Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

Pazar 13 Ağustos 2017 haber İsimleri bile yasak10 EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: SERPİL ÜNAY Emeğin cehennemi Dünkü Cumhuriyet’in manşeti Türkiye’de işçilerin sendikalılaşma ve toplusözleşmeden yararlanmaları üstüne sayısal verilerden oluşuyordu. Tokat gibi bir haberdi. Tokat önceki gün Yazıişleri toplantısında bizim suratımızda patladı. Sanırım (ve umarım) sizin de Cumhuriyet’i elinize aldığınızda patlamıştır. Ayrıntıları boşverin. Tek cümle yetiyor: Türkiye’de işçilerin yüzde 90’ı sendikasız; yüzde 95’i toplusözleşmesiz... Bu ürkütücü, bu korkunç tabloyu “12 Eylül faşizminin elebaşıları DİSK’i kapattı, Türk İş’i emir kulu kıldı... Turgut Özal sendikasızlaştırma operasyonunun düğmesine bastı, AKP iktidarı da üstüne mum dikti” gibi Türkiye ile sınırlı ve yüzeysel ve olguları kişiler üstünden açıklamaya girişen değerlendirmelerle ele alamayız, almamalıyız... 1980’lerin sonu bir yandan Sovyetler Birliği’nin çöküşü, Çin’le birlikte Asya’nın uçsuz bucaksız toprakları üstünde kapitalizmin yeniden ayakları üstüne dikildiği; bir yandan da çoktan “milliyetsizleşmiş” sermayenin küresel sermaye’ye sıçrayışını anlatır. Küresel sermaye, ulusal sınırların silikleştiği, finans sermayesinin sanayi sermayesini ikinci plana ittiği, borsaların 24 saat açık kalabileceği bilişim teknolojisinin kapitalizme yeni ufuklar açtığı bu dönemde sermaye için dikensiz gül bahçesi yaratmak da temel bir hedefti. “Kapitalizm gülü”nün dikeni işçi sınıfıdır. İşçi sınıfının siyasal örgütleri sınıf partileri, ekonomik çıkarlarını savunduğu örgütleri de sendikalardır. O fırtınalı 1989 sonbaharında 70 yılı aşkın süreyle “sosyalizm kuruculuğu” sürecinde başarısız kalan komünist partiler Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da başdöndürücü bir çözülme ve sönümlenme yaşarken Çin Komünist Partisi sosyalizm kuruculuğunu unutup (ya da vazgeçip) kapitalizmi yeniden inşa etmeye yöneldi. Arnavutluk’ta adeta buharlaştı ve Yugoslavya parçalanırken komünist partisini de gömdü. Ardından, 90’lı yıllar boyunca işçi sınıfının sendikal örgütlenmesinin hunharca tasfiyesine tanık olundu. Sermayenin küreselleşmesi sendikal örgütlenmenin omurgasını kırmaya yöneldi. “Sendikasızlaştırma” siyasal literatüre yaygın kullanılan ve acımasızca uygulanan bir kavram olarak girdi. Sadece komünist partiler değil, Marksizmden doğan ve ağır ağır Marksizmden uzaklaşan sosyal demokrat partilerin de tabanlarındaki geleneksel işçi oyları hızla eridi. Batı Avrupa’da bu süreç zorbalığa yönelmeden yürüdü. Doğu Avrupa’da bir intikam operasyonunun özneleri yapıldı. Türkiye’de ise sistemli yürüyen bir devlet politikası desteğiyle sendikasızlaştırma operasyonları hızlı ve önce büyük sermaye işyerlerinde, ardından orta ve küçük işletmelerde uygulamaya sokuldu. Kalanını “sarı sendika” nitelemesini bile hak edemeyecek hale getirilen Türk İş getirdi. AKP dikenleri kırılmış bir gül bahçesi devraldı ve taşeronlaştırma gibi yöntemlerle ölümcül darbeleri art arda ve aralıksız vurdu. Sonuç tek cümledir: Türkiye’de işçilerin yüzde 90’ı sendikasız; yüzde 95’i toplusözleşmesiz... ÖZGÜR GÜNDEM DAVASI Cezaevine uğurlandı Kapatılan Özgür Gündem’in Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yaptığı gerekçesiyle açılan davada, 1 yıl 6 ay hapis cezası alan Murat Çelik kan, yarın cezaevine tes lim olacak. Gazeteciler ve hak ör Murat Çelikkan gütleri önceki gece arkadaşları Murat Çelikkan için toplanarak onu uğurladı. Geceye Çelikkan gi bi Özgür Gündem’in Nöbetçi Genel Yayın Yö netmenliğini yapan gazeteciler Nadire Ma ter, Tuğrul Eryılmaz, Yıldırım Türker, Mehmet Güç ve sanatçı Deniz Türkali, Çelikkan’ın di rektörü olduğu Hakikat, Adalet, Hafıza Mer kezi çalışanları, hak savunucuları ve gazete ci arkadaşları katıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada mahke me, 16 Mayıs 2017 tarihinde Çelikkan’ı “te rör propagandasına” ilişkin Terörle Mücadele Kanunu 7/2 maddesince mahkum etmişti. Mahkeme heyeti, “Sanığın duruşmadaki dav ranışları ile yeteri kadar pişmanlık gösterme miş olması nedeniyle”cezada indirime gitme miş ve cezanın ertelenmesi yönünde bir ka rar vermemişti. l İSTANBUL / Cumhuriyet Güvenlik güçlerinin, düzenlenen eylemlerde Gülmen ve Özakça’nın isimlerinin kullanılması halinde müdahale edileceği tehdidinde bulunmasının anayasaya aykırı olduğu, yetkililerin suç işlediği belirtildi KHK ile ihraç edilmelerinin ardından “İşimi geri istiyorum” diye rek direnişe başlayan akade misyen Nuriye Gülmen ve öğ retmen Semih Özakça’nın aç lık grevi 157. gününü geride bıraktı. Gülmen ve Özakça ce zaevi hastane sinde tecrit ko şullarında ey lemlerine devam ederken adları OZAN ÇEPNİ nın sivil toplum tarafından kullanılması da ya saklandı. İçişleri Bakanlığı’nın herhangi bir mahkeme kararı olmamasına karşın iki eğitim ciyi suçlu gibi gösterdiği kitap çığın ardından, iki eğitimcinin isimlerini kullananlara karşı, Türkiye’nin dört bir yanında polis müdahaleleri başladı. 20 Temmuz’da Ankara’daki Su ruç Katliamı anmasında Gül men ve Özakça’nın isimleri ni kullananlara müdahale edil mesinin ardından, Yüksel Cad desi, İnsan Hakları Anıtı ve Çağlayan Adliyesi’nde Gülmen ve Özakça’nın ismini kulla nanlara müdahalede bulunul du. Samsun’daki Süper Kupa Finali’nde ‘Nuriye Semih Ya şasın’ pankartı açanlara ‘terör örgütü’ soruşturması açılırken yurdun dört bir yanındaki ey lemlerden önce polis tarafın dan “Nuriye ve Semih’in isim lerini anmayın” uyarısında bu lunuldu. Açık anayasa ihlali İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, yaşananların hukuka aykırı olduğunu belirterek “İçişleri Bakanlığı, Nuriye ve Semih’i doğrudan hedef alarak, yasadı VNEUASR1Ç5EİLY8MIEKİGHGGÜÖÜRNLZEDMAVÜEKİRNNÇDAE şı örgüt üyesi olarak tanıtan ve bu doğrultuda propaganda yapan bir kitapçık çıkarttı. Bu temel olarak anayasanın 15. maddesinin ihlalidir. Henüz hakkında yargılama yapılmamış, soruşturması ve davası devam eden iki insanın suçlu ilan edilmesi açık anayasa ihlalidir ve bu ağır bir suçtur. Masumiyet karinesi OHAL’de ve savaş halinde bile kısıtlanamayacak haklardandır” dedi. Türkdoğan, “Cumhuriyet Savcıları ve hâkimler bu fiili durumu benimsemiş durumda ve buna uygun hareket ediyorlar. Bu da yargının doğrudan doğruya hükümetin emrinde olduğunu gösteriyor. İstanbul’da geçen cumartesi günü 43 kişi, sadece o açıklamada Nuriye ve Semih ismini kullandıkları için şiddet kullanılarak gözaltına alındı. Gözaltında işkence ve kötü muamele olarak adlandıracağımız koşullara maruz kaldılar. 3 gün kasıtlı olarak gözaltında tutuldular. Bu çok tipik bir otori Zorla müdahale tehdidi Semih Özakça’nın eşi Esra Özakça 28 Temmuz’da Sincan Cezaevi Hastanesi’ne nakledilen Gülmen’in “çarşafa sarılarak”, Özakça’nın da “darp edilip sedyeye kayışla bağlanarak, susması için ağzına gardiyanlar tarafından parmak sokularak” getirildiğini belirtti. 7 Ağustos’ta Gülmen ve Özakça’nın aileleri ile cezaevi kampüs hastanesinde Numune Hastanesi doktorlarından 4, Sağlık Bakanlığı’ndan görevli 2 kişi ve hastane başhekiminin bir görüşme yaptığını açıklayan Esra Özakça, “Görüşmede ‘zorla müdahale’ yapabileceklerini, hatta bunu bilinç açıkken dahi yapabileceklerini söylediler. Dayandırdıkları kanunda böyle bir şey söz konusu değildir. Üstelik Türkiye’nin taraf olduğu Malta Sözleşmesi, bilinç kapalıyken dahi müdahaleye izin vermez” dedi. ter, baskı sistemi kurulduğunu gösteriyor” diye konuştu. İki eğitimcinin isminin fiilen yasaklandığını belirten Türkdoğan şöyle konuştu: “Nuriye ve Semih’in isminin kullanıldığı yere müdahale edilmek isteniyor. Bunu söyleyen emniyet amiri, vali, İçişleri Bakanı şu anda anayasayı ihlal ediyor. Peki, biz anayasayı ihlal eden devlet görevlileri karşısında hakkımızı nerede arayacağız? Bu İçişleri Bakanı’nı, valiyi, kolluk amirini kime şikâyet edeceğiz? Bir yargı kurumu kalmamış. Anayasa Mahkemesi’nin bir şey söylemesi, Yargıtay savcısının bir tutum alması lazım. ‘Türkiye’de anayasa var, siz bu anayasayı çiğneyemezsiniz’ diyecek kimse kalmamış.” Günah keçileri OHAL KHK’leri ile 110 bin insanın kamudan ihraç edildiğini dile getiren Türkdoğan, “Bu AİHM içtihatlarına aykırı bir durum. Nuriye ve Semih aslında tüm dünyanın gündemine bunu taşıdılar. Buna karşı bu 2 insan günah keçisi yapılmış gibi, fatura bu iki insana kesilmeye çalışılıyor” dedi. l ANKARA TURGUT KAZAN ‘Hukuk devleti değil’ Polislerin düzenlenen eylem ve yürüyüşlerde açlık grevindeki akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın isimleri geçmesi durumunda müdahale edileceği tehdidinde bulunmasına avukat Turgut Kazan tepki gösterdi. Kazan, Türkiye’nin bir baskı süreci yaşadığına dikkat çekerek, “Bunu yasaklamanın bir gerekçesi yok. Gerekçe herkesin korkması, susması ve oturmasıdır. Baskı bunun için yapılıyor. Hukuksal bir nedeni var mı diye bakarsakta tabiiki hukuksal hiçbir nedeni yoktur” dedi. Kazan, demokratik bir ülkede yurttaşların karşı çıktıkları her şeye yönelik şiddete dayalı olmamak üzere gösteri yapma hakları olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Hiçbir şekilde bu kısıtlanamaz ve yasaklanamaz. Eğer bu kısıtlanıyor ve yasaklanıyorsa, orada demokrasiyle bağdaşmayan bir baskı rejimi uygulanıyor demektir. Nuriye Semih adının anılmasına yönelik olacak gözaltılar için başvurulacak hiçbir mecra kalmamıştır. Türkiyede hukuk artık kalmadı. Bütün soruların artık hukuk içerisinde cevaplanmasının mümkün olmadığını bilmemiz gerekir. O yüzden bu hukukun neresine sığar gibi soruların da bir anlamı yoktur. Türkiye bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Bu yüzden gözaltına alınacak insanları çok duyacağız.” l İSTANBUL/Cumhuriyet Kırık kolaCUMARTESİ ANNELERİ’NDEN SESSİZ EYLEM ters kelepçe Susmak en ağır cevapCumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nda 646. kez bir araya geldi. Fotoğraf: KURTULUŞ ARI Kaybedilen yakınlarının akıbetini arayan Cumartesi Anneleri 646. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Anneler “Kelimelerin yetmediği yerde, susmak en ağır cevaptır!” diyerek bu haftaki eylemlerini susarak gerçekleştirdi. “Failler belli, katiller nerede?” pankartının açıldığı eyleme HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, kayıp yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı. Eylemde iki gün önce hayatını kaybeden, 1994 yılında gözaltında kaybedilen gazeteci Nazım Babaoğlu’nun annesi Makbule Babaoğlu da anıldı. Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ablası Maside Ocak okudu. Ocak, “Hakları ihlal edilenlerle, adaletsizliğe maruz kalanlarla demokratik imkânlarla dayanışmak suç değildir. Suç olan hakikate ve adalete ulaşma hakkımızı karşılıksız bırakmak, hak arama kanallarımızı kapatmaktır” dedi. Ocak, kayıp dosyalarında ceza adaletinin sağlanması için kamuoyu yaratmaya ihtiyaçları olduğunu söyleyerek şunları söyledi: “Kamuoyu yaratabilmemiz için de düşünce ve ifade özgürlüğünün, gösteri yapma özgürlüğünün, basın özgürlüğünün eksiksiz işlemesine ihtiyacımız var. Bu özgürlüklerimizin saldırı altında olduğu gerçeğine dikkat çekmek için ‘kelimelerin yetmediği yerde, susmak en ağır cevaptır!’ diyoruz.” l İSTANBUL/Cumhuriyet Diyarbakır’da kayıp yakınları 444. kez sordu İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenledikleri oturma eyleminin 444’üncüsünü gerçekleştirerek, Hizbullahçı olduğu iddia edilen kişilerce kaçırılan ve bir daha haber alınamayan Mehmet Veysi Sezer’in akıbetini sordu. Galatasaray Meydanı’nda 281. kez bir araya gelen İHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu üyeleri ise F tipi hapishanelerdeki tecrit koşullarına dikkat çekerek, hasta mahpus Meryem Soylu’nun serbest bırakılması istedi. l Yurt Haberler Miraz bebek acile kaldırıldı Annesi Gülistan Diken Akbaba ile Maltepe Cezaevi’nde kalan bir yaşındaki Miraz bebek, önceki gece ateşlenince hastaneye kaldırıldı. Babası Cengiz Zaza Akbaba, Miraz bebeğin önceki gece ateşi yükseldiği için cezaevi idaresi tarafından Gebze Devlet Hastanesi aciline kaldırıldığını belirterek, “12 kişilik koğuşta Miraz’la birlikte 16 kişi kalıyor. Miraz’ın annesinin yanında olması gerekiyor. Süt emiyor, annesini arıyor. İyi olunca bu akşam (dün) annesine götüreceğim” dedi. l Haber Merkezi TV10 çalışanları özgür basın için eylemdeydi KHK ile kapatılan TV 10’un çalışanları, televizyonlarının açılması talebi ile dün 45’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. TÜMTOK Derneği Başkanı Hasan Bayrak, emekten, haktan yana olan televizyonların kapatıldığını belirterek, “Özgür basını olmayan toplumlar faşizm kıskancında ezilmeye mahkumdur. Şimdi sesimizin kısıldığını daha iyi anlıyoruz. Sesimiz, soluğumuz olan kanallar kapatıldı. Hayat TV, İMC, Yol TV bunlardan bazılarıydı. Kapatılan kanalların derhal açılmasını istiyoruz” dedi. l İSTANBUL / Cumhuriyet Nuriye ve Semih için Kadıköy’de düzenlenen eylemde kolu kırılarak gözaltına alınan Gülsüm Elvan yaşadıklarını anlattı. Açlık grevindeki tutuklu eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek eyleminde gözaltına alındığı sırada sol kolunda kırık oluşan Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, “Ağabeyimin işyerinde kızımın öğretmeniyle buluştuk. Orada polisin 34 kişiye saldırdığını görünce dayanamadım, ‘Biraz vicdanlı olun vicdansızlar, gözaltına alıyorsanız adam gibi alın’ dedim. Bunu demeye kalmadan kızımı aldılar, o zaman gözüm döndü. Kargaşa oldu, iki kişi yere yatırıp kolumu büktü, kolum o an kırıldı. Daha sonra ters kelepçe taktılar” dedi. Kadıköy’de açlık grevlerinin 156. gününde akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’ya destek vermek için önceki gün eylem yapan gruba polis müdahale etmişti. Gruptan 6’sı kadın olmak üzere 16 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan 16 kişi İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne götürüldü. Bir süre Haseki Hastanesi’nde tutulan Gülsüm Elvan’ın sol kolunun kırıldığı anlaşıldı ve tomografisi çekildi. Anne Elvan Gülsüm Elvan ve kızı, ifadesinin alınmasının ardından savcılık talimatıyla serbest bırakıldı. Gazetemize gözaltı anı ve sağlık durumu hakkında bilgi veren anne Elvan, “Kırık kolla kelepçelendiğim anlaşıldı. Koskoca İstanbul’da kelepçenin anahtarı bulunamadı. O kırık kolla beni iki saat dolaştırdılar. Hastanede tel ile açtılar. Kızımı da araca aldıktan sonra plastik kelepçe taktılar. Onun da kollarında morluklar var, bayağı hırpalamışlar. Şu an kolum sargılı alçıya alamadılar. Yüksek ihtimalle ameliyat olacağım. Her şey pazartesi belli olacak” dedi. l İSTANBUL / Cumhuriyet C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog