Bugünden 1930'a 5,419,547 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

Çarşamba 31 Ekim 2018 6 dizi TASARIM: ŞÜKRAN İŞCAN Avrupa iki bölümdüHaritayı yeniden değiştirmek isteyenler ile buna karşı çıkanlar... n MİYASE İLKNUR: Atatürk’ün, Cumhuriyet’in 15’inci yıldönümü törenlerine hastalığı dolayısıyla katılamadığını, İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’ndaki odasında tedavisinin devam ettiğini hatırlatmıştık. O gün Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri, İstanbul’daki resmi törenlerde bulunduktan sonra okullarına dönerken vapuru sarayın önüne yönlendirmişlerdi. Atatürk’ü, İstiklal Marşı söyleyerek selamlamışlardı. Atatürk de odasının penceresi önüne gidip onlara selam göndermişti. Bu kutlamadan çok duygulanmıştı. Başbakan Celâl Bayar aracılığıyla Ankara’ya gönderdiği mesaj, o gün Hipodrom’daki törende okunmuştu. Bunun arkasından bir de 1 Kasım günü Meclis’in açılışı sırasında Meclis’te okunan bir konuşması var. ALTAN ÖYMEN: Evet, o konuşmayı da Celâl Bayar okudu. Sonuçta,o konuşmayla da milletvekillerine veda etmiş oldu Atatürk. Cumhurbaşkanları, malum, her yıl 1 Kasım’da, Meclis’in yeni toplantı yılının açılışı dolayısıyla Meclis’e hitap ederlerdi. Ülkenin genel durumu üzerindeki görüşlerini bildirirlerdi. Bunu o yıl böyle dolaylı yoldan yapmış oldu Atatürk. O konuşmada söyledikleri de dış politikamız açısından ilginçtir. Dış politikamızın daha önceki yıllardaki gelişmelerine ek olarak, Hatay sorununun artık çözülme yoluna girmesinin kesinleştiğini açıklamıştı. Türkiye’nin genel dış politika çizgisinin barışçı olduğunu vurgulamıştı. Ve diğer ülkelerle diplomatik ilişkilerimizin bir özetini vermişti. O arada uluslararası sorunların giderek daha da şiddetlendiğine işaret etmişti. Ama Türkiye’nin bütün sorunlarını görüşmeler yoluyla çözülmesini istediğini, daha önceki yıllardaki 1 Kasım konuşmalarındaki gibi, bir kere daha belirtmişti. Şimdi burada önümde o konuşmanın o günkü Cumhuriyet’te yayımlanan bir metni var. Sonuç olarak diyor ki: “Cumhuriyet hükümeti, en yakın komşuları ile olduğu kadar, en uzak devletlerle olan münasebetlerini, dostluklarını, ittifaklarını ona göre tanzim etmeyi bilmiş ve bu sayede harici siyasetimizi sağlam esaslara istinad ettirmiştir.” Almanya ve Avusturya n MİYASE İLKNUR: 1938 yılındaki, Avrupa’daki savaş tehlikesi giderek artıyor. Bunun nedenleri üzerinde konuşabilir miyiz? Neden başladı bu büyük savaş tehlikesi? ALTAN ÖYMEN: Bence birinci neden, Birinci Dünya Savaşı sonunda oluşan koşullar... 1919 ve 1920 yılında, savaşı kazananların kaybedenlere kabul ettirdiği barış koşulları çok ağırdı. Yenilenlerin başındaki Almanya, sadece anavatan topraklarından bir kısmı ile Afrika’daki kolonilerini kaybetmekle kalmamıştı. Aynı zamanda başta Fransa olmak üzere galip ülkelere büyük miktarlarda savaş tazminatı ödeme yükümlülüğü altına girmişti. Alman İmparatoru II. Wilhelm, tahtını bırakmıştı. İkinci Alman İmparatorluğu bitmişti. Yeni kurulan Cumhuriyet, ülke içindeki sorunlarla baş edemez hale gelmişti. Tamamen parçalanıp, bölüştürülen AvusturyaMacaristan imparatorluğu çökmüştü. Topraklarında küçük küçük devletler kurulmuştu. Ama hiçbiri huzura kavuşmamıştı. Çoğunun, gerek kendi içinde, gerek komşularıyla önemli sorunları vardı. Bir kısmının yönetimleri ülkelerinin sınırlarından memnundu. Ama bir kısmı, sınır değişikliği istiyordu. İtalya ve Rusya İtalya, Birinci Dünya Savaşı’nı aslında galipler safında bitirmişti. Ama savaş sonundaki toprak paylaşımında umduğunu bulamamıştı. Yeni arayışlar ve çalkantılar içindeydi. Çalkantıların en büyüğü, tabii, Rusya’daydı. Rusya, Birinci Dünya Savaşı’na İngiltere ve Fransa’yla müttefik olarak katılmıştı. Savaşın bitişin Harita, 1938 yılındaki Avrupa ülkelerinin durumunu gösteriyor. Almanya ve İtalya’nın renkleri koyu. İkisi üst üste Avrupa’nın yukarıdan aşağısına bir bölge oluşturuyor. Bu yüzden onlara mihver (eksen) devletleri deniliyor. İkisinin de amacı, statükoyu değiştirip sınırlarını genişletmek... Bunu önlemek ve statükoyu korumak isteyen devletler de İngiltere ve Fransa. Küçüklü büyüklü öteki devletler bu cepheleşmede yerlerini belirlemeye hazırlanıyorlar. Türkiye’nin amacı belli: Bu cepheleşme bir savaş haline gelirse, o savaştan mümkün olduğu kadar uzak kalmak. den önce ise 1917 devrimini yaşamıştı. Çarlık yönetimi bitmişti. Yerine Sovyetler Birliği’nin kuruluş süreci başlamıştı. O süreçte dış savaştan kurtulmak isteyen Sovyet yöneticileri, gerek Almanya ile gerek Osmanlı Devleti’yle Brest Litovsk’da barış antlaşmaları imzalamışlardı. Batı’daki topraklarından bir kısmından vazgeçmeyi kabul etmişlerdi. Savaş bittikten sonra, o topraklar üzerinde yeni bir Polonya ile Letonya, Litvanya, Estonya kurulmuştu. Çarlık Rusyası topraklarından bir kısmı da, Avrupa’nın doğusundaki devletlere geçmişti. Rusya bu durumdan elbette memnun değildi. Ama o durumu hemen değiştirmeye kalkmak gibi bir niyeti yoktu. Almanya’da komünizm karşıtı hareketlerin geliştiğinin farkındaydı. Almanya’yı kendisi için tehlike olarak görüyordu. Özetle: Almanya ile İtalya, savaş sonrasındaki yeni Avrupa düzeninden memnun değildi. O düzenin değişmesini istiyorlardı. Bunu gerçekleştirmenin fırsatlarını kolluyorlardı. Onlara ek olarak Avrupa’da statükonun değişmesini tercih eden küçüklü büyüklü başka devletler de vardı. Diktatörlükler… n MİYASE İLKNUR: Evet, birinci neden bu. Peki, ikinci neden? ALTAN ÖYMEN: Savaş tehlikesinin artmasının ikinci nedeni, Avrupa’daki belirli ülkelerin rejimlerinin, önce demokratikleşir gibi görünürken, bunun tam tersine akımların gelişmesiyle, birer birer totaliterleşmesiydi. Bazılarının çok koyu bir diktatörlük haline gelmeleriydi. Yeni diktatörler ihtiyaçları olan “dış düşmanlar” olarak, savaş galibi ülkeleri gösteriyorlardı. “İç düşman” ihtiyacını da ülkelerinin içindeki belirli siyasal ve sosyal gruplar arasından belirliyorlardı. O durum, ülkesine göre değişiyordu. Bazı ülkelerde “iç düşmanlar” komünistler oluyordu. Bazısında Yahudiler, bazısında ikisi birden... Bazısında başka akımlar ve azınlıklar... Karagömlekliler Avrupa’daki o totaliter yönetim istekleri, ilk olarak İtalya’da gerçekleşti. 1883 doğumlu, meslek olarak önce öğretmenliği, sonra gazeteciliği seçen, o arada siyasete de merak salıp önce sosyalistliğe, sonra sağcılığa yönelen Mussolini, 1921’de kurduğu Ulusal Faşist Parti’nin milletvekili olarak Meclis’e girmeyi başardı. Kendisine sıfat olarak “II Duce” (Lider) sözcüğünü seçti. İtalya ekonomisinin çöküntüye uğraması sonucunda çoğu işsiz kalan gençleri “Karagömlekliler” grubu içinde örgütledi. Üyeleri, siyah renkli gömleği tercih eden grup, partinin vurucu gücü haline geldi, ülke içinde kitle hareketlerine başladı. Komünist gruplarla çatışmalara girdi. Mussolini de parti lideri olarak, iktidara gelirse yapacağı işler hakkındaki vaatlerini giderek artırdı. Hedefi, sadece ekonomik sıkıntıları gidermek değildi, İtalya’ya eski Roma İmparatorluğu’nun görkemli günlerini geri getirmeyi vaat ediyordu. Çocuk gözüyle 1922’de, İtalya’da bir liberal hükü lusgarp, bugünkü adıyla Libya, zaten, met vardı. Ülkede giderek artan sorun 1911’den beri kendi yönetimi altın ların ve toplumsal hareketlerin üstesin daydı. Yeni bir hedef olarak o zaman den gelemiyordu. Mussolini, Kral Vik lar Türkiye’deki adı Habeşistan olan tor Emmanuel’i “Ben bu işi başarırım” Etiyopya’yı seçmişti. 1935’te oraya hü diye ikna edince, Kral, yeni bir hükü cum etti. Savaş, yerli halkın direnişiy met kurma görevini Mussolini’ye verdi. le uzun sürse de sonuçta kazanan Mus Sonrası, malum, Mussolini, kısa za solini oldu. manda basını, adaleti, eğitim kuruluşlarını, orduyu, sivil toplum ku Almanya’da Hitler ruluşlarını kontrolü altına aldı. Se Almanya’da Hitler’in 1933’te çim yasalarını değiştirdi. Öteki parti iktidara gelişi veya getirilişi, seçim yo leri kapattı. Kiliseyi etkisi altına aldı. luyladır. Onun diktatörleşmesinin de İtalya’nın diktatörü oldu. Eski Roma ayrı bir hikâyesi var. Daha sonra deği İmparatorluğu’nun toprakları hakkın niriz. Ama 1938’de artık, o diktatörleş daki niyetlerini gerçekleştirme yolun me sürecini tamamlayarak, Avrupa’da da da adımlar atmaya başladı. ki siyasi ve askeri hedeflerine doğru Malum, Roma imparatorluğu bir ilerlemeye başlamıştı. İtalya’yı da ya zamanlar, Akdeniz’in tümüne ve nına alarak, kıt’adaki savaş tehlikesini Afrika’nın bir kısmına hâkimdi. Mus büyütüyordu. solini de, kendini o imparatorluğun “vâris”i sayarak Akdeniz’i kendi denizi İspanya’da Franco... gibi görüyordu. Arnavutluk, Yugoslav İtalya’nın Etiyopya’daki sava ya, Yunanistan ve Türkiye gibi, o deni şı devam ederken İspanya’da iç sa zin etrafındaki ülkeleri de yayılma he vaş (19361939) başlamıştı. Bir yan defleri arasında gördüğü muhakkaktı. da Cumhuriyetçiler ve komünistler Bunun zaten Roma radyosuyla birlik vardı. Onların karşısında da General te İtalyan basınında da örnekleri görü Franco’nun askeri güçleri yer almıştı. lüyordu. İki tarafın da Avrupa’nın öteki ülke Afrika’da o zamanki adıyla Trab lerinden destekçileri var dı. O desteği devletler doğ rudan vermiyorlardı. Ama onları oraya “gönüllü bir likler” adı altında gönderi yorlardı. Milletler Cemiye ti kurallarına göre savaş mak resmen yasak ya... O gönüllü birlikleri gönderir ken resmen, sanki bundan haberleri yokmuş gibi dav ranıyorlardı. Cumhuriyet çiler adına savaşan “gönül lüler” Fransa, İngiltere gibi Batılı ülkelerden gönderili yordu. Franco’dan yana gö nüllülerin başında ise Hit ler Almanyası’ndan gönde rilenler vardı. 1938 yılı Kasım ayına gi rilirken, Avrupa’nın siyasal tablosu ana hatlarıyla böy leydi. Türkiye’deki olayla rı anlatırken o tablodaki de ğişiklikleri de yeri geldikçe Hitler ve Mussolini birlikteliğinde karşılıklı ziyaretler... anlatacağız. Okula Giriş Okumayı yazmayı teyzemden öğreniyordum. Teyzemin adı Hamiyet’ti. Bir süredir Ankara’daydı. İlkokul öğretmeniyken Gazi Eğitim Enstitüsü’ne girme hakkını kazanmıştı. Orada okuyup ortaokul öğretmeni olacaktı. Bana alfabeyi, okula gitmeden çok önce söktürmüştü. Zamanın ilkokullarının ilk sınıfında okunan alfabe kitabı, bana başka çocuklara göre çok daha ilginç geliyordu. Çünkü kitapta baştan itibaren kullanılan erkek çocuk adı Altan’dı. Resimlerde görülen şaşkın yüzlü çocuk, Suna adlı kızın karşısındaysa ve elinde top varsa altındaki yazı “Altan ona top at”tı. Bir atın yanındaysa “Altan ata nal al”dı. 1938 yılının Eylül’ünde ilkokula başladım. O zamanki okul kıyafeti tüm devlet okullarında tek tipti. Önlüklerimiz kumlu gri kumaştandı. Adı “önlük kumaşı”ydı. Bir de öğretmenlerin önlüklerinin kumaşı vardı. Saten denilirdi. Simsiyahtı ve daha pahalıydı. Bazı aileler çocuklarının önlüğü ondan olsun isterlerdi. Buna izin verilmezdi. Önlükler genellikle evde dikilirdi. Üzerlerine de beyaz pike veya patiskadan birer yaka takılırdı. Yakanın uçları yuvarlak olacaktı. Biçimini değiştirmek veya ona herhangi bir süs eklemek yasaktı. Biz o zaman tam bilincine varmasak bile, bunlar, aileler arasındaki gelir farkının Siz çocuğunuz nasıl ölsün isterdiniz? Siz çocuğunuz nasıl ölsün isterdiniz? Yatılı verdiğiniz bir yurtta yanarak ölsün mü? O yangının sorumluları hiç ortaya çıkmadan tarihe gömülsün mü? Ya da barışçıl bir gösteri sırasında, göz göre göre planlanmış bir terör saldırısında canlı bombaların patlamasıyla? İsmi yazılsın mı sayısı devamlı artan faili meçhullerin arasına? Belki de ilk kez heyecanla bindiği trenin raydan çıkmasıyla... sorumlusu asla aranmayacak bir tren kazasında? Ya da ister misiniz çocuğunuz askerlik yaparken donarak ölsün? Olmadı bedelli askerliğe verecek paranız olmadığından Güneydoğu’da teröristlerle çatışarak? Sınır ötesi bir harekâtta mı yoksa? Belki de kimin silahından çıktığı hep meçhul kalacak bir kaza kurşunuyla? Kendisini asabilir de kimseler yokken koğuşunda? Olmadı askerdeyken cinnet geçirip başına da sıkabilir üzerine zimmetli silahıyla. Diyelim ki askerliğini sağ salim tamamladı ve işe başladı. İş kazasına kurban gitsin mi çalıştığı şantiyede? Yüksekten düşebilir, bir iş aletinin altında kalabilir, yemekhanede yediği yemekten zehirlenebilir... Ya da bir eyleme katılabilir, sonra gözaltına alınabilir, gözaltında kaybola da bilir. Ölüsünü bile göremezsiniz. Belki bir gün, ama o da belki, kemikleri elinize verilir. Dilerseniz çocuğunuz işten atıldığında ya da ataması yapılmadığında intihar da edebilir, cebinde küçücük bir not ve üç kuruş parayla. Trafik kazasına kurban gitsin mi çocuğunuz, ne dersiniz? Onu gözyaşları içinde gömersiniz, sonra da katilinin adım adım aftan yararlanışını izlersiniz. Aklı fikri rejimi yıkmakta olan, Cumhuriyetle hesaplaşması bir türlü son bulmayan, Atatürk düşmanlığıyla gözü kararan, bu arada ülkeyi dört bir koldan göz göre göre felaketlere sürükleyen bir iktidarın art niyetleriyle şekillenen yeni Türkiye’de... artık kimsenin geleceği güvende değil. Sadece ve sadece sistem iyi işlemediği... Hataların üzeri örtüldüğü... Başka değerlere öncelik verildiği... Sorumlulardan hiç hesap sorulmadığı... Fikri takip yapılmadığı... İşin başına gerçekten yetkin insanlar getirilmediği... Tüm önemli mevkiler eş ve dostla doldurulduğu... Hiçbir meselede insan canına öncelik verilmediği için; Bir ihmale, bir kazaya, bir cinayete kurban giden ya da nihayetinde kendi isteğiyle kendi canına kıyan onca insanın henüz ama henüzannesi, babası ya da bir yakını olmayabilirsiniz. Bu durum, bir gün sizin çocuğunuzun, yakınınızın aynı felaketlerden birine kurban gitmeyeceği anlamına gelmez. Aksine bu tehdidi alenen içerir. Ülkeyi ve kendisini, 2018 yılının sonbaharında doğuda askerlik yaparken donarak ölen iki genç insanın “şehit” olduğuna ikna eden bir iktidara teslim olmuş kalabalıklar hâlâ farkında değiller. İktidar onlara ne zamandır hiç gocunmadan soruyor. Adeta, “Çocuğunuz nasıl ölsün istersiniz” diyor. Bu soruya verilecek cevap... İktidarın kaderine verilecek cevaptır. Ve en güçlü, en devrilmez görünen iktidarların bile bir cevaplık canı vardır. okuldaki çocuklara yansımaması için yapılan ve uygulaması sıkı tutulan düzenlemelerdi. Hiçbir öğrencinin giyimiyle kuşamıyla başkalarına karşı üstünlük görüntüsü vermemesi isteniyordu. Öğrencilikte üstünlük, çalışkanlıkla, bilgiyle kendini göstermeliydi. Bu uygulama, bizim evdeki terbiye sistemine de uygundu. Annem de, babam da doğrudan veya dolaylı olarak anlatırlardı ki, insanın parası olsa bile giyimi kuşamı, yemesi içmesi abartılı olmamalıdır. Herkes birbirine zenginfakir gözetmeden aynı şekilde davranmalıdır. SÜRECEK C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog