist baskısının döviz işlemleri alanında elde edilecek avantajları yok edebileceğini de düşünmek gerekiyor. ABD Merkez Bankası faizleri artırdı; bu yıl bir kez daha artırması bekleniyor. Bu gelişmenin, dolarla borçlanmış Saray rejiminin izlediği toplumsal politikalara bakınca, “hayırlı bir yere doğru değil”... Geçen hafta, iki haberin gösterdiği gibi, kaynakların, siyasal İslamın rejim inşa etme sürecinde, AKP iktidarına “siyasikültürel sermaye” (Bourdieu) üretecek, ancak ekonomik olarak en iyi ifade ile anlamsız, ideolojik aygıtlara, kurumlara dağıtılmış olması krize yol açan dinamikleri daha da ağırlaştırdı. Örneğin, 2017 yılında Diyanet İşleri’ne ayrılan 7.8 milyar YTL ile siyasal İslamın, dernek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık gibi taban örgütlerine aktarılan 3.7 milyarın toplamı, 2018 bütçesinde öngörülen savunma harcamalarının yüzde 19.3’üne, eğitime ayrılan kaynağın yüzde 11.4’üne, Sağlık Bakanlığı bütçesinin yüzde 28’ine karşılık geliyor. Stagflasyon içinde, “pastanın” küçülmesine paralel, siyasal İslamın tabanında, genel olarak halk arasında hoşnutsuzluğun artması kaçınılmaz. Bu koşullarda Saray yönetiminin muhalefeti baskı altında tutmaya özellikle özen göstereceğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Bunun işaretlerini daha şimdiden, sosyal medyayı susturma çabalarında, Cumhurbaşkanı’nın en yakın danışmanlarının ifadelerinde görebiliyoruz. Cumhurbaşkanı’nın “Allah korusun AK Parti’nin yıkılması, Türkiye için felaket olacaktır” sözleri, herkesin AKP’yi desteklemesi gerektiğini, desteklemeyenlerin Türkiye’nin yıkılmasından yana olduğunu söylüyor. “Halk varsa demokrasi var, yoksa yoktur. Medya ile falan demokrasi olmaz” ifadeleriyse, “ben bir kez seçildikten sonra, icraatımın demokrasi adına sorgulanmasını kabul edemem” anlamına geliyor. Siyasi baskı, fiyat kontrolleri muhalefeti bir ölçüde bastırabilir, ama yeni kaynak yaratmaz. Cumhurbaşkanı’nın, bunun ayırdında olan danışmanlarının birinin “Türkiye ekonomisindeki en önemli sorunlardan birinin tekelcioligopol, rekabetten uzak yapılanmalar ve bunların çarpık fiyatlaması...” olarak saptaması, siyasal İslamı destekleyen burjuvazisinin dışında kalan holding yapılarının elindeki kaynakların hedef alınacağını düşündürüyor. Gerçekten ilginç zamanlarda yaşıyoruz... Yazarımızın dün teknik bir hatadan dolayı eski bir yazısı yayınlanmıştır. Yazar ve okur larımızdan özür dileriz. İnsan hakları suçları yarışında son perde... İktidar erkini ellerinde tutan otoriterlerin, acımasızlık, barbarlık boyutlarını tırmandırarak, insan haklarında işledikleri suçların vahşet boyutları katlandıkça, korkuyla daha da caydırıcı oldukları saplantıları katlanıyor olmalı ki.. Medya güdüleme gücü de, nerede ise suçların etkilerinin, gücünün yarıştırıldığı, korku salarak teslim alma işleviyle kamuoylarına sızdırıldığı bir boyutta kullanılıyor... İnsan hakları suçları yarışında gelinen son perdeden birkaç örnek üzerinden olup bitenlere birlikte bir baksak mı? Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu önünden kaybedilen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın üzerinden verilen canlı yayınlar kuşkusuz Türkiye ve Amerikan medyası gündemlerinin ağırlık merkezinde... Önce Türk nişanlısının kaygılı demeçleri, sonra dünya ve ağırlıklı bölge medyasının, gazetecilerin yaşam hakkının tanınması çağrıları ağır basıyordu. Dünün öne çıkan haberlerinde, hele de sosyal medyada profesyonel vahşi bir cinayet senaryosu öne çıkıyordu. Yazılarını yazdığı Amerikan gazetesindeki köşesinin boş bırakılması, bizim medyanın geçmiş özgürlük, hak arayışlarının simge yöntemi olarak uygulamaya sokulmuşken, Amerikan iktidar erkinin kendi basın özgürlüğü ilkeleri, en azından Trump’ın ilk sert çıkış protestolarıyla uyumlu bir sahip çıkışını, hak arayan, demokratik ilkeli duruşunu bekliyor musunuz? Suudilerden, en yetkin ağızlardan kayıp olayı yalanlanırken yapılmış, suçsuzluğun kanıtlanması yolunda apaçık cansiperane olmayan, sakin açıklamalar karşısında ne düşünüyorsunuz? “Geçmişte kaldı” demeyin, Suudilerle, özellikle ve öncelikle, enerji çıkarları emperyal paylaşım uzlaşmaları doğrultusunda geçerli, gizli destek ittifaklarının kalıcı yaklaşımlarını hiç atlamayın. En yaşamsal insan hakları suçlarının dönem dönem vahşete dönüşen boyutlarının görmezlikten gelinmesi, her koşulda Suudi saltanatının ayakta kalmasının askeri güvenliğinin sağlanması. Sultanlık, Amerikan odaklı ağır cinayet olasılığı suçlamaları karşısında, aldıkları silahların parasını ödediklerini açıklama rahatlığı içinde olması bir yana... Akdeniz doğalgazı paylaşımında da ittifakın içindeki varlık, ağırlıklarının korunmasını nasıl açıklamalıyız? Operasyon yerinin nişanlı Türk ilişkisi içinde Türkiye’de oluşunu rastlantı gibi değerlendirmek istesek de Türkiye’nin uluslararası sorumluluk babında ne kadar zor duruma düşürüldüğü cabası... HHH Dünün sıcak gelişmeleri içinde, elbet tersine işleyiş örneği Amerikalı Rahip üzerinden yaşanan gelişmelerle ilişkili... Saray’ın en yakın perde seyahatlerinin izleyiciliği katına çıkarılmış otorite yorumcularının dünkü satır arası bilgilendirmelerinde, Rahip’in kesinleşmesi beklenen yargı kararında verilecek ceza süresi ile ilişkilendirilmiş olarak serbest bırakılabileceği, üzerinden yaşanan AmerikaTürkiye ilişkilerinde kullanılan restleşmenin böylece gündemden düşeceği müjdesi verildi gibi. Cevabı belli ama şeytanlık olsun diye, “Amerika kendine dönük Rahip’in özgürlüğünde gösterdiği ısrarcılığı, sonuç olarak kendi ülkelerinde gazetecilik yapan, yaşayıp yaşamadığı bilinemeyen gazetecinin hakları üzerinden sürdürür mü” kıyaslı soruyu sorabilir miyiz? Ülkemize dönük, en son hakhukukdemokrasi üzerinden çok önemli gelişmeye geçelim. Başkan Erdoğan, aynı zamanda parti başkanı kimliği ile katıldığı yerel seçimlere dönük AKP’nin hazırlıkları toplantısının sonunda noktayı baştan haksız, hukuksuz bir tehditle koydu. Bal gibi de yerel seçimlerde, kanıtsız PKK ile ilişkili suç ortaklıklarıyla bağlantılandırarak, seçimler sonucunda istenmeyen yönetimler başa gelirse, yetkilerini kullanarak seçilmiş başkanlıkların yönetimlerine el konulacağını ilan etti. Sanki ortada hukuk düzeni, geçerli aday olabilme hakları yokmuş da, baştan kendilerince istenmeyen adayların PKK ile ilişkilendirilmeleri söz konusuymuş ve de buna izin verilmeyeceği gibi bir önden tehdit olabilirmiş gibi. Nasrettin Hoca’nın testiyi kırmamış çocuğu önceden dövme fıkrasına benzetilse de, hakhukukdemokrasi adına baştan yüz kızartıcı bir tehdit, baskı yöntemi olmuyor mu? Dünün ikinci yarısında TRT ağırlıklı İdlib mutabakatı çerçevesinde ılımlı muhalifler olarak tanımlanan grupların ağır silahlarının çekilmesi görüntüleri verildi. Söz konusu görüntülerin Rusya ile Türkiye arasında varılmış mutabakat takvimi uyarınca gerçekleştirildiğinin altı çizilirken, silahlardan arındırma sonrası bölgeye yerleştirilecek yüz binlerce sivilden söz ediliyordu. Kuşkusuz görüntülerin gerçekte ne çapta, hangi silahlı örgütlerin anlaşmaya uydukları konusunda gerçekleri yansıtmakta, ağır silahlarıyla birlikte, nerelere çekilmekte oldukları üzerinden bir fikrimiz olabilemez. Haberlerin içinde yer verilmemesi bir yana, yine hemen ardından yakın bölgeden yeni çatışmaların, bombardımanların yaşandığı görüntüleriyle de bilgi kirliliği kafa karıştırıyordu... C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog