Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

Pazar 13 Ağustos 2017 EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: ZARİFE SELÇUK CHP’li Ağbaba ve Özel, tutuklu gazetecileri ziyaret etti Silivri’de demokrasi CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ve CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, gazete mizin tutuklu yazar, yöneticilerinin de aralarında bulunduğu tutuklu gazete cilerle görüşerek, anlattıklarını rapor laştırdı. Raporda Genel Yayın Yönet menimiz Murat Sabun cu, “Demokrasi nöbetini burada tutuyoruz” der ken gazetemiz İcra Ku rulu Başkanı Akın Ata lay, “davada yalnız Cum İKLİM ÖNGEL huriyet gazetesini değil, gazeteciliği ve basın özgürlüğünü de temsil edi yoruz” ifadelerini kullandı. CHP Cezaevlerini İnceleme Ko misyonu, Genel Başkan Yardımcı sı Veli Ağbaba ve Grup Başkanveki li Özgür Özel’den oluşan bir heyet le, 10 ve 11 Ağustos tarihlerinde Siliv ri Cezaevi’nde tutuklu gazetemiz yö neticileri Murat Sabuncu, Akın Atalay, Kadri Gürsel, Ahmet Şık, tutuklu Die Welt muhabiri Deniz Yücel, Sözcü ga zetesi muhabiri Gökmen Ulu ve Bakır nöbetindeyiz Veli Ağbaba Özgür Özel köy Cezaevi’nde bulunan Sözcü çalışanı Mediha Olgun ile görüştü. Ağbaba ve Özel görüşmelerin ardından hazırladıkları raporda izlenimlerini ve gazeteciyerin kendilerine aktardıklarını raporlaştırdı. Özel ve Ağbaba izlenimlerini şöyle anlattı: “15 Temmuz darbe girişiminin ardından 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ile elde ettiği yetkileri kötüye kullanan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, FETÖ ile mücadele amacından saparak, kendisine muhalefet eden tüm toplumsal unsurları sindirmek istiyor ve toplumun geniş kesimlerine gözdağı veriyor. FETÖ ile asla yan yana gelemeyecek olan Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerinin çalışanlarına yönelik bu operasyonlar da bu sindirme girişiminin önemli bir parçasını oluşturuyor. Tutuklu Cumhuriyet gazetesi çalışanları, heyetimizle yaptığı görüşmelerde, ilk duruşmada iddianamenin çöktüğünü, bunu mahkeme heyetinin dahi bazı ifadelerinde kabul ettiklerine işaret etti. İlk duruşmada serbest kalan arkadaşlarının özgürlüğü hak ettiğini belirten Cumhuriyet çalışanları, en yakın sürede kendilerinin de özgür olacağını belirterek, 11 Eylül’de yapılacak duruşmanın önemine dikkati çekti. CHP olarak gazetecilerin tutuksuz yargılanmalarının esas olduğu ilkesiyle hareket ediyoruz. Ancak her geçen gün cezaevlerinde tutuklu gazeteci sayısının giderek artması, ülkemizdeki demokratik standartların geriye gidişinin de en önemli göstergelerinden biri olarak kayıtlara geçiyor. Ayrıca, OHAL KHK’leriyle getirilen kısıtlamalar nedeniyle, telefon ve görüşme hakkı başta olmak üzere, cezaevlerinde tutulanların önceden sahip olduğu pek çok hakta geriye gidiş yaşandığı görülüyor. Kitap ve gazeteye erişimde yaşanan zorluklar, tutuklu gazetecileri en çok zorlayan konuların başında.” Silivri’deki gazetecilerin mesajları şöyle: SİLİVRİ CEZAEVİ’NDEN MEKTUP Biri tutukluları gözetliyor! CEREN ÇIPLAK Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi’ndeki tutuklular bulundukları hücredeki havalandırmalara kamera yerleştirildiğini ve 24 saat boyunca gözaltında olduklarını belirtti. Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi’nden elimize ulaşan mektup aracılığıyla yaşadıkları hak ihlallerini anlatan tutuklular, kamera uygulamasıyla ilgili olarak “Bu özel hayatın gizliliğinin ihlalidir ve açıkça bir tacizdir. Biz seyirlik maymun değiliz” diyerek tepkilerini dile getirdi. Mektupta, havalandırmaların üzerinde tel kafes olduğu belirtilerek “Bu psikolojik baskıdır, gökyüzünü dahi dilimliyorlar” deniliyor. Mektupta ifade edilen diğer hak ihalleri ise şöyle: “Her arama esnasında gazetelerimiz gasp ediliyor. Avukat görüşlerini dört tarafı camdan fanus biçiminde yerlerde yapmak zorunda bırakılıyoruz. Bu yerler ses geçirmekte. Bu haliyle cam fanus şeklindeki avukat görüş yerleri avukatmüvekkil gizliliğine aykırıdır. Hapishane ile ilgili yaptığımız tüm suç duyuruları kaybediliyor. Hapishane idaresi hücrede bulun durabileceğimiz kıyafetlere sınır koyuyor. Bize yeni eşya geldiğinde alamıyoruz. Eşya sınırı gerekçe gösteriliyor. Depoya kaldırmak istediğimiz kıyafetler ise depoya kaldırılmıyor, çöpe atmamızı istiyorlar. Hücrelerde prizlerden kullandığımız elektriğin parası bizden kesiliyor. Aynı hücrede kaldığımız arkadaşların görüşçüleri dahi bize eşya veya para yatıramıyor. Kantin listesinde bulunan, ancak yazdığımız kantin istem fişindeki ihtiyaçlarımızın yarısı kantinde olmadığı gerekçesiyle verilmiyor. Revire çıkma taleplerimiz 10 15 günden önce yerine getirilmiyor. Böylece ancak hastalık ilerledikten sonra revire çıkabiliyoruz.” Mektuplara el konuluyor Silivri 9’Nolu Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Grup Yorum üyelerinden Fırat Kıl’ın 6 Ağustos tarihinde gönderdiği faksı paylaşıldı. Faksta, tüm tutsaklara yönelik baskıların devam ettiği ve bu baskıları kabul etmedikleri belirtilerek mektuplara el konulduğu vurgulanıyor. Faksta, “Kitap sınırlamasından, gelen mektuplardan dışarı yazılan mektuplara kadar engellemeler, karalamalar, el koymalar yaşanıyor. Gazetecilere gönderilen mektuplara el konuluyor. Gazetecilere yazdığım fakslara da el konuldu ve yazdıklarımızın Nuriye ve Semih ile ilgili olan kısımları çizildi, ulaştı mı ulaşmadı mı bilmiyoruz?” diye yazıyor. Toplumsal taleplerimiz var Basın özgürlüğünü temsil ediyoruz Murat Sabuncu: Burada tüm gün televizyon izliyoruz ve gazete okuyoruz. Yaptığımız gazetecilik için yargılanıyoruz. Biz de burada demokrasi nöbeti tutuyoruz. Dışarıda kimin neler yaptığını görüyoruz. Toplumsal taleplerimiz var. Duruşmada ne kadar haklı olduğumuz bir kez daha ortaya çıktı. Bu nedenle CHP’nin gerçekleştirdiği Adalet Yürüyüşü’nü büyük bir dikkatle takip ettik, gerçekleştireceğiniz Adalet Kurultayı’nı büyük bir dikkatle takip edeceğiz. CHP’nin ortaya koyduğu şey, toplumun tüm kesimleri için bir birlikte yaşam manifestosu, aslında. Buna herkesin ihtiyacı var. Alevisi, Sünnisi, Türk’ü, Kürdü, başörtülüsü, başörtülü olmayanı herkesin bu manifestoya ihtiyacı var. Tutuklulara tek tip kıyafet giydirilmesi tartışılıyor. Bu doğru değil, bu olmaz. Hukuku aramaya devam edeceğiz Kadri Gürsel: Çökmüş bir iddianame ile karşı karşıyayız. Aynı zamanda iddianamesini savunamayan ve iddianameye inanmayan bir mahkeme heyeti var karşımızda ancak birilerinin tutulması gerekiyordu, biz içeride kaldık. Ne tahliye beklentim var ne de umutsuzum. Önemli olan mahkemede hukukun aranması, hukukun aranmasına devam edeceğiz. Bugüne kadar gerçekleri yazdık, gerçeklerin arkasında olduk. Bana yönelik hesaplaşmanın sadece Cumhuriyet gazetesiyle ilgili olmadığını, daha önceki televizyon programlarımın ve tüm duruşumun cezalandırılmak istendiğinin farkındayım. Sadece ailem, eşim ve sevenlerim için üzülüyorum, moralim yüksek. Tarihi bir süreç yaşanıyor, biz de bu süreci burada yaşıyoruz. Demokrasi, basın özgürlüğü mücadelesi bu sınavdan da geçecek. Kimse üzerimden siyaset yapmasın Deniz Yücel: Yaptığım röportajlardan rahatsız oluyorlar. Ama evrensel bir gerçektir, bir haberdeki tırnak içindeki görüş, o görüşü dile getireni bağlar, ancak yapılan yorumlar, gazeteciyi bağlar. Röportaj yaptığım kişilerin tırnak içi ifadeleri nedeniyle suçlanıyorum. “Vay efendim sen Cumhurbaşkanı’na şunu dedin, Öcalan’a şunu dedin.” Ama, bunların tamamı tırnak içi ifadeler. Yaptığım röportajlar habercilik başarısıdır ama burada başıma bela oldu. Bir inatlaşma var ancak ben bu inatlaşmanın mağduru olmayı hak etmiyorum. Tecrit altındayım, 178 gündür iddianameyi bekliyorum. Kimse Kayserili bir halk tüccarı mantığı ile benim üzerimden siyaset yapmaya kalkmasın. Benim iade gibi bir talebim yok, hiç de olmadı ama şu iddianameyi bir hazırlasınlar hele. AKIN ATALAY: Nasıl Milattan Önce, Milattan Sonra kullanılıyor, biz de “Davadan Önce” ve “Davadan Sonra” diye ifadeler kullanıyoruz çünkü mahkeme sonrası dava çöktü, mahkeme heyeti de bunu söyledi. Cezaevinde kalanların burada tutulmasının hukuksal bir rasyonalitesi yoktu ve bir ara formül bulundu. Bazı arkadaşlarımız çıktı, bazılarımız burada tutulmaya devam ediyor. Biz, davada sadece Cumhuriyet gazetesini değil, gazeteciliği ve basın özgürlüğünü de temsil ediyoruz. Bu temsili de iyi yaptık. Davadan önce stresliydik çünkü Cumhuriyetle yaşıt gazetemizin geleneğine, Türkiye’de gazetecilik yapanların onuruna ve gazetecilik ahlakına halel getirmeyecek bir süreç yaşanacağını ümit ediyorduk, duruşmadan sonra rahatladık. Davanın ardından her birimizin tutumu ve duruşu konusunda olumlu geri dönüşler aldık. Duruşmada her şeyi söyledik. Bize güvenenlerin yüzünü kara çıkarmadık. Geleceğe umutla bakıyoruz. CHP’nin gerçekleştirdiği Adalet Yürüyüşü bizi güçlendirdi, bize iftira atanları zayıflattı. Bizim davamız da adalet arayışının bir parçası aslında. Buradan yine başım dik çıkacağım Ahmet Şık: Yatıyoruz ama çıkacağız. “Bize bu kumpası kuranların bu mahkemede yargılanıp cezaevinde yattığını görmeden adalet gelmez” demiştim. Şimdi de aynısını söylüyorum. Bize bu kumpası kuranlar, FETÖ’cülerle birlikte hapiste yatmadan adalet gelmez. Bir çete aranıyor ama Türkiye’yi aradıkları o çete yönetiyor. Organize bir suç örgütüyle karşı karşıyayız. Kendi ayıplarını örtmek için bizden FETÖ çıkarmaya çalışıyorlar ancak bu çıkmaz. Bu kumpası kuranlar da, ilk kumpası kuranlar gibi yargılanır. Moralim çok yüksek, ne zaman bilmiyorum ama buradan yine başım dik çıkacağımı biliyorum. Bizim menzilimiz Atatürk’ün yolu Gökmen Ulu: Buradan sakin bir gözle Türkiye’yi izliyoruz. Her gün inanılmaz şeyler görüyoruz ama maalesef ülkede bu yaşananlara şaşırmıyoruz. Her gün ülkenin yeni bir felaket ve şoke edici yeni bir olayla karşılaşması kimseyi şaşırtmıyorsa bunun üzerinde düşünmek lazım. Biz gazeteciyiz. Görevimiz toplumun bilgi edinme hakkına hizmet etmek. Sadece doğruları korkmadan söylüyoruz. Maalesef Türkiye’de sadece bu yüzden mesleğimizi yaptığımız için gerçekleri yazdığımız için baskıya ve zulme uğruyoruz. Bizim menzilimiz Atatürk’ün açtığı uygarlık yoludur. Biz ne ile karşılaşırsak karşılaşalım bu hedeften dönmeyiz. Cezaevinde idam mahkumları gibiyiz Mediha Olgun: Hâlâ adalete inanıyorum. Her gün yatarken ‘Bir sabah uyanacağız ve bu kötü rüya bitmiş olacak’ diye düşünüyorum. Bir gazetecinin mesleğinden ötürü yargılanmasını acı buluyorum. Müthiş bir hata benim burada olmam. Hiçbir sorumluluğumun olmadığı bir şeyde sadece kendi işimi yaptığım için cezalandırılmış durumdayım. Bir haber için kimse sorumlu tutulmamalıdır. Hiç görmediğim bir haberden mesul tutulmam ise kabul edilir değil. Mavi Marmara gemisindeki gazetecilerden biriydim. O zaman da şimdi de hem mağdurların hem Türkiye’nin tarafındayım. Ölümü göze alıp yola çıkan bir gazeteci bu ülkenin kötülüğüne hiçbir şey yapmaz. Aile görüşü 35 dakika ile sınırlı, çok kısa. Açık görüş iki ayda, telefon hakkı iki haftada bir uygulanıyor. Ağırlaştırılmış müebbetle yatanlara ne uygulanıyorsa bize de aynısı uygulanıyor. İdam mahkumu muamelesi görüyoruz. haber 11 Fazla da ciddiye almayın Homo sapiens denen insan ırkı, gezegendeki yaklaşık iki yüz bin yıllık yaşantısında nelere, ne saçmalıklara inanmış. Avcıtoplayıcı olarak Afrika’dan dünyaya yayılırken gördüğü her doğal engelden yeni bir hikâye, yepyeni bir inanç yaratmış. Gök gürlediğinde tanrıların mesaj yolladığını, deprem olduğunda Zeus’un kızdığını düşünmüş. Ortaçağda asilzadelerin kendi üzerindeki ilahi otoritesine, eski Mısır’da firavunların Tanrı olduğuna inanmış. Kendinin başka birinin kölesi olarak doğduğuna bile inanabilmiş yüzyıllar boyunca. Sümer tanrıları, Nors mitolojisi, Aztekler derken aradaki dönemde kâh dünyayı bir öküzün iki boynuzu arasında bir tepsi, kâh kızgın bir tanrının diğer tanrılar tarafından katledilmesi sonucu çıkan kütle olarak görmüş. İdeoloji deseniz gırla... Ona tapınmış, buna inanmış, resimler asmış, resimleri yakmış, gülmeyi yasaklamış, dansı kaldırmış, sonra mecbur etmiş. Nazizme, komünizme, kapitalizme, liberalizme, demokrasiye inanmış. Kim Jong İl öldüğünde, günlerce Pyongyang sokaklarına dizilip “Ühüüü, ühüüü” diye ağlamış. Oğlu Kim Jong Un saçını arkadan tıraş edince, gitmiş aynısını yapmış. Diyeceğim, bu ırkı, âdetlerini, inançlarını ve ideolojik saplantılarını fazla ciddiye almamakta yarar. Bugün savunduğunu birkaç asır sonra bırakıp bambaşka bir teoriye sarılabilir. Bunları geçenlerde ay tutulmasını izlerken düşündüm. Ağustos sonunda güneş tutulması var ve astrologlar (!) şimdiden kehanet üstüne kehanet, “Kötü”, “Çok kötü”, “Çok çok kötü” şeyler olacağını söylüyorlar. Haliyle, galiba Kuzey Kore’nin güleç ve gaddar lideri Kim Jong Un veya Kuzey Amerika’nın geveze ve manikdepresif başkanı Donald Trump gezegeni yok etmeden önce son sözlerimizi söylemekte fayda var. Benim de son sözüm, bugünün hikâyesi ve yarının inançları arasında homo sapiens denen ırkı çok ciddiye almamak gerektiği yolunda. Siz siz olun, mümkün olduğu ölçüde iyi ve onurlu bir hayat yaşamaya bakın. Tabii ki eşitlik ve inandığımız değerler için mücadele edin, kötülükten uzak, iyiliğe yakın durun; ancak belli bir noktadan sonra da tarihin akışının önünde durulmadığını kabullenin. “Nasıl bakalım keyfimize? Şu oluyor, bu oluyor” diyeceksiniz. Doğru; karanlık bir dönemden geçiyoruz ve her gün etrafımızda haksızlık, baskı, hoyratlık görüyoruz. Tarihin geriye gittiğine, sanki son 20 yıl yaşanmamış gibi ülkemizin 90’lı yıllara döndüğüne, polisin bile sanki bu tezi kanıtlamak istercesine Şemdinli’ye gidip köylülere eziyet ettiğine tanık oluyoruz. Memleketin haline kahroluyoruz. Ama ara sıra da tarihe ve ufka bakıp bu yaşadıklarımızın homo sapiens ırkının uzun ve inişçıkışlı masalında sadece bir toplu iğne kadar yer işgal ettiğini düşünmekte fayda var. Biraz teselli bulursunuz. İnsanlık, ne karanlık, ne saçma dönemler yaşamış. Bugünler de gelip geçecek. Türkiye daha güzel, daha aydınlık, sonra daha karanlık, sonra yine aydınlık ve bambaşka evreler yaşayacak. Gezegen de öyle. Çünkü biz, böyleyiz. Böyle bir ırkız. Düşünen, hikâye üreten, sonra da o hikâyelerle birbirini kesen bir varlığız. Bu yüzden, fazla da ciddiye almayın bunları... Fransız gazeteci için Macron devreye giriyor Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği PYD’yle röportaj yaptığı gerekçesiyle 26 Temmuz günü “silahlı terör örgütü üyesi olma” iddiasıyla tutuklanan Fransız gazeteci Loup Bureau için ülkesindeki gazetecilik örgütleri tarafından yürütülen kampanya büyüyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) ile Bureau’nun avukatı ve ailesi, geçen perşembe günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan gazetecinin serbest bırakılması için devreye girmesini istemişti. Bu çağrıya yanıt veren Elysee Sarayı, Cumhurbaşkanı Macron’un kısa süre içinde Erdoğan’la konuyu görüşeceğini duyurdu. Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada “Cumhurbaşkanı Macron’un gazeteci Loup Bureau dosyasını çok yakından izlediği, diplomasi ekibi tarafından Loup Bureau’nun durumu hakkında bilgilendirildiği” belirtildi. Fransız Dışişleri Bakanlığı’nın Türk muhataplarıyla bu konu hakkında temas halinde olduğu da vurgulanan açıklamada, gazetecinin ailesiyle de temasta oldukları ve durumu hakkında Bureau’nun ailesini sürekli bilgilendirdikleri kaydedildi. l Haber Merkezi C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog