Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

KULTUR Ece Temelkuran’ın romanı ABD okuyucusuyla buluşuyor Ece Temelkuran’ın Devir –Dilsiz Kuğular Zamanı romanı The Time of Mute Swans ismiyle Amerika’da dün yayımlandı. Ece Temelkuran bu kapsamda 9 Kasım 2017 tarihinden itibaren Cornell, MIT, Harvard ve Columbia üniversiteleri de dahil olmak üzere pek çok yerde Amerikalı okuyucusuyla buluşacak. Perşembe 9 Kasım 2017 EDİTÖR: ÖZNUR OĞRAŞ ÇOLAK kultur@cumhuriyet.com.tr Melikoff’a yakışan anma 15 Prof. Dr. İrene Melikoff’un doğumunun 100. yılında İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi’nde yapılan anma töreninde konuşan İlber Ortaylı, ‘Melikoff’ta kendimi buldum’ dedi Ömrünün yarısını AlevilikBektaşilik çalışmalarına adamış Prof.Dr. İrene Melikoff’la ölü münden iki yıl önce İlhan Selçuk’un odasında yaptığımız söy leşide “Bu kadar uzun süre Alevilik üzerine ça lışınca Aleviler benim gönlümde yer etti. Sanı rım ben de onların gö MİYASE İLKNUR nüllerinde yer ettim” demişti. Bu sözü hem cena ze töreninde hem ölümü nün 40. gününde Hacıbektaş’ta yapı lan törende, hem de önceki akşam do ğumunun 100.yılında İstanbul’da Fran sız Kültür Merkezi’nde yapılan anma töreninde bir kez daha kanıtlandı. Prof. Dr. İlber Ortaylı ile kızı Dr. Shirin Me likoff Sayar’ın konuşmacı olduğu anma tetkinliği izdihama sahne oldu. Merke zin kapısında uzanan kuyruktakiler ile salonda yer kalmadığını, ancak kayıt lı olanların içeri alınacağını söyleyen Merkez’in kapısındaki görevliler ara sında tartışmalar yaşandı. Salonda otu racak yer kalmamasına karşın kuyruk ta saatlerce bekleyenler içeri girme mü cadelesi verdi. Sonunda fuaye ve bah çeye ekranlar konarak salona gireme yenlerin de etkinliği izlemesi sağlan dı. Melikoff’un dediği gibi İstanbul’daki Aleviler, Melikoff’un 100. doğum yıldö nümü için İstiklal Caddesi’nin başında ki merkeze akın etmişti. Salonun için de de durum aynıydı. Ön sıradaki bi lim insanlarının dışında salonu tümüy le Melikoff’un gönlünde yer edinen ve aynı zamanda kendi gönüllerinin de en müstesna yerine koyduğu Melikoff’u koyan Aleviler onu unutmamıştı. İrene Melikoff, Ekim Devriminin ya pıldığı gece Baku’da Azeri asıllı bir pet rol kralının kızı olarak dünyaya gel mişti. “Efsaneden Gerçeğe: Hacıbek taş” kitabının çıktığı günlerde TÜYAP kitap fuarında Cumhuriyet Kitap stan dında İlhan Selçuk’la birlikte imza gü nü konmuştu. O yılllarda TÜYAP Te pebaşı’ndaki şimdilerde TRT stüdyo su olarak kullanılan salonlarda yapılı yordu. 7 Kasım 1998 tarihindeki imza günü Melikoff’un doğum gününe rast lamıştı. İkisi birlikte kitaplarını imza larken İlhan Selçuk’un kulağına “Bu gün Bayan Melikoff’un doğum günü” diye fısıldayınca, “Aaa öyle mi? O za man yandaki Pera Palas Oteli’ndeki kü çük salonda bir kutlama yapalım” de miş ve imza gününden sonra otele ge çerek Melikoff’un 81. doğum günü lığı ihtilalle falan gitmiyor. Bu ihtilal malı mülkü götürüyor ama geride ka lan kum kültürdür. İlk onu Ankara’da bir kongrede “Bayazıt Sultan” adlı teb liğini sunduğu zaman tanıdım. İrene hanımın normalde antiSovyet olması gerekir ama hiç öyle bir takıntısı yok tu. ‘Nelerimiz gitmiş’ diyen biri değil di. Eserlerini de o açıdan incelemek ge rekliydi. İnceledikçe karşıma “Daniş mendname” çıktı. Bu bir çetin ceviz dir. Türk tarihi için fevkalade önem li bir materyaldir. Bu çalışma ile Meli koff genç yaşta bir isim yaptı ve itiraf etmek lazım ki, o zaman Fransa yaban cıları istihdam etmeye o kadar da ha zır değildi. İrene Meli Anma etkinliğinde yakın dostu Prof.Dr. İlber Ortaylı ile koff yaptığı yabancı ev kızı Dr. Shirin Melikoff Sayar, İrene Melikkoff’u anlattılar. liliğe ve bir süreliğine Fransa’yı tekredip bu ralarda ikamet etmesi ne rağmen Fransa’da böyle bir yere gelebil miştir. Benim gördü ğüm Melikoff’un inanıl maz güzellikte bir Fran sızcası vardır. Aynı za manda inanılmayacak derecede güzel telaffuz lu bir İngilizce vardı. Tabi Rusça’yı da mü kemmel konuşan bi riydi. Hem Farsça ve Arapça’yı biliyor hem de günlük Türkçeyi mü kemmel konuşuyor. Al Melikoff, “Efsaneden Gerçeğe: Hacıbektaş” Kitabının çıktığı günlerde TÜYAP kitap fuarında Cumhuriyet kitap standında İlhan Selçuk’la birlikte imza gününde. Melikoff, evinde babasının annesini yaptırdığı yağlıboya tablonun önünde. mancayı iyi biliyor. Donanımlı biriydi. Bundan sonraki çalışmaları klasikler üzerine gidiyor nü kutlamıştık. Melikoff, doğum günü pastasını kestikten sonra İlhan Selçuk, “Bayan Melikoff, babanız sizin doğumunuzu ekim devriminin yapıldığı güne getirmeyi nasıl başarmış acaba? Bravo doğrusu” diye takılmıştı. Bayan Melikoff’un İlhan Selçuk’a cevabı ise ilginçti: “İlhan doğmumu bu güne getirmenin başarısının babama ait olduğunu da nerden çıkardın. Belki de bu başarı anneme aittir” demişti. ‘Melikoff sıradan bir Türkolog değildi’ değildi” diyerek konuşmasına başlayan Ortaylı, parlak Türkologların yetiştiği bir kuşağın üyesi olduğunu söyledi. Ortaylı, Melikoff’un bilimsel kişiliğini şöyle anlattı: “1920’lerin sonunda bakalorya yapan ve Paris’teki, Londra’daki, Almanya, Avusturya’daki büyük enstitülere giren, Çarlık Rusya’sının son kalıntıları olarak ve devrimden sonra da devam eden büyük Türkologlar kuşağı vardır. Melikoff da bu kuşağın üyesidir. Bunlar hiç tereddütsüz söylerim bugünkü Türkologlar kuşağını maalesef iki du. “Danişmendname’”den sonra beş asır atlıyor. Oturuyor “Şeyh Feyzullah Efendi” adlı makaleyi yazıyor. 18. Asır, II.Mustafa devri ve Edirne vakası. Ondan sonra Beyazıt ve Cem Vakası. Sonra bir infilak olmuş yaşamında. Bu Anadolu Alevilerine rastlıyor. Daha önce külliyen teorik olarak tanıdığı bir topluluğu tanıyor. Orda birdenbire dildane oluyor, gönlünü kaptırıyor. Bu konuda eserler ortaya koyuyuor. Ben İrene Melikoff’u çok sevdim. Sebebi de kendini buldum onda. Doğru dürüst şeyler konuşan, dinletmesini bilen arada oturuyor okul ço Anma etkinliğinde yakın dostu ye üçe katlarlar. Bugün artık yıkılan cuğu gibi dedikodu yapıyordu. Onunla Prof.Dr. İlber Ortaylı ile kızı Dr. Shi Avrupa’nın sahip olmadığı bir tahsil üç gün oturmak üç aylık tedaviye be rin Melikoff Sayar, İrene Melikkoff’u gören kuşaktır bunlar. Ve bunlar bira deldi.. Strazburg’da Anadolu’dan gelen anlattılar. Uluş Özdemir ise gecenin raya geldiği zaman korkulur. Rus aris hiçbir işçi yok ki, onun elinden tutup sonunda alevi deyiş ve nefesleri söy tokrasisinin getirdiği bir kültürle yoğ kurtarmış olmasın. Çok insan da onun ledi. “Melikoff sıradan bir Türkolog rulmuş Melikoff. Bu kültürün sağlam yardımıyla bir yere geldiler.” ‘Neşet Ertaş’ ismi mahkemelik oldu Halk ozanı Neşet Ertaş’ın ailesi ‘Neşet Ertaş’ ismini kendi adına tescil ettiren Osman Paşa Şahin’e dava açtı. Mahkeme, Neşet Ertaş markasının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verdi. Halk ozanı Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012’de hayatını kaybetmişti. Ertaş’ın ailesi eşi Nigar Leyla, kızları Döne ve Canan ile oğlu Hüseyin, geçen yıl ticaretle uğraşan Osman Paşa Şahin’in Neşet Ertaş adını Türkiye Patent Marka Kurumu (TPMK) nezdinde ticaret, kültür ve sanat faaliyetleri ve hizmet türünde kendi adına tescil ettirdiğini öğrendi. Ünlü ozanın yasal mirasçısı olan eşi ve 3 çocuğu, avukatları aracılığıyla İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne mar ka tescilinin iptali davası açtı. Aile, Osman Paşa Şahin’in tescil ettirdiği Neşet Ertaş ibareli markanın sahibi olmadığını bilmesine rağmen tescil ettirerek dürüstlük kurallarını ihlal ettiğini belirtti. Paşa’nın Neşet Ertaş isminin itibarından ve tanınmışlığından haksız bir biçimde faydalanmak istediği öne sürülen dava dilekçesinde, Paşa’nın hiçbir bağlantısı olmadığı halde Neşat Ertaş ismini marka yapmasının kötü niyetli olduğunun göstergesi olduğu yer aldı. Ertaş Ailesi, mahkemeden haksız ve yasaya aykırı olarak yapılan kötü niyetli tescilin iptalini ve hükümsüzlüğünü istedi. Ozanın adını taşıyan marka davası önümüzdeki günlerde görülecek. Cumhurbaşkanı derhal danışmanlarını değiştirmeli... Cumhurbaşkanı’nın sanatla kültürle ilgilenmesi, nihayet nitelikli sanatla ilgilenmesi harika bir şey... Ne mutlu bize... Bu ilgisini Atatürk Kültür Merkezi tanıtımı sonrasında ortaya koydu. Yalnız bu ilgiyi daha da ileri götürmeden önce kesinlikle danışmanlarını değiştirmesi gerekiyor... Neden mi? Çünkü kendisini ya eksik ya da yanlış bilgilendiriyorlar. Konuşmalarından iki örnek ne demek istediğimi size açıklamaya yetecek: 1) AKM daha önce elitlere sesleniyordu oysa yeni AKM halka seslenecek gibi sözleri... Herhalde danışmanları çok genç. Ya da sanatla pek ilgileri olmayan kimseler... Bu hükümet iktidara gelmeden önce her cumartesi sabahı oradaki klasik müzik konserlerini izleyen gençleri, devlet kurumlarının bedavaya yakın bilet fiyatlarıyla sundukları bale, opera, tiyatro eserlerini izlemek için kuyruğa giren kalabalıkları demek ki hiç görmediler. Hayır, AKM elitlere hizmet etmiyordu. Varlıklılara ya da sonradan görme zenginlere seslenmiyordu. AKM tiyatroya, nitelikli müziğe, operaya, baleye ilgi duyanlara hizmet veriyordu... Şimdilerde hasbelkader bir bale ya da opera temsilinde kendini bulduğunda, günaha girmemek için bakışlarını sahne yerine önüne çevirenlere seslenmiyordu elbet... Sahnedeki kadınlara bakınca kafasının içindeki pislikleri görenlere de, sanatın içine tükürenlere de, bilmediği, anlamadığı eserleri aşağılayanlara da, yaratıcılığı “günah” sayanlara da seslenmiyordu elbet.... Hayır! AKM yaratıcılığa ve düş gücüne inananlara, sanatta, müzikte niteliği arayanlara, farklılığa ilgi duyanlara, merak edenlere, bu etkinliklerden tat almayı bilenlere sesleniyordu... Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri bana 40 ya da 50 yıl önceki abuk sabuk tartışmaları anımsattı. Sanat halk için mi toplum için mi? İstanbul Festivalleri halktan yana mı domuzdan yana mı? Yok deve! Yarabbi yeniden o günlere mi dönüyoruz! 2) Vermek istediğim ikinci örnek, Cumhurbaşkanı’nın bugüne dek Türkiye’den uluslararası çapta “opera sanatçısı, aktör ve gitarist” çıkmamasıyla ilgili duyduğu üzüntü... Kendisi çok meşgul orası tamam, ama danışmanları da mı Leyla Gencer adını hiç duymadı... (Şimdi kendime çok kızdım! Ne ayıp ettim! Keşke danışmanlarına şimdiye dek onlarca baskı yapan Leyla Gencer kitabımı yollamış olsaydım...) Hadi Berlin’i fetheden Semiha Berksoy’u da bilmiyorlar... Daha yenilere Metropolitan Operası’nda alkışlanan Burak Bilgili, La Scala’da söyleyen Simge Büyükedes’i de mi hiç duymadılar... Gitarist? Hayır benim de aklıma şu anda dünya çapında gitaristimiz gelmiyor. Ancak gitarist diye herhalde müzisyenleri kastetti Cumhurbaskanı... Gitarist değilse de flütist olarak Şefika Kutluer ve Bülent Evcil; perküsyonist olarak Burhan Öçal ve Okay Temiz; arpist Şirin Pancaroğlu, viyolonselist Efe Baltacıgil ve elbet birbirinden başarılı piyanistlerimiz ilk aklıma gelenler... Tokyo ve Beijing’den Londra, Paris, Frankfurt, Viyana’ya milleti bir bilet peşinde koşturan Fazıl Say’ı, New York’tan Moskova’ya konserleriyle ve doldurduğu plaklarla da ödüllere boğulan İdil Biret’i ve Güher ve Süher Pekinel’i de mi duymadılar... AKM konusuna daha bol bol döneceğiz... Şimdi Adana’dayım... Biraz sonra Seyhan Belediyesi ve Yaşar Kemal Vakfı’nın düzenlediği “Hemşerimiz Yaşar Kemal Sanat Günleri”nde söz alacağım... O nedenle bu yazıyı bitirmeliyim... Şunu eklemeden edemeyeceğim: Keşke o danışmanlar Tarık Akan’ın “Atatürk’ün Kızları” belgeselini seyretselerdi. “Sizleri birer kıvılcım olarak yolluyorum, her biriniz birer ateş parçası olarak geri dönün” demişti Mustafa Kemal Atatürk kızları Batı’ya eğitime yollarken...1920’lerin sonuydu... O kızlar dönüp ne ateşi, volkan oldular volkan ve mucizeler yarattılar... “Batı’ya eğitime gidenler dönüp ajan oluyorlar” zihniyetinden ne farklı değil mi!.. Antalya’da gitar şenliği... Muratpaşa Belediyesi’nin ODTÜ Antalya Mezunlar Derneği’yle birlikte düzenlendiği Uluslararası Antalya Gitar Festivali, 6’ncı yılı ‘Kalbimizin üzerine yaslayarak çaldığımız tek enstrüman gitardır’ diyen Andres Segovia ‘Onur Madalyası’ sahibi Ahmet Kanneci, 47’nci Michele Pittaluga birincilik Ödülü sahibi Eren Süalp ve ‘taş plak sesli kadın’ Sema Moritz konseriyle başlıyor. Perşembe başlayıp cumartesi günü sona erecek festivalin açılış konserinde gi tarın dünya çapında en iyi isimleriyle birlikte sahne alacak Moritz, 1895 1940 arası İstanbul’da sahne almış kadın şarkıcıların söylediği tangolardan fokstrotlara, valslerden operetlere unutulmaz bir repertuvarı seslendirecek. Sahnede Moritz’e, ayrıca, ODTÜ Gençlik Merkezi öğrencileri valsleriyle eşlik edecek. Festival açılış konseri, perşembe saat 20.00’de Muratpaşa Belediyesi Kültür Salonu’nda gerçekleştirilecek. Festivalin 2’nci günü cuma ise Kanneci’nin kurduğu Hacettepe Gitar Orkestrası (HÜGO) sahne alacak. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü 10 Kasım’da sahne alacak HÜGO, Atatürk’ün sevdiği şarkıları seslendirecek. Festival, cumartesi David Martines Garcia ve Jose Morillas Arques konseriyle sona erecek. Perşembeden cumaya her gün saat 20.00’de Muratpaşa Belediyesi Kültür Salonu’nda gerçekleştirilecek konserler ücretsiz olarak takip edilebilecek. l İHA C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog