Bugünden 1930'a 5,498,322 adet makale



Katalog


«
»

Cuma 17 Kasım 2017 EDİTÖR: SERKAN OZAN TASARIM: BAHADIR AKTAŞ daha daFobtoozğmraufşllaarrıTÜESBLKVİTAAANNKD’DATAALVNRAABSPEIORNKRAİN Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı gaz kapsülüyle başından yaralanan ve yaşa mını yitiren Berkin Elvan’ın katil zan lısı Fatih Dalgalı’nın olası kastla öldür mek suçlamasıyla yargılandığı davaya devam edildi. İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava önce si polislerin ve güvenlik görevlilerinin adliye çevresinde geniş güvenlik ön lemi aldığı görüldü. Ad liye binasının metreler ötesinde polisin, duruş ma kapısında da güven lik görevlilerinin arama CANAN COŞKUN yaptığı gözlendi. Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan’a duruşma salo nu kapısında ‘ince arama’ uygulanaca ğı söylenince CHP milletvekili Mahmut Tanal’ın tepki göstermesi üzerine bu uygulamadan geri adım atıldı. Duruş maya baba Sami Elvan, anne Gülsüm Elvan, abla Özge Elvan katıldı. CHP milletvekilleri Mahmut Tanal, Gam ze İlgezdi, Hilmi Yarayıcı, Ali Haydar Hakverdi, sanatçı Melike Demirağ’ın yanı sıra Ali İsmail Korkmaz’ın anne si Emel Korkmaz, Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfı Sarısülük ve Ahmet Atakan’ın annesi Emsal Atakan da se yirci olarak salonda yer aldı. Geçen günlerde dava avukatlarının tutuklan ması nedeniyle, aileyi yalnız bırakma mak için aralarından Özgürlükçü Hu kukçular Platformu’nun da bulundu ğu hukuk örgütleri duruşma salonun da hazır bulundu. Elektriksiz adliye Mahkeme, Van Emniyet Müdürlüğü’nde görevli sanık polis Fatih Dalgalı’yı şimdiye kadarki duruşmalarda olduğu gibi yine Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya almaya çalıştı ancak, sanığın olduğu adliye binasında elektrik olmadığı için uzun süre bağlantı kurulamadı. İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın dünkü duruşmasının başında TRT’nin kurumda TOMA görüntülerinin iyileştirilmesi için yeterli bilirkişi olmadığına ilişkin mahkemeye yazı yolladığı belirtildi. Mahkeme Başkanı Canel Rüzgar, TÜBİTAK’ın iyileştirilmiş TOMA görüntülerini dosyaya gönderdiğini söyledi. Başkan Rüzgar, bundan sonraki aşamada tanıklara görüntüleri izlettirip, sorular soracaklarını bildirdi. Rapor utanç verici Ardından söz alan Elvan ailesi avukatlarından Can Atalay, sanık polisin sorgusu ve teşhisi tamamlanmadığı için duruşma salonunda hazır bulundurulması gerektiğini söyledi. Atalay, “TÜBİTAK’ın raporu utanç verici. Bazı sayfalardaki fotoğrafların iyileştirme olmadığını siz de görmüşsünüzdür. Bazı fotoğraflar daha da anlaşılmaz hale gelmiştir. En yakın tarihe duruşma tarihi verilmesini, TRT ile ilgili suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz, çünkü cevabı hakaret niteliğindedir. Sanığın burada bulunması savunma hakkı açısından da zorunludur” dedi. Duruşma savcısı da, TOMA görün TRT, ‘Berkin Elvan’ın vurulmasına ilişkin görüntüleri iyileştirecek uzmanı olmadığını’ mahkemeye bildirdi. Avukatlar, TÜBİTAK’ın ‘İyileştirdik’ dediği bazı fotoğrafların anlaşılmaz hale geldiğini söyledi Berkin Elvan davası öncesinde geniş güvenlik önlemleri alınırken Elvan ailesinin de üzerleri arandı. Vedat ARIK tülerinin TÜBİTAK’a ve Jandarma Kriminal Şube’ye iyileştirilmesi için gönderilmesini, iyileştirilecek görüntülerden de olay yerindeki Emniyet yetkilerinin kimlik tespitinin yapılması talep etti. Savcı ayrıca olay günü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan personelin ve sanık polisin görev yaptığı kurumdaki polislerin tanık olarak dinlenmesini istedi. Elvan ailesi avukatlarından Çiğdem Akbulut ise söz alarak dava avukatı olan ve geçen günlerde tutuklanan meslektaşlarını anımsatarak, “Operasyonun tek kaynağı kim olduğu belirsiz bir şahsın Halkın Hukuk Bürosu hakkındaki mesnetsiz iddiaları. Dediği tek doğru şey ‘kamuoyunda öne çıkan davaları takip ederler, Berkin davası gibi’ sözü. Müvekkillerimiz bizle özdeşleştirilmemeli ama bu davada hem avukatlarıyız hem de Berkin bizim de çocuğumuz” dedi. 13 Aralık’a ertelendi Mahkeme de ara kararında, olay yerindeki polisler Kadir Eyüp Hambaloğlu, zetçi polisler, Berkin Elvan’ın olay yerinde yanında olan kişilerle ve Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yanında olan sağlık görevlilerinin tanık olarak dinlenmelerine karar verdi. Hakkında bir önceki celse çıkarılan zorla getirme kararına rağmen duruşmaya gelmeyen polis Celal Büyük hakkında yeniden zorla getirme kararı düzenlenmesine hükmeden heyet, sanık polisin bir sonraki duruşmaya da SEGBİS aracılığıyla katılmasına karar verdi. Heyet, Elvan ailesi avukatlarının sanığın tutuklanmasına ilişkin taleplerini yine reddetti. TOMA görüntüleri ile ilgili iyileştirme talep edilen TRT’nin bilirkişi yetersizliği cevabına ilişkin suç duyurusunda bulunulması talebini de reddeden heyet, duruşmayı 13 Aralık’a erteledi. ‘Daha fazla öldüremezler’ Duruşmanın ardından açıklama yapan baba Sami Elvan, “Bugünkü duruşma sadece Berkin Elvan’ın duruşması değil Türkiye’deki yaşayan bütün insanların duruşması. Biz haksızlığa uğramış bir aile olarak başka kimsenin başına böyle bir haksızlığın gelmemesi için Gezi aileleri hep beraberiz. Ne sağına ne soluna bakmadan bütün toplum için mücadele ediyoruz. Bu çocuklar boşuna bedenlerini vermediler, bu çocuklar hepinizin çocukları, bu çocuklara sahip çıkmanızı istiyoruz. Bizim tek istediğimiz hukuk ve adalet. Bizim çocuğumuzu terörize ederek bugün avukatlarımızı susturmaya çalışıyorlar. Biz bunlarla yılmayacağız, bunlardan korkmuyoruz, korkmayacağız. Bir bedenimiz var daha fazla öldüremezler bizi. Zaten yaşayan bir ölüyüz. O zanlı burada yar gılanmalı. Bizim karşımıza çıkıp, bizim karşımızda haklı olduğunu ispat etmeli. Eğer haklıysa maskeyle, gözlükle, takma bıyıkla karşımıza çıkmamalı; gelsin burada insanca kendini savunsun. Biz insan yemiyoruz” dedi. Elvan ailesi avukatlarından Can Atalay da şöyle konuştu: “Burdayız. Ne olursa olsun avukat tutuklamalarına rağmen buradayız. Tutuklanan avukat arkadaşlara ‘Neden bu Berkin Elvan dosyasını takip ediyorsun’ diye sorulmasına rağmen biz burada olmaya devam edeceğiz. Bir aradayız. Adalet isiyoruz” Taksim Dayanışması üyesi Mücella Yapıcı da “Bugün buraya pankartımızı bile sokmadılar. Burada Berkin’in resminden ürkenler bilsinler ki Gezi ölmedi, yaşıyor. Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” dedi. l MGSM’Yİ YAKMAYA ÇALIŞMIŞTI Kundakçıya 4 yıl 2 ay ceza Kadıköy’de Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ni (MGSM) kundakladığı gerekçesi ile tutuksuz yargılanan Mehmet Ali Aligül’e, “Yakarak mala zarar verme” suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. İstanbul Anadolu 49. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında mahkeme yargıcı, sigorta şirketinin MGSM’ye yaklaşık Mehmet Ali Aligül 40 bin lira ödediğini belirterek, sanığa bu zararı ödeme gücünün bulunup bulunmadığını sordu. Aligül ise “40 bin lira gibi bir meblağ bence çok fahiştir, şişirilmiş bir fiyattır. Şu anda ödeyemiyorum” dedi. Kararda, “Suçun işleniş biçimi, bir eğitim kurumuna yönelen eylemle ortaya çıkan suç konusunun önem ve değeri, yakılan binanın içinde o anda bir insanın bulunmasının yarattığı tehlike” gerekçe gösterilerek sanığa verilen cezanın alt sınırından uzaklaşıldığı belirtildi. Bu nedenle sanığa en üst sınır olan 3 yıl hapis cezası verildiği belirtilen kararda, suçun yakıcı madde ile işlenmesi gözetilerek cezanın 5 yıla çıkarıldığı, uygulama şartları bulunmadığı gerekçesi ile bu cezada “haksız tahrik” indirimi yapılmadığı belirtildi. “İyi hal” indirimi ile sanığın cezası 4 yıl 2 aya düşürüldü. l İSTANBUL / Cumhuriyet Ortak mücadele çağrısı Roboski’de 28 Aralık 2011’de 19’u çocuk 34 kişinin bombalanarak öldürülmesinin üzerinden 307 hafta geçti. Aileler her hafta olduğu gibi bu hafta da kaybettikleri yakınlarının mezarları başında yaptıkları açıklamayla adalet istedi. Aileler adına açıklamayı okuyan Veli Encü, “Türkiye’deki yargı ve hukuk  mekanizmasına olan güvenimiz sarsılsa da mücadelemizdeki kararlılığımızın, Roboski’ye adaleti getireceği inancımız tamdır. Tıpkı biz Roboski aileleri gibi katliamlara ve benzer adaletsizliklere maruz kalmış bütün herkesin hak hukuk mücadelesi bizim de ortak mücadelemizdir. İnanıyoruz ki ortak ve güçlü bir mücadele ile üzerimizdeki baskıları kırabiliriz” dedi. Encü, geçen pazar Irak ve İran’da can kayıplarına neden olan depremin ardından sosyal medyadaki ırkçı söylemleri kınayarak, “Toplumu, ırkları ve her halktan insanlar arasında ayrışmaya kutuplaşmaya zemin hazırlayan bu tutum ve tavırlar asla kabul edilemez” ifadesini kullandı. l Yurt Haberleri l Özgürlükçü Demokrasi İki gazeteciye 10’ar ay hapis Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Yılmaz Yıldız ve Yazı işleri Müdürü İshak Yasul’a 10’ar ay hapis cezası verildi. Yıldız ile Yasul hakkında açılan davanın 2’nci duruşması, İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya gazeteciler katılmazken, avukatları Özcan Kılıç hazır bulundu. İddia makamı, gazetecilerin “Örgütün yayınlarını basmak ve yayımlamak” iddiasıyla cezalandırılmasını istedi. Mütalaanın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Yıldız ve Yasul’a “Örgütlerin cebir ve şiddet içeren söylemlerini yayımlamak” gerekçesiyle 1’er yıl hapis cezası verdi. Daha sonra cezayı “Sanık üzerinde gelecekteki etkilerini” göz önüne alarak 10’ar aya indiren mahkeme, hükmün açıklanmasının 5 yıl geri bırakılmasına karar verdi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Celal Sarıdere’nin hazırladığı iddianamede, KHK ile kapatılan dihaber muhabiri Selami Aslan’ın “Şengal’in Duwanzdekan’ları” başlıklı haberinin yayımlanmasını suç saymıştı. Haberi yayımlayan Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin sorumluları hakkında “Örgütlerin yayınlarını basmak ve yayımlamak” iddiasında bulunmuştu. Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Ersin Çaksu ve Yazıişleri Müdürü Harun Epli’ye de 5’er ay hapis cezası verilmişti. l Haber Merkezi haber 11 Önce hangisini yıkmalı? Devleti mi, ahlakı mı? Faşist iktidarlar güçlerinin büyük bir kısmını muhafazakârlıktan alırlar. Muhafazakârlığı yükseltmek için toplumun yumuşak karnına oynarlar. O yumuşak karın ahlaktır. Vicdan ve akılla değil, korku ve inançla şekillenen sahte bir ahlakın meyvesini toplamak için hayatın her alanında fırsatlar kollar, şartlar yaratırlar. Politik söylemlerini, toplumsal hassasiyetler bahanesiyle körükledikleri gericiliği onaylanmış bir hayat felsefesi olarak yaymak üzerine kurarlar. İnsanlara bedenlerinden ve isteklerinden korkmayı dayatırlar. Onları, gizlendikçe daha çok güvende olacaklarına ikna ederler. Kapalı kapıları, yorgan altlarını ve suskunlukları yüceltirler. İnsanları, utanmamaları gereken her şeyden utandıkça ödüllendirirler. Ve aslen utanılması gereken bir sürü şeyden utanmamaya eğitirler. Böylece ahlak adına meşrulaştırılan ahlaksızlıklar toplum tarafından tehlikeli bir uysallıkla sindirilir. Ve ahlak adına yasaklanan özgürlükler, yine toplum tarafından tehlikeli bir hassasiyet bahanesiyle yerin dibine gömülür. Kendi bedenlerinden ve kendi isteklerinden ölesiye korkan kalabalıklar muhafazakârlık kefenine sarılarak sahte bir ahlakla gerçek bir cehennemde yaşarlar. Ve yaktıkları ateşte hem kendileri yanarlar, hem de kendileri gibi olmayanları yakarlar. Neticede uçakta öpüşen çiftleri azarlayan adamın enerjisi hızla yükselir. Sonra o enerji artık resmi nikâh kıyma yetkisi olan müftünün enerjisiyle birleşir. Muhafazakârlık çıtası hızla aşağıya, en dibe doğru çekilir. Bu hengâmede üç çocuktan beş çocuğa fırlayan üreme fantezisinin karanlığında kadının toplumdaki yerinden, toplumun aile anlayışına; Cinsel kimliklerin öneminden özgürlüklerin sınırına kadar insani değerleri belirleyen ne kadar temel unsur varsa hepsi büyük bir ahlak erozyonunun altında kalarak un ufak olur. Sonra bir bakmışsınız yaşadığınız ülkenin başkentinde bir LGBTİ film festivali valilik tarafından yasaklanıvermiş. Bahane olarak da “toplumsal hassasiyetler” gösterilmiş. “Toplumsal hassasiyet” muhafazakâr iktidarların en kalleş dayanağıdır. Dini hassasiyetlerle geleneksel hassasiyetleri birbirine karıştırarak korkunç bir girdap yaratan bu iktidarlar, kendi tutucu ve korkak ve saldırgan dillerini tüm topluma mal ederek onu meşrulaştırmanın peşine düşerler. Ve bu sırada da medeniyete dair “yapıcı” tüm unsurları yerin dibine gömerler. Ve ülkenin başı, LGBTİ bireylere dair filmlerin gösterilmesinin toplumun bir kesiminde infial yaratacağına ikna olacak kadar düşmüş bir devlet zihniyetiyle derde girer. Bu sadece farklı cinsel yönelimleri olan insanların iktidar tarafından görmezden gelinmesi ya da tehlikeli bulunması anlamına gelmez. Kendi içine doğru göçen ve o göçüğün altında insanları yasaklarla ve tabularla şekillenmiş kâbus gibi bir hayata çeken iktidar, tüm değerleri yeniden belirleme yetkisini ele geçirmenin zaferini kazanır. Bundan sonra... Ahlaki tabuları köpürtmeyi marifet sayan bir devlet anlayışının karşısında haklardan ve özgürlüklerden bahsetmek gün geçtikçe daha da zorlaşır. Eşcinselliği, lezbiyenliği, transseksüelliği, biseksüelliği bir hastalık ya da suç gibi gören... Kabul edebildiği heteroseksüelliği de yasaklarla ve günahlarla raptuzapt altına almaya çalışan zihniyeti alt etmenin tek yolu onun karşısına inatla yeni ve gerçek bir ahlakla çıkmak ve bu ahlakta dayatmak... Toplumu yeni ahlakla en hassas yerlerinden hiç acımadan vurmak... Ve şu soruyu hiç bıkmadan sormaktır. Toplum denen şey neye karşı hassas olmalı? Aşka, sekse, bedene, hazza, özgürlüklere, şarkılara, danslara ve neşeli taşkınlıklara mı? Yoksa bitmeyen savaşlara, üretiminden vazgeçilmeyen silahlara, yeraltından beslenen kirli ekonomilere ve dünyayı yöneten tehlikeli politikalara mı? Bir de... İnsan işe hangisini yıkmaktan başlamalı? Devleti mi ahlakı mı, devleti mi ahlakı mı, devleti mi... Ali Bozkurt anılıyor Eski TÖBDER Genel Başkanı Ali Bozkurt, mücadele arkadaşları tarafından Ankara’da anılacak. Ankara’da düzenlenecek toplantıda TÖBDER’den İsmet Yalçınkaya, EĞİTDER’den Mustafa Demir ve EğitimSen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Bozkurt’un mücadele yaşamından anıları ve günümüze katkılarını anlatacak. 18 Kasım Cumartesi günü 15.30’da TümBelSen Salonu’nda gerçekleştirilecek anma toplantısında, Bozkurt’un oğlu Oğuz Bozkurt da anılarını paylaşacak. Ali Bozkurt, 29 Ağustos’ta yaşamını yitirmişti. l ANKARA / Cumhuriyet C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog