Bugünden 1930'a 5,503,932 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 15 EYLÜL 2014 PAZARTESİ 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER Çiçek Koparmayınız! B Prof. Dr. ERDENER YURTCAN ir gün ülkenin herhangi bir yeda sisteme ilişkin önemli yakınmarinde temiz hava almak islar yoktu. Bu yapı içinde sulh cetediniz, bir parka girdiniz. za mahkemeleri son soruşturmada yargılama yapan mahkemelerden Rengârenk çiçeklerle bezenmiş biriydi. Sulh ceza yargıçlığı da yine tarhlar. Hemen yanı başında bir taaynı yargıçların yaptıkları ikinci göbela. Çiçek koparmayınız! Bu uyarevdi. Sistemin içinde hazırlık sorı niçin? Çünkü Türk insanı parktaki ruşturmasında yargıç kararını geçiçeği koparır, uyarmak gerek gürektiren konularda bu yargıçlar yarzelliği bozmamak için. gı yetkisini kullanmaktaydılar. Uyarmak, dikkate davet etmekSulh ceza mahkemeleri kaldıtir, yön vermektir doğruyu ve gürılırken, sanırım yasa koyucu büzeli yapmak için. Her uyarıda düyük illerdeki iş hacmini dikkate alzeni sağlamak amacı vardır. Gözdı ve sulh ceza yargıçlığını ön plalemlenen bir aksaklığın önünü alna çıkardı. Oysa bir yasal düzenmak, zarar ya da tehlike doğmaleme yapılırken ülkenin bütününün sını engellemek amacı vardır, her dikkate alınması kaçınılmazdır. Son alanda yardımcı olur. değişiklikle ortaya çıkan tabloda, Bu ülkenin parkları arasında bir küçük merkezlerde bundan böyle de “ceza hukuku parkı” var. O sulh ceza yargıçlığının yükü kanımparkta da güzel çiçekler açmalı, ca hiç de ağır olmayacaktır. baktıkça insanın içi açılmalı, düzeni sağlamak için, o parkın çiçekleir ileri bir geri ri olan normları ve ku“Ceza bahçesinde” ralları “koparmamalı”. bir ikinci güncel konu, Onlar nasıl kopar? Siz Bugün ülkenin ceza avukatlarının dosparlamentoda her an manzarası Hiç de iç ya inceleme yetkisi kobu normlarla “oynaraçıcı değil. Neden nusundadır. Avukatlar sanız”, bir ileri bir gebir olayın soruşturması ri yaparsanız, o normmi? İlkin hukuk sürerken dosyayı inceları koparmış olursunormu koymak zor leyebiliyorlardı ve belnuz, tıpkı bir parktaki gelerden örnek alabiliiştir. Her normun çiçek gibi. yorlardı. Yasaya bir ek üzerinde ciddi yapıldı. Savcı soruşturç açıcı değil çalışma yapmak manın amacı açısından Bugün ülkenin manşarttır. Sonra normu gerek görürse, sulh cezarası bu açıdan nayargıcına başvurabisıl görünüyor? Hiç de sağlam bir biçimde za lir, bu yargıcın kararıyiç açıcı değil. Neden yerine yerleştirmek la dosyaya gizlilik getimi? İlkin hukuk norrebilir denildi. Uygulagerekir. mu koymak zor iştir. mada ne oldu? SavcıHer normun üzerinde lar hemen her dosyaciddi çalışma yapmak da bu kararı istediler, yargıçlar da şarttır. Sonra normu sağlam bir biverdiler. Savunma yönünden orçimde yerine yerleştirmek gerekir. talık karardı. Yanlış olan norm deTıpkı parkın bahçıvanının çiçekleri ğildi, uygulamaydı. Engellemenin tarhlara yerleştirirken sağladığı düamacı organize suçlulukla mücazen gibi. Bir bahçıvan düşünün ki deleydi, ama ortaya çıkan görüntüher gün çiçekleri köklerinden söde, hemen her dosyada dosya saküyor, bir yere atıyor, kısa bir süre vunmadan adeta kaçırıldı. Sizin ansonra onları alıyor, yeniden dikmek layacağınız, bir ileri bir geri yönteistiyor. O çiçekler ne yapar; küser, mi uygulandı. boynunu büker, solar. Sonra yasa tekrar değiştirildi, bu Hukuk normları da farklı değildir. yöntem terk edildi, mutlak açıklık Bu ülkenin parlamentosunda görev geldi. Avukatlar memnun, savcılar yapanlara, onlara normların altyapıayağa kalktılar ve şu soruyu sordusını hazırlayanlara bir eleştirim var. lar: Hazırlık soruşturmasının gizliliği İyi bahçıvan olunuz, çiçeklere yannormu ne oldu? Bu kez yeni bir talış bakım yapmayınız, güzel çiçeksarı hazırlandı, parlamentoya sevk leri koparıp atmayınız. edildi, eskiye dönülecek denildi. Bu tasarı, ne hikmetse görüşülecek on dönemde neler denilip ön sıraya alınıyor, sonra asoldu? kıya çekiliyor. Bekliyoruz. Bir yasayla sulh ceza mahkemeSon söz: Ceza bahçesinleri kaldırıldı. Ülkede 1929’dan gede normların boynu bükük, küslen üçlü sistem (sulh, asliye, ağır künler. Çiçekler koparılıp atılıyor, tarhlar tarumar. ceza) sistemi bozuldu. Bu konu “U Bahri Savcı 100 Yaşında lusal egemenliği, yalnız seçilmişlerden oluşan parlamentonun çoğunluk istencinden ibaret görenler, yargının da bir ulusal istenç merkezi ve belirme yeri olduğu gerçeğini bir türlü özümseyememektedirler. Sokaktaki insanın bile içine sindirmesi gerekli olan bu gerçeği, bir adalet bakanının özümseyememesi, sindirememesi, tasadan da ilerde bir kaygıdır.” Böyle diyordu Profesör Bahri Savcı 29 Ağustos 1991 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki “Bakana Anayasa Dersi”* başlıklı yazısında. Yazı sanki şimdi yazılmışçasına günceldir, günümüzün Adalet Bakanı’na da bir uyarı gibidir. 1914 yılında Sındırgı’da dünyaya gelen Bahri Savcı, 2 Kasım1997’de 83 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Yunus Emre, “Hakikat denizinde / Bahri oldum yüzerim” diyordu. Bahri Savcı da, hakikat denizinin ufuklarına yelken açan benzersiz bir bilgeydi. Gözünü budaktan esirgemeyen bir eylem adamıydı da... CAVLI ÇULFAZ B İ Yunus Emre’nin deyişiyle, “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil”. Bahri Savcı öylesine ölesi olmayan bir candı ki, ardında bıraktığı hepsi birer düşünce anıtı olan yapıtlarıyla şimdi de günümüze ışık tutuyor. 1961 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretmenimdi benim. Sadece SBF’de değil, Cumhuriyet gazetesinde 40 yıl boyunca yazdığı yazılardan, yapıtlarından çok şey öğrendim. 100. doğum yılında onu anmak, böylesine yüz akı bir değeri okurla paylaşmak, boynumun borcudur. Yunus Emre, “Hakikat denizinde / Bahri oldum yüzerim” diyordu. Bahri Savcı da, hakikat denizinin ufuklarına yelken açan benzersiz bir bilgeydi. Gözünü budaktan esirgemeyen bir eylem adamıydı da... Günümüze ışık tutuyor taplarıyla, yazılarıyla, eylemleriyle, yaşamıyla düşünce dünyamıza hep taze bir soluk getirir, çetrefil sorunları ustalıkla aydınlatırdı. Sınıfsal temele dayalı sağlam bir dünya görüşü, tutarlı bir yöntemi vardı. Bu yöntem tarihin deneyiminden kaynaklanır, güç alırdı. niversiteden uzaklaştırıldı 12 Mart 1971 döneminde tutuklandı. Kara ünlü 1980 darbesinin Fetret Devri’nde, emekli olmasına henüz dört ay varken, üniversiteden hoyratça uzaklaştırıldı. Askeri cuntaya karşı direnişte, Aydınlar Dilekçesi’nin hazırlanışında başı çekti. 1991 yılında Sosyalist Birlik Partisi’nin kuruluşuna destek verenler arasında yer aldı. Eskilerin “fikri müstakim” dedikleri, yolunda dosdoğru yürüyen, inandığı dünya görüşünden sapmayan bir bilim adamıydı. Ki Ü arih okumak değil, tarihi okumak gerekir’ “Zordur, ama tarihi okuyabilmeliyiz” diye yazıyordu Bahri Savcı. “Geçmişten geleceğe uzanmanın künhüne varamayışımız bize azizlik eder. Tarih okumak değil, tarihi okumak gerekir. Red Kit kültürü ile Osmanlı Cedid’liği bile yapılamaz.” (26 Kasım 1993) Bahri Savcı, çağdaş Türkiye’nin kurulurken dayandığı temeli en iyi anlayan ve anlatan insanlardan biriydi. 1807 yılındaki Senedi İttifak’a kadar Halifei Ruyi Zemin’in (Tanrı’nın yeryüzündeki gölge ‘T si), sultanın mutlak iktidarı kimseye hesap vermeye tenezzül etmezdi. 1839 Tanzimat Fermanı ile saltanat sultası artık insanların can, mal, namus değerlerine uluorta saldıramayacaktı. 1876’da Mithat Paşa’nın önderliğinde gelen anayasayla, çok kısa da sürmüş olsa mutlakıyet iktidarına parlamento ortaklığı geldi. Halife Sultan’ın mutlak egemenliği halk ortaklığı (meşrutiyet rejimi) ile sınırlandı. Egemenliğe rakip tanımayan saltık tekel bozuldu. (26 Mart 1990) 1924 halkın laik cumhuriyetidir 1908, özgürlüklerin kurumlaşmasını ve iktidar ortaklığında parlamento payının artışını getirdi. 1919, “Kuvayı milliyeyi âmil (yapıcı), iradei milliyeyi hâkim kılma” ilkesi ile milletin kaderini gene bizzat milletin tayin etmesi ilkesinin bileşimidir. 1924 halkın laik cumhuriyetidir. 1961 ise çoğulcu siyasal toplumun, ekonomik S ve sosyal boyutlardaki insan hakları mihengi ile demokratik denetiminin kurumlaşmaya başlamasıdır. (18 Ocak 1988) Peki, bütün bu tarihsel dönüm noktalarından sonra nereye geldik? “Kuram zerzebil, uygulama perişan, sistem ıslak kibritin ta kendisi...” 1980’de “Kenan Evren ile politika amiyanelik derekesine düştü. Kenan Evren gidince arkasında hazin bir tebessüm halinde, nalınlarıyla demokrasi üzerine basa basa yürüyen Özal kaldı. Kuram zerzebil, uygulama perişan, sistem ıslak kibritin ta kendisi...” (2 Ekim 1989) “Eşit derecede sunu, eşit derecede açıklatma, eşit derecede aydınlatma öğelerinden geçmeyen bir tercih, halkın istencinin içtenlikle oluşması ilkesini gölgeler, bu istenci kısıntılı, kısıtlı (mahcur) kılar. Ulusal istencin ifsadına (bozulmasına) yol açar. Böylece referandum beyhudeleşir.” (14 Ağustos 1987) 12 Eylül rejimi ve sonrasının “beyhude referandum” ları, “sözde inandırılmış seçmenin, sözde elde edilmiş oyları ile finans kapitalin tepeden inme, monolitik egemenliğini kurma manevraları”dır. (13 Nisan 1988) Bahri Savcı, özgürlük ile hakkaniyete dayalı eşitlik arasındaki gerilimi sosyal adalet temelinde kurmayı başarmış bir insandı. “Oysa gelişkin demokrasi, siyasal mizaç yelpazesi geniş ülkelerde hükümet kurmada seçenek zenginliğine gelmiş olma aşamasıdır.” (26 Temmuz 1993) “İşçinin işlevi, yalnızca finans kapitalden emeğin haklı ve adil karşılığını almak değildir, aynı zamanda bir sivil toplum öğesi olarak, iktidarın bütün politikalarını denetleyen ve etki altına alan bir dinamik olmaktır. İşçinin demokratik işlevinin son, fakat temeldeki ereğine, anlamına gelince, bu da bizzat iktidar olma, bizzat ‘yönetici istenç’ olmada toplanır.” (21 Ağustos 1993) Son olarak onun sözleriyle teşekkür edeyim kendisine: “Çok” demiyorum. “Çok”un içinde bir “katre” olduğu deryalar kadar mutlu ettiniz bizim kuşağı. Seni unutmadık. Sağ olun e mi benim sevgili öğretmenim... * Alıntıların hepsi Bahri Savcı’nın Cumhuriyet gazetesindeki yazılarındandır. İkiz Kulelerden Gök Kubbeye... Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN 11 Eylül 2001 saldırılarının 13. yıl dönümünde, saldırılar kime yaradı sorusunun yanıtı daha bir netlik kazanıyor. ABD’de sadece ikiz kuleler yıkıldı, ancak Müslüman coğrafyanın başına gök kubbe yıkılıyor. Terör bahane edilerek terörün bir politika haline getirilişini ve savaşların haklılaştırılma aracı olarak kullanılışını göz ardı etmemek gerekiyor. IŞİD olayını da buradan bakarak okumakta fayda var. Türkiye’de çok sık duymaya başladığımız “yeni” takısı önce dünya düzeni için kullanılmıştı. Bunun anlamı Soğuk Savaş sürecinin tasfiyesiydi. Küreselleşme postunu giyen ABD emperyalizmi öteden beri uyguladığı liberalizmi “yeni” başlığı ile piyasaya sürümledi. Küresel düzenin ABD versiyonunun pazarlaması, kutsanan sivil toplum ve gelişen teknoloji ile kontrol altına alınan medyalar sayesinde yaygınlaştırıldı. Önceden biriktirip benimsediğimiz ve kendimizi tanımladığımız tüm değerlerin içinin boşaltılması sürecinin başlangıcıdır “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri. Bugün geriye baktığımızda, “yeni” nedir sorusunun yanıtı: “Boşalttığımız her şey”dir. Sivil toplum dedikleri, özellikle küresel faaliyet gösterenler, azgelişmiş ülkelerde uzantısı kuruluşlarla ve/veya buralara sızarak değişimin pazarlanmasında sivil kişi ve kurumları aracı olarak kullanan yapılardır. Yerellik, cinsiyetçilik, çevrecilik gibi konulardan dolanarak farklılık, farkındalık gibi sözcüklerle ve insan hak ları diyerek allanıp pullanarak etnik ve dini kimlikler üzerinden ayrıştırıcı politikalar daha kolay üretilebildi. 11 Eylül saldırıları sonrası için özellikle yaşadığımız coğrafyayı çok daha derinden etkileyecek dönüşümün altyapısı hazırdı. Savaşların etki alanları giderek genişlerken bunun barış adı altında meşrulaştırılmasına bakarak süreci özetleyebiliriz. Ülkemizin demokrasinin ve hukukun dışına savrulduğu, karar almanın fiilen tek kişiye indirgendiği durumunu ülke içinden okumak yanlış olur. Bölgemiz için biçilen politikalar ve Türkiye’ye biçilen rol üzerinden okumak gerekiyor bu başkalaşma sürecini. Köklü dönüşüme ayak uyduran ve/veya susarak destek verenlerin ödüllendirildiği, karşı çıkanlara bedel ödetildiği bir yapı, yalnız ülkemizde değil, bölgemizde de yaşanıyor. Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına doğru çeken sürecin tahlilini, içeride yaşanan anormalliklere fazlası ile kapıldığımız için yapamıyoruz. Dış politika bir sonuç olarak geliyor önümüze. Artık bu konuları tartışan ne sivil toplum var, ne medya!.. Tartışma dedikleri, yanlışların örtülmesi ve sonucun pazarlanmasından ibaret. Dış politika alanı, politika yapıcılarının hepsinin harcı değildir. Ayrı bir beceri ister. Dışişleri kadrosu güçlü olmayan devletin gücünden söz edilemez. Türkiye’nin, son on yıl ve özellikle Davutoğlu’nun dışişlere el atması sürecine kadar en güçlü ve prestijli bakanlıklarından biriydi Dışişleri Bakanlığı. Türkiye, iyi yetişmiş diplomatları Ortadoğu bataklığı ve Atatürk döneminden kalma güçlü teamülleri ile bölgede denge unsuru bir ülkeydi. Şimdi etrafını saran ateş çemberinin içinde, yakın uzak komşularının kaderinin belirlenmesinde katalizör rolü oynayan ve sürüklenen bir ülke… Ulusal onurumuz, dış politikada onurlu bir duruşumuz vardı. İçeriden kaynaklıydı görev yapanların itibarı. Toplumda saygınlıkları ve ağırlıkları vardı; alaycı dille “monşer” demezdik. (Ya da “monşer” kime denilir bilirdik…) Şimdi dışarıdan pazarlansa da içeride itibar bulamayan dışişlerimiz var. Gelin görün ki tüm bunlara katkı koyan kişinin, ancak demokrasinin kesintiye uğradığı süreçlerde yaşanacak bir yöntemle, parti içinde devir teslim yöntemi ile Başbakanlık koltuğuna oturtulmasına seyircilik ettik. Sanki kalıtımsal bir makam gibi bir gömleği çıkarmadan diğer gömleğin kolunu geçirerek koltuk değiştiren tek kişinin belirlediği kişi sorgusuz sualsiz başbakan yapıldı... Teamüller altüst edilirken en basit konularda yöntem tartışması yapanların gıkı çıkmadı. Terör, Türkiye’nin de en önemli sorunu; ancak biz, terörle mücadele eden subaylarımızı tutuklayıp teröristle müzakereye geçiş yaptık. Terör, Türkiye’yi şimdi bir de Sünni köktendinci örgüt IŞİD ile sıkıştırıyor. Ellerinde 49 konsolosluk görevlimiz rehin. Özetle; “başarılı” diye pazarlanan Dışişlerimiz rehin diyebiliriz… Biri etnik, diğeri dini eksende sıkıştıran terör makası içindeyiz. ABD’nin IŞİD üzerinden Irak ve Suriye’yi tanzim için düğmeye bastığı bu süreçte gök kubbe bizim ülkemizin de başına yıkılmasın dileyelim… Terör makası ‘Yeni nedir?’
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog