Bugünden 1930'a 5,499,529 adet makale



Katalog


«
»

Çarşamba 22 Kasım 2017 EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: ZARİFE SELÇUK Hukuku biçtiler haber 11 Gazetemizin internet sitesi cumhuriyet.com.tr’nin YayınYönetmeni Oğuz Güven, 52 saniye içinde silinen tweet nedeniyle 3 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme cezayı ertelemedi CANAN COŞKUN Geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını yitiren Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper’in ölümüyle ilgili habere ilişkin, 52 saniye içinde değiştirilen anons tweet’ini Sabah gazetesinin hedef göstermesi nedeniyle 1 ay tutuklu kalan Cumhuriyet.com.tr Yayın Yönetmeni Oğuz Güven, FETÖ propagandası ve PKK’nin açıklamalarını yayımlamak suçlamasıyla toplamda 3 yıl 1 ay hapis cezasına mahkum edildi. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen karar duruşmasına Güven ve avukatı Tora Pekin katıldı. Güven’e destek olmak amacıyla çizerimiz Musa Kart, CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, Evrensel gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş, DİSK Basınİş Sendikası temsilcisi Alp Tekin Babaç da duruşma salonunda yer aldı. Güven, mütalaaya ilişkin esas hakkındaki savunmasında, duruşma savcısının mütalaayı dolu göstermek adına suçlama konusu tweet’in altında yer alan yorumları eklediğini söyledi. Savcının bu yorumların hesabını kendinden sormaya kalktığını belirten Güven, 52 saniyede sildirdiği tweet’in altında bir yorum olmasının mümkün olmadığını, dolayısıyla buradan suç yaratmanın da söz konusu olmadığını kaydetti. Güven, suçlanmasına neden olan yorumların benzerlerinin iktidar destekçisi medyada, sosyal medya hesaplarında da yer aldığını anımsatarak, “Ancak, sayın basın savcısının gözleri onları görmüyor nedense” dedi. Güven, bunlara örnek olarak söz konusu habere ilişkin Star ve Sabah gazetelerinin Facebook sayfalarından yapılan yorumları mahkemeye sundu. Adliyeden çıkamıyorum Güven, silinen tweet’in altındaki yorumları “Skandal sözler” şeklinde haber yaptığını ve “İnsanlık utancı” şeklinde Twitter’da paylaştığını ancak bunun görmezden gelinerek cezalandırılmak istendiğini söyledi. Güven, savcının niyet okumayla suç uydurmaya çalıştığı tweeti sildirdiği için olsa olsa kendisinin iyi niyetin söz edilebileceğini dile getirdi. Muhabirimiz Ahmet Şık’ın çözüm süreci sırasında Cemil Bayık ile yaptığı röportajı ile gazeteci Banu Güven’in aynı içerikli röportajını Twitter hesabında paylaşması nedeniyle cezalandırılması istenen Güven, o tarihlerde yüzlerce röportajın yayımlandığını söyledi. Güven, bu haberlere dava açılmadığını vurguladı. Güven, şöyle devam etti: “35 yıldır haber yapma dışında adliyelerin yolunu bilmezken, son 7 aydır Cumhuriyet gazetesinden diğer arkadaşlarım gibi Silivri’de tutsak edilmemin yanı sıra, yapılan haberlere açılan soruşturmalar ve davalar sonucu adliye ve mahkemelerden çıkamaz oldum. Bunun da tek nedeni gerçekleri haber yapmamız, iktidara muhalefet etmemiz. Sizlerden ricam, Türkiye’nin hukuka dayalı, demokratik çağdaş bir ülke olması, düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması için çabalarken, niyet okuma gibi yeni bir suç yaratmamanız. Bu hiçbir hukuk kuralına, ceza maddesine uymayan davada beraatımı talep ediyorum.” Güven’in avukatı Tora Pekin de, Basın Suçları Soruşturma Bürosu savcılarından Yasemin Baba’nın olmayan haber üzerinden tuttuğu tutanağın gerçeğe aykırı olduğunu söyledi. İddianameyi hazırlayan savcı Celal Sarıdere’nin de bu tutanak gerçekmiş gibi iddianame hazırladığını belirten Pekin, zorla suç çıkarma çabasının mütalaada da sürdüğünü KILIÇDAROĞLU: GÖZDAĞI CEZASI Kılıçdaroğlu İKLİM ÖNGEL CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet.com.tr Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’e verilen 3 yıl 1 ay cezaya ilişkin “Oğuz Güven bu cezayı gelecekte çocuklarına onur belgesi olarak takdim edecek. Çünkü o haksız yere böyle bir cezayla muhatap oldu. Haklılığını bütün medya kabul ediyor. Saray ve ona hizmet eden yargı ceza yazarak onu susturmaya çalışıyor” yorumu yaptı. Kılıçdaroğlu, Güven’e verilen hapis cezasını değerlendirdi. Güven’e verilen cezanın medya özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “Hangi ülke olursa olsun, demokrasisi gelişmiş hiçbir ülkede böyle bir ceza verilemez. Bu ceza gazeteciye gözdağı verme cezasıdır. Gayet iyi biliyorum ki; Cumhuriyet tüm darbe dönemlerinde direndi ve haklılığını tarih yazdı. Şimdi yine aynı Cumhuriyet, 20 Temmuz darbesine direniyor. Cumhuriyet’in haklılığını tarih tescil edecek.” NE OLMUŞTU? MANTIKLA İZAHI YOK Duruşmanın ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde gazetecilere açıklama yapan Güven, kararı “komik” olarak nitelendirerek, “Acı acı gülümsemek zorunda kalıyorum. Hukuk biçilmiştir ve üstüne söyleyecek başka bir şey yok” dedi. CHP Milletvekili Barış Yarkadaş ise “Basın tarihine ‘52 saniyelik dava’ olarak geçen bu dava ne yazık ki trajik bir şekilde sonuçlandı. Duruşmada kronometre tuttum, hâkim tam 52 saniyede kararı okudu. Aslında 52 saniyede ada let yerle bir edilmiş, hukuk biçilmiştir. Kararın adli ve hukuki olduğu söylenemez. Gazetecilere mantıkla izah edilemeyecek cezalar yağdırılıyor” diye konuştu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu Üyesi Sibel Güneş de, “Bir başlık nedeniyle arkadaşımız hapis cezasına çarptırıldı. Bu karar Türkiye’yi basın özgürlüğü olmayan ülkeler kategorisinde tutmaya devam ediyor. Tüm tutuklu meslektaşlarımızın özgür bırakılmasını istiyoruz” diye konuştu. Cumhuriyet.com.tr, Başsavcı Alper’in trafik kazasında ölümünü, “İlk FETÖ iddianamesini hazırlayan Başsavcı Mustafa Alper’i kamyon biçti” anons tweet’iyle duyurmuştu. “Biçti” ibaresine haber içeriğinde yer verilmemişti. Tweet 52 saniye içinde silinmiş ancak Sabah gazetesi ekran görüntüsünü kullanarak internet sitesini hedef tahtasına oturtmuştu. Soruşturmaya ilişkin tutanak tutan Cumhuriyet iddianamesini hazırlayan savcılardan Yasemin Baba, anons tweeti silindiği için suçlama konusu edilen haberin içeriğini dahi görmemişti. Baba’nın tutanak tuttuktan sonra soruşturmayı devrettiği savcı Celal Sarıdere’nin hazırladığı iddianamede Güven’in “örgüt propagandası” ve “terör örgütlerinin yayınlarını basmak ve yayınlamak” iddiasıyla 10.5 yıla kadar hapsi istenmişti. Basın özgürlüğü ayaklar altında Oğuz Güven’in üyesi olduğu DİSK Basın İş’ten yapılan açıklamada, hâkimin kararı okumasının 52 saniye sürmesinin bile gazetecilere gözdağı olduğu belirilerek “Hâkimin kendi varlık sebebi hukuku 52 saniyede fütursuzca “biçmesi” ise kendi meslektaşlarına ve mesleğine vermesi gereken bir hesaptan öte, ifade özgürlüğüne aç kalan ülkemizde hukukun çoktandır iktidarın sopası olduğunun bir kere daha göstergesi oldu” denildi. Açıklamada, “Üyemiz Oğuz Güven’in ceza aldığı gerekçe ile herkes suçlu olarak gösterilebilir. Bu durum Türkiye’nin gazeteci hapishanesine çevirilme nedenini de ortaya koymaktadır. Oğuz Güven ve hapisteki gazeteciler başta olmak üzere tüm gazeteciler özgürleşene, basın ve ifade özgürlüğü garanti altına alınıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Gazeteci liği ve halkın haber alma hakkını yargılayamayacaksınız” ifadeleri kullanıldı. Hukukla açıklanamaz Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş yaptığı açıklamada, Oğuz Güven’e verilen 3 yıl 1 ay hapis cezasının hukukla açıklanabilir hiçbir yanının olmadığını belirterek, “Bu karar, hâlihazırda dört yönetici ve çalışanı cezaevinde tutulan Cumhuriyet’e yönelik siyasi baskıların devamı niteliğindedir. Güven’e verilen hapis cezası gazetecileri düşman görme zihniyetinin bir ürünüdür. Oğuz Güven’e hem terör örgütü propagandası suçlaması hem de terör örgütü açıklamasını yayımlamak suçlamasıyla 3 yıl 1 ay hapis ceza vermek ‘basın özgürlüğü’nü ayaklar altına almaktır. Tüm baskılara, tehditlere, cezalara, hapisliklere rağmen gazeteciler gerçek leri yazmaya devam edecek.TGS olarak Oğuz Güven’in yanında olduğumuzun bilinmesini ve bir an önce bu hatadan geri dönülmesini istiyoruz” dedi. Orantısız ceza Basın Konseyi’nden yapılan açıklamada ise 52 saniye yayında kalan tek kelimeye 3 yıl hapis cezasının dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde anlatılamayacağı belirtilerek “Bir yayın yönetmeninin, böyle bir davada bu kadar ağır bir cezaya çarptırılması adalet duygusunu zedeler ve ‘intikam alma’ görüntüsü yayar. Bu nedenlerle gazetecilerin yargılanmaları, tutuklanmaları Türkiye’ye itibar kazandırmadığı gibi, tersine itibar kaybettirir. Gazeteciliğin ‘Demokrasinin olmazsa olmazı’ olduğu unutulmamalı, tutuksuz yargılama yapılmalıdır.” ifadelerine yer verildi. l İSTANBUL / Cumhuriyet kaydetti. “Bu denli zorlama bir suçlamaya daha önce rastlamadığını” söyleyen Pekin, “İncir çekirdeğini doldurmayacak birkaç sözcükten propaganda çıkarmak, bununla bir gazeteciyi tutuklamak, hiçbir inandırıcılığı olmadığı bilindiğinden de ta iki sene önce atılmış iki tweet’i dosyaya dahil etmek... Bunlar kabul edilecek şeyler değildir. Nitekim mutlaka sırası geldiğinde, AYM veya AİHM kararları na konu olacağını sanıyoruz” ifadelerini kullandı. Cezayı ertelemedi Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, Güven’in PKK/KCK silahlı terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri ve açıklamalarını yayımladığı iddiasıyla 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetti. Heyet, Güven’in aynı zamanda FETÖ/PDY propagandası yaptığını da savunarak 1 yıl 10 ay 15 gün hapsine karar verdi. Heyet, Güven’in kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarını göz önünde bulundurduğunu belirterek, pişmanlık göstermediği, tekrar suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat oluşmadığı gerekçeleriyle cezayı ertelemedi. 2.5 AYDA GİTTİ Demirtaş, gazeteci Nedim Türfent’e mektup yazdı Van’da 13 Mayıs 2016’da tutuklanan ve 18 aydır tutuklu yargılanan KHK ile kapatılan DİHA Yüksekova muhabiri Nedim Türfent’e HDP Eş Genel Başkanı Selahatin Demirtaş ve Hakkâri Milletvekilli Abdullah Zeydan tarafından gönderilen mektup, 2.5 ay sonra ulaştırıldı. Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş ile Zeydan’ın 5 Eylül tarihinde yazdıkları mektup, önceki gün avukatlar aracılığıyla Van T Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Türfent’e iletildi. Demirtaş, mek tubunda: “Şahsında bütün gazetecilere, özgür basın emekçilerine özgürlük diliyoruz. Faşizmin gıdası korkudur. Korkunun toplumda tabana kadar yayılması, iliklere kadar işlemesi için faşizm propagandayı çok iyi kullanmak zorundadır. Bunun için de basınınmedyanın desteği hayatidir. Bir de faşizmin yaymak istediği korkuya karşı cesareti yaymaya çalışan gazeteciler vardır. Bunlar da faşizmin panzehirini topluma yayarlar. Onurlu duruşlarıyla tarih yazarlar, ne mutlu onlara” dedi. l Yurt Haberleri 2 tutuklu gazeteciye ilk duruşmada tahliyeKeleş Aslan anun hükmünde kararname (KHK) Kile kapatılan Dicle Medya Haber dosyaya eklendi. 8 ay sonra dün Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısı Ajansı (dihaber) muhabiri Selman Keleş na çıkan iki gazeteci savunma yaptı. Ke ile gazeteci Arif Aslan, 20 Mart’ta Van Bü leş, “Büyükşehir Belediyesi önündeki be yükşehir Belediyesi önünde fotoğraf çe tonun haberini yapmak istedim. Ben bir kerken gözaltına alındı ve 31 Mart’ta tu Kürt olduğum, ikincisi de muhalif gazete tuklandı. 4 sayfalık iddianamede, beledi ci olduğumdan dolayı buradayım. Maki ye etrafındaki beton blokların fotoğrafla nemde çıkan fotoğrafların benzeri bölge rını çeken Keleş ve Aslan’ın “örgüt tara de çalışan tüm muhabirler tarafından da fından gerçekleştirilebilecek eylemler için çekilmiştir” dedi. Gazeteci Aslan ise be ön çalışma yapıyor olabilecekleri” iddia ton bariyerleri haber amaçlı çektiğini söy edildi. Keleş’in fotoğraf makinesinin hafı leyedi. Mahkeme Aslan ve Keleş’in tahli za kartında bulunan haber fotoğrafları da yesine karar verdi .l Yurt Haberleri ‘İyi bir tek adam’dan ‘kötü bir tek adam’a İrili ufaklı iktidarlar gücü ellerinde tutmak için hep birlikte büyük suçlar işlerler. Sonra gün gelir tüm suç ortakları gibi birbirlerine düşerler. Eteklerinin altında paylaşamadıkları ganimetler... Dillerinin altında asla itiraf edilmeyecek kirli ilişkiler. Hangi iktidar hangi iktidarla neden ve ne zaman müttefiktir? Zamanında neye karşı ve ne uğruna birleşilmiştir? Bu arada onların güç birliği yüzünden karşılarındakilerin başına neler gelmiştir? Yollar hangi çıkar için kesişmiştir, bu çıkar için neler feda edilmiştir? Bu süreçte görmezden gelinen, gözden çıkarılan, başına iş açılan kimdir, nedir? Sonra ne olmuştur da her şey değişmiştir? Asıl suç nedir, asıl suçlu kimdir? Niyetlerin vardığı noktada yargılanması gereken nedir? Devletleri ayakta tutmak ve ekonomileri kollamaktan başka bir kaygısı olmayan resmi hukuk, bunlarla hiç ilgilenmez. Bunlar, felsefenin meselesidir ve iktidarların felsefeyle işi olmaz. İktidarlar hukukun sisteme hizmet eden ve tıkır tıkır işleyen matematiğini severler. Bir artı birin iki etmesiyle ilgilenirler. Matematiğin işaret ettiği sonsuzluğu ve o sonsuzluğun barındırdığı sınırsız olasılığı işlerine gelmediği için göz ardı ederler. Hukuk meseleye girmesi gereken yerden, ortadan girer, fazla oyalanmadan çıkması gereken yerden, kestirmeden çıkar. Bu pratiklik her zaman iktidarların işine yarar. Halklar, insanlar, bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, hatta adalet bile hukukun ekseninde değildir. Asker nedir, savaş nedir, sınır nedir, tehlike nedir, tehdit nedir? Evrendeki yaşamsal kaynaklar nasıl paylaşılmalıdır? Para ne işe yarar, para için neler yapılabilir, neler yapılamaz? Bir kısım halkların refahı için bir kısım halkların felaketi şart mıdır? Bu rezil döngü kader midir, olacak iş midir? İnsanın değil sistemin ihtiyaçlarına, taleplerine ve gereklerine göre şekillenen hukuk bu soruları sormaz. İktidarların kirli niyetleriyle ilgilenmez, aksine onları meşrulaştırır ve mevcut güçler dengesi üzerinden kendince o güçleri gözeten en mantıklı dili kullanarak mahkemeler kurar. HHH İşte şimdi uzak kıtada, büyük bir iktidarın küçük bir iktidarı faka bastırmaya çalıştığı böyle bir mahkeme daha kuruldu. Şu anda mahkemenin hedefindeki bu ülkenin diplomasisi ve bürokrasisi haklı olarak panikte. Silahlar çekilecek, dişler gösterilecek, tehditler havalarda uçuşacak, kozlar paylaşılacak, dengeler hep olduğu gibi bir bozulacak, bir kurulacak.... Bu süreçte suçlar, suçlular, ithamlar ve itirazlar, aslında bambaşka anlamlar taşıyacaklar. Ama kimse bu anlamları konuşmayacak. Delirmiş, gözü dönmüş, ağzı köpürmüş iktidarlar kendi paylarını başkalarına kaptırmamak için, adı hukuk olan ama haktan yana olmayan sistemlerin içinde yine kaçak dövüşecekler. Bu arada yakılıp yıkılmış evler, dağılmış aileler, savaş hukukunun onayıyla işlenmiş cinayetler, üst üste yığılmış cesetler... Silahlar ve silahlar ve silahlar. Mezarlar ve mezarlar ve mezarlar. Paralar ve paralar ve paralar. Hayatın tam ortasında mültecilerin kan ve kemiklerinden müteşekkil adacıklar. Ortadoğu’yu yakıp yıkan, savaşı doğal insanı da yok sayan, her türlü güç için kimsenin gözünün yaşına bakmadan kapışan, bunu da kendi hukukuna emanet sahte bir adalet çadırında yapan iktidarlar tepiştikçe... Devletlerin vahşiliği büyüyecek ve o vahşetin zehrinde, insan küçülecek, küçülecek, küçülecek. Uygarlık tarihinde iktidarlar ilk kez tepişmiyor, irili ufaklı güçler ilk kez kapışmıyor, insan insana bunu ilk kez yapmıyor. Sadece bir zamanlar bağımsızlıktan güç alan “iyi bir tek adam”ın benzersiz dehası sayesinde bu ezeli sistemin içinde felaketin eşiğinden dönen şu coğrafyası lanetli ülke... Yakın zamana kadar bağımlılıktan medet uman “kötü bir tek adam”ın sıradan hırsları yüzünden bu defa fena yalpalıyor. Hikâye, dünya yıkılırken ülke kurtarandan, hazin bir şekilde, kendi yıkılırken ülkeyi de yakana doğru hızla evriliyor. C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog