Bugünden 1930'a 5,502,732 adet makale



Katalog


«
»

Pazartesi 3 Temmuz 2017 4 haber EDİTÖR: ALPER İZBUL TASARIM: ZARİFE SELÇUK Rus Savunma Bakanı İLE görüştü ‘OHAL’ Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey Şoygu’yu Tarabya’daki Huber Köşkü’nde dün saat 15.00’te kabul etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rus Savunma Bakanı’nı kabulü sırasında Mil li Savunma Bakanı Fikri Işık, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da hazır bulundu. Görüşmeye ilişkin bir açıklama yapılmadı. açık çeki AYM, OHAL tutuklamalarına ilişkin ilk emsal kararında, hükümetin olağanüstü hali FETÖ tehlikesi geçse de ‘terör’ bahanesiyle uzun yıllar sürdürmesine onay verdi Anayasa Mahkemesi’nin, OHAL kapsamındaki tutuklamalara ilişkin belirlediği ‘anayasal il keler’ kararında hükümete olağanüs tü halin devamı konusunda ‘açık çek’ verdiği anlaşıldı. Hükümetin 15 Tem muz darbe girişimi ge rekçesiyle ilan ettiği ve Meclis’in de bu kapsam da onay verdiği OHAL’in devamı için ‘yeni gerek ALİCAN ULUDAĞ çe’ üreten Yüksek Mahkeme, 15 Temmuz öncesi ve sonrasında ya şanan PKK ve IŞİD kaynaklı terör sal dırılarını tek tek anlatarak, ‘olağanüs tü halin ilanı ile bu durumun uzatılma sında terör olaylarının da etkili oldu ğunu’ öne sürdü. OHAL kararına aykırı olarak ilan edilen 667 sayılı KHK’deki bir gerekçeye atıf yapan AYM, OHAL’in amacının “15 Temmuz darbe teşebbü sünün faili FETÖ/PDY’nin yanı sıra te rörden kaynaklanan tehdit ve tehlike nin bertaraf edilmesine yönelik oldu ğunu’ savundu. 15 yıllık AKP iktida rı döneminde terör saldırılarının ar tarak devam ettiği gerçeğine karşı lık AYM’nin bu gerekçesi, hükümete OHAL’i sınırsız şekilde sürekli uzatma imkânı verdi. Ayrıca AYM’nin kararı, FETÖ dışındaki ihraç ve yargılamaların kılıfı olarak kullanılabilecek. Anayasa Mahkemesi, “olağanüstü hâl kapsamındaki tutukluluk nedeniy le yapılan bireysel başvurularda göze tilmesi gereken anayasal ilkeleri” 20 Haziran’da açıklamıştı. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında TÜRKSAT’ta yayınları kesmek için askerlere destek amacıyla gittiği iddia edilen 4 tutuk AYM GÖRMEZDEN GELDİ Olağanüstü hal ilanından hemen sonra çıkarılan 667 sayılı KHK’nin genel gerekçesinde, “...darbe teşebbüsünün yeniden yaşanmaması’nın yanı sıra terörle mücadelenin daha etkin bir şekilde sürdürülebilmesi için’ olağanüstü hal süresince birtakım ivedi tedbirlerin alınmasının zorunlu hale geldiğinin belirtildiği ifade edilen kararda, şöyle denildi: “Dolayısıyla olağanüstü halin ilanına sebebiyet veren olay temelde 15 Temmuz darbe teşebbüsü olmakla birlikte ülkenin maruz kaldığı terör saldırılarının da bu husus ta etkisinin olduğu anlaşılmaktadır. Olağanüstü hal ilanına neden olan olaylar konusunda kamu makamlarınca yapılan değerlendirmelere paralel olarak bu dönemde uygulanan tedbirlerin, genel olarak 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ve ayrıca terörden kaynaklanan tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır.” Ancak AYM, OHAL ilanına ilişkin kararın sadece 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle alındığı gerekçeğini görmezden geldi. lu mühendisin bireysel başvurusunu reddeden Yüksek Mahkeme, bu kişilerin haksız yere tutuklandığı ve haklarının ihlal edildiği iddiasını reddetmişti. Mahkeme, 30 Haziran’da açıkladığı gerekçeli kararında ise OHAL’in neden gerekli olduğunu 15 Temmuz bağlamında anlatmıştı. OHAL’e yeni kılıf Ancak 82 sayfalık gerekçeli kararın satır aralarında, Yüksek Mahkeme’nin OHAL için yeni nedenler yarattığı ortaya çıktı. Bakanlar Kurulu tarafından 20 Temmuz 2015’te alınan OHAL ilanı kararını 21 Temmuz’da onaylayan TBMM’deki görüşmeler sırasında söz alan Başbakan Binali Yıldırım, “Olağanüstü hal kararı aslında demokratik düzenimize, milli iradeye karşı 15 Temmuz gecesi başlatılan silahlı darbe teşebbüsünün doğurduğu sonuçları ve yaptığı tahribatı ortadan kaldıracak tedbirleri almaya yöneliktir” demişti. Yıldırım, OHAL’in terör gerekçesiyle alındığına ilişkin ifade kullanmamıştı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, OHAL’in darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütü FETÖ’nün tüm unsurlarıyla bertaraf edilmesi ve bunun bir kez daha tekrarlanmaması için ilan edildiğini belirtirken, “Amacımız, üç aydan daha kısa süre içerisinde atacağımız adımları atmak, yapacaklarımızı yapmak ve süre dolmadan da olağanüstü hali yeniden kaldırmaktır” diye konuşmuştu. Ancak Yüksek Mahkeme, ‘anayasal ilkeler’ kararında OHAL’in gerekçesinin dışına çıkarak, “darbe teşebbüsünde bulunulan dönemin özellikleri” başlığı altında “terör olaylarını” inceledi. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştiği savunulan kararda, “Teşebbüsün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlike nin boyutunun daha iyi anlaşılabilmesi için ve olağanüstü halin ilanı ile bu durumun uzatılmasında terör olaylarının da etkili olması nedeniyle Türkiye’nin maruz kaldığı terör saldırılarına ilişkin bazı bilgilere aşağıda yer verilmiştir” denildi. Bu kapsamda kararda, “Türkiye’de uzun yıllardır devam eden bir terör sorunu bulunmaktadır. Bu süreçte genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide, DAEŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve bu terör örgütlerine yönelik olarak da mücadelede bulunulmuştur” denildi. Terör bilançosu çıkarıldı Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok bölgesine yayıldığı bu dönemde hem güvenlik güçleri hem de sivillerin hedef alındığı anlatılan kararda, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden önceki bir yıllık süreçte yaşanan saldırılar tek tek anlatıldı. Ankara Tren Garı, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı, Merasim Sokak, Güvenpark, İstiklal Caddesi, Gaziantep, Vezneciler patlamaları ile Doğu ve Güneydoğu’daki terör saldırılarına yer verilen kararda, bu saldırılarda 340’tan fazla kişinin hayatını kaybettiği, 1730 kişinin yaralandığını, ölenlerin 250’sinin sivil olduğu kaydedildi. Terör saldırılarının Ağustos 2016’dan sonra da devam ettiği ve bu konuda Beşiktaş, Kayseri ve Reina’nın arasında bulunduğu saldırıların örnek verildiği kararda, bu dönemde ise 240 kişinin öldüğü, 1340’tan fazla kişinin yaralandığı kaydedildi. l ANKARA Öz ihbarı beğenmemiş Dink soruşturması tutuklusu Trabzon Jandarma Komutanı Ali Öz, cinayetten 6 ay önce öğrendiği ihbarla ilgili ‘Dişe dokunur olsaydı kayıtlara girerdi’ dedi CANAN COŞKUN Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin kamu görevlileri ile tetikçi ve azmettiricilerin yargılandığı ana davaya Jandarma görevlilerinin 3’üncü iddianamenin eklenmesiyle sanık sayısı 86’ya yükseldi. Bugün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek duruşmada Fethullah Gülen ve Jandarma görevlisi sanıkların yer aldığı iddianamenin okunması bekleniyor. İddianamede sanıklara yöneltilen suçlama darbeye teşebbüs ve FETÖ üyeliği. Dink dosyası henüz cemaatçi savcılar tasfiye edilmeden önce yine darbeye teşebbüs iddiasıyla yürütülen Ergenekon soruşturması torbasına atılmaya çalışılmıştı. Cemaat kadrolarının tasfiyesiyle başlayan geniş hacimli FETÖ soruşturması çuvalına atılan dosyanın 3’üncü iddianamesi suçlamalar yönünden delillendirmenin yeterli olmadığı gerekçesiyle savcılığa iade edilmişti. 3’üncü iddianame ile sanık olan jandarma görevlileri Trabzon Jandarma İstihbarat, İstanbul Jandarma İstihbarat, Samsun Emniyet ve Jandarma görevlileri ve o dönem Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı Analiz Merkez Amiri olan Hamza Celepoğlu olmak üzere 4 gruba ayrılıyor. Fox TV Haber Müdürü Ercan Gün, İhlas Haber Ajansı muhabiri Muammer Ay ve geçmişte ulusalcı çizgideki kitaplar yayınlamasıyla bilinen IQ Kültür Sanat Yayıncılık’ın sahibi Adem Sarıgöl’ün eklendiği dosyada, eski savcı Zekeriya Öz, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, gazeteciler Faruk Mercan, Adem Yavuz Arslan, avukat Halil İbrahim Koca da firari sanıklar arasında yer alıyor. İlk temas Davanın Trabzon grubu sanıkları arasında öne çıkan isim Trabzon İl Dink’in adını cinayetten sonra duymuş Temmuz ayındaki darbe girişiminin ardından tutuklanan Trabzon Jandarma Komutanı Ali Öz, kendine yöneltilen suçlamalarla ilgili Emniyet ifadesinde, “Dink adını öldürme olayından sonra öğrendim. Daha önceden ne adını, ne gazetesini, ne evini, ne de yayın kuruluşunu isim ve adres olarak bilmiyorum” dedi. Samast, Ha yal ve Erhan Tuncel, Coşkun İğci ile ilgili istihbari çalışma yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine de “Trabzon İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün herhangi bir çalışmasının olup olmadığını bilmiyorum. Dişe dokunur, anlamı olan bir bilgi elde etmiş olsalar kayıtlara girer ve uygun şekilde de değerlendirilir. Bunlarla alakalı bana gelen herhangi bir bilgi yok” dedi. Öz, ihbarın her sabah yapılan toplantıda kendisine bildirilmesi ile ilgili de, “Bu konunun toplantıda gündeme geldiğini bilmiyorum. Eğer bu konu ciddi olarak bana aktarılacak hale gelmiş ise bunu mutlaka elde eden kişinin elde ettiği bilgi ile ilgili görev sonuç belgesi düzenlemesi ve bunun kayda girmesi lazım. Böyle bir kayıt yok, bilgiyi aktardığını söyleyen kişi acaba bu bilgiye inanmadı veya güvenmedi de kayda almadı. Her şeyi komutan yapacaksa o zaman şubede bu kadar personele gerek yok” ifadelerini kullandı ve şunları söyledi: “Hadi ben atladım, ‘sonra bakarız’ dedim. Şube müdürü, kısım amiri, haberi temin eden personel var. Bunların hiçbiri neden kayıt tutmadı da komutanın kayıt tutmasını bekledi? Komutanın bütün işinin gücünün arasında sadece ‘söyledim’ denen haberi kayıt mı etmesi gerekir? Eğer elde edilen haber bu kadar önemli ise benim bir şey söylememe, ‘sonra bakarız’ dememe veya umursamamama bakmadan öncelikle haberi elde eden personel daha sonra kısım amiri, daha sonra şube müdürünün gerekli kayıtlarını yapıp bana tekrar getirmeleri gerekir. Ben o an başka bir şey düşünüyor olabilirim.” Jandarma Komutanı Ali Öz. Trabzon grubu cinayet tasarısından Temmuz 2006’da azmettirici Yasin Hayal’in eniştesi Coşkun İğci aracılığıyla haberdar oldu. Jandarma istihbarat görevlileri Veysel Şahin ve Okan Şimşek ihbarı üstleri Metin Yıldız’a, Yıldız da Ali Öz’e iletti. Ancak Öz’ün sumen altı etmesi nedeniyle ihbarla ilgili çalışma yapılmadı. İğci, Veysel Şahin ve Okan Şimşek tarafından sağda solda konuşmaması için uyarıldı. Cinayet işlendikten sonra 20 Ocak 2007’de Trabzon Jandarma İstihbarat görevlileri Metin Yıldız ve Gazi Günay tarafından hazırlanarak Ali Öz’ün imzaladığı haber bildirim formu düzenlendi. Formda, “İstanbul’a giden 4 kişi tarafından Hrant Dink’in evi ile Agos gazetesi arasındaki güzergâhın keşfinin yapılarak krokilerin hazırlandığı, olayda kullanılan silahın temin edilebilmesi için Yasin Hayal’e 500 YTL para gönderildiği ve Ardeşen el yapımı silahın temin edildiği” bilgisi yer alıyordu. Formun hazırlandığı 20 Ocak 2007’de silah bilgisi henüz duyulmamıştı. ‘Müfettiş’ çekincesi Cinayet tasarısını İğci’den öğrenenlerden Okan Şimşek ifadesinde, cinayetten sonra Metin Yıldız’ın emriyle İğci ile görüşerek, tasarı bilgisini sağda solda anlatmaması konusunda uyardıklarını belirtti. Bunu İl Jandarma komutanı Ali Öz’ün izniyle yaptıklarını söyledi. Öz bu konu ile ilgili de “Ben ne kimseye gidin ne de birini tehdit edin şeklinde bir şey söylemedim. Söylemem de mümkün değil zaten” dedi. İğci’nin uyarılması ile ilgili emir verdiği iddiası ile ilgili de, “Karargâhta toplantılardan birinde ya da ayaküstü ‘bu konuyu konuşmayın, dedikodu malzemesi yapmayın’ demiş olabilirim. Bunun sebebi de konunun araştırılması için ilgili makamlarca müfettiş gönderilebileceğinden yanlış bilgi ya da bilgi kirliliğine sebep olmaması amacını taşır” ifadelerini kullandı. ‘Öz’e hatırlattım’ Öz’den önce ihbarın iletildiği Metin Yıldız ise ifadesinde, “Alınan bilgiyi istihbarat şubede günlük olarak yapılan sabah toplantısında toplantıya katılanların huzurunda İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz’e bildirdim. Ertesi gün de başka bir konu ile ilgili Ali Öz’ün odasına girdiğimde konuyu tekrar hatırlattım. Her ikisinde de konuyla ilgili yapılacak çalışmayla ilgili veya üst makamlara bildirilmesi ile ilgili emir vermedi. Sonrasında Okan Şimşek ve Veysel Şahin’e konu ile ilgili araştırma yapın diye talimat verdim” dedi. Yıldız, cinayet günü Trabzon Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç’le olan görüşmelerinin ise Dink ile ilgili olmadığını, kendisini önceden tanıdığı için yapılan görüşmeler olduğunu iddia etti. l İSTANBUL Bilince karşı olmak... Bilinç insandan ne ister? Şunları ister; l Yaptığın işleri “ne yaptığını bilerek yap”. l Yaptığın işleri “neden yaptığını bilerek yap”. l Aklın yatmıyorsa, sor, öğrenmeye çalış. l Sormaktan, tartışmaktan çekinme, l Gerçeği cesaretle ara. Bilinç insanlardan bunları ister. Onun için de bilinçli insanların toplumu “uygar toplum”dur. Bilincin yolu eleştirel düşünceye sahip olmaktır. Bu yol bilimsel düşünce ile beslenir. Bu yol modern sanat ile zenginleşir. Bilinçli insanlar yenilikçidir, yaratıcıdır. Yaşamlarına özgür akılları ile özgür iradeleri ile kendileri karar verirler. Demokrasi bu insanların hakkı olan yönetim sistemidir. Bu insanlar diktatörlüğü kabul etmezler. Bu insanlar dogmatik temelli hiçbir şeyi kabul etmezler. Bilinçli insanlar dayanışmacı örgütlenmeler kurarlar. İletişimlerini, dillerini geliştirirler. İnançlarını, dinlerini bilinçle yaşarlar. İnananlar da inanmayanlar da laik yaşam sistemlerinde eşdeğerdir. Aralarındaki sorunları uygarca uzlaşmalarla çözerler. İşte Türkiye bu yaşam sisteminden çıkarılmaya çalışılıyor. Siyasal iktidar her yolla bu sistemi yok etmeye çalışıyor. Çünkü bilinç yolunu tıkamadan bu toplumu kendi istediği gibi yönetemeyecektir. Bunu biliyor. HHH AKP iktidarı ülkeyi kendi istediği gibi yönetmek istiyor. İstediği “inanç toplumu” mudur? Hayır. İstediği, “inanç yoluyla her yaptığına boyun eğecek bir toplum yaratmak”tır. İnanç bunu yaratmaz. İnanç da tartışır, inanç da sorar. İnanç da eleştirir. İktidar ise sadece itaat toplumu istiyor. Yaptığı her şeyin sorgusuz, tartışmasız kabul edilmesini istiyor. Değiştirilemez Başkanın her sözünün buyruk olmasını istiyor. Değiştirilemez Başkanın her yaptığının kutsal sayılmasını istiyor. Bütün okulları imam hatip okulu yapmak isteği bundandır. Bütün okullara mescit yapılmasını istemesi bundandır. Kendi iktidarını kutsallaştırıyor. İktidarına karşı çıkanı kâfir ilan etmeye çalışıyor. Her karşı çıkana FETÖPKK yaftası yapıştırması bundandır. Damgalama, yaftalama, bu yolla düşman ilan etme. Ülkeyi “kendileri ve düşmanlar” diye bölmekten hiç çekinmezler. Bu nedenle şiddeti kendileri için sorun çözme yolu görüyorlar. Şiddetin her türünü kullanıyorlar. Hukuk şiddeti. Ekonomik şiddet. Toplumsal şiddet. Polis şiddeti. Medya şiddeti. İktidar şiddeti. Her yol geçerlidir, yeter ki ezsinler. Bütün kurumları iktidar şiddetinin altına almaları bundandır. Üniversiteler. Hukuk kurumları. Mahkemeler. Basın. Televizyonlar. Bütün medya. Bütün eğitim kurumları. Özel okullar dahil. Sağlık kurumları. Kendilerini dokunulmaz kılmak, kutsal kılmak. Karşı çıkan herkesi sindirmek. Olay budur. HHH Peki, böyle sürer gider mi? Hayır, sürüp gidemez. Sokrat’ı yenemezler. JeanJacques Rousseau’yu, Denis Diderot’u, Voltaire’i yenemezler. Aydınlanmayı yenemezler. Özgür aklı yenemezler. Mustafa Kemal’i yenemezler. Geldikleri gibi gideceklerdir... Asker kaçıran PKK’liye 2 kez ömür boyu Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Şenyayla bölgesinde 12 Ağustos 2011’de Muş Valiliği’nde kaymakam adayı olarak staj yapan Kenan Erenoğlu ve Mardin 70. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı emrindeki er Aykut Çelik’in kaçırılması eylemlerine katıldığı iddiasıyla yargılanan “Andok” kod adlı PKK’li Eşref Işık, 2 kez ağırlaştırılmış ömür boyu ve 197 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aynı dosyada yargılanan diğer sanık Diren Yaşa’nın ise dosyasının ayrılmasına karar verildi. PKK’liler tarafından kaçırılan ve 19 ay örgütün elinde kalan Kenan Erenoğlu, çözüm sürecinde kaçırılan 7 kamu görevlisiyle birlikte 13 Mart 2013’te HDP’li milletvekillerinin bulunduğu heyete Zap bölgesinde teslim edilmişti. l DHA C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog