Bugünden 1930'a 5,504,180 adet makale



Katalog


«
»

Çarşamba 26 Temmuz 2017 EDİTÖR: ÖZGÜR ÖZKÜ / ASLAN YILDIZ TASARIM: SERPİL ÜNAY İkinci savcı olayı haber 11 Duruşma savcısı Bölükbaşı’nın ‘Gülen’e hakaret edemezsiniz’ Bülent Utku savunmasını yaptı. diyerek yazarımız Kırıkkanat hakkında dava açtığı ortaya çıktı Cumhuriyet soruşturmasını başlatan savcı Murat İnam’ın FETÖ’ye üyelikten sanık olmasının ardından duruşma savcısı Hacı Hasan Bölükbaşı’nın da “Fethullah Gülen’e hakaret edemezsiniz” diyerek gazetemiz yazarlarından Mine Kırıkkanat hakkında iddianame düzenlediği ortaya çıktı. Gazetemiz avukatı Bülent Utku’nun bu gerçeği duruşmada açıklamasının ardından savcı Bölükbaşı kendini savundu. 1992 yılından bu yana gazetemizin avukatlığını yapan Bülent Utku, savunmasının başında mahkeme heyetinin tensip zaptıyla iddianameyi kabul etmesi ve tutukluğun devamına karar vermesiyle tarafsızlığını yitirdiğini belirterek “Bu tensip zaptı ancak üç halde yazılabilir. İktidar, heyetinize ya baskı yapmaktadır ya baskı yapacağı yönünde kuşku vardır ya da heyetiniz kraldan çok kralcıdır” dedi. Odatv davasında Ahmet Şık’ın avukatı olduğunu belirten Utku, “Karşımda Zekeriya Öz, Nihat Aşkın, Mehmet Ekinci, Fikret Seçen otururdu. Telefonlarıyla oynar, havalara bakarlardı. Ama davalarına hâkimlerdi” dedi. Cesaret hakkı KEMAL GÖKTAŞ CANAN COŞKUN Balbay’ın imzası var Utku, HDP’li belediye eşbaşkanları ve vekillerin tutuklanması, açlık grevindeki Semih Özakça ile Nuriye Gülmen’in cezaevine konulması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Selahattin Demirtaş’ı “terörist” ilan etmesi gibi hukuk ihlallerinden örnekler vererek “Zamanın koşullarının, ruhunun bizleri getirdiği nokta budur. Bu koşullara ve ruha karşı çıkıyorum. İnsanların cesaret hakkı vardır. Ben bu hakkımı sonuna kadar kullanacağım. Hukukçular ve gazeteciler için bu görevdir. Cesaret hakkını kullanmaktan çekinmesinler. Cumhuriyet, bu cesur olma hakkını kullanan gazetelerden biridir” dedi. IŞİD’le aynı çizgi Utku, yılbaşı gecesi Reina’da katliam gerçekleştiren IŞİD militanı Abdulkadir Masharipov’un o gece ilk hedefinin Cumhuriyet olduğunu anımsatarak “Cumhuriyet’i geçmişte kimler hedef aldıysa bugün hedef alanlar aynı zihniyet dünyasının değişik versiyonlarına sahip olanlardır. Cumhuriyet gazetesine kendileri gibi düşünmediği, kendi karanlık düşünce ve icraatlarını deşifre ettiği, bunlarla mücadele ettiği için kin besleyenlerdir. Cumhuriyet’in yöneticileriyle bazı yazarlarını aynı anda gözaltına alıp tutuklayarak siyasal operasyonla susturmak isteyen siyasal irade, aklını başına alarak IŞİD ile düştüğü aynı çizgiden bir an önce kurtulmalıdır” dedi. Utku: Can Dündar’ı seçen ile FETÖ ve Kürtçülükle suçlayan aynı kişi ‘Savcı İnam’ın iradesi ipotekli’ Utku, soruşturmayı yürüten savcı Murat İnam’ın FETÖ davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi ile yargılanmasından ötürü iradesinin ipotek altında olması nedeniyle seçildiğini, Silivri Cezaevi’nde koğuşa konmalarından önce hangi örgütten tutuklandıklarının sorulduğunu belirterek, “FETÖ ve PKK dedim. İnfaz koruma memurları, ‘olmaz’ dediler. İnanmaları için, gözaltı işlemi sırasında bana verilen tutanağı gösterdim. FETÖ’yü seçip, yazdılar. Sorun böylece çözüldü” dedi. ‘Milyonlarca kişi suçlanabilir’ ByLock kullanıcısı ve FETÖ şüphelisi kişilerle iletişim kaydının nasılını ve nedenini belgeleriyle açıklayabilirim ama bunu yapmayacağım. Bu tür iletişimlerin delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Böyle bir yola girilmesi vahimdir. Ceza hukukunun temel ilkelerini altüst edicidir. Böyle bir yola girilmesi, milyonlarca kişinin suçlanabilmesinin kapısının açılmasına izin verir. Savunmasında Mustafa Balbay’ın cezaevinde kendisini görmeye geldiğini ve görüşmeyi reddettiğini belirten Bülent Utku, şöyle devam etti: “CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın tutuklanmamıza delil gösterilen bir tweet’i var. İddianameye göre ise Can Dündar’ın genel yayın yönetmeliğine gelmesinden sonra gazetenin yayın politikası radikal biçimde değişmiş. Bu atama kararında Mustafa Balbay’ın imzası var. Savcı sanırım, gazeteyi terör örgütlerinin amacına hizmet eden genel yayın yönetmenini seçen kişi ile gazeteyi FETÖ’cülük ve Kürtçülükle suçlayan kişinin Mustafa Balbay olduğunu atlamış, unutmuş olmalı ki böyle bu tweet’i delil olarak kabul edebilmiş, ileri sürebilmiş. Balbay’ın Silivri’de ziyarete geldi. Görünce ‘seninle görüşmeyeceğim’ diyerek geri döndüm. MASAK’a cevap MASAK Raporu’nda yaklaşık 11 sene önce HDP milletvekili Erol Dora’nın yanında sigortalı olarak 1 yıl çalışmam suç unsuru olarak yer almış. Bu yaklaşımları delil, ekonomik bağlantı olarak ileri sürebilenlerin hukukla hiçbir ilgisi yoktur. Bu nedenle sadece ‘insaf’ diyebiliyorum. dMoülcuaydaeşleam Utku, bu operasyonu düzenleyenlerin hukuk biri ‘Arcayürek ve cumhuriyet’ten özür dilesinler’ Savcı, Fethullah Gülen’in kitaplarını okuyup okumadığını, haberlerini takip edip etmediğimi sordu. Gülen’in sosyal medyada, televizyonlarda, ne dediği anlaşılamayan, salya sümük ağlayan hallerini gördüm. Kitaplarını okumadım. Okusaydım da beni kandıramazdı kimileri gibi. Çünkü genelde kanmak isteyen, kanmaya açık olanlar kandırılır. Gülen’in kitaplarını okumadım ama Cumhuriyet’e ve yazarlarına açtığı çok sayıda dava sının, şikâyetinin dilekçelerini, açılan davaların iddianamelerini okudum. Utku bunlardan birinin yaşamını yitiren yazarlarımızdan Cüneyt Arcayürek hakkında “Fethullah Gülen mikrobu” başlıklı yazısı nedeniyle düzenlenen iddianame olduğunu belirterek, “Bu davada 700 TL ceza çıktı, ödedik. Ama simdi KHK ile geri verilmesine karar verilsin, bizi uğraştırmasınlar. Yanına da Arcayürek ve Cumhuriyet’ten özür dileriz desinler” dedi. kim ve pratikleri ve yaşam pratiklerinin kendisinin darbecilik ve darbecilere yardım etmekle suçlamayacağına vurgu yaparak, “12 Eylül darbecilerine karşı ilk çıkış olan Aziz Nesin’in öncülüğünde hazırlanan Aydınlar Dilekçesi’ne bakarsanız imzamı görürsünüz. Bundan yıllar sonra 27 Nisan Muhtırası’na karşı düzenlenen bildiriye baktığınızda da öyle. Yaşamım darbeye, darbecilere, karşı mücadele ile doludur. “Kimse de endişe etmesin, bu dönem geçicidir. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti değerleri yük selmek, yerli yerine oturmak zorundadır. Çünkü bu değerler hem yerel hem evrenseldir. İnsanlık ailesinin bugüne kadar verdiği mücadelenin, kanla, canla verilen mücadelenin sonucudur. İnsanlığın büyük mücadeleler sonucu edindikleri kazanımların bertaraf edilmesine, ortadan kaldırılmasına kimsenin gücü yetmez. Türkiye’mizde de gelecek insan hakları, hukuk devleti, demokrasiden yana olanlarındır. Tarih bu yöne önünde sonunda hep akar. Kimse bu akışı durdurduğunu, duraksattığını, durdurabileceğini sanmasın.” ‘Cumhuriyet’ten örgüt çıkaramazsınız’ Bülent Utku, savunması “Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti mücadelesinin karşısında yer alanlar ümitlenip boşuna heveslenmesinler. Cumhuriyet gazetesinden bir örgüt çıkaramazsınız. Örgüt arıyorsanız dosyaya bakın, orada rahatlıkla bulabilirsiniz. Yasayahukuka aykırı uygulamalarla Cumhuriyet gazetesinin FETÖ ile PKK ile DHKP/C ile irtibatını kuramazsınız. Kimse hukukla inatlaşmasın. Çünkü onun inadıyla baş edemezsiniz. Çünkü yüzyılların birikimiyle yerleşmiş tir, kökleşmiştir. Önünde sonunda yener sizi. Hukuk inatçıdır. Hesap sorar. Buna rağmen suçlanacaksam, lütfen bana ilk taşı günahsız olan atsın. Tercih sizin, takdir sizin, karar sizin” sözleriyle tamamladı. Savcıdan savunma Utku, savcı Hacı Hasan Bölükbaşı’nın “5 dakikadır iddianameyle alakasız konuşuluyor” itirazı üzerine “Savcı bey, savunmamda ‘Allah’ın sopası’ başlıklı bölüm var. Sizle ilgili. Biz nasıl FETÖ’nün ipliğini pazara çıkardıysak, sizin de Fethullah Gülen’i nasıl koruduğunuzu anlatacağım” diye konuştu. Fethullah Gülen’in Cumhuriyet yazarlarına karşı açtığı davalardan örnekler veren Utku, 8 Nisan 2014’te İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinde, Fethullah Gülen’e hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanan yazarımız Mine Kırıkkanat’ın avukatı olduğunu, duruşmada, Gülen’in duruşmaya çağrılmasını talep ettiğini ancak bu talebin reddedildiğini belirtti. Kırıkkanat hakkında 23 Temmuz 2013 tarihli “Dünya yalan, narkoz şirketten” başlıklı yazı sı nedeniyle Fethullah Gülen’e hakaretten iddianame düzenleyen savcının da mevcut duruşma savcısı Hacı Hasan Bölükbaşı olduğu ortaya çıktı. Utku’nun suçlaması üzerine kendini savunmak zorunda kalan Bölükbaşı, “Suçlamalar bir kenara bırakılarak tensip işlemleri, mahkemeye heyeti tartışma konusunu olarak gündeme getirildi. Esasa ilişkin bir savunma görmedim. Sizinle daha önceden tanışıyoruz. Basın Suçları Soruşturma Bürosu’nda görev yaptığım süre içinde birçok görev yaptım, takipsizlik veya iddianame düzenlemişimdir. Takipsizlikleri inkâr edemezsiniz. Buna yanıt vermek durumundayım. Bir kararı çıkarıp delil olarak sunduğunuzu söylüyorsunuz. Her savcı gibi bizler de görevimiz objektif bağımsız ilkelere uygun, yasal mevzuat içinde karar verdiğimizi düşünüyorum. Bazı isnatlarda bulunuldu ama yanıt vermek istemiyorum. Bu şekilde kişiselleştirip yargılamayı farklı mecralara göndermek istemiyorum. Diğer savcıların yasal mevzuat çerçevesinde görev yaptığını düşünüyorum” dedi. Hâkim Bey ve jandarma çocuklar Dün sabah Murat Sabuncu’nun savunmasını izledim baştan sona. Kalabalık bir izleyici kitlesiyle... Hâkimle, savcılarla, avukatlarla, mübaşirlerle, güvenlik görevlileriyle... Ve bir de genç jandarmalarla birlikte. Konuşmasının başlarında bir ara hâkime hitaben “Benim kim olduğumu biliyorsunuz” dedi Murat. “Yok” dedi hâkim “Ben bilmiyorum”. Ve Murat anlattı hâkime kim olduğunu. Belki duruşma salonunda bir pencere olsa, hâkim başını oraya çevirecek ve sanığı uzaklara bakarak dinleyecekti. Ve aklından o sırada bambaşka şeyler geçecekti. Ama pencere yoktu, kapı kapalıydı ve sanık tane tane her şeyi en baştan harfi harfine anlatıyordu. Hâkim de öğrendi hepimizle birlikte... Gazeteci kimdir, gazetecilik nedir bu ülkede. Cumhuriyet’in ilkelerini öğrendi hâkim, Murat’tan. Haber nasıl yapılır, manşet nasıl atılır, hepsini öğrendi. Bir gazeteyi kimler yönetir, kararlar nasıl alınır. Hangi sorumluluklar nasıl bir ciddiyetle taşınır. Kimlere terörist denir bir gazetede, kimler mağdur olarak anılır. Cumartesi Anneleri’nin haberi neden illa ve illa yapılır. Öğrendi hâkim hepsini Murat’tan teker teker. Belki bir an onun da kendi mesleği geçiverdi aklından. Hâkim kimdir ve hâkimlik nedir bu ülkede? Hukukun ilkeleri nelerdir ve bir hukukçu işini yaparken nelere özen gösterir? Sorumluluklarını düşündü. Mesleğini layıkıyla yaptığında başına gelebilecekleri... Tehlikeleri düşündü, tehlikeli ilişkileri. “Suç neye göre tarif edilir, suçlu aslında kime denir?” Sorular sordu kendine gizlice. “Nelere hâkimdir o kürsüde oturan her zaman?” “Ve nelere hâkim olamaz kimi zaman?” diye... HHH Bu arada jandarmalar da dinlediler Murat’ı bizimle ve hâkimle birlikte. Ama jandarmalar ki hepsi gencecik çocuktular, hâkimden farklı olarak bir şey daha öğrendiler; Duruşmaya ara verildiğinde, aradaki jandarma engeline rağmen sanıklar bizlerle uzaktan el sallaşıp üç beş kelimeyle söyleştiğinde. O salonda terör örgütüne yardım etti diye tutuklu yargılananlar... Yakından gördükleri ve seslerini yakından duydukları bu tutsaklar... Ne teröriste benziyorlardı ne de vatan hainine. Daha çok münevver birilerine benziyorlardı. Mesela okulda tanıdıkları vicdanlı bir öğretmene benziyordu hepsi. Belki ailedeki babacan bir amcaya. Uzaktan bildikleri iyi birilerine;. Akıllı birilerine; Vicdanlı birilerine benziyorlardı. Sanki... Devleti yıkmak değil, aksine korumak istiyorlardı. Ve, tuhaftır, en çok da haklı birilerine benziyorlardı. O genç çocuklar... O jandarma çocuklarSanıklara yakından, çok yakından baktılar. Ve eminim kürsüdeki o heybetli hâkime ve biat ettikleri şu koca devlete, asla dillendirmeye cesaret edemeyecekleri en tehlikeli soruları gizlice de olsa için için sordular; O genç çocuklar... O jandarma çocuklar... Murat’ı ve diğerlerini dinledikten sonra, parçası oldukları sistemi genç zihinlerinde derin bir şüpheyle sorguladılar. ERDOĞAN VE YILDIRIM’A MEKTUP: Venkse: Suçlamalar tamamen absürt Uluslararası Yazarlar Derneği PEN’in Almanya Şubesi başkanı Regula Venske, Cumhuriyet davasının başlaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’a bir açık mektup yazdı. “Muhtemelen yazdığım bu mektubu okumaya cesaretiniz olmayacak” diyerek Erdoğan ve Yıldırım’a seslenen Venske, Cumhuriyet çalışanlarının serbest bırakılmasını talep etti. Bir yıl içinde Türkiye’de tutuklanan gazeteci sayısının en az 165 olduğunu hatırlatan Venkse, böylece Erdoğan ve Yıldırım’ın ülkeyi “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” konumuna getirdiğini söyledi. Deutsche Welle’nin sorularını yanıtlayan Venske, tutuklu Cumhuriyet çalışanlarına yöneltilen suçlamaların tamamen absürt olduğunu söyleyerek, “Örneğin Gülen hareketi ile bağlantılı olmakla suçlanıyorlar. Oysa daha birkaç yıl öncesine kadar Fethullah Gülen hakkında eleştirel yayın yaptıkları için yargılanıyorlardı” dedi. l Dış Haberler C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog