Bugünden 1930'a 5,498,322 adet makale



Katalog


«
»

Pazar 5 Kasım 2017 6 haber EDİTÖR: FİGEN ATALAY TASARIM: EMİNE BİLGET Önceki yazıda yaklaşan tehlikelerden söz ettim. Abarttığımı düşünenler olabilir; keşke öyle olsaydı. Gelişmeler, iktidar partisinin irili ufaklı ama kesinlikle planlı, programlı adımları tehlikenin giderek arttığını gösteriyor. Yine de bu kez çubuğu tersine bükelim. Her şey bitti mi? Kurtuluş ve Kuruluş’un kazanımlarını; işçilerin, köylülerin haklarını savunmak, laikliği, demokratikleşme umudunu, bağımsızlığı korumak artık mümkün değil mi? Bu zemin üzerinden yeni bir evreye sıçramak, aydınlanmanın geleceğin ütopyalarına doğru aşılması olanaksız mı? İyimserliğimizin dayandığı bir temel olmalı; böyle bir temel vardır. HHH Son yıllarda Batılı sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’deki kötü genel gidişe, tutuklamalara, açık hukuk ihlallerine karşı meşru dayanışması malum medya tarafından saçma sapan “casusluk” iddialarıyla karalanır oldu. Ciddiye almak abestir. Ama Batı’dan gelecek her hayrın hayırlı olmayacağı, sivil toplum kuruluşlarından da gelse emperyalist merkezlerin damgasını taşıyacağını söyleyenler de var. Olabilir, neden olmasın. Belki de yeni “Encoun harcayanlar tehlikeyi büyütüyor sa, bir kere daha Batıcılarla kav ga etmek kader değil mi? Metin Çulhaoğlu’ndan (İleri Haber; İskit ler Sizin Olsun) ödünç alalım; yo lun, “Batılı değerlere sahip çı karak Batı’nın düşünce mirası nı güncelleştirip belirli ölçülerde ‘yerlileştirerek’ açılabileceği dü şüncesi...” yanlış mı olur? Siyasallaşmanın HHH Olmaz herhalde. Türkiye’nin tarihsel gelişimi, Batı ile kavgalı, ça İvediliği tışmalı etkileşim içinde şekillenmiştir. Aydınlanma izleği, Fransız Devrimi, Batı ile ilişkisi anlaşıl madan kavranması imkânsız Rus ter” dergileri piyasaya sürülmek üze Devrimi, Osmanlı’nın son dönem redir. Var böyle çabalar; postmodern, lerinde başlayan Batıcılarla Batılılığı sa post Marksist, post truth zırvalamalar vunanların kavgası, Atatürk dönemin ne güne duruyor! de ideolojik bir saflaşmayı mümkün kıl HHH dı. Tehlike, bu gelişmenin 40’lardan Ters tepecek bu türden müdahaleler sonra ve yüzyılın son günlerinde ciddi den korkmaya gerek yoktur. Çare sağ bir şekilde zedelenmiş olmasından kay lam teorik yaklaşımın, ideolojik konum naklanıyor. Sistemin kadim savunucu lanmanın vereceği güvenceyle ilerle ları Batıcılar, özetlediğimiz Batılı değer mektir. Uluslararası dayanışmanın gü lere sahip çıkanlarla “ciddi” bir hesap cü, içeride bir varlık oluşmadıkça an laşmaya, “Stratejik Derinlik”, Avras lamlı ve etkin olmaz. Postçular, Avras yacılık adı altında “fikirlerini” pazarla yacılar, Osmanlı’yı ihya etmek için çaba maya girişmişlerdir. HHH Burada belki de tehlikenin arkasındaki gerçeğin altının çizilmesinde yarar var. Ekonominin giderek sistem açısından düzeltilemez bunalım boyutlarına ulaşması tehlikeli gidişin hızlanmasına yol açıyor. Böyle zamanlarda otoriter eğilim hızla sonraki evrelere tırmanır; derin bir sessizlik gerekir. Savaş kışkırtıcılığı, ırkçılık, nefret söylemi piyasa bulur; hapishanelerin sayısının artırılması, ekonomi ile, politika ile ilgili sert eleştirilerin önlenmesi gerekir. Bu gidişi durduracak bir çözüm, bir çare var mı peki? HHH Gereksinimler çözümlerin anasıdır. Burada kaderci bir bekleyişten söz etmiyoruz. Ekonomide, politikada kendini gösteren işaretler acele etmek gerektiğini gösteriyor. Geç kalmak hiç ama hiç iyi değildir; olup biteni iyi gözlemlemek, kötüye gidişin nesnel belirtilerini anlamak, anlatmak gerekir. Deniz Yıldırım’ın ifadesiyle; “Kötüye gidişte sayısal olgular var; eksik olan sayısalın siyasallaşmaması...” Siyasallaşmak ve artık geç kalmamak gerekiyor. ‘Çoban’a eşitlik yok! Ortaöğretime geçiş sistemi, yoksul çocuklara fırsat eşitliği sağlamaktan uzak Türk Eğitim Derneği’nin “Ortaöğretime Geçiş Yerine Ortaöğretimi Yeniden Düşünmek’’ başlıklı raporuna göre, “Hakkâri’deki çoban’’, kendisine fırsat eşitliği sağlanmasından değil çoğunlukla bireysel çaba ya da sıradışı ailesel ve sosyal etkilerin sonucunda başarılı oluyor. Derneğin düşünce kuruluşu TEDMEM tarafından hazırlanan raporda, “Ortaöğretime geçişte merkezi sınav ve yerleştirmenin ‘Hakkâri’deki Çobana’ eşitlik sağladığı varsayımı fırsat eşitliği yerine sınavla eşitleme kurgusu kendi içinde veriye dayalı rasyonel bağıntıdan yoksun bir açıklamadır. Çok az sayıda sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencinin Türkiye’de ‘iyi okullar’ olarak nitelenen okullara yerleşebilmesi her yıl tekrarlanan bir rutinle mevcut ortaöğretime geçiş sisteminin sürekliliğini sağlayabilme adına ön plana çıkarılmaktadır. Diğer yandan bu uç örneklerin, hem yerleştikleri öğretim kurumları hem de geldikleri çevrenin yerel düzeydeki bürokratik ve siyasi figürleri tarafından bir halkla ilişkiler fırsatı olarak değerlendirildiği düşünülmektedir’’ deniliyor. Raporda, bu örneklere odaklanılmasının ve bu örneklerin gündem oluşturmalarının, fırsat eşitliğinden yoksun ve dezavantajlı öğrencilerin göz ardı edilmesini kolaylaştırıcı bir rol oynadığı vurgulanıyor. Rapora göre, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi, sınavın ve seçmenin eşit veya objektif yapılmasının ötesinde, öğrencilerin yetenekleri ile bilişsel ve duyuşsal kapasitelerinin geliştirilmesinin önündeki dezavantajları en aza indirecek; erken çocukluk bakım ve eğitimi, akademik destek mekanizmaları, eğitim ortam, koşul ve kaynakları bakımından denge Esmanur’un başarısısistdeemğinilE8ğ.Şsitaıninmılfıduöerğfnar’eOnnırnctaiHsöiilğEvrsaemntiailmçneuesrGiDnedeçemişyir(a,TşTEaeOymaGne)l sınavında tam puan aldığını Siverek’te tarlada çalışırken öğrenmişti. TEDMEM raporuna göre, Esmanur’un başarısı çok istisnai bir durum. Gerçekte Esmanur’un koşullarında yaşayan çocuklara eğitimde fırsat eşitliği tanınmıyor. Kaliteli eğitim kriterleri l Çocukların ve gençlerin iyi olma hallerine katkısı. l Temel yetkinlikler ve ortak becerileri geliştirmeye katkısı. l Eğitimde fırsat eşitliğine katkısı. l Bireylerin ilgi, ihtiyaç ve tercihlerine uygunluğu ile potansiyellerini en üst düzeyde geliştirmeye katkısı. l Toplumun ve ekonominin ihtiyaç ve beklentilerine uygunluğu. sizliklerin giderilmesi gibi fırsat eşitliğini geliştirecek önlemlerin alınmasına bağlı bulunuyor. Farklılık ve eşitsizlik Türkiye’deki mevcut uygulamada kaliteli eğitim alma hakkından çok, zorunluluk boyutunun ön plana çıktığına dikkat çekilen rapor şöyle: “Ortaöğretimin zorunluluk boyutu ile birlikte aynı zamanda kaliteli bir ortaöğretime erişim hakkı çerçevesin de değerlendirilmesi, ortaöğretimde her bir bireyin potansiyelini geliştirmek için mümkün olduğu ölçüde bireylerin ihtiyaçlarına göre uyarlamalar yapmayı gerektirmektedir. Okullar arası başarı farklılıkları ve eşitsizlikler azaltılmalıdır. Bunun için öncelikle okullar arasında; kaynak dağılımının dengelenmesi, öğretmen dağılımında nitelik ve niceliksel olarak denge sağlanması, öğretmenlerin mesleki niteliklerinin geliştirilmesi, tekno lojik altyapının dengeli biçimde geliştirilmesi, başarısızlık riski yüksek öğrencilere yönelik destek programları oluşturulması gerekir. Liseye ‘lise’ diyelim Rapora göre, lise eğitiminin ötesinde hiçbir anlam ve ad yüklemeden liseye “lise” demek gerekiyor. Genel akademik eğitim veren liselerin kontenjanlarının talebi karşılamaması, mesleki eğitimi de tercih etmeyen öğrencilerin zorunlu olarak açıköğretime yerleşmesi anlamına geldiği hatırlatılan raporda “Açıköğretim istisnai koşulları olan bir seçenek olarak değerlendirilmelidir. Başka bir lise türü veya özel öğretim kurumunu tercih etmedikçe, her öğrenci kendi yerleşim yerindeki liseye kayıt yaptırma hakkına sahip olmalıdır’’ deniliyor. Kurslar ‘dershane’ gibi Altın gençlere Ödül Devlet okullarında açılan destekleme kursları ‘okul dershaneleri’ne dönüştüğü gerekçesiyle eleştiriliyor BAŞSAĞLIĞI İstanbul E. İl Saymanı ve çalışma arkadaşımız C. ZAFER NUHOĞLU'NU kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz. Merhuma Allah’tan rahmet kederli ailesine, sevenlerine, örgütümüze başsağlığı ve sabır dileriz. CEMAL CANPOLAT CHP İstanbul İl Başkanı Ortaokul ve liselerde açılan destekleme ve yetiştirme kursları “okul dershaneleri’’ne dönüştü. Öğrenciler, sınavlara hazırlık için kaynak, yardımcı ve test kitaplarını almaya yönlendiriliyor ve her bir kitap 2535 lira arasında değişiyor. Her bir ders için en az 23 kitap alan öğrenciler, ölçme ve değerlendirme için de bu kitaplardan sorumlu tutuluyor. 39 dersten açılan kurslara katılım sayılarına bakıldığında, matematik kursları 2 milyon 956 bin 224 katılımcı ile ilk sırada yer alıyor. Türkçe 1 milyon 862 bin 245 öğrenci ile ikinci,1 milyon 736 bin 418 öğrenci ile fen bilimleri üçüncü,1 milyon 681 bin 139 katılımcı ile yabancı dil dördüncü sırada bulunuyor. Eğitimci Alaattin Dinçer’in çalışmasına göre, dershanelerin kapatılmasını öngören yasa de ğişikliğinin ardından ortaokul ve liselerde açılmasına karar verilen Destekleme ve Yetiştirme Kurs uygulaması amacının dışına taşmaya başladı. Dinçer, “Kılavuz ve yönergede bulunan düzenlemelerin ötesine geçen kurslarda öğrenciler, sınavlara hazırlık mahiyeti ta şıyan kaynak, yardımcı, soru bankası gibi kitaplardan almaya yönlendirilerek yeni tür ‘okul dershanesi’ oluşturulmaktadır. Öğretim programları ile paralellik gösteren her bir kitap 25 ile 35 lira arasında değişen fiyatlara satın alınmakta, tamamlayıcı etkinlikler bu kitaplar üzerinden yürütülmektedir. Her bir ders için en az iki ya da üç kitap aldırılmakta, öğrenciler kurslar süresince yapılan ölçme değerlendirmelerde bu kitaplardan sorumlu tutulmaktadır” dedi. Türkiye İş Bankası, “Altın Gençler” uygulaması kapsamında 2017 yılı Lisans Yerleştirme Sınavı’nda bankanın yaşına eşit sayıda üstün başarı gösteren 93 öğrenciyi ödüllendirdi. İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali ödül töreninde yaptığı konuşmada, bankanın kurulduğu ilk yıllardan bu yana eğitime özel önem verdiğini belirterek şimdiye kadar 3 binin üzerinde öğrencinin ödüllendirildiğini, uygulamanın ilk yıllarında ödül alanların 60 yaşını geçtiğini söyledi. Gençlere önerilerde de bulunan Bali, başarının ancak disiplinli çalışmayla sürdürülebileceğine dikkat çekerek, “Eminim birçoğunuzun kendi yaşamından deneyimlediği gibi, başarıya ancak sabırlı, kararlı ve disiplinli çalışmayla ulaşılır. Zekâdan çok hayatta disiplinli çalışmak önemlidir. Çıplak zekânın, çiğ zekânın, içi işlerlik kazanacak şekilde aileye, topluma, millete, devlete katkı sunacak şekilde doldurulmamış zekânın faydası olmaz. Hayat her zaman zekilerden çok disiplinlileri ödüllendirir’’ dedi. Kuban’ın ‘Kaya sınıfı’ ülkeyi ayakta tutuyor  Doğan Kuban Hoca’nın kalça kemiği kırığından sonra takılan proteze uyum süreci hastanede epey uzun sürdü. Uzun bir İzmir rehabilitasyonundan sonra önceki gün İstanbul’a döndü. Yürüteç kullanıyor ama her şey yolunda. Kazadan önce de baston kullanıyordu. Konumuz başka tabii, ama hazır şu tatsız kaza konusu açılmışken birkaç söz edeceğim. Bir tezim var, özellikle kadınlar ileri yaşlarda ve dengesi fazla sağlam olmayan ileri yaş erkekleri en azından baston kullansalar, ülkemizdeki kalça kırıkları olayları yarı yarıya azalır. Hem ölümler hem de yaşanan derin sağlık sorunları azalır. Ama 80 yaşında bile kendimize toz kondurmuyoruz, façamız yerinde olsun, yıkılıncaya kadar ayakta duralım, varsın kalçaları kıralım. İkincisi, Kuban kemiği kırıldığı için mi düştü yoksa düşünce mi kemiği kırıldı. Biliyorsunuz yaşlılıkta kemikler zayıflıyor. Fakat Kuban’ın kemik yoğunluğu çok iyiydi. Zaten kemik zayıflaması daha çok bir kadın sorunu. Kadınların pek çoğunda kendiliğinden kemik kırılması olabiliyor, ama Kuban düştü kırdı... Kaya sınıf Doğan Hoca, hastanede yattığı sürece (Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi doktorlarına, hemşirelerine, ekibine ben de buradan çok teşekkür ederim...) önemli gözlemlerde bulundu. Bu haftaki Herkese Bilim Teknoloji dergisinde köşe yazısını bu gözlemlerinden ilkine ayırdı. (Dergideki hiçbir yazısını kaçırmayın lütfen, HBT’yi de hiç kaçırmayın!..) “Hastanelerde çalışan uzman ve uzman yardımcısı, kimisi üniversiteyi, kimisi liseyi bitirmiş genç uzman grubunun, Türkiye ekonomisini ve toplumun çağdaşlık düzeyini açıklayan davranışlarını incelemek fırsatı buldum. Bugün Türkiye’de sınıfsal ortalamanın alt katmanlarını temsil eden ve benim ‘Kaya’ sınıfı diye tanımladığım büyük halk katları, Türkiye’yi çağdaş dünyaya en çok yaklaştıran  gruptur... Türkiye’yi ayakta tutuyorlar “... Bu insanların arasında genelde lise ve üniversite eğitimi görmüş, ailesini geçindirmek için yaşamın sağladığı bütün olanaklara yapışmış, gelir seviyesi alt boyutlarda, kadınerkek karışık, bekâr ve evli, yaşı 50’yi geçmeyen bir sınıftan söz ediyorum. Bu sınıf öğretim derecesi ne olursa olsun, Türkiye’nin ayakta kalmasını sağlayan sınıftır. “Bu grubun temel amacı, güncel yaşam koşulları içinde herhangi bir ideolojiden uzak olarak hayata sarılmak ve yaşamı geldiği gibi kabul etmektir. ... Politik ideolojileri yoktur, partilerle ilişkileri çok zayıftır, dinle ilişkileri yoktur, toplumun yaşamı hakkında önyargıları yoktur, yaşayabildikleri bütün çağdaş değerlere yakındırlar, toplumdaki politik çatışmaların tarafı değillerdir, giyim kuşamları orta sınıf gibidir... Politikacı söylemlerinin dışındalar  “Bu insanlar Türkiye’nin büyük sayılarda nüfusa sahip, bilinçli fakat tarafsız üyeleridir. Onun için de bu makalede onlar ‘Kaya’ sınıfı olarak adlandırılmıştır. Bu sınıfın güncel politik kavganın politik ve dini kin, giyim, kuşam, kadın statüsü gibi, politikacıların temel konu yaptığı sorunlarla hiçbir pratik ilişkisi yoktur. Aslında böyle bir davranış, Cumhuriyeti tanımlayan temel davranıştır. Bu grup halk, dünyanın gidişatına uygun doğal bir davranış içinde yaşamakta, o açıdan politik kavgalara girmemektedir... “‘Kaya toplum’ Cumhuriyetin yarattığı bir yapıdır. Veya daha şiirsel olarak, evrimin yakın Türk tarihindeki başarısıdır diyebiliriz. ‘Kaya’ sınıfı çağdaş dünyaya her noktasından asılarak Türkiye’nin gelişmesini, çağdaşlaşma yoluna çekiyor. Onun için korkak düşünürlerin ‘Ne olacak bu halimiz?’ demesi, Türk toplumunda gerçekte var olan bir dinamiğin yok olması anlamına gelmiyor.” ‘Tamam her şey bitti’ diyenler Yazının bir kısmını aldım, tamamını okuyup tartışın lütfen. Bunlar çok önemli saptamalar. Geleceğe “öldük, bittik, mahvolduk...” gözüyle bakan umutsuzların ve yılgınların, iktidar iki karar alınca, tamam her şey bitti diyenlerin, geri döndürülemez süreçlere girdik diye bağıranların durup düşünmesi gerekir. Kuban’ın bunu izleyen diğer makalesi de, daha sonraki sayıda yayımlanacak. Bu konuya ekleyeceklerim var. Yarına... CHP’li Nuhoğlu son yolculuğuna uğurlandı CHP’nin İstanbul eski İl Başkan Yardımcısı Cemal Zafer Nuhoğlu, Üsküdar İlahiyat Fakültesi Camii’nde dün kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cemal Zafer Nuhoğlu’nun cenaze törenine; sanatçı Orhan Gencebay ile eşi, UND Başkanı Çetin Nuhoğlu, Nuhoğlu İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Ali Nuhoğlu, CHP’den Seyit Torun, Erdal Aksünger, Gürsel Tekin, Akif Hamzaçebi, Barış Yarkadaş, Onursal Adıgüzel, Ali Özcan, Sezgin Tanrıkulu, Kadıköy, Bakırköy ve Maltepe Belediye başkanları ile iş ve siyaset dünyasından çok sayıda kişi katıldı. l Haber Merkezi C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog