Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 9 HAZİRAN 2012 CUMARTESİ kultur@cumhuriyet.com.tr 16 KÜLTÜR Madonna’nın İstanbul gösterisi, onca heyecana, onca paraya değer miydi diye düşündürdü Kötü müzik, cafcaflı şov ZÜLAL KALKANDELEN Tiyatroya Destek Kim bilir kaç yıl oluyor… Yaşar Nabi Nayır, beni Türkiye Şubesi delegesi olarak Uluslararası PEN Kluüp kongresine yollamıştı. Uçak büyük lüks! Tren nemize yetmez! Atladım Sirkeci’den trene, ver elini Ljubljana. Slovenya’nın başkentinden otobüsle güneye, Adriyatik kıyısına indim. Piran. Portoroz. Kongrede üç kişiyle dost oldum: Heinrich Böll, Georges Astalos, Alasdair MacKinnon. Alasdair İskoçyalı bir şairdi. Ljubljana’ya yerleşmişti; orada bir okulda İngilizce öğretmenliği yapıyordu. Bir ara tiyatrodan konuştuk. O sıralarda Çehov’dan çevirdiğim Üç Kızkardeş’i oynuyordu Kenterler. Bunu öğrenince, “Biliyor musun,” dedi, “Ljubljana’da da Üç Kızkardeş oynanıyor. Dönüşte Ljubljana’da kalacak mısın?” “Bir gece kalacağım,” dedim. “Dur bakalım,” dedi. “O gece oynuyorlarsa görürsün. Bir karşılaştırma yaparsın. İlginç olur.” Telefona gitti. Dönünce, “Yazık,” dedi. “Senin kalacağın gece başka bir oyun varmış.” ૽૽૽ Kongreden sonra Ljubljana’ya döndüm. Neredeyse sıfır yıldızlı bir otele kapağı attım. Ertesi sabah bavulumu istasyondaki emanetçiye bıraktım. Günü sokaklarda geçirecek, gece treniyle de Münih’e gidecektim iki günlüğüne. Öğleye kadar avare avare dolaştım. Bir sinemanın önündeki afişlere bakarken, “Ulku!” diye bir ses duydum arkamda. Ülkü değil, Ulku! Döndüm. Alasdair! Sanki bir gün önce ayrılmamış iki tanıdık gibi değil, kırk yıldır birbirini görememiş iki candan dost gibi kucaklaştık. “Ne zaman gidiyorsun?” dedi. “Gece yarısından sonra.” “Sana bir haberim var. Üç Kızkardeş’i oynuyorlar bu gece. Git gör. Trene rahat rahat yetişirsin.” Tiyatronun yerini tarif etti. Birer kahve içip ayrıldık. Tiyatroyu buldum. Bir, evet bir dinarı bastırıp biletimi aldım. Sonra sokaklara vurdum yine. ૽૽૽ Oyunun başlamasına yarım saat kala gittim tiyatroya. Kapının önü tıklım tıklım. Herkes tertemiz giyimli. Kapıda bir adam biletlere bakıyor. Yanında kır saçlı, yaşlıca, lacivert takım elbiseli bir başkası. Sıra bana geldi. Biletimi uzattım. Kır saçlı adam, “Türk müsünüz?” dedi. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Evet.” “Benimle gelir misiniz lütfen?” Hadi hayırlısı. Adam önde, ben arkada, kulise, oyuncuların bulunduğu yere yöneldik. Oturduk. O zaman anladım işin aslını. Alasdair, benimle karşılaştıktan sonra tiyatroya gitmiş. “Oyunu Türkçeye çeviren yazar bu gece sizi seyredecek,” demiş. Beni kapıda karşılayan da tiyatronun müdürüymüş. Üç Kızkardeş’ten söz ettik biraz. Kent Oyuncuları’nın başarısını anlattım. Ziller çaldı. Başarılar dileyip kalktım. Müdür beni aldı, tiyatronun şeref locasına götürdü. Loca başlı başına tiyatro! Kadife perdeler içinde on koltuklu bir salon sanki. Seyirciler dönüp bana bakmaya başladı. “Acaba kim bu önemli adam?” Arkadaki koltuklardan birine büzülüp oyunu izledim. ૽૽૽ Oyundan sonra müdür geldi yine. Kapıya kadar geçirdi beni. Teşekkür edip ayrılırken sordum: “Bilet başına bir dinarla nasıl sürdürüyorsunuz bu kuruluşu?” Güldü. “Bilet başına on dinar alıyoruz,” dedi. “Bir dinarı seyirci veriyor, dokuz dinarı devlet. Seyirci başına dokuz dinar ödüyor bize.” “Devlet destekliyor demek…” “Elbette,” dedi müdür. “Devletin görevi bu… Desteklemezse Çehov oynayabilir miyiz? Shakespeare, Racine oynayabilir miyiz, avantgarde bir oyun oynayabilir miyiz? Bizim bunları oynayıp oynamamamız o kadar önemli değil. Önemli olan seyircinin bunları izlemesi, tanıması. Düzeyli birer yurttaş olmalarına katkıda bulunuyoruz. Devletin desteğiyle. O destek olmasa perdeler yalnız Feydeau’nun vodvilleriyle açılırdı.” Açıklandığı günden bu yana toplumsal bir histeriye neden olan ve önceki gece doruk noktasına ulaşan Madonna heyecanı nihayet bitti. Türk Telekom Arena’da gerçekleşen şov için 50 bin biletin dört gün içinde tükendiği duyurulsa da, mekâna gittiğimizde 100 liraya saha içi bilet satmaya çalışanlarla karşılaştık. Sattıkları gerçek bilet miydi, emin değilim, ama o anda Madonna’yı görebilmek için daha önce karaborsadan fahiş fiyatlı bilet alanlara üzüldüm. Ancak hayranlarının çektiği bu sıkıntılar Madonna’yı ilgilendirmiyordu. Hatta turnesi başlamadan önce, “İnsanlar 300 dolar ödeyip çanta alıyor. Bütün yıl çalışın, parayı denkleştirin ve şovuma gelin. Ben buna değerim” demişti. Aslında Madonna ile ilgili sorun, ünlenip zenginleştikten sonra hiçbir zaman halkı, kendi içinden çıktığı sınıfı düşünmemesi. Bu nedenle de kolaylıkla böylesine duyarsız bir sözü sarf edebiliyor. 1980’lerde kiliseye karşı duruşunu, eşcincel haklarını savunuşunu takdir etmiyor değilim. Ancak varlığını sansasyonlara dayandıran biri için bulunmaz nimetti bunlar. Bugün hâlâ şovlarına haç ile başlayıp haç ile noktalaması, azizler, pederler, rahibeler ve meleklerle dolu gösteriler yapması da bunun göstergesi. ᮣ Sahnedeki ekranda dev bir haç görünürken çan sesleri doldurdu stadyumu. Kulakları sağır edebilecek ses efektleri eşliğinde 4 dakika sürdü bu giriş ve Madonna’nın ‘Oh My God’ çığlıklarını duyduk. ᮣ 1.5 saat boyunca sahnede bol efektli, ama kuru gürültüden ibaret bir şov gördük. Acıklı olan şu: Sahnedeki ana aktörlerden biri müzik değildi. ‘Bu bir konser değil, şov’ diyebilirsiniz, ama iyi bir şov müziksiz olmaz. Ama hemen ardından, mezarlık görüntüleri eşliğinde hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatıp, “Aşk her şeyin üstünde” dedi. Sürekli değiştirdiği sahne kostümleri arasında en ilginci “Express Yourself”i söylerken giydiği beyaz kolejli kız elbisesiydi. 53 yaşında 18’inde gibi görünmek istese de açıkçası artık sırıtıyor bu tavırları. Ama belki onu da anlamak lazım. Çünkü ancak 2030 yıl öncesinin şarkılarıyla ayakta duruyor. Ruhsuz müzik Nitekim bu yıl çıkan ve kariyerinin en kötü albümü olan “MDNA”den seslendirdiği hiçbir şarkıda izleyiciden tepki alamadı. Ne zaman ki eskilere döndü, kalabalık biraz canlandı. Çoğunluğun eşlik ettiği tek şarkı ise, 1989 albümünden “Like a Prayer” oldu. Buna bir de me kândaki ses sorunlarını ve yeni düzenlemelerle karışık bir halde sunulan şarkıların seçiminde yapılan hataları eklerseniz, müzik açısından oldukça kötü bir performanstı. 1.5 saat boyunca çok kalabalık bir sahnede, bol efektli ama kuru gürültü şeklinde seyreden bir şov gördük. Acıklı olan şu: Sahnedeki ana aktörlerden biri müzik değildi; “Bu bir konser değil, şov” diyebilirsiniz, ama iyi bir şov müziksiz olmaz. Madonna müziğini bu kadar ruhsuz bir hale getirdiyse onu kendisinden başka kimse kurtaramaz. Üzgünüm Madonna, ama biletlere ödenen uçuk paralara değmezdi o şov. Dekordan, dansçılardan, efektlerden biraz kısın, ama iyi müzik yapın. www.zulalkalkandelen.com Madonna, oğlu ve memesi... Madonna kaldığı Çırağan Oteli’nden konser alanına öğleden sonra helikopterle geldi. Konserin açılışını İsrailli ünlü Dj Offir Nissim yaptı. Yaklaşık 450 kişiyle İstanbul’a gelen Madonna’nın konserini yaklaşık 50 bin kişi izledi. Konserin başlamasına yakın, yoldan aldıkları biletlerin sahte çıkması üzerine stada giremeyen bazı vatandaşlar ile görevliler arasında tartışma yaşandı. Stada kameraların girmesine izin verilmedi. Foto muhabirleri ise sadece bir şarkıda görüntü aldıktan sonra stat dışına çıkarıldı. Konser alanında alkol satışı yoktu ama alkolsüz bira vardı. Ekibin Türkiyeli dansçısı Yaman Okur konser sonunda Türk bayrağı açtı. Bedenlerine “Benim bedenim, benim kararım” yazan pek çok kadın kürtaj yasağını konserde de protesto etti. Madonna’nın 11 yaşındaki oğlu Rocco da annesine danslarıyla eşlik etti. Madonna “Like a Prayer” şarkısından önce seyircilere doğru tek memesini açıp kapattı. Kolejli kız Madonna Peki, Madonna gerçekten onca heyecana, onca paraya değer miydi? Ben konseri yazacağım için 110 lira ödeyip en ucuz bileti almıştım. İstanbul’daki konserde tüm biletlere yaklaşık 10 milyon lira ödenirken, Doğuş Holding, Avea, Ülker ve Akbank gibi şirketlerin kiraladığı 120 locaya 1 milyon 200 bin lira ödenmiş, gecenin kişi başına maliyeti 1200 liraya kadar çıkmış. Yaklaşık 45 dakikalık gecikme ile başladı Madonna’nın şovu. Sonunda sahnedeki ekranda dev bir haç görünürken çan sesleri doldurdu stadyumu. Kulakları sağır edebilecek ses efektleri eşliğinde 4 dakika sürdü bu giriş ve Madonna’nın “Oh My God” çığlıklarını duyduk. Siyah tulumuyla sahnede belirdiğinde bir çığlık tufanı koptu ve jimnastik şovu başladı. Aslında jimnastik diyerek küçümseyici bir ifade kullanmıyorum; dansçılar ve Madonna’nın enerjik performansı alkışa değerdi. Sahnede onlarca insan dans ederken, ekranda kimi zaman Madonna’yı 20 yıl önceki en seksi haliyle gösteren videoları izledik. Bir ara eline silah alıp göstermelik bir biçimde birilerinin beynini dağıtarak ortalığı kana buladı pop kraliçesi. HARMONY SANAT GALERİSİ HULKİ AKTUNÇ’U SERGİYLE ANIYOR Ayrılığın hüzünlü resimleri Kültür Servisi Harmony Sanat Galerisi, geçen yıl 29 Haziran’da yitirdiğimiz yazar, şair Hulki Aktunç’u bugün açılacak özel bir sergiyle anıyor. Yaklaşık 50 resmin yer aldığı sergi, Aktunç’un toplu şiirlerinin de adı olan “Firak” başlığını taşıyor. 2005 ve 2007 yıllarında Aktunç’un Harmony’de açtığı sergilerden derlenen yapıtlarla galeri, ayrılık, hüzün, üzüntü anlamlarını taşıyan “Firak” başlıklı sergiyle bir anlamda Aktunç’un ayrılığının yarattığı üzüntüyü paylaşıyor. İlk kişisel sergisini, ilk öykü kitabından yaklaşık 10 yıl önce, 1965’te izleyiciyle buluşturan Aktunç’un resimleri, 1991’de de “Şair Ressamlar” adlı sergide Nâzım Hikmet, Oktay Rifat, Cemal Süreya, Metin Eloğlu ve Afşar Timuçin’in çalışmalarıyla birlikte sergilenmişti. Sonrasında resimle ilgisini izleyici olarak sürdüren yazar, 2005’te “Ayvalık Yollarında, Sürücü Aynalarında” ve 2007’de “Meşk” başlıklı iki kişisel sergi daha açmıştı. Hulki Aktunç resimleri için şunları söylüyordu: “Resimlerimde genelde suluboya, guvaş, mürekkep, annelerimizin kullandığı çivit, iyi kaliteli kına, yağlı tebeşir gibi malzemelerden yararlandım. Esin kaynaklarıma gelince, çok sevdiğim halk resmi, eski tepsi resimleri, yastık resimleri, at arabası kaportalarına yapılmış resimler, kıraathane resimleri, camaltı resimler; Süveyş Kanalı, Dünya Güzeli Züleyha gibi resimler... ” Sergi, 24 Haziran’a kadar sürecek. www.harmonygaleri.com Yazar Barry Unsworth öldü Ⅵ Kültür Servisi Booker Ödüllü yazar Barry Unsworth, 81 yaşında hayatını kaybetti. Tarihi roman yazarı Unsworth’un Türkçeye çevrilen kitapları arasında, “Pascali’nin Adası” ve “Kralların Şarkıları” bulunuyor. Kalan’dan kutlama Ⅵ Kültür Servisi Türkiye’nin çokdilli ve çokkültürlü müzik hazinesini gün yüzüne çıkaran Kalan Müzik, 20. yılı nedeniyle bu akşam Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde 21.00’den itibaren bir dizi konser düzenliyor. Ahmet Aslan, Cafe Aman İstanbul, Grup Yorum, İsmail Altunsaray, Ahmet Aslan Şevval Sam ve Yaşar Kurt’un sahnede olacağı konserin konuk sanatçısı ise Sırrı SüreyŞevval Sam ya Önder. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog