Bugünden 1930'a 5,492,510 adet makale



Katalog


«
»

Pazar 16 Temmuz 2017 16 kültür EDİTÖR: EZGİ ATABİLEN TASARIM: İLKNUR FİLİZ ‘Masumiyet çirkinliğimizle yüzleştiğimiz andır’ ‘Geçmiş’ filminde bir fotoğraftaki masumiyeti arayan oyuncu Bülent Emin Yarar’a göre hepimiz masumiyetin peşine düşmeliyiz CEREN ÇIPLAK Bir fotoğraf sanatçısı yıllar önce çektiği fotoğraftaki kadının masumiyetini aramaya başlar “Geçmiş” filminde... Filmde bu içsel yolculuğu yapan Bülent Emin Yarar ile Kuzguncuk’taki Çınaraltı kahvesinde buluştuk ve masumiyet üzerinden sohbete koyulduk. Tiyatro ve sinema oyuncusu Bülent Emin Yarar’ın rol aldığı Çağdaş Çağrı imzalı “Geçmiş” (Past) filmi gösterime girdi. n Neden masumiyeti başkalarında ararız? Masumiyet hepimizde bir kırıntı da olsa var. Ve o bir sığınma yeri sanki, dolayısıyla hepimizin aradığı şey kendi içimizdeki masumiyeti çıkarabilmek. Filmde de masumiyet var. Filmdeki fotoğraf sanatçısının aradığı o masumiyeti elde edebilmesi için kendinde de masumiyetin olması gerekliliği var. Reha Erdem de mesela bütün filmlerinde masumiyetin peşindedir. Onunla üç kez çalıştım. Sanırım masumiyet 7’den 70’e hepimizin peşine düşmesi gereken kavram. n Neden? Çünkü insanın çok önemli bir boşluğunu masumiyet dolduruyor. Kendi hikâyelerinle yüzleşmen gerek n Sizin masumiyet tanımınız nedir? Masumiyet kendimizle yüzleşebildiğimiz anlardır. Bir tiyatro oyunu neden sahnelenir? Ya da bir sinema filmi neden çekilir? Çünkü onu yazarak hayata geçiren kişi aslında kendisiyle yüzleşmeye başlamıştır. İlk önce kendi hikâyelerinle yüzleştiğin zaman ortaya yalın ve çarpıcı bir şey çıkıyor. n Film boyunca kendinizle, masumiyetinizle yüzleşmeleriniz oldu mu? Evet. Çirkinliklerimizle yüzleştiğimiz anlardır masumiyet. Zaten iyi sanatçılar da bunun üzerine gidiyor. Hatta bana bu yüzden iyi sanatçı olunuyor gibi geliyor. O zaman kadınerkek kavramı da kendiliğinden yok olmaya başlıyor ve insan olmak öne çıkıyor. Entelektüel olmak ‘biliyorum’ dememektir n Filmdeki fotoğraf sanatçısı Pulitzer ödüllü! Aslında bu ödülle karaktere vurgu yapılıyor. Bir ödül haberi alıyor ama o ödül ne olursa olsun hiç umrunda değil! Bazen kavramlar beni çok yoruyor. Tiyatroda da böyle oluyor; dramaturji yapmak! Böyle yapınca sanki onun altında ezilecekmişim gibi oluyor. O yüzden bu karakter şunu yapar mı, bunu yapar mı diye çok sorgulamıyorum. Çünkü oyuncunun kafası çok rahat karışır. Ben önümdeki var olan anları yaşatmaya çalıştım bugüne kadar. Bu filmde de benim için bir sürü fotoğraf karesi var. Bir sürü dolu an yaşadım. Çünkü filme tek başıma başlıyorum, çizgisi hiç oynamıyor adamın, durağan bir durum.. Hep öğrencilerimle paylaşırım; eğer anları kavramadan öbür ana geçerseniz, öbür an da an olmaktan çıkar! Biz bir enstrüman gibiyiz, bütün notaların hakkını vermek zorundayız, bütün kelimelerin, bütün anların, bütün bakışların... n Hayata bakışınız böyle mi? Hayatın kendisi böyle, ama bu, sinemaya ya da tiyatroya dönüştüğünde hayattan vazgeçmemek gerek. n Filmin ana çerçevesine baktığımız zaman bir aydın bunalımı profili var. Aydın bunalımı diye bir bunalım muhakkak vardır. Aslında entelektüel olmak çok zor, kurtuluş arı rol üzerine çok düşünmemek lazım n Bir role çok kafa patlatmamak mı lazım? Çok düşünmemek lazım. Düşündüğün zaman filozof oluyorsun, o başka bir branş! Işıl Kasapoğlu bana “Konuşma, yap” derdi. Yapacaksın ve karşı tarafı da ikna edeceksin yaptığın şeyle. Yeşilçam’da iyi yönetmenler hep yüz ararlardı. Mesela Devlet Tiyatrosu sanatçılarıyla çok az çalışırlardı, genelde onların sesinden faydalanırlardı. Neden? Hem çok düşündükleri için hem de masumiyetleri azaldığı için. Mesela, Kadir İnanır’ın eski filmlerindeki yüzünden bir enerji çıkar, masumiyet vardır. Bu güzellik kaş göz güzelliği değildir. Ruhunun yüzüne yansımasıdır. “Bu karakter bunu yapar, bunu yapmaz” diye uzun uzun düşünmek yerine var olan cümleleri, anları kendimde ararım. O zaman kolaylaşıyor zaten, hiçbir şey yapmanıza gerek kalmıyor. Bir de bu coğrafyaya bakıyorum, coğrafyamızın insanı hâlâ bağırabiliyor, hâlâ gülüyor. Bunlardan da yararlanıyorum. Bizim zenginliğimizden faydalanıyorum. Mesela deliyi de biz deli gibi oynamayız. Bazen “deli”lere bilge de diyorlar. Tunceli’de onlardan biriyle balık tutarken tanıştım. Hayatta da seviyorum anda olmayı. Balık tutmayı seviyorum. Bence herkes aynı n Hayatta da ağır tempolu şeyleri mi seviyorsunuz? Balık tutmak ağır tempolu değil ki, sessizlik... İçi dolu bir bekleyiş ama boş bir bekleyiş değil. Tempom değişir, her zaman ağır değilim. Her insanın değişir, hiç kimseden farklı değilim hatta bence herkes aynı. herkesin harcı olmayan bir şey. Bir defa entelektüel olmanın ilk gerekliliği, “ben biliyorum” dememektir. Bizde entelektüel denince çok bilen gelir akla, halbuki entelektüel sadece bakar; bildiklerine katması gerekenler vardır ve hâlâ onun için çabalar. Ben köye gidiyorum ve oradaki pek çok kimse İstanbulluları sevmiyor. Çünkü onlara “Bu böyle olmaz, böyle olur” gibi akıl vermeye çalışıyorlar. Bir bıraksalar aslında kendilerini, orada da bil ge adamların, bilge kadınların, bilge insanların olduğunu görecekler. Filmdeki karakter de hâlâ merak eden, belki anlayamayan, çözememiş, kafasında çözülmemiş bir sürü hikâyesi olan bir adam. Sürekli anı yaşamak mümkün değil n ‘Geçmiş’in peşinden gider misiniz? Geçmişe bakmamak çok zor, ama geçmişle yaşamak kötü bir şeymiş gibi geliyor bana. Geç Miting meydanlarında bağırmakla bir şey olmaz n Türkiye gündemi içinde ruh haliniz? Film gibi geçmişe dönüyorum. Bu kadar mı hiçbir şey değişmez. Olan bitenler bu kadar mı aynı kalır. Hâlâ miting meydanlarında bağırıyorlar. Bağırmakla bir şey olmaz. Bence daha sakin olmak gerekiyor Türkiye için. Bu ülkenin kendi insanı zaten sakin değil, onu telaşlandırmaya kimsenin hakkı yok. İnsanı daha da vahşileştirmeye çalışmamak lazım ama nedense politikacılar genel anlamda böyle bir yöntem belirlemişler. Bunu hiçbir şekilde anlamıyorum. n Hem iktidar, hem muhalefet için mi söylüyorsunuz? Evet. Biri daha çok bağırabiliyor ama bir şey değiştirmedikle rini görüyorum. Kavga ederken nasıl karşı tarafı anlayabilirsin. Zaten genel hayatımızda böyle bir sorun var, kimse kimseyi dinlemiyor. Tiyatroda da böyle oluyor. Kötü oyun nasıl ortaya çıkıyor biliyor musunuz? Partneriniz var, partneriniz sizi dinlemiyor ve sadece ezberlediği lafı düşünüyor. O zaman o oyun bitti demektir. Genel hayatımızda da politik hayatta da aynı şey geçerli. Kimse kimseyi dinlemeyip kendi bildiğini okuyor. Umarım bir gün dinleyecekler, çok geç olmaması gerekiyor bunun. Geç kalırsak insanlar daha da çirkinleşebilir. Bir insana küçücük bile olsa güç verdiğin zaman ezmeye başlıyor, ezerek gidiyor. mişte kalmak... Ama ben geçmişte kalmayanlardanım. Hani çok konuşulan bir şey vardır, anı yaşamak! Anı yaşamak ve sürekli keyif almak zorunda değiliz ki zaten hayattan sürekli keyif almak mümkün değil. Hayat böyle bir şey değil. n Sanat filmi olmanın bir şartı mıdır ağır tempo? İstanbul’da herkes harıl harıl koşturuyor. WhatsApp’tan mesajlar geliyor sürekli... Ee tabii istiyorlar ki seyrettikleri film de öyle olsun. Bir an önce bitsin de eğlenelim. Zaman zaman filmi izlerken bile herkes cep telefonunu çıkarabiliyor. Bu duruma söylenecek pek bir şey yok, ne diyeyim ki... Demek ki hayat böyle devam edecek. Ama biz de ‘hayat bu’ diye ağır tempo ilerleyen film yapmama kararı alamayız. Sanat kimsenin uzanamayacağı, kimsenin anlamayacağı bir şey değil. Bazen sanatla ilgili abartılar duyuyoruz, korkular saçıyoruz ve kimse bulaşmıyor sanata. Sanki korkunç bir şeymiş gibi. Halbuki sanata bulaşan da çıkamıyor içinden. Birçok insan yüzleşmekten kaçar, mış gibi yapar. ‘Sahnede ‘mış gibi’ yapmam’ n Siz mış gibi yapar mısınız? Yaşamın içinde mış gibi yaptığım zamanlar oluyor ama sahnede hiç sevmediğim bir şey. “Geçmiş” filmini çekerken de öyle anlarımız oldu, gözümün dolduğu an... Aslında gözünün dolduğu an ruhunun dolduğu andır. Ya da güldüğün an yine ruhundan çıkan bir gülüştür. Samimiyet böyle şeydir. Ben bunu her seferinde yapabiliyorum, her oyunda. Sahnede o an mış gibi yapmam her seferinde dinlerim karşımdaki oyuncuyu. Ya da tek başımaysam o anın içine yoğunlaşırım. Yoğunlaşmaktan kastım kendini kaybetmek değil. Konsantrasyon kendini kaybetmek değildir. Orada bir kamera olduğunu bilirsiniz, arkasında asistanlar gezer. Siz de o ana yoğunlaşmaya çalışırsınız, o anı var etmeye çalışırsınız. TELEVİZYONEDİTÖR: DEMET YALÇIN Yayın Akışı 09.25 Özel Sektör 10.00 Haftasonu 11.05 Şeffaf Oda 14.10 Yeşil Deniz 18.00 Ana Haber 20.00 Para Dedektifi 21.00 Haber 22.00 Gündem Özel 01.00 Gece Haberleri 10.00 Çocukça 11.00 Başkent’te Sağlık 14.00 Video Kolik 16.00 Angara Havası 18.00 7 Gün 19.00 Doğru Seçim 21.00 Yurdun Sesi 23.00 Bilimin Yıldızları 24.00 Gece Haberleri 08.00 Basının Gündemi 12.00 Şimdiki Zaman 14.00 Hafta Sonu Haber 18.00 Halk Sofrası 19.00 Ana Haber Bülteni 21.00 Zamanın Ruhu 24.00 Gece Bülteni 09.30 Magazin D 13.00 Lego Filmi 15.45 Ben Bilmem Eşim Bilir 20.00 Film: Yarının Sınırında 22.00 Film: 300 Spartalı 00.15 Yalan Dünya 03.00 Film: Kanlı Otoyol 04.40 5N1K 08.30 Kendine İyi Bak 10.00 Pazar Sürprizi 13.00 Güldüy Güldüy Show 15.00 Kalp Atışı 18.45 Ana Haber 20.00 Çocuktan Al Haberi 21.45 Film: Max Steel 24.00 Kalp Atışı 08.00 Çalar Saat 10.45 Oğlan Bizim Kız Bizim 13.00 İnadına Aşk 16.00 No: 309 19.00 Ana Haber 20.00 Şevkat Yerimdar 22.30 İlk Buluşma 00.30 Film: AROG BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Bugünkü ırmakların dör 1 düncü çağdan kalma en eski alüvyonlarına verilen ad. 2/ İtina... Ceviz büyüklü 2 3 ğünde bir domates cinsi. 3/ Cilacılıkta kullanılan bir tür zamk... Bir şeyi belli etmek 4 5 için üzerine konulan işaret. 4/ Yabancı... Madagaskar’da 6 yaşayan bir maymun cinsi. 7 5/ Yünden örülmüş kalın kilim... Bir hammaddeyi 8 işleyerek mal üretme. 6/ Kuran’da bir sure... Bir nota. 9 7/ Elle sürülen küçük çocuk 1 2 3 4 5 6 7 8 9 arabası... Yerip çekiştirme. 8/ Bir kimseye çalıştığı yerce verilen tatil... Erkek geyik. 9/ Çileğe benzer meyveleri olan ve yaprakları sepicilikte kullanılan küçük bir ağaç. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Ağırbaşlı, uslu... İskambildeki maça rengine verilen bir başka ad. 2/ Yok etme, 1 2 3 4 5 6 7 L UDD İ ZM S A L İ AĞA K İ KUNT KYA T OS ÇEKER N S AMUR A Y İ N İ AME L E KUTAN LAL giderme... Yunan rakısı. 3/ Arnavutluk’un 8 G A Z E L M E para birimi... Bilgisayar programlama 9 K A R A T A B A K dillerinden biri. 4/ Ses... Gemilerde kullanılan üçgen biçimli yelken. 5/ Sodyum elementinin simgesi... Satrançta bir taş. 6/ Yatak doldurmaya yarayan yün, pamuk, kıtık gibi şeyler... Asaf Halet Çelebi’nin bir şiir kitabı. 7/ Açık yeşil ya da pembe renkte bir süs taşı... Doğu Anadolu’da yaygın olan geçici kırsal yerleş me tipi. 8/ Sınır nişanı... Türlü nedenlerle sesin kısılıp yok olması. 9/ Eski Mısır’da erkeklik ve üreme tanrısı... Pide biçiminde ince ekmek. C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog