Bugünden 1930'a 5,502,404 adet makale



Katalog


«
»

Pazartesi 3 Temmuz 2017 KEMAL GÖKTAŞ kemal.goktas@cumhuriyet.com.tr EDİTÖR: NAZAN ÖZCAN TASARIM: ECE KURTULUŞ zor söyleşi 7 soru AK Parti tabanı, AK PartiMedyaya yönelik baskıları eleştirdiği yazısı yayımlanmayınca Star’dan ayrılan gazeteci Lütfü Oflaz: tavanından da rahatsız Türkiye’nin önemli yazarlarından Lütfü Oflaz, “Murat Sabuncu’dan Turhan Günay’a, Musa Kart’tan Kadri AK Parti tabanının güveneceği bir lider Gürsel’e kadar gazeteci olarak bilip tanıdığım meslektaşlarımın olsa yarısı gider hapiste olmasından rahatsızım. Cumhuriyet gazetesinden Sözcü gazetesine kadar medyanın bas n Cumhuriyet üzerindeki baskıları nasıl değer kı altında olmasından rahatsı lendiriyorsunuz? İktidar zım” diye başlayan yazısı yayım kadroları da bu davadan lanmayınca Star gazetesinden rahatsız mı? ayrıldığını açıkladı. Oflaz, Cum Ben bir kulis yazarı de hurbaşkanı Erdoğan’ın hem 2000 ğilim. Beni aramadıkça be hem de 2007’deki Cumhurbaş nim hiçbir iktidarın tava kanlığı seçimlerinde “gönlümde nı ile işim olmaz. Ne uça ki Cumhurbaşkanı adayı” dedi ğa binerim, ne kucağa otu ği, sağcısından solcusuna siyasi rurum. İktidarın bütün un yelpazedeki herkesin saygı duy surları bilir ki Lütfü Oflaz duğu bir isim. Adı hep ‘efsane vicdanlı bir adamdır. Dü leşmiş işler’le anılıyor. Süleyman şüncelerinden, haberlerin Demirel’in de “manevi oğlum” den, yazdıklarından ötürü dediği bir isim iken 12 Eylül’den hiçbir gazeteci, yazar, siya sonra tankların karşısına dikilen setçi, akademisyen, hiçbir ve ilk insan hakları kampanyası meslek mensubu cezaevine nı başlatan Oflaz, ‘Susma sustuk yollanmamalı, hatta kimse ça sıra sana gelecek’ gibi efsane yargılanmamalı. Bu işe za vi sloganları da yazan isim. ‘Yer ten toptan karşıyım. Bir ga yüzü sofralarının’ fikir ve isim zeteye düşünceleri nedeniy babası olan Oflaz’la istifasına giden süreci ve adaleti konuştuk. Gazetecilerin tutuklu olmasından rahatsız olduğunu yazınca Star’la yolları ayrılan Lütfü Oflaz, Kemal Göktaş’ın sorularını yanıtladı. le veya muhalif olduğu için baskı kurulmasını kabul n “Rahatsızım” yazınız çok büyük bir ilgi gördü. Neden rahatsızsınız ve bu aşamaya nasıl geldiniz? Ben her şeyden önce bir yazarım, düşünce adamıyım, gazeteciyim. Dolayısıyla gazetecilere, yazarlara, düşünce insanlarına, gazetelere yönelik baskılar her dönem tepkimi çekmiştir. Bu dönemde de gazetelere yönelik baskılara tepkimi Star’da dile getiriyordum. Bunlar etkili oluyordu. İktidarın karşısında olan medya, ‘böylesi yazılar nasıl Star gazetesinde yayımlanıyor?’ diye şaşırıyorlardı. Soylu’yla konuşma n Nasıl yayımlanıyordu peki? ‘Rahatsızım’ yazısına kadar, medyaya, akademisyenlere yapılan haksızlıklara değindiğim yazılara müdahale olmadı. 13 ayın sonunda bu yazıyı yazdım ve konulmadı. Bana ‘Bugüne kadar size saygımızın gereği yayımladık ama artık muhalif yazılarınızı yayımlamak istemiyoruz. Muhalif olmazsa yayımlarız’ dediler. n ‘Bizim istediğimiz gibi yazarsanız yayımlayabiliriz’ diye bir ahlaksız teklif mi yaptılar yani? KHK ile ihraç edilen öğretmen Semih Özakça ve akademisyen Nuriye Gülmen ile ilgili yazımda ‘muhalif oldukları için işten atılmadıysalar bunu iktidarın belgeleriyle, delilleriyle birlikte topluma sunması lazım’ dedim. Yazının çıktığı gün İçişleri Bakanı (Süleyman Soylu) beni aradı. ‘Lütfü Bey bugünkü yazınızla bizi çok üzdünüz. Sizin de yazdığınız gazetede ve bize yakın medyada bunların DHKPC’li olduklarını okumuyor musunuz?’ dedi. Ben de ‘Okuyorum’ dedim. ‘Peki, ama o zaman niye böyle bir yazı yazıyorsunuz’ diye sordu. “Bunların DHKPC’li olduğunu siz söylüyorsunuz. Avukatları da diyor ki, DHKPC’li olduklarına dair hiçbir mahkeme kararı yok’ dedim. Bunu üzerine İçişleri Bakanı bana ‘Haa, demek ki siz bize inanmıyorsunuz böyle bir karşılık verdiğinize göre... Ben sizi bilgilendirmek, üzüntülerimizi iletmek için aradım. Fakat siz bize ağzımızın payını verdiniz. Bir daha da sizi aramam, çünkü ağzımızın payını aldık’ dedi ve konuşma gergin bir biçimde sona erdi. Aradan günler geçti, Doğu Perinçek’in ‘İşten atılmalarda, hapse atılmalarda haksızlıklar var fakat bunlar görmezlikten gelinebilir’ açıklamasını gördüm. Bunun üzerine ‘Yaşayan Hitler Doğu Perinçek’ başlığıyla bir yazı yazdım. Yazının sonuna İçişleri Bakanı ile görüşmemizi yazdım ama ‘Ağzımızın payını verdiniz’ sözünden bahsetmedim. Anlıyorum ki o ‘ağzımızın payını verdiniz’ lafından sonra kendi aralarında birtakım görüşmeler oldu ve bu son yazı onun üzerine denk geldi. Belki de ‘ağzımızın payını verdiniz’ sözünü de yazabileceğimi düşünüp bir ön almak için beni uyarmayı düşünmüş olabilirler. n AKP bu noktaya nasıl geldi? Haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı tepki muhalefetle sınırlı değil. Lütfü Oflaz rahatsız ama AK Parti tabanı da rahatsız. Başta belediyeler olmak üzere, yolsuzluk ve rüşvet söylentilerinin ayyuka çıkmasından, Harun gibi gelip Karun gibi olanlardan, bu dönemdeki yargılamalarda parası olan, iktidarın tepe noktalarında dayısı olanlara karşı ayrıca lıklı davranılmasından, toplumda gerginleşmeden, huzursuzluktan ve bunun giderek ülkeyi bir iç savaşa sürüklemesinden rahatsız. Bu rahatsızlıkları bana Ak Parti tabanı yoğun bir şekilde iletiyor. Taban ne diyor? n Parti yöneticileri, bakanlar, Başbakan, Cumhurbaşkanı bunun farkında değil mi? Bugün AK Parti tabanı, AK Parti tavanından da rahatsız. Rahatsız olmasa referandumda yüzde 78’lik oy kayması olmazdı. 2 yıl içinde bu rahatsızlık artarsa daha büyük oranlara varabilir. AK Parti tavanı ne düşünüyor, ne yapmak istiyorlar onu bilemem. Ben AK Partinin tabanı ile ilgiliyim. n Kimlik siyasetine rağmen taban kayabilir mi? Muhafazakâr tabanın dönüşebilmesi için onlara güven verecek insanlar lazım. Ben AK Parti tabanına bir şey söylediğim zaman çok büyük yankı buluyorsa, bunun bir nedeni vardır. AK Parti tabanına birtakım dayatmalar yaparak dönüştüremezsiniz. Bugün AK Parti tabanında çok etkili bir yazar ve düşünürsem başka nedenleri de var ama esas olarak bunu 28 Şubat’taki tavrıma borçluyum. 28 Şubat döneminde Leman dergisinde başörtüsü yasağına karşı ‘Zulme karşı direneceğiz’ ve ‘Yılgınlık yok direniş var’ ifadeleri vardı. ‘Bir zulüm varsa, solculara düşen bu zulme karşı çıkmaktır’ demiştim. Bu yazının yayımlandığı zaman, binlerce solcu genç, dindar gençlerle birlikte İstanbul Üniversitesi’nde yürüdü. Ben aynı zamanda 12 Eylül döneminin ilk yargılanan yazarıyım. n Ne için yargılandınız? Kenan Evren’e hakaretten, dar becilere karşı çıkmaktan ötürü... 12 Eylül’de tankların karşısına ilk duran benim. İlk insan hakları kampanyasını başlattım. Cezaevinden çıktıktan sonra Adalet Bakanlığı’na gittim mahkum yakınlarıyla. Bakan Cevdet Menteş’in odasına kadar girdim ve Bakan’a ‘Hukuksuz yargılamalar, yargısız infazlar, işkenceler, idamların derhal durdurulmasını talep ediyorum. Bu konuda bir insan hakları kampanyası başlatıyorum, siz de şahit oluyorsunuz’ dedim. Bu olay bir efsane. İşte efsaneler böyle doğuyor. Bunu o dönem cezaevinde olan İslamcısı, ülkücüsü, devrimcisi duydu ve muazzam bir kitle oluştu. Kampanyayı başlattıktan sonra bana gelen mektup sayısı 2 milyondu. Cezaevlerindeki mahkumlardan, ailelerinden, sanatçılardan, sendikacılardan destek aldım. Şimdi mesele şu: Biz bu tabanı haksızlıklara karşı adaletsizliklere, hukuksuzluklara karşı yürütebilmeliyiz. Bu insanlarla zıtlaşarak onları yürütemeyiz. Bu insanlara bütün bunları güvendiği bir insan anlatmalı. 28 Şubat’ta zulüm yapanlar muhafazakâr tabana ‘haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik’ derse etkili olmaz. n Bu anlamda Adalet Yürüyüşü’nün etkisi olmuyor mu AKP tabanında? AK Parti tabanı zaten rahatsız. Bunları zaten yazıyorum. Bunları okuyor insanlar. AK Parti’nin yaptırdığı son ankette de tabanının yüzde 76’sının ülkede hukuksuzluk, adaletsizlik, haksızlık olduğuna inandığı ortaya çık tı. Bunları biz anlattığımız için bu anketin sonucu böyle çıktı. Mazlumlar zalim oldu n Geçen gün şortlu bir kadına saldırı olduğunda, laikleri başörtülü bir kadının başörtüsü başından çekildiği zaman tepki göstermemekle eleştirmiştiniz. Bu doğru bir kıyas mı? Öyle bir kıyas yok. Yazıda şunu söylüyorum: İnsanların kılık kıyafetlerine karışılamaz. Bu soruyu bana sormamış olmanız lazım. Ben Leman’da yazdım. 28 Şubat döneminde başörtülü kızlarla kulağı küpeli erkekleri bir arada yürütmüş bir adamım. Her zaman hedefim şortlu kızlarla başörtülü kızların zulme, adaletsizliklere karşı birlikte yürümesi olmuştur. Mihri Belli’nin Emekçi Parti’si, Anayasa Mahkemesi tarafından Kürtlere kendi dillerinde eğitim hakkı istediği için kapatıldı. Emekçi Parti’nin kapatılmasına ve Kürtlere kendi dillerinde eğitim hakkı verilmesini istemesinin suç sayılmasına bu ülkede ilk tepki veren benim. İnsanlar kendi dillerinde de eğitim görebilir diye yazan ilk yazarım. Bu yüzden yargılandım. n AKP neden bu noktaya geldi? Ne onları bozdu? Hep ‘Mazlum olarak gelen zalim olarak gitmemeli’ dedim. AK Parti tabanına ‘siz de böyle düşünün’ dayatmasında bulunmak istemiyorum. Benim bildiğim AK Parti tabanı Harun gibi gelenlerin Karun gibi olmasından, mazlum olarak gelenlerin zalimleşmesinden rahatsız. AK Parti tabanına haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik görüyorsanız, gelin hep birlikte bunlara karşı el ele yürüyelim diyorum. edemem. Bakın bir şey söyleyeyim: Leman dergisinde yazarken Vakit gazetesinden bana teklif geldi ve haftada bir 3 önemli olaya ilişkin görüşlerimi yayımladıkları bir sohbet sayfası yaptılar. Dönem AK Parti dönemi. Tayyip Erdoğan’ı ağır şekilde eleştiriyorum. Gazetenin genel yayın yönetmeni Hasan Karakaya’ya dedim ki ‘Eğer size rahatsızlık veriyorsam söylediklerimle buna son verelim.’ Karakaya bana şunları söyledi: ‘Biz, senin iktidarı eleştirmene, ilk anda kızıyoruz. Fakat sonra yayın kurulu olarak, Lütfü Oflaz Türkiye’nin vicdanıdır, bizim onun vicdanlı sözlerine, uyarılarına ihtiyacımız var diyoruz.’ En sağdan en sola n Vakit deyince Türkiye’de birçok insanın aklına akademisyenleri, solcuları, Alevileri aşağılayan, kadına karşı ayrımcı ifadeler kullanan bir gazete geliyor. Lütfü Oflaz vicdan ama Vakit de bunun tam tersi. Türkiye’de en sağdan en sola kadar davet edildiğim her yerde yazmış ya da sözünü söylemiş bir adamım. En ufak bir tereddüdüm olmadı. Vakit, dindar kesimin önemli bir gazetesi. O gazetede ülkedeki haksızlıklara, hukuksuzluklara, adaletsizliklere karşı çıktığınız zaman dindar kesimi etkileyebilirsiniz. Bu da yetmez, ayrıca size güvenmeleri lazım. ‘Bu adam dindarlar zu ‘Erdoğan’ın gönlündeki cumhurbaşkanı lüm görürken ne yaptı’ diye sorarlar. Bugün AK Parti tabanının bir alternatifi olsa, güveneceği bir lider, güveneceği kadrolar olsa, ya adayı Lütfü Oflaz’ diye çok yazıldı rısı gider, emin olun. Bunu oluşturmak lazım. n CHP biraz böyle şeyleri denedi ama örneğin Ek meleddin İhsanoğlu tut n Kendinizi siyaseten nasıl tanımlıyorsunuz? Toplumcuyum. Solcu deyince o kapsama birçok şeyi sokuyorlar. Sözlükte sosyalizmin karşısında toplumculuk yazar. Hayatımın hiçbir döneminde ne bir göreve ne unvana talip olurum. Kapitalizme ve emperyalizme karşıyım. Her hareketim toplumculukla ilgilidir. Evsiz, kimsesiz, sokakta yatıp kalkan insanlar için ‘Yeryüzü evleri’ projesi diye bir proje yaptım. ‘Yeryüzü vicdanlıları hareketi’ var, fikir ve isim babasıyım. n 2019’daki seçimde aday olmayı düşünür müsünüz? Bu sizin istemenizle ola cak bir şey değil. 2000’de bütün bu çevreler toplanıp geldiler. ‘Biz 5 isim üzerinde konuştuk. Cumhuriyet’ten Vakit’e kadar geniş bir yelpazede sadece sizin isminiz üzerinde uzlaştı. 4 isim vardı ama onlara başka itirazlar oldu. Ya siz olacaksınız ya hiç olmayacak, iş o noktada’ dediler. 2019’da eğer siz akıllı bir strateji izleyeceksiniz, ona göre bir aday belirlersiniz. Bu illa Lütfü Oflaz olacak diye bir şey yok. Bir muhafazakâr aday çıkartarak Erdoğan’ı yenemezsiniz. Önemli olan geçmişi, bağlantıları nedeniyle, aralarında derin gönül köprüleri olan, muhafazakâr tabanın da güvenebileceği bir insan bulmak. Şunu iyi anlamamız lazım: Tayyip Erdoğan’ın karşısına muhafazakâr birini çıkartarak onu yenemezsiniz. Ekmeleddin örneğinde gördünüz. Erdoğan’ın karşısına öyle bir insan koyacaksınız ki muhafazakâr taban ona Erdoğan’dan daha fazla değer verecek. 2000’den 2007’ye n Bu siz olabilir misiniz? Tayyip Erdoğan ne diyor? Sabah gazetesinde 2007’de Mahmut Övür, ‘Tayyip Erdoğan’ın gönlündeki cumhurbaşkanı adayı Lütfü Oflaz’ diye yazdı. Erdoğan 2000’de de aynen böyle diyordu. Bir sürü yazar, hem 2000’de hem de 2007’de, değişik çevrelerden yazar, kanaat önderi aynı şeyi söylüyor. ‘Tayyip Erdoğan’ın gönlündeki cumhurbaşkanı adayı...’ Bu muhafazakâr tabanda ne kadar etkileyici bir cümle. İkincisi, muhafazakâr yazarların Lütfü Oflaz hakkında yazdıkları ne kadar etkileyici. Muhafazakâr taban bunlardan etkilenir. n Beri yandan sekülerlerin, Kürtlerin, demokratların da oy vereceği bir aday olmalı değil mi? E tabii ki. Onlar zaten beni tanıyor. Onda bir sıkıntı yok. madı. Tutmaz. 28 Şubat’ta dindarlar zulüm görürken neredeydi? Mısır’daki bir adam. Ben en sağdan en sola kadar, bu ülkenin medyasında yazı yazdım, söz söyledim. 80 öncesi Ortadoğu’da, Aydınlık’ta ve Demokrat’ta yazdım. 12 Eylül’den sonra Bülent Ecevit’in Dünya gazetesinde yazdım. Merkez medyada, Cumhuriyet’te, Milliyet’te yazdım. Bu ülkenin üç büyük mizah dergisinde yazan tek yazarım: Akbaba, Gırgır, Leman. C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog