Bugünden 1930'a 5,504,049 adet makale



Katalog


«
»

Pazar 2 Temmuz 2017 12 Adalet isteyenler ‘teröristliğe’ devam ediyor hâlâ! “Yolları millet için yapıyoruz. Teröristler yürüsün diye değil” dedi bir bakan… Ardından “CHP’nin siyasi çizgisi, terör örgütleriyle birdir” demeye getirdi Cumhurbaşkanı... Yürüdüğümüz bu yolları siz yapmadınız desek de, 15 yıldır sizlerin kimlerle hangi yolda yürüdüğünüzü bu millet çok iyi bilse de, adalet isteyen on binleri “terörist” diye niteleyip büyük Adalet Yürüşü’ne katılanlar korkutulmak, sindirilmek isteniyor. Ama boşuna! Eğer “Barış istiyoruz” dedi diye yıllarını ilime, bilime adamış insanlar işlerinden atıldığında isyan edenler teröristse... Eğer yazdığı yazı, söylediği söz yüzünden, doğruluğu kanıtlanmış bir haber yüzünden gazeteciler, aydınlar, sanatçılar hapse atılıyorsa... Gazeteciler önce hapse atılıyor sonra haklarında delil araştırılıyor ve delil bulunmaya çalışılıyorsa... Ve bu rezilliğe karşı çıkanlar teröristse... Yanlış politikalar yüzünden gepegenç insanlar, çocuklarımız, yoksul insanların çocukları savaşlara yollanıp öldürülüyorsa ve ateş sadece düştüğü yeri yakıyorsa; bu savaşın parçası olmamak için direnenler; yurtta sulh cihanda sulh ilkesine sımsıkı bağlı kalanlar terörist diye suçlanıyorsa... Adalete, mahkemelere, hak ve hukuka hiç ama hiçbir güven kalmadığında hak aramak için sokağa dökülenlere terörist deniyorsa... Meclis’te çoğunluğu şaibeli bir güç, sadece bir insanın emrine girmişse; Meclis’te muhalefet etme ve çözüm üretme yolu kalmadığı için Kemal Kılıçdaroğlu bu yürüyüşü başlattıysa... Kısa sürede partiler üstü olmaya dönüşen; söyleyecek sözü olanlar, haksızlıklara itirazı olanlarla beslenen her yaştan, her sınıftan, her meslekten, her düşünceden insanla güçlenen yürüyüşe her katılan teröristse... Tamam öyleyse, hepimiz teröristiz! Yazın istediğiniz puntolarla: “Adalet isteyenler ‘Teröristliğe’ devam ediyor hâlâ!” İnsan seli Yürüyüşün 16. günüydü. Önceki gündü... Hendek’te katıldım yürüyüşe. Gülriz Sururi’yle gece yarıları yola çıktık. Sabah Hendek civarında yakaladık konvoyu. Ve işte beni çarpan özellikler, yaşadığım süre boyunca yüreğimden, aklımdan hiç çıkmayacak olanlar: n Ne denli okusanız, resimlerini görseniz, televizyonda izleseniz (Halk TV ve Fox dışındakiler zaten göstermiyor.) inanılması zor, kavranması zor bir insan seli çarpıyor insanı. Kadın, erkek, yaşlı, genç, her yaşta çocuk, bebek arabasıyla gelen, sırtında çocuğuyla katılan, engelliler, tekerlekli sandalyesiyle eşlik eden... Birkaç adım atıp portatif taburesine oturan, hiç konuşmadan yürüyen, sohbet ede ede ilerleyen, atletik yapılısı, aşırı kilolu olanı, sıskası, cılızı... Çeşitlilik, farklılık egemen. Ortak yanları: Herkes gülümsüyor. Herkes birbirini kucaklamaya hazır. Herkes birbirine bakışlarla, gözlerle sarılıyor. Herkes neşeli. Herkes, “İyi ki burdayım. İyi ki katıldın” diyor… n Takım elbiseyle görmeye alışık olduğumuz CHP’li milletvekilleri önce kendilerini tanıtıp (onlar da spor giysili) sonra herkesin yardımına koşuşuyor. Organizasyonda hiçbir şey aksamasın diye paralanıyorlar. Grupların biri geliyor biri gidiyor... Şu mor kasketliler Türkiye Eczacılar Birliği; öteki grup işten atılan öğretmenler... Çevre desteği n En etkileyici şey, çevreden gelen destek... Yol boyunca sıralanıp el sallayan, su uzatan nineler, size poğa ça yaptım diyen ev kadınları, evindeki çerçeveli Atatürk resmini kapıp gelen, bayraklarla selamlayan, “Bizim ev şuracıkta gelin biraz dinlenin” diyen... Güzel cümlelerle destek veren, güç veren... Onları gördükçe, duydukça gözyaşlarımı zor tutuyorum. n Sıcak, çok sıcak. 16. günde sıcaklık 45 derece diyorlar... Kilometrelerce yürüyünce değil, daha ilk adımlarda başlıyorsunuz terlemeye. Ama inanın bir süre sonra sıcaklık duyulmaz oluyor. Sadece yürüyorsunuz. Ve yürüdüğünüz için, bunun bir parçası olduğunuz için, hak aramaya yaptığınız katkı için mutlu oluyorsunuz. n Bando en çok “İzmir’in Dağlarında” ve “Ciao Bella” çalıyor; molalarda halay. ‘Korkuyu aşmak’ n CHP parti meclisi üyesi ve oyuncular sendikası avukatı Sera Kadıgil, bize yol açıyor ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında yürüyoruz. Kılıçdaroğlu nasıl da keyifli, neşeli. Kendisine teşekkür ediyorum bu yürüyüşü başlattığı için. Ve ister inanın ister inanmayın o da bize teşekkür ediyor katıldığımız için. (Böylesine tuhaf bir insan!) “Her gün çoğalıyoruz” diyor. Neden çoğaldığımızı da açıklıyor: “Artık korku duvarı yıkıldı.” n Yürüyüş boyunca, iktidarın tüm baskılarına karşın kimsenin korkmadığını görüyorum, biliyorum. n Kılıçdaroğlu’na kendini doktor atayan Cihangir İslam (o da KHK kurbanı) sağlığının bomba gibi olduğunu söylüyor. Aynen öyle. Kılıçdaroğlu yürüdükçe güçleniyor ve büyüyor! n En doğru tanımı Özlem Yüzak yaptı: “Bu adam yürümüyor, koşuyor” dedi. Ben ki hızlı yürüdüğüme inanırdım, bir süre sonra geride kalıyorum. O almış başını gidiyor... Gazeteciler dayanışması Sekiz Gazetecilik Örgütü temsilcisi de bugün burada. Benim IPI Uluslararası Basın Enstitüsü Derneği temsilcisi olmak gibi bir görevim de var. 8 kuruluşun ortak bildirisi okunuyor, açıklamanın bir kopyası Kılıçdaroğlu’na veriliyor. Ayrıca PEN Yazarlar Derneği Başkanı olarak da Kılıçdaroğlu’na hem PEN Türkiye’nin “Adalet” başlıklı açıklamasını hem de Uluslararası PEN Başkanı Jennifer Clement’in destek mesajını iletiyorum: “Herkes için adalet istiyoruz... Birine yapılmış haksızlık herkese yapılmış haksızlıktır” diyoruz. Akşam eve dönerken “Kılıçdaroğlu tarih yazıyor. O gerçek bir kahraman” diyordu Gülriz Sururi... Yürüyüş günümün akşamı 12 saat uyumuşum. Çoktandır bu denli rahat ve huzurlu uyumamıştım. İZMİRLİ GAZETECİLER, TUTUKLU MESLEKTAŞLARI İÇİN SİLİVRİ’YE GİTTİ Yalnız değilsiniz İzmirli gazeteciler, tutuklu meslektaşlarıyla dayanışmak için Silivri’ye gitti. Sözcü muhabiri, İzmirli gazeteci Gökmen Ulu ile tutuklu gazetecilere destek vermek amacıyla Silivri Cezaevi’ne gider İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) yönetim kurulu ve üyeleri, “Tüm tutsak gazeteciler için adalet arayışını sürdürüyoruz. Kara günler sona erecek” açıklaması yaptı. Bildiriyi okuyan İGC Başkanı Misket Dikmen, “Bilgiye aç kitlelere haber ulaştırmanın, gerçek gazeteciliğin derdindeki tüm arkadaşlarımıza buradan bir kez daha ‘yanlız değilsiniz’ diyoruz. Bu kara günler so na erecek. Tüm gazeteciler özgürce yazacak. Adalet mutlaka kendini gösterecek” dedi. Ulu’nun avukatı Murat Ergün de “İnsanın beton duvarlar ardında dışarıdaki gibi durması çok zor. Ama Gökmen masumiyetinden güç alıyor. Girdiği gibi dimdik çıkacak. Hukuk er geç tecelli edecek” diye konuştu. Ulu da avukatı aracılığıyla meslektaşlarına “Ülkemizin ve halkımızın çektiği sıkıntı ve acılar kendi derdimi bastırıyor. Ama karanlıktan aydınlığa çıkış yolu mutlaka vardır. Adil yargılanma hakkımın bir an önce devreye girmesini bekliyorum” mesajını iletti. l HAKAN DİRİK / İSTANBUL ‘Almanya’ya değil, buraya bakın’ Gülmen ve Özakça, açlık grevinde 115. günü geride bıraktı. İnsan Hakları Anıtı önündeki eylem sürüyor Tutuklu eğitimciler Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, açlık grevinde 115. günü tamamladı. Cezaevinde 40 günü geride bırakan OHAL mağduru eğitimcilerin durumu gün geçtikçe kritikleşiyor. Semih Özakça’nın gözaltına alındığı gün açlık grevine başlayan eşi Esra Özakça, eşiyle sadece iki kez açık görüşte bir araya geldi. Eşinin görüş yerine kadar tekerlekli sandalyede geldiğini ancak kendilerini görünce ayağa kalkıp yürüdüğünü aktaran Esra Özakça, direnişçilerin cezaevi doktorlarını istememesinin nedenini “Cezaevindeki hekim heyeti ilk geldiklerinde, bilinçleri kapandığında müdahale edeceklerini söylemişler. Hastayla hekim arasındaki güven ilişkisini zedelemişler” diye açıkladı. Girdiği açlık grevinde 12 kilo kaybeden Esra Özakça, eşinin sürekli kitap okuduğunu bu yüzden yeni bir kitap götürmeye özen gösterdiğini söylüyor. OHAL mağdurlarının bariyerlerle ab luka altına alınan İnsan Hakları Anıtı önündeki “İşimi geri istiyorum” eylemi devam ediyor. Sık sık polis müdahalesine maruz kalan Veli Saçılık ve Acun Karadağ her gün basın açıklaması yapmaya devam ediyor. Direnişçilerden Saçılık, “Bize defalarca işkence yaptılar. Kendilerince istibdat yönetimi kurmaya çalışıyorlar. Biz buna karşı çıktık ve direnmeye başladık. Bakanlar ‘Almanya’da cumhurbaşkanımızın toplantı hakkı engellendi, özgürlük yok’ diyor. Siz gelin buraya bakın” tepkisi gösterdi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Nuriye ve Semih’e destek veren aydınlara “İstihbaratımıza güvenmiyor musunuz” dediğini aktaran Saçılık, “Siz neden istihbaratınıza güvenmiyorsunuz da darbeyi eniştenizden haber alıyorsunuz” diye sordu. Karadağ ise komisyon değil mahkeme tarafından yargılanmak istediklerini ve komisyona başvurulmasına karşı olduğunu belirterek “Bu komisyona başvurmak, onu meşrulaştırmaktır” dedi. Gülmen ve Özakça için İnsan Hakları Anıtı önündeki eylem devam ediyor. Polis eyleme sık sık müdahale ediyor. YANITSIZ SORULAR Saçılık ve Karadağ, bugüne kadar cevap alamakları soruları şöyle sıraladı: l Annemi yerde sürükleyen ve bana plastik mermi sıkan polisler hakkında ne gibi işlemler yaptınız? l İnsan Hakları heykelinin suçu nedir? l Nuriye ve Semih açlık grevinde yemek yiyorsa neden cezaevinde fotoğraf çekilmesi yasaklanıyor, doktorlarla görüşmesine izin verilmiyor? l Bizi işimizden ekmeğimizden etmek için elinizde ne gibi deliller var? Bize savunma hakkı tanınmadan neden işten attınız? l Nuriye ve Semih 115 gündür açlık grevindeler, vicdanınız rahat mı? Bunu halka açıklayın, ‘ölsünler’ diyebiliyor musunuz? l Neden ilk günlerde değil de açlık grevinin 75’inci gününde tutukladınız? Defalarca gözaltına alındılar ama tutuklanmadılar? O gün mü terörist oldular? haber EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: ŞÜKRAN İŞCAN ADALET ARAYIŞI Uzun bir yürüyüş... CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü” de vam ediyor. 14. gününe katıldığım bu uzun yürüyüşün odak noktası Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmasına KONUK YAZAR rağmen, onun için yazılan “Asla Yal nız Yürümeyecek sin” sözü hayata ge çirilmiş, günlerdir onunla beraber yü rüyen, azimle hareket eden, direnme ruhunu omuzlayan halkın coşkulu yürü IÖŞIĞKÜTÇÜ yüşü daha büyük ve evrensel bir anlama bürünmüş. “Ada let Yürüyüşçüleri” bu yürüyüşü ya parken, hiçbirinde tarihe geçelim ve meşhur olalım diye bir düşünceleri yok. Sadece “Hak, Hukuk ve Adalet” istiyorlar. Bunu da barışçı söylemler ve alkışlarla gerçekleştiriyorlar. Yolda yürürken, hem insanları dinliyorsunuz hem de etrafı izliyorsunuz. Bu kadar çok bilgi birikimini ancak böyle bir yürüyüşün içinde olarak ve yaşayarak toplayabilirsiniz. Sosyal araştırmacı lar, yazarlar, tarihçiler ve siyasetçi ler için bulunmaz bir laboratuvar. Sı cak fena, yollar ağır ve bunaltıcı ama insanların yolda sohbetleri, kornalar, gülen yüzler ve umut, bütün olum suzlukları insanda unutturuyor. Ben de oradaydım Sıcağın altında büyük bir direnç ve inançla yürüyen insanlar, yıllar sonra “Ben de oradaydım” diyerek tarihe önemli bir damga vurdukları için Çetinkayagurur duyacaklardır. Yolda yürüyüşü protesto edenlerden fazla alkışlayanlar, konvoyu durdurup Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na sarılıp öpenler de vardı. Protesto edenlerin çoğu ellerinden ve yüzlerinden anlaşıldığı üzere emekçi ve küçük esnaftı. Acaba bu “Adalet Yürüyüşü” için birkaç dakika düşünmüşler miydi? Bu insanlar neden cayır cayır bu sıcak altında yürüyorlardı. Aslında başta Genel Başkan ve tüm yürüyenler onun adaleti için de yürüyorlardı. Denizde yüzüp de deryadan habersiz balıklar gibi itiraz etmek onlara ne katacaktı? Oysa biraz düşünseler ettikleri küfürlerden utanırlardı. Orada hepimiz kardeştik ve birbirimizden hiçbir farkımız yoktu. Sadece biraz vicdan o yürüyen topluluğu anlamak için yeterdi. Yarın adaleti aradığında yürüyenlerin haklı olduğunu anlayacaktı. Önemli olan ucunun kendisine dokunduğunda değil, toplum adalet diye haykırdığında ses verip gereğini yapabilmekti. Yorgun ama umutlu Adalet isteğiyle vicdanlara seslene seslene uzun bir yürüyüşü bir tek adımla başlatarak İstanbul’a yaklaşmakta olan bu yorgun ama umut dolu mücadele insanını, onunla birlikte yola düşen, o gün bugündür diyerek heyecanla onunla yolu, yemeği, suyu ve her türlü sıkıntıyı paylaşan adalet yürüyüşçüleri gürül gürül geliyor. İnsanlık yürüyor, insafa ve adalete davet ederek yürüyor. Bilinçle, umutla, yarınlara pırıl pırıl bakarak yürüyor. Bunu ne kadar görmezden gelseler de, her türlü yakışıksız cümlelerle yürüyüşü hafifletmeye çalışsalar da, yürüyenlere layık olmadıkları tanımlamalar yapsalar da, tarih “Adalet Yürüyüşü”nü yazdı bir kere. Bu yürüyüşü yapanlar her zaman yaptıklarından gurur duyacak, öbürleri ise hiçbir zaman fark edilmeyeceklerdir. Ayrıca “Adalet Yürüyüşü”nün mutfağında olan onlarca milletvekili, destek veren partili, geçilen yerlerdeki sivil inisiyatif üyesi halkın desteği, Genel Başkanlık korumaları, konvoya eşlik eden polis ve jandarmalar bu konvoyun isimsiz kahramanlarıdır. GAZETECİLİK DE YAPIYORDU Tutuklu ressama malzeme verilmiyor Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteciressam Zehra Doğan’a resim malzemesi verilmiyor. Gazete Sujin’e konuşan Zehra Doğan’ın avukatı Kamuran Tanhan, “Müvekkilimiz Zehra, tanınan ve uluslararası ödüller alan bir ressamdır. Mevzuata ve uluslararası sözleşmelere aykırı hareket edilerek tamamen keyfi bir biçimde kendisine boya ve resim malzemeleri verilmemesi açık bir hak ihlalidir” dedi. Hukuki yollara başvuracaklarının altını çizen Kamuran, sonuç alınmaması halinde Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda bulunacaklarını belirtti. Gazeteci Doğan, hakkında kesinleşmiş cezası olduğu gerekçesiyle 12 Haziran’da Diyarbakır’dan Mardin’e gittiğinde gözaltına alınarak tutuklanmıştı. l Yurt Haberleri C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog