Bugünden 1930'a 5,502,228 adet makale



Katalog


«
»

Çarşamba 20 Aralık 2017 EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: İLKNUR FİLİZ haber 11 TBMM Başkanlığı, Maraş katliamının yıldönümünde büyük bir skandala imza attı Katliam demek ‘yaraladı’ TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Maraş katliamı ve benzer katliamların yaşanmaması için veri riyet tarihi boyunca katliam ve baskılarla karşı karşıya kaldı. Sivas ve Maraş, Çorum, Gazi ve Malatya katli BİR ÖNERGE DE CHP’DEN len araştırma önergesini içinde geçen “katliam” ifadesini ‘kaba’ bularak reddetti. Kahramanmaraş’ta 39 yıl önce, resmi rakamlara göre 111 kişinin öldürüldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı, 210 ev, 70 işyerinin tahrip edildiği olaylara ilişkin HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un imzasıyla araştırma önergesi verildi. Önergede, “Türkiye nüfusunun önemli bir amları, Türkiye tarihinin utanç verici katliamları olmaya devam etmektedir” ifadeleri kullanıldı. TBMM Başkanı Kahraman ise Meclis İçtüzüğü’deki “Başkanlığa gelen yazı ve önergelerde kaba ve yaralayıcı sözler varsa, Başkan, gereken düzeltmelerin yapılması için, o yazı veya önergeyi sahibine geri verir” maddesine dayanarak önergeyi iade etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Maraş katliamının 39. yıldönümünde, katliamın tüm yönleriyle araştırılması için TBMM Başkanlığı’na önerge verdi. Ağbaba önergesinde Maraş katliamının Türkiye’nin bugüne kadar yaşadığı en büyük katliamlardan biri olduğunu belirterek katliam sonrası Alevi nüfusun neredeyse tamamının evlerini, iş yerlerini bırakıp Maraş’tan kaçmak zorunda kaldığını vurguladı. Maraş Katliamının ardından açılan davaların 1991 yılına kadar sürdüğünü, suçluların cezalarının önce ertelenip sonra serbest bırakıldığını kaydeden Ağbaba, “Oysa suçlular cezalandırılmış olsaydı, belki sonrasında yaşanılacak olaylar engellenebilirdi” dedi. l SELAHATTİN GÖKATALAY / MALATYA bölümünü oluşturan Aleviler, Cumhu l ANKARA / Cumhuriyet Maraş hâlâ kanıyor KATLİAMIN 39. YILDÖNÜMÜNDE ANMALAR OHAL GEREKÇESİYLE YASAKLANDI YASAĞA büyük TEPKİ Auncuılaturırsak tekrarlanır MEHMET MENEKŞE Kahramanmaraş Valiliği’nin Maraş katliamının yıldönümünden önce kentteki her türlü etkinliği yasaklamasına Alevi sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri tepki gösterdi. Alevi örgütlerinin temsilcileri, gazetemize yaptıkları açıklamalarda 23 Aralık’ta anma yapmakta kararlı olduklarını belirterek, anma törenlerinin her yıl başka bir gerekçe gösterilerek engellenmek istenmesine tepki gösterdi. Kahramanmaraş’ta 1924 Aralık 1978’de resmi rakamlara göre 111 kişini öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı, yüzlerce ev ve işyerinin taprip edildiği katliamda yaşamını yitirenler yasakların gölgesinde anılıyor. Kahramanmaraş’taki olayların fitili, 19 Aralık 1978 gecesi saat 21.00 sıralarında Çiçek Sineması’na patlayıcı madde atılmasıyla ateşlendi. Kalabalık sağcı bir grup ile Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup ülkücü, CHP il merkezine, PTT ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖBDER) binalarına saldırdı. Ertesi gün Alevilerin yoğunlukla oturduğu Yörükselim Mahallesi’nde bir kıraathane bombalandı. Olayda Gıjgın Dede adlı bir mahalleli yaşamını yitirdi. 21 Aralık öğle saatlerinde Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu adlı iki sol görüşlü Alevi öğretmen silahlı saldırı sonucu yaşamlarını yitirdi. O zamanki Kahramanmaraş Valisi Tahsin Soylu, kente askeri güç gönderilmesini istedi ancak talebi uygun görülmedi. 22 Aralık’ta öğretmenlerin cenazelerinin kaldırılmasını engelleyen sağcı grubun çıkardığı olaylarda 3 kişi daha yaşamını yitirdi. 22 Aralık gecesi ülkücü gruptakiler, Sünni mahallelerinde “Solcu Alevilerin silahlı saldırı yapacağını” anlatarak yandaşlarını kitlesel biçimde silahlandırdı. 23 Aralık’ta Kahramanmaraş’taki olaylar karşılıklı çatışma boyutunu tamamen yitirerek, solculara ve Alevilere dönük bir katliama dönüştü. Saldırıların polislere dönmesi üzerine “polishalk çatışmasını önleme” gerekçesiyle 23 Aralık sabahı kentteki bütün polisler görev dışı bırakıldı. 24 Aralık günü, ülkücü faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silahlı grupların takviyesiyle büyük bir katliam başladı. “Komünistleri bırakmayın, Allah yoluna kesin, Sütçü İmam aşkına vurun”, “Bugün cihat günüdür, bir Alevi öldüren cennete gider”, “Alevile ri öldürelim, memleketten temizleyelim” diye bağırarak saldırıya geçen faşistler, Alevilerin yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı, Karamaraş mahallelerine saldırdılar. Hastaneleri kuşattılar Ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi engellendi, hastaneler kuşatıldı. İnsanlar kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta, yaralı ayrımı yapılmadan öldürüldü. Alevi mahallelerinin yanı sıra, Sünni mahallelerinde de önceden işaretlenmiş Alevi evlerine baskınlar yapıldı. 25 Aralık günü tamamen yatışan olaylarda 111 Alevi yaşamını yitirdi. 200’ün üzerinde ev yakılırken, 70 işyeri ise tahrip edildi. Olayların ardından 804 kişi hakkında dava açılırken, sanıklardan 29’u idam cezasına çarptırıldı. 7 kişi müebbet hapis cezasına çarptırılırken, 321 kişi ise 1 ile 24 yıl arasında hapis cezası aldı. l İSTANBUL / Cumhuriyet Yasaktan vazgeçin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan: Devletin fi tarihindeki çeşitli katliamları anmasında bir sıkıntı çıkmıyor, yakın tarihimizdeki Alevilere yönelik katliamları ‘yaraları deşmeyin’ diye bize izin vermiyorlar. Maraş katliamının unutulması isteniyor. Biz Alevi sivil toplum örgütleri olarak bu ayın 21’de orada olcağız, 23’ünde de anmamızı yapıp, basın açıklamamızı yapacağız, Alevi geleneklerine göre lokmamızı dağıtıp, anmamızı gerçekleştireceğiz. Geçen yıl da devlet anmayı yasaklamıştı ama tüm Alevi kurumları olarak orada olduk, bu yıl da orada olacağız. Alevi sivil toplum örgütü temsilcilerini Maraş’a bekliyoruz ve devlet bu yasakçı tavrından vazgeçsin. Canlarımızı anacağız Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız: Devlet gerçekleriyle bir defa yüzleşmek istemiyor. Yıllardan beri topluma unutturma, susturma politikası uygulanıyor. Her yıl bir şeyleri bahane ederek anmayı yasaklıyorlar. 15 Temmuz’dan sonra da Türkiye’de bir olağanüstü hal var, bu olağanüstü halden ötürü anmaya izin vermiyorlar. Geçen yıllarda olağan üstü hal yoktu ama yine sudan sebeplerle anmaya izin verilmemiş, yasaklanmıştı. Devlet bu gerçeklerle yüzleşmediği sürece bizler bu toplumda barışı sağlayamayız. Bizler Maraş katliamını asla ve asla unutturmayacağız. Ne kadar yasaklarlarsa yasaklasınlar, ne kadar engel çıkarırsa çıkarsınlar bizler orada yitirdiğimiz canlarımızı anmaya devam edeceğiz. Unutturmayacağız Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş: Maraş katliam dosyası hâlâ açılamamış bir dosya. Maraş katliam dosyasının üzerinde biliyorsunuz hâlâ gizlilik kararları var. Her yıl anmanın geldiği tarihte Valilik çıkıp güvenlik nedeniyle yasaklıyor. Biz orada kaybettiğimiz canlarımızı anacağız, lokmalarımızı dağıtacağız, bunun neresi güvenlik sorunu? Bize, ‘siz bunu unutun’ diyorlar ama biz bu katliamı asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Maraş’tan beri unuttuğumuz her şey tekrarlanıyor. Unutursak tekrarlanır, unutmayacağız, unutturmayacağız. Biliyoruz ki üstü örtülen her şey zaman içinde tekrarlanıyor. Maraş’ı unuttuk Madımak katliamı oldu. Yeni Maraş, Madımak katliamlarının olmaması için unutmayacağız, unutturmayacağız! 39 yıl önceki katliamda resmi rakamlara göre 111 kişi yaşamını yitirdi. Katliamın ardından Alevilerin yüzde 70’i kenti terk etti. Değişen bir şey yok HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONLARINDA ÖLDÜRÜLENler ANILDI FTipi cezaevlerine karşı başlatılan ölüm orucu eylemini sona erdirmek ve mahpusları sevk etmek amacıyla, 19 Aralık 2000’de 20 cezaevinde eşzamanlı düzenlenen ‘Hayata Dönüş’ operasyonlarında yaşamını yitirenler dün düzenlenen törenlerle anıldı. 17 yıl önce gerçekleştirilen operasyonlarda 2’si asker 30’u tutuklu 32 kişi yaşamını yitirdi. Yüzlerce mahpus yaralandı. Yaklaşık on bin güvenlik görevlisi tarafından gerçekleştirilen operasyonlar, üç gün sürdü. Ölüm orucu eylemlerinde ise 90 kişi yaşamını yitirdi. 500’den fazla kişi WernickeKorsakoff hastalığına yakalandı. Operasyondan sağ kurtulanlar, yıllarca süren davalar yüzünden hukuk mücadelesi verdi. Tutuklu ve hükümlüler, cezaevinde isyan çıkardıkları, kamu malına zarar verdikleri iddiasıyla yargılandılar. Davaların tümü beraat talebine karşın zamanaşımı kararıyla düşürüldü. Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 kişinin ölümü 29 kişinin de yaralanması ile sonuçlanan ‘Hayata Dönüş’ operasyonunda görevli 39 er ve Ankara Jandarma Özel Harekât üyesi rütbeli askerlerin de aralarında bulunduğu 186 sanığın davası Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor. Ümraniye Cezaevi’ndeki biri asker 8 kişinin ölümü, birçok kişinin de yaralanmasına neden olan operasyonun davası, Operasyonda yaşamını yitirenler için Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi önünde açıklama yapıldı. 15 yıllık yargılama 22 Ocak 2016 yılında bitti. İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve o dönem Ümraniye Cezaevi’nde yatan 399 mahkum hakkında “İsyan, patlayıcı madde bulundurmak” suçlarından açılan dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. 367 sanığın “Faili gayrı muayyen şekilde adam öldürme ve bu suça iştirak” suçundan ise yargılama neticesinde toplanan delillerden “sanıkların bu suçu işlemedikleri anlaşıldığından” beraatlarına karar verildi. Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ), tutuklu yakınları ile İnsan Hakları Derneği üyeleri tarafından yapılan eylemlerle, operasyonda yaşamını yitirenler anıldı. Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi önünde bir araya gelen grup adına konuşan Arzu Aksakal, 19 Aralık’tan bu yana cezaevlerinde hiçbir şeyin değişmediğini belirterek “17 yıl önce devrimcileri zindanlarda yakanlar, katledenler, bugün tutsakları ring araçlarında diri diri yakmaya, işkencelerde katletmeye, tecritle ve ‘tek tip elbise’yle yıldırmaya çalışıyor. Devrimci tutsaklar zindanlardan ‘tek tip elbise’ giymeyeceklerini ve mücadeleye hazır olduklarını haykırıyor” diye konuştu. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi de Ümraniye Cezaevi önünde katliamı protesto etti. Burada yapılan açıklamada “Hak savunucuları olarak adalet talebimizi devam ettiriyoruz” denildi. l İSTANBUL / Cumhuriyet ‘Bir sabah onun sırtında çıktı gitti o parka’ Bu ülkenin acıklı hikâyesinde önemli bir rol oynayan bir parka, münasebetsiz bir cümleyle yeniden gündeme geldiğinde... O cümleyi boş verin... Sadece parkayı düşünün. O parka aslında neydi? Ve bu ülke için neyi temsil ederdi? Cem Karaca’nın 70’li yıllarda söylediği o muhteşem şarkının sözlerini düşünün. “Bir sabah onun sırtında çıktı gitti o parka Parkasıyla vurulmuş yatar iken buldular Dört hain kurşun değmiş delik deşikti parka HHH Küçük kardeşi bu yıl siyasala gidecek Paltoya para yok ki o da parka giyecek Ananın gözü yaşlı delikleri dikecek”. Sonra bir de Cem Karaca’yı düşünün. Onun siyasi çizgisini, o çizginin izlediği yolda özetlenebilecek ağır ülke gerçeğini düşünün. Sol ideolojiden nasıl kolayca vazgeçtiğinizi ve bunun bedelini şu an nasıl ödediğinizi düşünün. Solcular en büyük hatayı kendi kıymetli ama gösterişsiz enstrümanlarının cazibesinden şüphe ederek yaparlar. Sağ ideoloji bu şüphenin üzerine atlar. Onu eline tutuşturduğu kendi kıymetsiz ama parıltılı enstrümanlarıyla daha iyi bir ses çıkarabileceğine ikna eder. Ve dönüşüm başlar. Sonra siz; Sağcıların solcular için yaptığı gazeteleri okumaya başlarsınız. Sağcıların solcular için kurduğu televizyonların içinde kaybolursunuz. Pazarlanmayan hiçbir şeyi tüketmeme ahlakına kapılırsınız. Seçim kampanyalarına para döken partilerin bu yarışının ne anlama geldiğini anlayamayacak kadar aptallaşırsınız. Sömürünün değişen dilini çözemez olursunuz. Özgürleştiğinizi sandıkça esir düştüğünüzü anlamazsınız. Sizi bu kaostan çıkarabilecek eski ve köklü ideolojiler çoktan gözünüzde değersizleşmiştir. Onların yerine sağcılar tarafından paketlenip kapınıza hediye gibi bırakılmış pırıl pırıl yeni sol ideolojileriniz vardır. Ancak nostaljik bir refleksle bir parkaya sahip çıkabilecek kadar kalır aklınız... Artık umurumuzda değildir o parkanın size hatırlattığı kayıplarınız. Solcular hâlâ hayattadırlar ama artık sağda durmaktadırlar. Sol adına ürettikleri her şeyde aslında size yeni tüketim ahlakını pazarlamaktadırlar. İnsan dahil her şeyin mal olarak kodlandığı bir dünyanın karşısında dimdik durmayı ve düşmanına kendi değerleriyle kafa tutmayı beceremeyen sol iradenin yenilgisi insanlığınızın yenilgisidir. HHH Sonra bir gün biri çıkar ve münasebetsiz bir laf eder. Ve siz kendinizi, ülke tarihindeki en utanç verici hukuki kararlardan biriyle idam edilen bir sembol devrimciyle; Ülke tarihindeki gelmiş geçmiş en utanç verici iktidarın sembol politikacısını karşılaştırırken düştüğünüz ideolojik şuursuzluğun boşluğunda buluverirsiniz. Ve o boşlukta asılı kalan korkunç gerçekle yüzleşirsiniz. Aslında Tayyip Erdoğan’ın Deniz Gezmiş’e benzetilmesinde hiçbir sorun yoktur. Sorun sadece onun değil tüm siyasilerin “parkasız” olmasında; Ve siz dahil kimsenin bunu hiç ama hiç umursamamasındadır. RSF’DEN 2017 RAPORU Türkiye gazeteci cezaevi oldu Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) 2017 yılı raporuna göre dünya genelinde en az 65 gazeteci mesleğini yaptığı için öldürüldü. 326 gazeteci mesleğini yaptığı için cezaevinde. Bu gazetecilerin yarısı ise Türkiye, Çin, Suriye, İran ve Vietnam’da tutuklu. Örgütün 2017 yılını değerlendirdiği rapora göre, Türkiye’de 100’ün üzerinde gazeteci cezaevinde. Bu kişilerden en az 43’ünün tutukluluğu ile gazetecilik mesleği arasında açık bir bağlantı bulunuyor. Rapordaki değerlendirmeye göre, hukuk devleti ilkeleri yerine keyfi kararların geçerli olduğu Türkiye’de gazetecilerin tutuklanması için hükümeti eleştirmeleri veya bazı hassas kaynaklarla bağlantı kurmaları yeterli sayılıyor. Gazeteciler sistematik olarak uzun süreler boyunca tutuklu kalıyor ve mahkeme kararı olmadan cezalandırılıyor. Rapora göre dünyada en az 65 gazeteci ve medya çalışanı meslekleriyle bağlantılı nedenlerle öldürüldü. 39 gazeteci ise doğrudan meslekleri hedef alınarak öldürüldü. 26 gazeteci ise silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerdeki bombalı saldırılarda tesadüfen hayatını kaybetti. l Haber Merkezi C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog