Bugünden 1930'a 5,503,158 adet makale



Katalog


«
»

KULTUR Tolga Karaçelik’in yeni filmi ‘Kelebekler’ Sundance’te gösterilecek “Gişe Memuru” ve “Sarmaşık” gibi ödüllü filmlerin yönetmeni Tolga Karaçelik’in yeni filmi “Kelebekler” dünyanın en önemli bağımsız film festivallerinden Sundance’da dünya prömiyerini yapacak. 2015’te !f Senaryo Lab’a katılan “Kelebekler” 1828 Ocak tarihleri arasında düzenlenecek festivalin Dünya Sineması bölümünde yarışacak. Karaçelik’in bir önceki filmi “Sarmaşık” da yine dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapmıştı. Cuma 1 Aralık 2017 EDİTÖR: ÖZNUR OĞRAŞ ÇOLAK kultur@cumhuriyet.com.tr 23 Meclis’TEN ‘kültür varlıkları kaçakçılığına’ çözüm önerileri Örümcek ağlarını ‘Ceza alt sınırı yeniden örüyor yükseltilmeli’ Örümcek adına aşina mısınız? Onlar memlekette, seksenlerin ço rak ikliminde, uzun saçlı mü zisyenlerin toplumun dışına itildiği günlerde canını dişine ta karak ilk Türkçe rock kaseti çıka ranlardan, hem de İstanbul’dan MURAT BEŞER falan değil, ta Muğla’dan. Hatta “Yaşamak Se ninle Güzel” adındaki bu albü mü 1986 yılında plak olarak basmaya da yeltenmişler, ama bu heves plağın kapağıyla sı nırlı kalmış. Muğla’da çalmış, şehrin sevgilisi olmuş ama bir türlü İstanbul’a ayak basamamışlar. Kısmet bugüneymiş, yani ku ruluştan 33 yıl sonraya. Dokusu rock müziğe uzak, mutena bir muhitte çıkıyor bu akşam (29 Kasım) Örümcek. Zamane bir meyhanenin ar kasında, alt katta bir yer, in ce uzun; masalı düzende yak laşık 100 kişilik. Adı Monc, sevimli bir rock bar. Beş se neden beri varlığını sürdü ren mekân daha önce Hayal Kahvesi’nin parçasıydı. İçeride içkilerini söyledikten sonra bistro önünde ayakta bekleyen kelli felli, efendi bir dinleyici profili var, muhtemelen çoğu işten çıkıp gelmiş. Mamafih hepsi biraz sonra sahne alacak adamları iyi tanıyor. Deplasmana gelmiş futbol takımı gibi, taraftarlarına Muğla’dan otobüs kaldırmış sanki Örümcek. Isınma hareketleri: Talat’ın oğlu Dorukhan elinde gitarıyla dört kavır söylüyor. Sonra arkadaşları Cenk geliyor, o da ilk kez sahneye çıkıyor, kendi bestesi olan bir şarkı için. Ve derken Örümcek beşlisi... Örümcek uzun yıllar uykudaydı, 2008 yılında yeniden ağlarını örmeye başladı. Bu akşam sahneye çıkacak kadroda, orijinal üyelerden sadece iki tanesi var: gitar çalıp şarkı söyleyen Talat Bektaş ve Ferit Aktakka. Aslında aile gibiler: yetenekli solo gitarcı Dorukhan, Talat’ın oğlu olduğu gibi, kolonun arkasında kaldığı için salonun yarısı tarafından görülemeyen basçı Furkan’da Ferit’in kardeşi. Çalarken süslemeyi seven 19 yaşındaki davulcu Umut Işık adeta nüfusa geçirilmiş. Güven Erkin Erkal’ın kısa takdiminden sonra ilk şarkı “Adını Koyamadığım.” Beş yeni parça var repertuvarda, geride kalan zamanın özeti olsun diye içlerinde (ilk besteleri “Garajlar” gibi) 33 yıllık var, 33 günlük olan da. Orta yerinde Çakıroğlu Zeybeği tınlayan “Vazgeçtim Senden” gibi. Belli ki yeni albüm yolda! Derinden hissediyorsunuz: Batı’dan değil, güneyden gelen birilerini dinliyoruz, Dondurmam Gaymak tadında. Yöreye has taşra düğünü havası esiyor salonda, konserden ziyade bar programı gibi: romantik dans ikilileri, sahneye el sallayarak şarkıya eşlik edenler... Naif şarkı sözleri, saf rock tınıları ve içten görünüşleriyle eski Türkiye’nin sepya fotoğraflarına taşıyor Örümcek bu akşam; biz, toz toprak içinde kalmış, her gün başka bir çamur güreşine tutuşan yorgun büyük şehir insanlarını. Teşekkürler, bu kısa mutluluk için... (muratbeser@muratbeser.com) aKruasyuışrsınudzat..o. hum Yurtdışına kaçırılan tarihi eserle ğu mekânlara yönelmişlerdir. Buralarda rin ülkeye iadesinin ki eski eserlerin fo sağlanması ve korun toğraflı ayrıntılı en ması amacıyla kuru vanterleri ve periyo lan Meclis Araştırma Komisyonu’nun taslak SELDA GÜNEYSU dik denetimleri yapılmalı. raporu hazırlandı. Ra n Müzelerde uz porda en dikkat çeken öne manlaşmaya yönelik altya ri cezaların alt sınırının yük pı oluşturulmalı. Tecrübesiz seltilmesi ile Ankara’da bir arkeolog veya sanat tarihçi Milli Müze’nin kurulması. nin müzeye getirilen bir ese Raporda sorunlar ve çö rin sahte olup olmadığı hu zümleri özetle şöyle sıra susundaki kararı da şüphey landı: le karşılanmalı. n Mahkemelerde hapis cezalarında alt limitin uy ‘Koruma bilinci gulanması dolayısıyla verilen 2 yıl hapis cezasının, değişik gerekçelerle indirilip para cezasına çevrilmesiyle birlikte, hapis cezalarının caydırıcılığı kalmamıştır. Bu çerçevede yasada yer alan ceza maddelerinin alt sınırının bir yıl yükseltilmesi ve suçluların ceza alması sağlanmalı. n Höyük ve tümülüsler gibi taşınmaz kültür varlıkları, iş makineleri kullanılarak kısa bir zamanda yok edilmekte. Bu vahşetin önüne geçilebilmesi için yasaya ‘Kaçak kazılarda kullanılan yaygınlaştırılsın’ n Toplumda eski eserleri koruma bilinci yaygınlaştırılmalı. Bu çerçevede; Milli Eğitim Bakanlığı, eski eser sevgisini yaratacak etkinlikler yapmalı. Toplumda eski eser sevgisini artırmaya ve halkı müzelere gitmeye teşvik için televizyonlarda ve sosyal medyada yayınlanacak reklamlar veya kamu spotları yaptırılmalı. n Halkın müzelere ve ören yerlerini daha ucuz gezmelerini sağlamalı. Müzekart ücretlerinin daha aşa iş makinelerine el konulur’ ğıya çekilmesi düşünülmeli. hükmü eklenmeli. n Yurtdışına kaçırılmış n Gizlenmiş sayılan kül eserlerin iadesini yönelik tür varlıklarını haber veren yapılan çalışmalarda halk ler ile bunları yakalayan ka desteği sağlanmalıdır. Geç mu görevlilerine verilen ik mişte Troya eserleri ve Zeus ramiye oranları yükseltil Sunağı’nın iadesine yönelik meli. yapılan imza kampanyaları ‘Olay olmadan gibi kampanyalar, vatandaşın bilgilenmesine ve bilinç önlem alınsın’ lenmesine yol açacaktır. n Mücavir alanlarda bulunan taşınmaz kültür varlıklarının tel örgü ile çevrilmesi, bekçi veya kamera sistemleriyle korunması sağlanmalı. n Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın bölgesel birimleri eski eser kaçakçılığını önlemeye yönelik istihbari çalışmalara ağırlık vermeli ve olaylar vuku bulmadan önlemenin yollarını aramalı. n Eski eser kaçakçıları, müze, kütüphane, cami, kilise ve sinagog gibi kültür varlıklarının korundu ‘Milli müze kurulsun’ n 1917 yılında kurulması planlanan, ancak günümüze kadar kurulamayan Milli Müze’nin Ankara’da kurulması sağlanmalıdır. Bu müzede ana bölümde Selçuklu ve Osmanlı kültür varlıklarına yer verilmeli ve akabinde Anadolu’da sahip olduğumuz ve tarihsel süreçte Orta Asya’da yarattığımız ve 1923 yılından itibaren de yaratmaya devam ettiğimiz tüm kültür varlıkları, bu müze içine yer almalı. Semih Kaplanoğlu’nun Tokyo festivalinde En İyi Film ödülünü kazanan ‘Buğday’ı, dinsel göndermelerle örülü, Tarkovskivari, uzunca bir distopik film Biz onu 2000’lerin başında, yarım yüzyıl kadar komünist ülkelerde yaşadıktan sonra yurda dönen ‘eski tüfek’ bir solcunun kahramanı olduğu ilk filmi “Herkes Kendi Evinde”yle tanıyıp, ardından taciz mağduresi bir genç kızın hikâyesini anlattığı “Meleğin Düşüşü”yle benimsemiş ve “Süt”,”Yumurta”, Altın Ayı ödüllü “Bal”dan oluşan Yusuf üçlemesiyle alkışlamıştık 2010’a dek. Ama 2011’deki, Müslüman Bosnalı kimliğini bırakıp Ortodoks Sırp uyruğuna geçmesi suçunu işlemiş (!) ünlü yönetmen Emir Kusturica’nın, utanç verici şekilde Antalya festivalinden kapı dışarı edilmesi olayına dahil olmasıyla ona bir haller olduğunu görmüştük Berlin zaferinden sonra. Tarkovski hayranı yönetmensenarist Semih Kaplanoğlu’nun Başbakanlık Tanıtım Fonu’ndan destekli yüksek bir bütçeyle, İngilizce ve siyahbeyaz olarak çekilmiş yeni filmi “GrainBuğday” Kaplanoğlu’nun, 7 yıl ara verdiği kariyerine artık farklı bir konumdan devam ettiğini örnekleyen, gelecekte bilinmeyen bir coğrafyada geçen distopik bir hikâye ekseninde gelişen bir inanç yolculuğunu perdeye taşıyor yaklaşık 2.5 saat süresince. İklim değişikliğinin yol açtığı kıtlıkaçlık tehlikesi ve yaşamın genetiğiyle oynanmış tohumlarla sürdürülebilirliği sorununa çözüm aranan bir gelecek dünyası tas virine soyunan “Buğday”da, salgınların baş gösterdiği yoksul kırsal kesimle, mültecilere kapılarını kapatmışlığıyla Batı’yı çağrıştıran kentler bölgesi, ölümcül manyetik kalkanlarla birbirinden ayrılmış, ırk ayrımcılığı nerdeyse bilimselleşmiş ve genetik bir kaos egemen yeryüzüne. Doğa tahribi, çevre kirliliği Leyla İpekçi’yle senaryoyu yazmış Kaplanoğlu’nun giderek simgelerle, referanslarla dine imana bağladığı filmin 2 ana karakterinden biri, gençliğinde yazdığı tezi doğrulanmış, kentten ayrılıp Ölü Topraklar bölgesine geçmiş, genetikçi bilim adamı ama inancı seçmiş Cemil Akman (Ermin Bravo), ötekiyse kusursuz tohum peşindeki arayışlara çözüm getirmek için Cemil’i bulmayı görev edinmiş Prof. Erol Erin (JeanMarc Barr). Filmin yeşilin olmadığı, taşlarla kayalardan oluşmuş, volkanik bir gezegeni andıran mekanlarda gelişen ve doğa tahribi, çevre kirliliği, mülteci belası gibi güncel sorunların eklenmesiyle nispeten tatminkâr bir bi limkurgu izlenimi veren, bir Tarkovski atmosferine sahip ilk bölümü, görsel bakımdan da oldukça etkileyici. Ama tamamen Kuran’daki Kehf suresinden esinlenilerek HızırMusa ikilisinin beraberliğine dayanan, bilimin yerini inanca bıraktığı ikinci yarı ise bambaşka bir film. Hızır’ı Cemil’in, Musa’yı Erol’un temsil ettiği bu bölüm giderek Kehf suresinin görselleştirilmiş haline dönüşüyor. Her ne kadar Cemil ‘sen benimle beraberliğe sabredemezdayanamazsın’ dese de, Erol kendini kabul ettiriyor bu zorlu yolculuğa. Cemil’in kayığı delmesi, duvarı onarması, karna taş bağlanarak açlığın giderilmesi, toprak terapisi, ikilinin bir türbede saklanan verimli toprakları taşımaları, kasabada taşlanmaları, vb. gibi İslami referansların gırla gittiği filmde sıradan seyircinin anlamını çözemeyeceği bu göndermeler, “Buğday”ı yerli bir distopya denemesi olmasından çok dinsel bir filme çeviriyor son tahlilde. Yasak bölge, rehberle yolculuk gibi göndermelerle büyük ölçüde Tarkovski’nin “Stalker” bilimkurgusunu çağrıştıran, hatta bu SSCB muhalifi, dindar sinema ustasının vasiyet filmi “Kurban”ı da anımsatan, oldukça akıcı ilk bölümüyle iz bırakan “Buğday”da, ne var ki ‘bilimin iktidar biçimi’ olarak yansıtılıp, inanca vurgu yapılması da eleştiriye açık. Kameraman Gilles Nutgens’ın Tarkovski görselliğinin izin süren, başarılı görüntülerine, teknik zenaatkârlığına diyecek yok. Ama evrensel bir yaklaşımla açılıp dindar bir ikinci bölümle süregelerek mesajını artık direkt olarak veren, didaktik Kaplanoğlu sinemasındaki belirgin değişimi açık seçik gözümüze sokuyor bu “Buğday”. ‘İşe Yarar Bir Şey’ Tallinn Siyah Geceler Film Festivali’nde... ‘Hayal gücümüzü kışkırtmak istedim’ ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR Estonya’nın şahane Ortaçağ kentinde dünyanın sinemasını buluşturan 21. Tallinn Siyah Geceler Film Festivali’nin ana yarışmasında yer alan “İşe Yarar Bir Şey” önceki akşam yapılan gösteriminde alkışlarla karşılandı. Başak Köklükaya ve Öykü Karayel’in bir tren yolculuğunda yolları keşisen iki kadını canlandırdığı, ödüller ve övgülerle karşılanan filmin yönetmeni Pelin Esmer ve başrol oyuncularından Yigit Özşener gösterim sonrası sahnede seyircinin sorularını yanıtladı. “Herkes gibi ölümden etkilendiğim için hayat üzerine bir film yaptım, zaman ve mekândan bağımsız olmasını istedim” diyen Esmer, bu kez Barış Bıçakçı’yla birlikte yazdığı senaryoya başladıklarında öykü olmadığını ve sorularla yola çıktıklarını söyledi. İzleyicilerin ‘şiirsel ve nostaljik bir yolculuk’ olarak tanımladığı filmin karakterin iç ve dış dünyası arasında gidip gelen sahneleri içerdiği için trenin ne kadar da dar olsa koca bir dünya kurmaya müsait ideal Festivalde, Yigit Özşener ve Pelin Esmer gösterim sonrası sahnede seyircinin sorularını yanıtladı. bir mekan olduğunu anlatan Pelin Esmer, ayrıca bu uzun yolculukla seyirciye de izlemek ve düşünmek adına zaman vererek hayal gücümüzü kışkırtmak istediğini söyledi. dekorunda geçse de Geceden gündüze uzanan yolculuğun sonunda gidilen yerdeki şair evsahibi rolündeki Yigit Özşener ise bu görsel çağda filmin kitap okumak misali seyirciye hayal etme özgürlüğü verdiğini söyledi ve daha da ötesi “İzleyicinin kendi iç yolculuğuna izin veriyor” dedi. C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog