Bugünden 1930'a 5,439,331 adet makale



Katalog


«
»

Çarşamba 13 Eylül 2017 EDİTÖR: ÖZGÜR ÖZKÜ TASARIM: İLKNUR FİLİZ haber 11 Kadri Gürsel Doğruluğun bedeliAkınAtalay Murat Sabuncu Ahmet Şık Emre İper Tutukluluk hallerinin devamına karar verilen önceki günkü duruşmanın ardından tutuklu arkadaşlarımız “Güzel günler yakında” mesajı yolladı CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve Ankara Milletvekili Murat Emir, Cumhuriyet davasında tutuklu bulunan gazetemiz İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı ve yazar Kadri Gürsel, muhabir Ahmet Şık ve muhasebe çalışanı Emre İper’i Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti. Kararın hemen ardından yapılan ziyaret sonrası tutuklu arkadaşlarımız mesaj yolladı: ‘ASLOLAN İNSANLIĞIMIZ’ Akın Atalay: İnsan bu kadar süre hapishane koşullarında yaşayınca, mutlaka bedenen ve bellek olarak belli hasarlara uğruyor. Ama biz önceliği bedenimizi ya da belleğimizi değil, insanlığımızı, vicdan ve adalet duygumuzu korumaya, çalışmaya, çabalamaya veriyoruz. Aslolan insanlığımızdan bir gram bile kaybetmemek; bunu da şimdiye kadar başardık. Çok yakında daha güzel günlerin bizleri beklediği aşikâr, destek veren tüm dostlara teşekkürler. CHP’Lİ YÜCEER: BİRİLERİNİN İNTİKAMINA ARAÇ OLUYORLAR Cumhuriyetçilerle yaptıkları görüşme sonrası değerlendirmelerde bulunan CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, şunları söyledi: “Böylesi akıllara zarar suçlamalarla insanları hapiste tutmak ancak bu iktidar gibi zorbalığı bir yönetim biçimi olarak gören iktidarların yapabileceği bir şeydir. Ve yargının ne kadar siyasallaşmış olduğunun göstergesidir. Amaç adil bir yargılama yapmak değil birilerinin intikamına araç olmaktır. Eğer bir ülkede basın üzerinde baskı varsa, açık veya örtülü sansür varsa, otosansür normalleşmiş hatta zorunlu hale gelmişse, gerçekler yazılamıyorsa, yani basın demokrasinin bekçiliğini gereği gibi yapamıyorsa veya yaptırılmıyorsa o ülkede demokrasinin işlemediği rahatlıkla söylenebilir. Türkiye dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine dönüştürülmüştür. Ülkemizde ne yazık ki gazetecilik yapmak ateşten gömlek giymek demektir. Ben bu ateşten gömleği giyen, kalemlerinin onuruna sahip çıkan gazete cilere, basın mensuplarına şükranlarımı sunuyorum. Şu an tutuklu olan tüm masum gazetecilerin özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum.” Emir: Görev yargının CHP Ankara Milletvekili Murat Emir de davanın hukuki nitelikten yoksun olduğunu vurgulayarak, “Bu davada gazetecilik yargılanmaktadır ve bu güne kadar iddianamede ve eklerinde kanımca suç isnadına dönük en ufak bir delil dahi bulunmamaktadır. Bu yönüyle ülkemizin, gazeteciliği ve tek suçu gazetecilik yapmak olan insanları yargılama ayıbını daha fazla taşımaması önemlidir. Bu davalarda tahliyelerin bir an evvel gerçekleşmesi, Türkiye’deki ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve temel hak ve özgürlükler noktasında önemli bir darboğazın geçmesi anlamı taşıyacaktır. Ülkemiz insan haklarını ve demokrasisini bir ölçüde güçlendirmiş olacaktır; bu noktada bağımsız ve tarafsız olduğuna güvenmek istediğimiz yargıya da önemli bir görev düşmektedir” dedi. l ANKARA / Cumhuriyet ‘GELECEK İÇİN UMUT OLSUN’ Murat Sabuncu: Dün (önceki gün) bizim için gösterdiğiniz dayanışma hem duygulandırdı hem de umutlandırdı. Ve bu umudun, ifade ve düşünce özgürlüğünden cezaevinde tutulan tüm gazeteciler için geleceğe dair bir umut olmasını da istiyorum. Yalnızca kendimiz için değil herkes için diliyorum. ‘SIRA ARTIK HUKUKA GELMELİ’ Kadri Gürsel: Cumhuriyet gazetesine karşı yapılan operasyon ve sonrasında açılan dava, siyasi niteliktedir; lakin bu siyasi dava, sahipleri açısından görevini icra etmiş, kulanım süresi sona ermiş ve bütün veçheleriyle çökmüştür. Bizleri içeride tutmak için tek bir somut delil yok ve böyle olduğu tarafımızca ispat edilmiştir. Mademki bir davadır, bir oyun olarak icra edilse dahi hukuka artık sıra gelmelidir ve hukuk bu oyunun sonunda hükmünü icra etmelidir. Bu hüküm de tüm tutuklu Cumhuriyet sanıklarının 25 Eylül’de Çağlayan Adliyesi’nde yapılacak duruşma sonucunda serbest bırakılması olmalıdır. Benim üzüntüm, bu operasyon ve davanın, Türkiye’de insan hakları ve hukuku ziyadesiyle tahrip etmiş olmasıyla ilgili. Artık Cumhuriyet davası Türkiye’ye zarar verir olmaktan çıkartılmalı. ‘HAKİKATLER İÇİN BEDEL ÖDENİYOR’ Ahmet Şık: Bu davada hakikat mücadelesi veriyoruz. Çocuğumu herkesten az seviyor değilim ya da Nuriye ile Semih yaşamayı herkesten daha az sevmiyor. Hakikatler için, doğrular için bedel ödeniyor. DAHA DA GÜÇLÜYÜZ Emre İper: Bundan sonra daha güçlüyüz. Silivri’deki duruşma önceki gece geç saatlerde açıklandı. Sabahın ilk ışıklarında yola düşen Cumhuriyet destekçileri kararın açıklanmasını sabırla bekledi. ‘Artık rotayı değiştir’ IPI: İddialar inanılır gibi değil Steven Ellis Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) İletişim Direktörü Steven Ellis, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, dava kapsamında yöneltilen suçlamaların ve Cumhuriyet gazetesinin Gülen cemaatinin ‘kuklası’ olduğu iddialarının absürt olduğunu söyledi. Ellis, “Burada bir gözlemci olarak bulunuyorum. Bir dava var gibi görünüyor ama iddialar inanılır gibi değil. Kadri Gürsel ve Ahmet Şık’ın devamlı olarak eleştirdiği bir grupla ilişkili olduğu iddia ediliyor” diye konuştu. l Haber Merkezi Cumhuriyet davasında tahliye çıkmaması üzerine BM ve AGİT’ten Türkiye’ye uluslararası taah Cumhuriyet davasında tahliye çıkmamasına BM ve AGİT ortak açıklamayla tepki gösterip Türkiye’ye uluslararası taahhütlerini anımsattı. tvğlosgsBcnüic“rThvsasçdczöddefeuTeeaıaeiierlzeaüuiiüelüıManlrdryklAİdrrkdtğgüdmvmenvdztaikkAeudbtreeıılüeiaerrGeeecd“nacereinaesğdbgGikcnrnakaadi,İprnyüdimşsöueöeliilkTİkylrliaiıCüroöötiy,ştazckTernnk.tğşaireernüyğedgnıuibBnabkiiiuaa“irhkdstml’ünüeüçnı,mimaİötggrmnakeiyrdrftiıbrTcğırsrıaneaidüakuiHagiheldloeüeıhnücüvztdküadıtazlnrüsutealimguaaeenrynvuorıeeğialDibvvrrklörktrmetnÖddalerümamlsaieeautaiöudzriieayeenltzanscdnyamnitvizkleeşimakefngeteıiT.üee“kglitdğnalgnalsgtimidümuauğ’eüünueldiğedınadeDdecrşdrnrilvtrrkKileszcelelulitiruaytlekaldoeıdüieilniriiiaüağvölessyvçrbr:uihiitğibiyy.ğiaazminrstieoahvafyarü,ana”eegBaürniestdleksdt,vüd”iMııdkeykygnöeenerdvoiaeıannllseevğüDGç”iıe”U,ÜYVGEhdmalDddlüyzkmyhatNUeaüennıöeaıuluaeÇrrlkeekC“““mtnklaıalrsiaeöTACzymlelnuimiiesraaczdyeükrlnuhgeetamrensigeeeiraimalrmvsçıarcünıkinktndhbzıaelğbtiruhaaeiglaieıeuğyrdgacrkttiigeylenlKrtceyaunmtarıaseüşıearaeaelerşearatgzŞriairtdçrzyğ5mhtil’ıdtdrczyıkıihei,uuyayıbideasüğntyaiyadeıkertayukhiienltğıemıkıbpdeelaomltaermkynseandüiea.itcişair7rbvlgdaltordıs.neutro”Cidauslkagkai.ödaallleaıOfd5krohnavrenaeaelıdiğrayavekşalünılrrnabendzzyllıeymçcanitkaybariaaşirklaeiılüıdıeısntyıçrıeeaürsraklarürklateüığiaıilmöidrniırddczeriyno.nlvlniymgükrighınaaıaacdkeüsdünniddılaeeıtnmimnnaöhğeneatişkulCaicüslusepyadstviadrüdadeıalgaa4liiuğlı.inyleiyeapaerdrdcdiundddgöensü3mğİearkrkiiiietdfersadaıds,drireaırir,i”i”aaı: Ahmet Şık’ın ilk duruşmasındaki savunmasıyla ilgili ek suçlamalar getirilmesine de karşı çıkan medya gözlemcileri şunları belirtti: “Ahmet Şık araştırmacı gazeteciliğin tam da kendisidir. O, kamuyu ilgilendiren konular açığa çıkmadan yıllar önce bunları yazdı; uyarıları nedeniyle kendisini hapiste buldu. Onun ve hapsedilen tüm meslektaşlarının önemli işlerini yapabilmesi için artık özgürlük ve güvenlikleninin verilmesi şart” ‘Artık rotayı değiştir’ Desir ve Kaye, Türkiye’ye basın ve ifade özgürlüğü konusunda “yasal ve siyasi reform” çağrısında bulundu: “Gazeteciler, bloggerlar ve sosyal medya kullanıcıları ülkede ifade özgürlüğünü ancak temel yasal ve siyasi reformlarla kullanabilir. Türkiye’ye yardım önermeye ve yetkilileri gecikmeksizin rota değiştirmeye çağırıyoruz.” l ANKARA İkarus bazen de gagalar Hem avukatlar hem sanıklar yine tane tane anlattılar. Anlatılanlar Silivri’deki mahkeme salonunun beyaz parlak ışıklı tavanına yapıştılar. Açık haki renkli duvarlarından aşağıya aktılar. Ahşap görünümlü rahatsız sandalyelerinin altında biriktiler. Roma sütunlu, yalandan Themis armalı, Türk bayraklı sahte bir dekorun vitrinindeki kürsüde... Rahat koltuklarına gömülerek oturan ve önlerindeki koca bilgisayar ekranlarının arkasına saklanıp kim bilir hangi suçlarda kaybolan hâkimler ve savcılar... Onlara anlatılanlara bir kez daha ölümüne sağırdılar. Salona ve sanıklara ve o rahatsız dinleyici iskemlelerinde diken üzerinde oturur gibi oturanlara... Ve adaletin kendilerinden artık çok ama çok uzakta olduğunu bildikleri halde erdemli bir ısrarla haktan ve hukuktan ve doğruluktan yana duranlara... Uzaktan uzağa bomboş gözlerle baktılar da baktılar. Tamamen uydurulmuş muazzam bir suçu önce içlerinden sonra dışlarından... İçlerinden ve dışlarından ve içlerinden... Bir temrin gibi, bir dua gibi, bir yemin gibi sayıklamaktaydılar. Fikirleriyle zikirleri birdi, niyetleri baştan sona belliydi. “Tutukluluklarına devam... Tutukluklarına devam... Tutukluklarına devam...” “Delilleri karartabilirler... Kaçabilirler... Delilleri karartabilirler... Kaçabilirler... Delilleri karartabilirler... Kaçabilirler...” Biz sanık sandalyelerinde ve izleyici sandalyelerinde ve kapı önlerinde ve evlerde ve adaletsizliğin olağanlaştığı ve sıradanlaştığı o tekinsiz evrende, asıl mesele ne, biliyorduk. Hâkimdiler, egemendiler... O güvensiz koltuklarda başlarına gelenlerden ve gelebileceklerden tüm emsalleri gibi ürkmekteydiler. Gerçeklerden ve adaletten bağımsız bambaşka bir meselenin gölgesindeydiler. O yüzden omuzlarında iktidardan bir şal, adalete ait ne varsa bir kez daha mezara gömmeye yeltendiler. 12 Eylül’ün 37 yıl sonraki yıldönümüne birkaç dakika kala faşizmin hukukla imtihanını sadık bir ısrarla ve daha da kötü notlarla tekrarladılar. Ne gerçeklerle ne de gelecekle ilgilendiler; sadece ve sadece, yerle bir etmeye ant içtikleri güzel şeylere daha da bilendiler. O gün o salonda gerçek gazetecilerle birlikte gerçek gazeteciliği de yargılayıp cezalandırmaya kalkışanlar, önlerindeki dosyalara ve arkalarındaki iktidara baka baka adaletten çok ama çok uzaklara gittiler. Nihayetinde... Cumhuriyet gazetesi davası ülkenin tarihinden, tutukluların hayatından, hukukun erdeminden ve hepimizin aklından şimdilik on bir ay çaldı. Bu on bir ayın sonunda alınacak karar meseleyi nereye vardıracak kestirmek zor. Belli ki iktidarın muhaliflerle görülecek daha epey davası var; Ve belli ki, adaletin gözünde, otoritenin sözünü dinlemeyip bir kuş gibi yükseklere, ışığa, ateşe, güneşe uçanlar... Hepsi birer İkaruslar. Ve belli ki o İkaruslar sadece uçar, iktidarı hiç gagalamaz sanıyorlar. Tektanrılı dinlerin atası olan mitolojiler, tanrıları kızdıran ölümlülerin önünde sonunda cezalandırıldığını ve belasını bulduğunu anlatan hikâyelerle doludur. Ama insanın atası olan şiirler tanrısızdır. Mitolojinin belleğine, kuş tüylerinden yapılmış kanatlarıyla cesur ama yenik bir kahraman olarak kazınan İkarus’u kinayeli bir şekilde işaret eden şu hâkimler ve savcılar... Gömüldükleri koltuklarda azıcık da şiir okusalar ve İkarus’la birlikte “Güneşe akın var, akın... Güneşi zapt edeceğiz güneşin zaptı yakın” dizelerini hatırlasalar... Karşılarına kimi aldıklarını daha iyi anlayacaklar. Çünkü bizim buralarda İkarus’lar hem ışığa doğru uçarlar hem de yollarına çıkanı fena gagalarlar. Ve onları güçsüzleştiren tanrılara değil güçlendiren şairlere inanırlar. Eryılmaz’a ceza istemi Gazeteci Tuğrul Eryılmaz hakkında, Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla başlatılan ‘Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği’ kampanyasına destek verdiği için 10.5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Eryılmaz, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün yargıç karşısına çıktı. Savcı, Eryılmaz’ın, dayanışma eylemine katıldığı Özgür Gündem gazetesinde, “Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarının basıldığını” öne sürerek, gazetede “Terör örgütü propagandası” yapıldığını da iddia etti. Eryılmaz’ın avukatları Özcan Kılıç ve Hazal Pekşen Demirhan, savunmalarını hazırlamak için ek süre talep etti. Talebi kabul eden mahkeme duruşmayı 20 Ekim’e erteledi. l İSTANBUL/Cumhuriyet C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog