Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

Cuma 11 Ağustos 2017 EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: SERPİL ÜNAY Tek tip giymeyizSİLİVRİ’DE TUTUKLU BULUNAN CUMHURİYETÇİLERDEN NET MESAJ: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Basın Konseyi üyeleri, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabulcu, İcra Kurulu Başkanı avukat Akın Atalay, Yayın Danışmanımız ve yazarımız Kadri Gürsel ile muhabirimiz Ahmet Şık’ı ziyaret et TGC VE BASIN KONSEYİ 9.5 AY SONRA SİLİVRİ’DE Silivri Cezaevi’ne dün öğle saatlerinde giden TGC Başkanı Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sayman Gülseren Ergezer Güver ve Yönetim Kurulu Üyesi Oğuz Güven, gazetemiz tutuklu yazar ve yöneticileriyle 9.5 ay sonra ilk kez görüştü. ti. Aylardır gazetecilerle yüz yüze gö rüşebilmek için Adalet Bakanlığı’ndan izin isteyen kurumlara ilk kez izin verildi. Ziyarette tutuklu yazar ve yöne ticilerimizin basın meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri ve okurları 11 Eylül’de Silivri Cezaevi’nde görülecek duruşmaya katılarak dayanışma gös termesi çağrısı yaptıkları kaydedildi. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Silivri’de tutuklu gazetecilere tek tip elbise kararından söz ettiğini ve “Gi yer misiniz?” diye sorduğunu, gaze tecilerin ise “Asla giymeyiz. Bedeline katlanırız ama asla giymeyiz” yanıtı verdiği” değerlendirmesini yaptı. Demokrasi için TGC Başkanı Turgüy Olcayto, ceza evi çıkışı yaptığı açıklamada “Meslek taşlarımız gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklular. 7 meslektaşımızın serbest kalmasından mutluyuz. Tutuk DAVA ÇÖKTÜ YAŞAM MANİFESTOSU lu dört meslektaşımızın da 11 Eylül 2017 tarihinde yapılacak duruşmada serbest kalacağını umut ediyoruz. Gazetecilik suç değildir” dedi. Türkiye’de sağlık bir demokrasinin yeşermesinin, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kalkmasıyla mümkün olduğunu kaydeden Olcayto, “Şu anda 150’yi aşkın gazeteci tutuklu ve hükümlü, gazetecilerin tutuksuz yargılanması konusundaki talebimizi tekrarlıyoruz” diye konuştu. Çok büyük bir değer Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise dün Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan arkadaşlarımızı, ardından da Sözcü Gazetesi muhabiri Gökmen Ulu’yu ve Bakırköy Kadın Cezaevi’ndeki Sözcü Gazetesi’nden Mediha Olgun’u ziyaret etti. Türenç, görüşme sırasında aralarında geçen konuşmaları şöyle özetledi: “Sabuncu bana, ‘9.5 ay sonra ilk kez bir gazeteciyle konuşmanın ve kucaklaşmanın mutluluğunu yaşıyorum; 9.5 ay sonra bir meslektaşımla ilk kez görüşebilmenin çok büyük bir değer olduğunun farkındayım’ deyince çok duygulandım. Kad Akın Atalay: Cumhuriyet davası duruşması sonrasında moralimiz çok yüksek. İlk duruşmada yedi meslektaşımızın tahliye olması davamızın çöktüğünü gösterdi. Ayrıca derdimizi anlatabildik. Medya, yasamadan bile önemli. Bu önemin farkında olduğu için iktidarlar medyayı baskı altına alıyorlar. MAĞDUR DEĞİLİM KADRİ GÜRSEL: Tutuklu bulunduğumuz 9.5 ayı hayatım dan çalınmış günler olarak kabul etmiyorum. Mağdur değilim. Burada da değerlerim ve ilkelerimle hayatımı idame ettiriyorum. Kendimi geliştiriyorum. Bunun bir siyasi dava ve operasyon olduğunun bilincindeyiz. Bize yapılan haksızlık, hukuksuzluk hayretler içinde bıraksa da davanın doğası bu olduğu için üzerimizdeki etkisi bazılarının beklediği ve sandığı gibi yıpratıcı olmuyor. Gazetecilik demokrasilerde yapılabilen bir meslek. Türkiye’de demokrasi olmadığı için gerçek anlamda gazetecilik yapmamız engelleniyor. Ancak Türkiye’de basın özgürlüğü mücadelesini vermek zorundayız. Türkiye gün gelecek demokrasiye kavuşacak. Murat Sabuncu: İnşallah biz son tutuklu gazeteciler oluruz. Bize ağır gelen attığımız manşetleri savunmak. Ülkemiz için canımız yanıyor. Mahkemelerde gazetecilerin attığı başlıklarla niyet okunarak yargılanması çok ağır. Türkiye’de birlikte yaşam manifestosu oluşturulmasına ihtiyaç var. Bunu Kürdü, Türkü, Alevisi, Sünnisi, Ermenisi, Rumu hiçbir ayrım yapmadan birlikte yazabiliriz. Türkiye’de tekrar soru sorma cesareti gösteren haberi değerlendirebilen, yazabilen gazeteciler olmalı. İnternet medyasında ve bazı bir iki gazetede bu medyanın uçları var. Bu yüzden umutluyum. BU BİR REJİM DAVASI Ahmet Şık: Kimse aksini iddia edemez, mesleki faaliyetlerimiz suç konusu yapıldı. Bizler kahraman değiliz. Kimse konuşmadığı için kahramanlaştırılıyoruz. Cumhuriyet davasıyla çok az sayıda kalan gazeteci ve meslek kuruluşlarını kontrol altına almaya çalışıyorlar mesleki faaliyetimize sınır çiziyorlar. Cumhuriyet Gazetesi davası aynı zamanda bir rejim davasıdır. Herkesin bir arada yaşayabileceği, çoğulculuğu esas alan bir toplum ve devlet modelini ortaya çıkarmak zorundayız. Özgür kalmamız da siyasi bir kararla olacak. ri Gürsel, burada temel kural iyi ol maktır diyerek, sağlığına dikkat etme ye çalıştığını aktardı. ‘Avukat yasağının kalkmasına ve yaşadığımız tecri tin hafiflemesine memnun olduk. Çok ağır tecrit koşulları altındaydık. Ancak yaşayan bilir’ dedi. Ahmet Şık, hem olmayan suça delil üretilmeye çalışıl dığını söyledi, hem de 11 Eylül’deki Cumhuriyet davası duruşması ile ilgi li çağrı yaptı. ‘Cumhuriyet davası, örgüt davası değildir, Cumhuriyet’i yar gılama davasıdır. Bu davada, Cumhu riyet gazetesi ve rejim yargılanmakta dır. Bir avuç direnen insana hiza vermek istiyorlar. Korkunun ecele faydası yok. Korkmadan hareket etmemiz la zım. Zulme karşı korkmamalıyız. Or tak paydada birleşmeliyiz” dedi. Ulu: Hedef Akbay Gökmen Ulu ile yapılan görüşmede ise yarı tecrit koşullarında olduğunu öğrendiğini anlatan Türenç “Hedef Tüm masumlara adalet te Sözcü gazetesi ve sahibi Burak Akbay var. O haberi bahane ederek gazeteyi ele geçirmeyi ve susturmayı amaçladılar” diye konuştu. Türenç, Silivri’de tutuklu gazetecilere tek tip elbise kararından söz ettiğini ve “Giyer misiniz?” diye sorduğunu, ancak gazetecilerin dördünün de “Asla giymeyiz. Bedeline katlanırız ama asla giymeyiz” yanıtı verdiğini söyledi.” l İSTANBUL / Cumhuriyet Cumhuriyet davası kapsamında tutuklu kalan avukatlarımızdan Bülent Utku, Akın Atalay ve Mustafa Kemal Güngör’ün serbest bırakılması çağırısıyla Çağlayan Adalet Sarayı’nda başlatılan “Adalet Nöbeti” 19’uncu haftasında da devam etti. Bu haftaki nöbete yaklaşık 2 hafta önce tahliye olan gazetemiz avukatları Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör ve CHP milletvekili avukat Haluk Pekşen katıldı. Adliyenin Atrium alanında cüppeleri ile bir sü re sessizce bekleyen avukatlar, adliyenin dışına çıkarak basın açıklaması yaptı. Ellerinde tutuklu avukat Akın Atalay’ın fotoğrafı bulunan avukatlar, “adalet” yazılı pankart açtı. Adliyenin C kapısı önünde basın açıklamasını CHP Trabzon Milletvekili avukat Haluk Pekşen yaptı. Haluk Pekşen yaptığı açıklamada “Adaleti vicdanınızda bulamadığınız sürece, onu mahkemelerde, adliye koridorlarında ve başka yerlerde aramanızın hiçbir anlamı yoktur. Ben inanıyo rum ki bu adalet nöbetinden Türkiye bugün bile bir mum yakmış gibi nefes alacaktır. Hepimizin yüreğine bir su serpilecektir. Bu anlamda, bugün Akın Atalay’ın şahsında cezaevinde tutuklu bulunan, başta milletvekili arkadaşım Enis Berberoğlu da olmak üzere bütün masum insanların bir an önce ceza adaleti sisteminin yasalara göre işleyeceği bir düzende ‘beraat etme’ ve ‘aklanma hakları’na bir an önce kavuşmalarını hepiniz adına ben de diliyorum” dedi. ‘AKP’nin suç dosyası kabarıyor’ CHP’li Yarkadaş, KHK ile el konulan televizyonların OHAL Komisyonu’na başvurmasının engellendiğini söyledi CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, 688 sayılı KHK ile el konulan ve aralarında Hayat TV, İMC TV ile Jiyan TV ve TV 10’un da bulunduğu kuruluşların OHAL Komisyonu’na başvuramadığını söyledi. Komisyonun resmî internet sitesinde KHK ile el konulan şirketlerin itirazı için düzenlenen sayfada, el konulan TV’lerin isimlerinin yer almadığını kaydeden Yarkadaş, “Bu TV’lerin isimleri başvuru formuna konulmamış. Böylece itiraz da fiilen engellenmiş oluyor” dedi. Yapılanın hukuksuzluğu da aştığını vurgulayan Yarkadaş, “AKP ‘Biz bu kanallara haksız ve hukuksuz bir biçimde el koyduk. Siz artık bu kanalları unutun’ diyor. Bunun adı eşkıyalıktır” diye konuştu. Kanal avukatlarının tüm çabalarının sonuçsuz kaldığını kaydeden Yarkadaş, şöyle devam etti: “O kadar pervasızlar ki; göstermelik bir soruşturma bile yapmıyorlar” dedi. El konulan TV ve radyoların malları ile frekanslarının mahkeme kararı olmadan satıldığı ve yandaşlara dağıtıldığını belirten Yarkadaş, “Utanmazlık artık sıradanlaştı” diye konuştu. El konulan Özgür Radyo’nun frekansının Kanal 7’ye peşkeş çekildiğini de belirten Yarkadaş, “Orada her gün utanmadan, ahlaktan bahsediyor, ahlaksızlıklarının üstünü örtmeye çalışıyorlar.” dedi. ‘Kime başvursunlar’ OHAL Komisyonu’nun internet sayfasındaki başvuru formunda HAYAT TV, İMC TV, JİYAN TV, TV 10 ile VAN TV’nin de aralarında olduğu 12 televizyon ve 11 radyonun isminin yer almamasını eleştiren Yarkadaş, “Bu kanallara Fransız ya da İngiliz hükümeti mi el koydu! AKP el koydu! Bu kanalların sahipleri nereye başvuracak! Bu nasıl bir utanmazlıktır” de ğerlendirmesini yaptı. Komisyonun bu kanalların durumunu masaya yatırması halinde frekansları geri vermek zorunda kalacağının görüldüğünü kaydeden Yarkadaş “Ortada bir suç delili yok. İnceleme yapılsa frekansları geri vermek zorunda kalacaklar. Bu durumu engellemek için başvuru yolunu tıkıyor ve frekansları gasp ediyorlar” dedi. Komisyonun bu haliyle “göstermelik soruşturmalar” bile yapamayacağının ortaya çıktığını belirten Yarkadaş, “Bu hükümet oldukça, adalet sadece tatlı bir rüya olmaktan öteye geçemeyecek” ifadesini kullandı.​l İSTANBUL / Cumhuriyet haber 11 Sağ’ım sol’um sobe İnançsızlar inancı kendilerine yönelik bir tehdit olarak görmezler. İnanç üzerine kitaplar okuyabilirler. İnancın tarihini inceleyebilirler. İnanç çeşitleri üzerine analizler yapabilirler. Farklı inançları birbirleriyle karşılaştırabilirler. İnancın geçmişine bakıp geleceği üzerine tezler ortaya atabilirler. İnanç psikolojisini derinlemesine inceleyebilirler. İnanç sosyolojisini masaya yatırabilirler. İnanç felsefeleriyle haşır neşir olabilirler. Tüm bunları yaparken de herhangi bir dogmanın gölgesi üzerlerinde olmadığı için farklı sonuçlara varabilirler. Vardıkları sonuçtan korkmazlar, utanmazlar, endişelenmezler. Sadece şüphe edebilirler; o zaman da her şeyi baştan gözden geçirirler. Netice inançsızlık inancı her haliyle kapsar. Ama inanç inançsızlığı her haliyle kapsayamaz. Çünkü inanan insanın hayata bakışı, hiçbir örf, âdet ya da korkuyla kısıtlanmamış özgür bir aklın hayata bakışıyla bir olamaz. İnançsızlık cephesinden öne sürülen her tez onun için her an inanca yönelik bir saldırıya ya da tehdide dönüşebilir. Sırtını bilime dayayanla dogmaya dayayan arasındaki tartışmalar o yüzden asla bir sonuca erişmez. İnançlı inançsızı tehlikeli bulur; inançlı inançsızı cahil. Ve akil, cahili kapsar; cahil akili bıçaklar. Sağcılarla solcular da böyledir. Biri diğerini kapsar; diğeri öbürünü parçalar. Sol değerlere sahip olanlar vicdanı, eşitliği, demokrasiyi her türlü zorluğa rağmen bünyede birlikte barındırmanın yollarını ararlar. Denemelere açıktırlar. Tartışmalara vardırlar. Sorular sorarlar. Buldukları cevaplardan hep endişe duyarlar. Kendilerinden bile şüphe ederler. Tek doğruları yoktur; tek kitapları ve tek inançları... Doğruyu bulmak adına dönüşürler, bölünürler, birleşirler, yeniden ve yeniden değişirler. Hep tartışırlar. İnanarak değil araştırarak yaşarlar. Bu arada bazen tuzaklara da düşerler. O zaman da karşıtlarına dönüşürler. Dolayısıyla sık sık sağ ideolojileri de kapsarlar. Ama vicdan, etik gibi değerlerin kazanç değerinin önüne geçmesine izin vermez sağ düşünce. İdeolojiyi zayıflatacak, güçsüzleştirecek, varlığını tehlikeye atacak gedikler açtırmaz bünyesinde. Kendisini sorgulamaz, yargılamaz, cezalandırmaz sol gibi. Kitabı bellidir, hedefi de, yöntemleri de. Esnemez, dönüşmez, ödün vermez. O yüzden sol sağı kapsar ama sağ solu kapsamaz. Ve yine o yüzden aklı başında sistemlerde asla bir solcu gidip sağcı bir gazetede kendi doğrularını yazmak konusunda ısrarcı davranmaz. Ama sağcılar solcuların arasına karışmayı severler. Hatta bu coğrafyada “İlla solculara gazete lazımsa onu da biz yaparız” diyerek kolları sıvadıkları çok olmuştur. Ama sol bu, düşer, kalkar; aklını arada kaybeder, sonra tekrar başına toplar. Sağcıların solcular arasındaki saltanatı, işte bu yüzden hep bir yere kadar. MAHKEMEDE GERİLİM YAŞANDI Nedim Türfent’e tahliye çıkmadı Van’da 30 Mayıs 2016’da tutukla nan, KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) muhabiri Nedim Türfent hakkında “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 22.5 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın ikinci duruşması Hakkâri 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde çarşamba günü görüldü. Duruşmanın yaklaşık 6 saat gecikmeli başlaması nedeniyle Türfent’in avukatları ile mahkeme heyeti arasında tartışma yaşandı. Yaşanan tartışmanın ardından 1’i gizli toplam 11 tanık dinlendi. 11 tanıktan Devran Bahadır, Nedim Türfent’i tanımadığını belirtti İkinci aranın ardından da avukatlar ve mahkeme heyeti arasında tartışmaların devam etmesi üzerine, mahkeme heyeti Türfent’in avukatı Harika Günay Karataş’ın salondan çıkmasını istedi. Türfent’in diğer avukatları da mahkemenin bu kararına karşı savunma yapmayacaklarını belirtti. Avukat Karataş, mahkeme heyetinin iddia makamına sorarak duruşmayı ertelemesi gerekirken usulsüz bir şekilde bu kararı kendi başına verdiğini söyledi. Dava, 1 Kasım’a ertelendi. l Yurt Haberleri C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog