Bugünden 1930'a 5,499,977 adet makale



Katalog


«
»

KULTUR Anathema’dan Türkiye’de 3 konser Bu yıl 11. albümlerini yayımlayan rock topluluğu Anathema, Avrupa turnesinin hemen ardından aralık ayında İstanbul, Ankara ve İzmir’de hayranlarıyla buluşacak. Klasik şarkılarının yanı sıra yeni albümünden parçalar da çalacak olan Anathema, 16 Aralık’ta İzmir Arena’da, 17 Aralık’ta İstanbul Volkswagen Arena’da ve 18 Aralık’ta Jolly Joker Ankara’da konser verecek. Perşembe 31 Ağustos 2017 EDİTÖR: ÖZNUR OĞRAŞ ÇOLAK kultur@cumhuriyet.com.tr 15 yGılednızişobyüutnçceu,lar...7F4e.sVFtİeLinMvaedliik Venedik Festivali açılış filmlerinin Oscar ödüllerinde çok şanslı oldukları saptaması, Alexander Payne’in yönettiği, bilimkurgu türü ilginç bir deneme olan ‘Dowsizingi kurtarmaya yeter mi bilemiyorum. Çin’de ‘boş iskemle’ Ne demeli? Derinlikli, etkileyici, düşündürücü, sağlam bir geniş kitle sineması örneği yapmak için yönettiği, önemli konulara toplumsal, ekonomik, siyasal ve bilimsel göndermeleri bol bir senaryo eşliğinde el atmak yetmiyor. Geniş bir bütçe, yıldız oyuncular, teknik cambazlıklar, mizansen ustalığı da durumu kurtaramıyor... Venedik Festivali açılış filmlerinin Oscar ödüllerinde çok şanslı oldukları saptaması, Alexander Payne’in başrolde Matt Damon’u olduğu bilimkurgu türü ilginç bir deneme olan Dowsizing”i kurtarmaya yeter mi bilemiyorum. Geçen yıl Damien Chazelle’in “La La Land” ile kazandığı başarıyı yinelemesi güç gözüken “Downsizing” bu kış birkaç dalda Oscar kazanabilir belki ama Amerikalı oyuncu Annette Bening başkanlığındaki Altın Aslan jürisinin, Venedik’te ilk kez yarışan Alexander Payne’e üst sıralarda bir ödül vermesi, başkanın Hollywood sinemasına yakınlığına kar şın güç gözüküyor. Film Norveç’teki bir araştırma la boratuvarında, küçük beyaz fareyi minyatürleştirmeyi başaran bilim adamlarının sevinciyle başlıyor. 5 yıl sonra, İstanbul’da yapılan bir kongreye, laboratuvarda birlikte küçültüldükleri 36 gönüllü insanla birlikte gelen proje başkanının 18 santimetrelik bedeniyle yarattığı şok izleniyor.. Artan demografi, azalan enerji kaynakları, yığılan atıklar, çevre kirliliği, yükselen ısı, işsizlik gibi bir dizi tehlikeye karşı yaşam savaşı vermek zorunda kalan insanoğlunu kurtaracak bir proje olan minyatürleştirme, sonunda endüstriyel aşamaya gelecektir. Yepyeni bir dünya kurulmaktadır küçük insanlar için... Doğal olarak, insan gerçeğinin çe lişkileri, ruhsal hastalıkları bu küçültme işleminden etkilenmeyecektir. Mülteciler, kaçak işçiler de kendilerini minyatürleştirerek bu ideal dünyaya kapağı atmanın yolunu bulurlar. İnsanların ağırlığı binde birin altına düşmüş, tüketimleri ve atık üretimleri de aynı oranda azalmıştır ama, bu yeni dünya, eski dünyanın toplumsal hastalıklarını küçültememiştir. Güzel minyatür villaların yanında minik gecekondular, pis sosyal konutlar türeyivermiştir. Yıllar sonra, dünya nüfusunun sadece yüzde üçü minyatürleşmeyi kabul ettiğinden, yerküremizin kaçınılmaz kıyametten kurtulamayaca ğı açıktır. Norveçli bilim adamının çevresindeki öncü çekirdek, tüneller kazarak yeraltına sığınmayı planlar. Kıyametten sonra, yeni minyatür insan türünü sürdürebilmek amacıyla kendilerini feda ederek, yeraltının karanlıklarına sığınırlar... Bu çok katmanlı ilginç öyküyü bilimkurgu türü dışında kalan bin bir senaryo cilvesiyle ‘evcilleştiren’ Payne, Hollywood sosunu cömertte kullanınca, televizyon dizisi tadında bir film geçekleştirmiş ne yazık ki. Açılış gecesinden önce, Hollywood’un tanınmış sinema dergisi Variety’nin Venedik’in en eski otellerinden Danieli’nin terasında verdiği geleneksel resepsiyonun bu yıl ki teması kadın çehreleri. Basit bir gerçekten yola çıkmışlar: Kadınlar ve kadın portreleri olmadan sinema olur muydu ? Danieli mutfağının lezzetli mezelerini, farklı tatlar içeren özel kokteyllerini yudumlayarak tadarken, çevremizdeki genç/yaşlı tüm kadınların güzel çehrelerini selamlıyoruz. Bizim televizyonlarda gösterilen filmlerdeki sigara ve içki bardağı görüntülerini bulandırarak saklayan zihniyet, günün birinde, kimilerinin gülmelerinden bile rahatsız oldukları kadınlarımızın yüzlerini görmemizi de yasaklarlar mı acaba diye düşünmemek elde değil. Keşke, özgürlük düşmanı zihniyetler de minyatürleştirilebilse... ‘Kadın Emeği Festivali’ Eşitlikçi bir toplumun geliştirilmesinde yerel yönetimlerin öneminin farkındalığını hatırlatan Çankaya Belediyesi, kadınların el emeğine dayalı ürünlerin yer alacağı “Kadın Emeği Festivali” başlatıyor. 2224 Eylül tarihlerinde Ahlatlıbel Atatürk Parkı’nda gerçekleşecek festivalde, müzisyen Feryal Öney, Şevval Sam ve oyuncu Füsun Demirel de yer alacak. Festival kapsamında, 22 Eylül’de Feryal Öney konseri, 23 Eylül’de Füsun Demirel’in rol aldığı “Aşk Hikâyeleri” oyunu, 24 Eylül’de ise Şevval Sam konseri sanatseverlerle buluşacak. Şevval Sam pAasslıaEprodrotğuanna’ın el konuldu Barış Ödülü’nü almak üzere Almanya’ya yolculuk etmesi planlanan yazar Aslı Erdoğan’ın yurtdışına çıkışı yasaklandı. Özgür Gündem davasında tutuksuz yargılanan yazar Aslı Erdoğan, 4 ay sonra görülen ilk duruşmasında tahliye edilmişti. Aslı Erdoğan’ın yurtdışına çıkış yasağı ise 22 Haziran’da kaldırılmıştı. Ancak alınan kararla Erdoğan’ın pasaportuna el konularak yurtdışına çıkışı engellendi. Alman kanalı ZDF, Aslı Erdoğan’ın pasaportuna el konulduğu için törene katılamayacağını duyurdu. Sendika.org’un haberine göre, Erdoğan’a ödül Türkiye’deki politik gelişmelere ilişkin yazdığı yazılarından dolayı verilecek. PEN Onursal Üyesi de seçilen Aslı Erdoğan, daha önce de değer görüldüğü ödülleri, yurt dışı çıkış yasağı bulunduğu için alamamıştı. Ödüller Türkiye’de yazara teslim edilmişti. Festivalde, karikatürler, çizgi romanlar, animasyonlar, graffiti ve alternatif sanatları yer alacak. ‘Ayla’ filminin senaristi Güralp’ten yapımcı Uslu’ya yanıt: ‘Engellemek istesem...’ Türkiye’nin Yabancı Dil rek Oscar’a gitmelerini ende En İyi Film Oscar’ına gellemeye çalıştığı iddiasıaday gösterilen “Ayla” filmine na karşı verdiği yazılı yanıt ilgisizdir.” Öte yandan filmin künye sinden senarist olarak Yi demek yasak... Malmö’deyim. İsveç’te. Dört PEN merkezinin düzenlediği bir konferansta. Bu merkezler: Bağımsız Çinli Yazarları, Uygur, Tibet ve İsveç PEN’leri. Hep Türkiye’deki ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü sorgulanacak değil ya, bu kez sorgulanan Çin’deki durum... (Şu son cümle hakaret mi yoksa teselli mi, artık ona siz karar verin.) Konferansın, toplantının ana teması şu başlığı taşıyor: “Ortak Paydada Buluşabilmek Düşmansız, Nefretsiz”... “Benim düşmanım da yok; nefretim de yok”... Geçen ay hapisteyken ölen Çinli muhalif yazar Liu Xiabo’nun sözleri bunlar... Bağımsız Çin Yazarları PEN Merkezi’nin kurucularından olan, başkanlığını da yapan, Nobel Ödüllü yazar 11 yıllık hapis cezasına çarptırıldığından ödülünü almaya gidememişti ama hücresinden yazmaya ve insan hakları savunuculuğuna devam etmişti. Toplantının ona adanmasının nedeni, ideallerini bu dört merkezin de paylaşması. Anladınız herhalde: İki gündür tartışılan, konuşulan Çin’de edebiyata uygulanmakta olan totaliter sansür, Uygur, Tibet ve Moğolistan edebiyatlarına ve sanatlarına yönelik baskılar... Ne yazık ki, küreselleşme olsun, ekonominin liberalleşmesi olsun, bunlar düşüncenin de liberalleşmesine yol açmıyor. Kara para, ak para, sermaye, rant ve silah sınır tanımazken, pasaportsuz, izinsiz serbest dolaşımdan yararlanırken, düşünce ve ifade özgürlüğü aynı serbestlikten faydalanamıyor! Dönelim Çin’e! Düşünce ve ifade özgürlüğünü yok sayan her ülkede olduğu gibi Çin’de de muhalif her görüş baskı altında tutuluyor ve cezalandırılıyor. Bu bilinmedik bir şey değil. Ama doğrusu Çin’de internette “boş iskemle” sözünün kesinlikle yasak olduğunu bilmiyordum. Yasağın nedeni: Dünya edebiyat arenasında her toplantıda aramızda bulunamayan hapisteki yazarlar için sahneye bir boş iskemle konması artık gelenek haline dönüştü… En bol boş iskemle hangi ülkeler için var artık ben söylemeyeyim. Nasılsa siz biliyorsunuz. İsveç PEN Başkanı Elizabeth Asbrink toplantının açış konuşmasında bu ayrıntıyı Çin’deki boş iskemle yasağını söyleyince, dinleyenleri tuttu mu bir gülme… Ben herkesten daha çok güldüm. Ve elbet bizde de “kahraman” sözcüğünün İngilizcesinin yasak olduğunu kimselere söylemedim… Hem zaten bu toplantıda Türkiye PEN Merkezi gözlemci durumundaydı… Üç gün boyunca Uygur, Tibet, Moğol yazarların deneyimlerini ve tanıklıklarını paylaştık. Özgün edebiyatlarını ve uygarlıklarını tanımaya çalıştık. Suçlamalar, yakınmalar, tartışmalar birbirini izlerken, benim içimden geçen duygu, “Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş”ti. Toplantının onur konuğu, İranlı Nobel ödülü sahibi yazar avukat Şirin Ebadi, tüm konuşmalarında “Düşmansız, nefretsiz” sözünü sorguladı... “Düşmansız evet... Ama nefret etme hakkım var; nefretin şiddete dönüşmesini engelleme yollarını aramak bulmak dair tartışma sürüyor. En son filmin yapımcısı Mustafa Uslu tarafından yapılan ve senarist Yiğit Güralp’ın filmi baltalamaya yönelik çabaları olduğunu iddia eden açıklamasının ardından Güralp sosyal medyadan bir açıklama daha yaptı ve iddialara yanıt verdi. İddiaları reddeden Güralp “Filmin Oscar’a gitmesinin engellemek istesem Kültür Bakanlığı’na değil, direkt Academy’ye yazardım” diyor. Senarist Yiğit Güralp’in yapımcının kendilerini Kültür Bakanlığı’na şikâyet ede ta şu satırlar yer alıyor: “Kültür Bakanlığı’na ‘filmi Oscar’a göndermeyin’ diye bir yazı falan yollamadım. Böyle bir niyetim olsa Kültür Bakanlığı’na değil konunun esas muhatabı olan Academy’ye başvurur derdimi direkt olarak Oscar Komitesi’ne anlatır, bu işi tam da yerinde çözerdim. Kültür Bakanlığı ile yaptığımız yazışma ise bakanlığın sinema bölümünden Sayın Sefa Yüce’nin ‘Haklarım’ ile ilgili bana mail yoluyla sorduğu bir soruya verdiğim cevaptır ve Oscar ile tamamen ğit Güralp’in adının çıkarılmış olduğu iddiası da ihtilafın boyutlarını gözler önüne seriyor. Güralp bu konuyla ilgili olarak “Ben bu durumun farkında değildim, bir takipçimin uyarısıyla öğrendim. Zaten bu da şunu gösteriyor ki artık konuyu halk takip ediyor ve bence biz artık susmalıyız. Hukuk konuşmalı ya da mesela filmin dağıtımcısı konuşmalı, filmin danışmanlığını yapan Elif Dağdeviren bir şey söylemeli mesela... Biz artık susmalıyız” diyor. İCAF’ta ‘dijital devrime ufak bir ara’ Bu sene 2’ncisi düzenlenecek olan “İstanbul Comics & Art Festival (İCAF)”, 8910 Eylül tarihlerinde Saint Josephli’ler Derneği Sosyal Tesisleri Club Quartier’de gerçekleşecek. Festivalde karikatüristler, çizgi romanlar, animasyonlar, graffiti ve alternatif sanatlar kendilerine yer bulacak. Manifestolarından biri “dijital devrime ufak bir ara verin” olan İCAF’ta ayrıca çeşitli seminer ve atölyeler yapılacak. sorumluluğum var” diyerek önemli bir noktayı vurguladı. Şirin Ebadi, işlerine gelince, çıkarları uğruna her türlü kötülüğe ve baskıya göz yuman Batı dünyasını da eleştirmekten geri kalmadı. “O, Liu Xiabo öldü. Ama dünyanın birçok yerinde hapiste sayısız yazar ve gazeteci var. Onların ölmesine izin vermeyin... Diktatörlere karşı kalemlerinizle savaşın” diyerek konuşmalarını sonlandırdı. Bir toplantı daha sona erdi. Üç günde elbet hiçbir sorun çözülemedi, bir sonuç alınamadı. Ama hiç olmazsa yalnız değiliz duygusu paylaşıldı, sessizlerin sesinin duyulması için bir adım daha atıldı. Son dönemlerin dikkat çeken ikilisi Just ve Emma da festivalde yer alacak. Burn Rooftop Festival: 1 gecede 11 ayrı mekÂnda müzik festivali DJ’ler İstanbul’un çeşitli teraslarında Bu yıl 16 Eylül’de ikincisi gerçekleşecek olan Burn Rooftop Festival, İstanbul’un çeşitli teraslarında ünlü DJ’leri ağırlayacak. Backyard, Klein. Garten, Izaka, W Hotel Suite, Georges Hotel, Sub Karaköy, Cle, Swissotel The Bosphorus, Karaköy On, Klein ve Flamme olmak üzere 11 farklı mekânda gerçekleşecek olan festival, 50’yi aşkın DJ’yi müzikseverlerle buluşturacak. Rooftop’ta müziğin yanı sıra, kokteyl atölyesi, gastronomi atölyeleri, uçurtma atölyesi, Rooftop yoga, vücut boyama, dövme alanı, maske atölyesi (Mad Mask atölyesi) ve butik gibi etkinlikler yer alacak. C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog