Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

Perşembe 3 Ağustos 2017 10 ‘Adalet’in ikiz kardeşi: Vicdan “Adalet” sözcüğü son dönemde hayatımıza neden bu kadar yoğun girdi? Bu ülkenin kadın ve erkek yurttaşları niye adalet için, adaleti aramak için yollara düşüyor, alanlarda toplanıyor? Soru galiba cevabını da içinde taşıyor: Yok oldu da ondan!.. HHH Adalet savunucularının cephedeki savaşçıları avukatlar aylar önce İstanbul Adalet Sarayı’nda bir Adalet Nöbeti başlattılar. Saçma sapan ve hukuksal değeri olmayan gerekçelerle tutuklanan üç meslektaşları, Akın Atalay, Mustafa Kemal Güngör ve Bülent Utku için her perşembe bir araya geldiler. Cüppelerini kuşanıp “Adalet Nöbeti”ne durdular. Mustafa Kemal Güngör ve Bülent Utku geçen hafta tahliye edildiler, ancak Akın Atalay içeride kaldı. O yüzden avukatların, hukukçuların “Adalet Nöbeti” devam ediyor. Nitekim bugün de Akın Atalay için nöbete devam edecekler... Çağlayan Adalet Sarayı’nda Adalet Nöbeti sürerken Enis Berberoğlu arkadaşımın, meslektaşımın kanıta değil tahmine bile değil “İlle bir suçlu bulmalıyız” mantığına dayanan bir yargılama ile 25 yıla mahkum edilmesi CHP için bardağı taşıran damla oldu. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Ankara’dan İstanbul’a “adalet” için yürüyüşe geçti. İlk gün yüzlerce partili ona eşlik etti, ardından bin, sonra on binler oldular. 430 kilometrelik bir yol günlerce ve gitgide çoğalarak ve CHP üyeleriyle sınırlı olmayan demokratların, sosyalistlerin, kadın ve erkeklerin katılımıyla aşıldı ve İstanbul’da Kartal Maltepe’de, Cumhuriyet tarihinin en büyük mitinglerinden biri (birincisi?) ile adalet arayışı dev bir çığlığa dönüştü. Adalet arayışında ses yükseltme sırası şimdi Halkların Demokratik Partisi’nde HDP, bu ülkede gitgide yükselen “adalet” arayışını, onun ikiz kardeşi “vicdan” ile buluşturup daha da derin bir anlama ulaştırdı... “Adalet ve Vicdan Nöbeti” Diyarbakır’da 25 Temmuz’da başladı. İki gün önce de İstanbul, nöbeti Diyarbakır’dan devraldı. İstanbul’u başka kentler izleyecek... Ama bu kolay olmayacak... HHH Adalet arayışının gitgide yaygınlaşmasının, toplumsal desteğin yatay ve dikey tırmanmasının adaleti yok eden bir iktidarı tedirgin etmesi doğal. Hele bu arayışın Kürt siyasal hareketinin yasal temsilcisi HDP saflarından yükseltilmesi tedirginliği paniğe dönüştürecek bir etken. Nitekim Diyarbakır’da “Adalet ve Vicdan Nöbeti” başladığında Ceren Ekin Parkı bir polis kuşatması altına alındı. Parka giden yollar tutuldu, trafiğe kapatıldı. Kitlesel bir katılım devlet zoruyla önlendi. Bir tanık, 70 yaşındaki Mevlüde Gündüz anlatıyor: “Belki izin verirler diye 6 gündür geliyorum, aklım evde kalmasın diye küçük oğlumu, zamanım boş geçmesin diye ördüğüm dantelimi de getiriyorum, akşama kadar bekliyorum, izin vermeyeceklerini görünce akşama doğru eve dönüyorum.” 70 yaşında bir kadının adalet ve vicdan arayışından bu kadar korkmanın sebebi ne ola? Başka türlü sorayım: “Bu ülkede adaleti biz yok ediyoruz, hatta ettik ve vicdanımız da kapkara bizim. Korkumuz ondan” mı demekteler? Nöbet İstanbul’a taşındı ya, Kadıköy yakasında Yoğurtçu Parkı’nda da aynı devlet zoru katılımı olabildiğince engellemek için kolları sıvadı. Yollar yine tutuldu; polis bariyerleri, çevik kuvvet birlikleri, TOMA’lar Yoğurtçu Parkı’nı kuşattı... Önceki gün böyleydi. Dün CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat ile adalet arayışının yorulmaz, iflah olmaz savaşçısı CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu arkadaşlarımızın destek ziyaretleri de aynı engellere çarptı. Birkaç kişi girebiliyor, ötekiler parkın dışında... Şimdi tutup “Eyyyy AKP iktidarı, eyyyy onların Reis’i!.. Korkunun ecele faydası yok. Adalet arayışı ve vicdan sahiplerinin adalete sahip çıkışı insanlık tarihi kadar eskidir. Ne yapsanız nafile” desem savcıları kızdırır mıyım dersiniz? Boş verin. Ben diyeyim, ötesini savcılar düşünsün... haber EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: ZARİFE SELÇUK Cezaevinden ‘Adalet Nöbeti’ne Gazetemizin yayın politikasının suçlama konusu edildiği dava kapsamında tutuklu bulunan avukatlarımız nezdinde haksız tutuklamalara tepki için başlatılan ve bugün 18’incisi düzenlenecek ‘Adalet Nöbeti’ne, ilk duruşmada serbest bırakılan avukatlar Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör de katılacak. Gazetemizin 31 Ekim 2016’da başlayan siyasi operasyonla tutuklanan avukatları Akın Atalay, Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör nezdinde haksız tutuklamalara tepki için 18 hafta önce İstanbul Adliyesi’nde avukatlar tarafından 1 saatlik ‘Adalet Nöbeti’ tutulmaya başlanmıştı. Tutulan ilk nöbete çevik kuvvet polisleri ve güvenlik görevlilerinin saldırmasıyla her perşembe gerçekleştirilen nöbet, yurt çapına yayılmıştı. İstanbul Adliyesi’de bugüne dek tutulan nöbetlere aralarında yurtdışındaki barolardan gelen avukatların yanı sıra hukukçular İbrahim Kaboğlu ve Rona Aybay, İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu, CHP ve HDP milletvekilleri, tiyatro oyuncuları, yazarlar da destek vermişti. Bugünkü nöbete, Cumhuriyet davasının ilk duruşmasında tahliye edilen Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör de katılacak. l İSTANBUL / Cumhuriyet Bülent Utku M.K. Güngör Dava büyük bir hata Cumhuriyet davasında tahliye edilen gazetemiz avukatlarından Bülent Utku, İngiltere’de yayımlanan Times gazetesine açıklamalarda bulundu Utku, “Çok büyük bir tepki olduğu için sanırım bir kısmımızı serbest bırakmaları gerektiğini düşündüler. Bu büyük bir siyasi hataydı, neden bizi bu kadar tuttuklarını açıklamak zorunda kalacaklar. Diğer dört kişiyi neden hâlâ serbest bırakamadıklarına dair teknik sebepleri gösterdiler. Bir avukat olarak bunu, herkesi 11 Eylül’de serbest bıracaklar diye okuyorum” açıklamasında bulundu. Hapishanedeki günlerini polisiye romanları okuyarak ve İspanyolca öğrenmeye çalışarak geçirdiğini söyleyen Utku, gazetemizin tutuklu muhabiri Ahmet Şık ile limon tohumları ektiklerini anlattı: “Gardiyanlar onları ne zaman bulsa atıyorlardı. Serbest bırakıldığımda ise sekizinidokuzunu yanıma aldım. Onları dikeceğim ve büyürlerse adlarını Silivri limonları koyacağım.” l Haber Merkezi Her şey yasaklandıANKARA VALİLİĞİ’NDEN GÜLMEN VE ÖZAKÇA ÖNLEMİ: Ankara Valiliği, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek için park, bahçe ve umuma açık alanlarda açlık grevi, oturma eylemi, anma toplantısı, konser ve etkinliklerin düzenlenmesini yasakladı. Ağustos ayı için Ankara genelinde uygulanacak yasak kararı, “hava sıcaklığı nedeniyle vatandaşların parkları yoğun olarak tercih etmesinden dolayı çevreye rahatsızlık verilebileceği, DEAŞ terör örgütü ve benzeri örgütlerin, katılımcılar ve vatandaşlara yönelik olarak eylem yapabileceği” gibi gerekçelere dayandırıldı. Kararda Gülmen ve Özakça için “DHKPC Kamu Emekçileri Cephesi mensubu” ifadeleri kullanıldı. Ankara Valiliği, daha önce ilan ettiği, “cadde ve sokaklarda güneş battıktan sonra ateş yakma, yükses sesle şarkı, türkü, marş söyleme, toplantı ve basın açıklaması” yasağını güncelledi. İlk yasak kararında, KHK ile görevlerinden ihraç edildikleri için başlattıkları açlık grevi süresinde tutuklanan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek eylemlerinden bahsetmeyen, “il genelinde başlayan toplantı ve gösteri yürüyüşleri” ifadesini kullanan Valilik, bu kez doğrudan Gülmen ve Özakça’ya destek eylemleri için yasak ilan etti. Peşinen ‘terörist’ ilan etti Dün duyurulan yasak kararında, Gülmen ve Özakça için, “OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ler ile görevlerinden ihraç edilen, işe geri dönme talebiyle açlık grevi yaptıkları sırada gözaltına alınan ve tutuklanan DHKPC Kamu Emekçileri Cephesi mensubu” ifadelerinin kullanılması dikkat çekti. Kararda, Gülmen ve Özakça’ya destek vermek ve tutuklanmalarını protesto etmek amacıyla, Ankara’nın muhtelif yerlerinde, parklarında açlık grevi, oturma eylemi düzenleneceğine dair istihbarat alındığı aktarıldı. IŞİD saldırabilir Bu tür eylemlerin, hava sıcaklığı nedeniyle vatandaşların parkları yoğun olarak tercih etmesinden dolayı çevreye rahatsızlık verebileceği belirtilen kararda, “DEAŞ terör örgütü ve benzeri örgütlerin, katılımcılar ve vatandaşlara yönelik olarak eylem yapabileceği, böylelikle kamu güvenliğini tehlikeye düşürebileceği değerlendirilmektedir” ifadesi kullanıldı. AİHM’den skandal gerekçeyle ret Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), açlık grevindeki Nuriye Gülmen ile Semih Özakça için yapılan acil tedbir başvurusunu reddetti. Anayasa Mahkemesi’nden ret kararının gelmesiyle iç hukuk yollarını tüketen Gülmen ile Özakça’nın avukatlarının acil tedbir kararı vermesi talebiyle başvurduğu AİHM’den gelen yanıt hayal kırıklığı yarattı. Talebin yalnızca ciddi ve telafi edilemez bir hayati risk yaratan yakın bir tehlike söz ko tikleri doktorlara danışmalarına imkân sağlaması talep edildi. AİHM’nin 24 uzman hekimin raporuna rağmen hayati bir tehlike görmediğine hükmetmesine tepki gösteren Gülmen ile Özakça’nın avukatları, “Ulusal mahkemelere başvurmamız konusunda akıl da verdi kararında. Mahkemenin bu kararı, temsil ettiği varsayılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi değerleri açısından utanç vericidir” dedi. ‘Hukuki süreç bitti’ nusu olduğunda uygulanacağı ifa Halkın Hukuk Bürosu’ndan yapılan açık deleri dikkat çeken karar, “Sincan lamada ise 24 Mayıs günü başlatılan hu Gülmen Özakça Hastanesi’nde tutulmalarının, bu ki kuksal sürecin sona erdiği belirtilerek şilerin hayatına geri dönülemez bir “Artık geriye kalan Nuriye ve Semih’in ba zarar verecek nitelikte gerçek ve şından beri güvendikleri ve tutkuyla sev yakın bir tehlike oluşturmadığı tes dikleri Türkiye halkının vicdanı ile ömürle pit edilmiştir” diye gerekçelendirildi. rini ortaya koyarak savundukları onurları Numune Hastanesi’nin Sağlık Ku dır. Onun da hukuka ihtiyacı yok” dendi. Kararda, “Bu nedenlerle Ankara ge rulu Raporu’ndaki “Mevcut bulgula AİHM’nin verdiği ara kararla Gülmen ile ra göre hayati tehlike arz eder. Haya Özakça’nın kontrolleri için ATO tarafından nelinde park, bahçe ve umuma açık tını yalnız başına idame ettiremez” ifa görevlendirilen adli tıp uzmanı Şebnem alanlarda, 2017 Ağustos ayı boyunca açlık grevi, oturma eylemi, anma toplantısı, konser ve bu gibi toplu etkinlikler; huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik delerinin anımsatıldığı kararda; hükümetten, günlük yaşam ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeterli düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın kendi seç Korur Fincancı, ret kararı için “Bizim değerlendirmemizin, bilimsel görüşümüzün hiçbir anlamı yokmuş gibi davranarak hiç dikkate almamışlar. Sadece devletin görüşüne dayanarak değerlendirilmiş” dedi. emniyet kamu esenliğinin sağlanması amacıyla yasaklanmıştır” denildi. ALTIOK: Neden hâlâ tecritteler? İki farklı karar Mayıs ayında alınan kararda, “ateş yakma, yükses sesle şarkı, türkü, marş söyleme” Ankara geneli için süresiz olarak yasaklanmıştı. Ancak daha sonra yasağın kapsamı kent merkezi ile sınırlanmıştı. Alınan son kararda, “ateş yakma, yüksek sesle şarkı, türkü, marş söyleme” yasağından bahsedilmedi, ancak Gülmen ve Özakça’ya destek eylemlerinin tamamı tüm Ankara genelinde yasaklanmış oldu. l ANKARA / Cumhuriyet CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, açlık grevinin 147. gününü geride bırakan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın durumunu Meclis gündemine taşıdı. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, Özakça’nın gardiyanlar tarafından darp edilip, zorla sürüklendiği ve bundan dolayı da kollarında morluklar meydana geldiğini anımsatan Altıok, “Özakça ve Gülmen hukuki olmayan bir şekilde kendi istekleri dışında hastaneye götürülmüş ve tecrit edilmişlerdir. Özakça ve Gülmen’in avukatlarının beyanlarına göre Özakça sedyeye kayışla bağlanarak zorla ambulan sa bindirilmiş, Gülmen ise çarşafa bağlanarak insani, hukuki ve vicdani olmayan bir şekilde odasından çıkarılmıştır” dedi. Gülmen ve Özakça’nın hâlâ zorla, hijyene uygun olmayan bir ortamda ve yanlarında refakatçi bulundurmalarına izin verilmeden tutulduklarını belirten Altıok, “Özakça’yı darp eden gardiyanlarla ilgili hangi idari yaptırımlar uygulanmış ya da uygulanmaktadır? Özakça ve Gülmen hangi gerekçelerle, kimler tarafından ve kimlerin talimatıyla yatağa kemerle bağlanmıştır? Açlık grevinde olan bu iki insanın mutfak yakını odalarda tutulduğu iddiaları doğru mudur?” diye sordu. l ANKARA / Cumhuriyet Görüntüler için müfettiş iddiası Dink davasında savunma yapan dönemin Samsun jandarma görevlisi, Samast’ın Samsun TEM Şubesi’nde çekilen görüntülerinin müfettişlere verildikten sonra sızdırıldığını iddia etti CANAN COŞKUN Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin azmettirici, tetikçi, kamu görevlileri, İstanbul, Trabzon ve Samsun jandarma ve emniyet görevlilerinin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın dünkü duruşmasında sanıkların savunmasının alınmasına devam edildi. Dönemin Samsun Jandarma görevlisi Atilla Güçlüoğlu savunma yaptı. Güçlüoğlu, savunmasına yalnızca HTS kayıtları dikkate alınarak tutuklu bulunduğunu belirterek, “Bu durum ancak FETÖ mensuplarını sevindirir” sözleriyle başladı. Güçlüoğlu, “Ogün Samast’ın emniyette çekilen görüntüleri müfettişlere teslim edildikten sonra basına sızdırılmıştır” dedi. Katil Samast’ın görüntülerini basına sızdırmakla suçlanan Güçlüoğlu, “İddia edildiği gibi benim fotoğrafım hiçbir basın kuruluşunda yayımlanmamıştır. Benim fotoğrafım müfettişlere ve Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderilmiştir” diye konuştu. Güçlüoğlu, Samast’ın fotoğrafının çekilmesi emrini istendiğinde Jandarma Komutanlığı’na gönderilmek ve arşive konulması için verdiğini söyledi. Güçlüoğlu, “Fotoğrafları Jandarma Genel Komutanlığı’na göndermek üzere çekildik. Çünkü o dönem çok tartışılıyordu ‘katili jandarma mı yakaladı emniyet mi’ diye. Mülakat yapılması emrini de istihbarat şube müdürümüz verdi ve kameraya alınmasını söyledi. Bu fotoğrafların hiçbiri basına verilmek için çekilmedi. Katil zanlısına mülakatta yardım ve yataklık yapan var ise bir an önce öğrenilmesi hedeflenmiştir. Katil zanlısının yakalanmasına katıldığımız için biz o gün çok heyecanlı ve gururluyduk. Birol Ustaoğlu’nu çağırıp emir vermedik. Mülakatın nasıl, hangi taktik ve teknikle yapılmasına dair en ufak bir talimatımız da olmadı” dedi. Algı operasyonu Güçlüoğlu, Samast’ın Jandarma Olay Yeri İnceleme tarafından çekilen fotoğraf negatifleri ve görüntülerinin arşiv odasına konulduğunu ifade etti. Olay yeri inceleme komutanının tüm görüntüleri 22 Ocak 2007 Pazartesi günü il jandarma komutanına teslim ettiğini belirten Güçlüoğlu, çelik ka sada muhafaza edilen görüntülerin 31 Ocak 2007’de müfettişlere teslim edildiğini söyledi. Güçlüoğlu, “Fotoğraf ve kamera kaydı CD’leri müfettişlere teslim edilene kadar basına sızmamıştır. Görüntüleri müfettişlere teslim ettiğimizde olayın üzerinden 10 gün geçmişti. Jandarmanın çektiği görüntüler gazetecilere verilmiş olsaydı basın bunları hemen yayımlardı. Jandarma aleyhine algı operasyonu yapılmıştır. Bu algı operasyonu medyada da halen devam etmektedir. Basına fotoğraf ve görüntülerin kasıtlı olarak sızdırılmasını bırakın, ihmalim bile yoktur. Müfettişlere teslim edildikten sonra basına sızmıştır” ifadelerini kullandı. Bugün görülecek duruşmada mahkeme tutuklu sanıkların tahliye taleplerini değerlendirecek. l İSTANBUL C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog