Bugünden 1930'a 5,419,315 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

30 HAZİRAN 2012 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 15 Küresel Boyuta Doğru ışişleri Bakanı Ahmet D Davutoğlu, Suriye tarafından vurulan uçağın Ne gerek? HP Gençlik Kolları Kurultayı’nda Kemal Kılıçdaroğlu, “Eğer bu ülkede gençlerin unutmaması gereken bir şey varsa o da şudur, Mustafa Kemal’in Türkiye’yi emanet ettiği tek bir grup vardır, tek bir kuşak vardır, o da gençlerdir” dedi ve ekledi: “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Bursa Nutku’nu unutmayın. Mutlaka ama mutlaka bir cebinizde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi bir başka cebinizde de Atatürk’ün Bursa nutku bulunsun. C Gençliğe Hitabe ile Bursa Nutku’nu cebinizden ayırmayın.” CHP’de olması gereken de bu. Ama CHP’li gençlerin söylediklerine bakılırsa, gençlik kollarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Zeki Gündüz, parti binalarından Atatürk resimlerinin kaldırılmasını öneriyor, zaman zaman da “Kemalizmi zihninizden ve partiden sileceğiz” diyormuş! Eğer öyleyse, AKP Gençlik Kolları var, CHP’ye ne gerek? “Doğu Akdeniz’deki son durumlar da göz önünde bulundurularak ulusal radar sisteminin test edilmesi amaçlı test ve eğitim uçuşu”nda olduğunu açık açık söyledi. Test uçuşu için Konya var, Eskişehir var; Ege’nin, Karadeniz’in, Akdeniz’in sorun çıkarmayacak bölgeleri var. Ne diye gidip Suriye’nin burnunun dibinde, hatta içinde test uçuşu yaparsın ki? İşin aslı bellidir: Bölgede ABD taşeronluğunu üstlenirken; özellikle Rusya ve Çin’in tepkisinin ne olacağını ölçeyim derken iki genç askerin ölümüne yol açılmış, ardından da “eğitim zayiatı” açıklaması yapılmıştır. Ama sorun, iktidar sözcülerinin sandığı gibi külhanlıkla geçiştirilebilecek gibi değildir. Çünkü, konu giderek küresel bir boyut kazanmakta ve Türkiye’yi uluslararası bir bunalımın odağı olmaya taşımaktadır. Emekli diplomatyazar Daver Darende’nin dediği gibi: “Türkiye, Suriye konusunda son derece hassas bir süreçten geçiyor. Suriye bölündüğü takdirde Türkiye, Güneydoğu sınırını korumakta büyük güçlüklerle karşı karşıya kalacaktır. Suriye’deki son gelişmeler ışığında bu ülkede sorunun Suriye’yi Anladık mı? Merak duygusuyla ilgili ciddi sorunumuz var. Tarihin bilinen en eski antlaşması Kadeş’in yazılı olduğu tablet burnumuzun dibinde, ama gidip görenimiz pek yok. Mısır ve Anadolu’da yaşayan Hititler arasında MÖ 13’üncü yüzyılda imzalanan antlaşma, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde, daha doğrusu bunun içinde yer alan Eski Şark Eserleri Müzesi’nde duruyor. Arkeoloji Müzesi’nin ziyaretçi sayısı yılda 500 bin kişi civarında. Sen sahip çıkmazsan turist de gitmez ki. Karşılaştırma için, Avrupa başkentlerindeki benzer müzelerin ziyaretçi sayısı 5’er milyon, Berlin Bergama Müzesi’nin yıllık ziyaretçi sayısı bile bunun iki katı. Nereden mi çıktı Kadeş? “Suriye kimde kalacak?” sorusuna tarihsel boyutta yanıt verdiği için! Kadeş Antlaşması Suriye’yi Anadolu’ya bırakır, yani Hititlere. Tarihe bakarsanız, Suriye Anadolu ile birlikte 11’inci yüzyıldan 1918 yılına dek de önce Selçuklu, sonra Osmanlı... 1’inci Dünya Savaşı’nın bitiminde, 1918’de bölgede dışarıdan müdahale ile kurulan ucube düzen epeydir sarsıntıda. Ailelerin arasından tel örgü geçiren yapay çizgiler... Kuzey Suriye, hatta Kuzey Irak Anadolu’nun doğal uzantısı diye bakmayıp yüzlerce yıllık yerleşimlerin, ailelerin arasından tel örgü geçiren yapay çizgiler. 1990 Soğuk Savaş’ın sonu, 2001’in 11 Eylül’ü derken taşlar oynadı. Kuzey Afrika’da deprem, Ortadoğu’da deprem. Çürük yapılar yıkılıyor, ama yerine nasıl bir bina yükselecek? İnşaatçı malzemeden çalmaya hazır, bölgenin deprem yönetmeliğini kim yazmaya hevesli, belli. Bölgeye bakışımız var, ama açımız pek dar. Buraya neden Ortadoğu denir? Ayrıca kimin doğusudur? Yoksa buranın doğru adı Önasya mı olmalıdır? Ha bir de elbette “Yakındoğu” var! Japonların yakındoğusu olmadığına göre öteden beri Batı’ya endeksli bir algıdır söz konusu olan. Ve Kadeş Antlaşması ne anlatmaktadır? ૽૽૽ Suriye’yi hiç anlamadık. Suriye’nin birinci sınıf aydınlarını asan, kurşuna dizdirten Cemal Paşa da anlamamıştı. Suriye’yi doğru anlamak lazım, çölde çekirge yiyenle karıştırmamak için... Güçlü bir aydın sınıfı olan bir ülke Suriye, ki burası İslam rönesansı için de önemli. Esad’ın hemen gidici olduğunu sanmak gafletti. Suriye’yi bilmemekti. Kaddafi’nin ülkesi de değildi Suriye, Mısır hiç değildi. Her gün şehit veren, adı konmamış bir içsavaşın yaşandığı, generalleri Silivri’ye kapatılmış ülkenin Suriye’ye karşı zafer kazanacağı ne malum? Zaten bir de baktık, savaşa en fazla karşı çıkanlar Hocaefendi cephesi. Nedenmiş? Türkiye savaşa girerse askeri vesayet geri gelirmiş de ondan! Şunu kabul edin beyler, “dünkü vilayetimiz” diye küçümsediğiniz ülke bize yıllarca PKK yüzünden kök söktürttü. 13 bin kilometre öteden üfürülen “Esad yarın devrilir” yalanına kanıp bu oyuna alet oldunuz. Esad tüm Suriye ekonomisi çökmeden bir yere gitmez, bunu da anlamadınız. Bakış açınızı genişletin beyler. Onun bunun lafına kanmayın. Amerika ile müttefiksek onu da doğru bilgilendirin. Amerika’nın içecek ayranı olsa, bir türlü nüfuz edemediği Afrika kıtasına Türklerle gitmez. Biraz merak duygusu lütfen. Sahi ne anlatmaktadır Kadeş Antlaşması? Oradan başlayacaksın... küresel bir kimlik kazandığını söylemek zorundayız. Bu büyük oyunda Türkiye’yi de içine alan ABD ve Batı; Rusya ve Çin ve İran ile karşı karşıyadır. Suriye’de küresel bir savaş cereyan ediyor, bu savaş sadece Suriye’nin bir iç savaşı değildir. Ayrıca, olası bir bölünmede Suriye’de oluşacak bir Kürt otonom bölgesi Türkiye için yaşamsal önem taşıyacaktır. Bölge tuzaklarla doludur. Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde yuvalanmış PKK’nin dıştan önemli destek sağladığı unutulmamalıdır.” dilekçesinden: “Eğitim ve öğretimde, dinsel inanca devlet gücünün özel bir katkı vermesi düşünülemez. Laiklik bir bütündür. Özellikle eğitim ve öğretim alanında laikliğe bağlılık ve saygı, ulusun geleceği açısından da üzerinde önemle durulacak bir konudur. Siyasal alanda dinsel çabalar, dinsel geleneklere uygunluğu aranan düzenlemeler, eylem ve işlemler ne kadar geçersizce, öğretim ve eğitim alanında da din buyruklarıyla ilişki kurulamaz. Anayasanın 24. maddesinin ilk fıkrasında herkesin, vicdan, dini inanç ve HP’nin, dört dörtlük medrese C yasasına karşı Anayasa Mahkemesi’nde açtığı iptal davası Laiklik bir bütündür kanaat özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiş, ikinci fıkrasında da bu özgürlüğün doğal bir sonucu olarak özgürlüklerin kötüye kullanılmasını yasaklayan 14. madde hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla ibadetin dini ayin ve törenlerin serbest olduğu vurgulanmıştır. Üçüncü fıkrada, kimsenin, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı ilkesine yer verilmiştir. Anlam ve kapsamı belirlenen din ve vicdan özgürlüğü, yalnız, kişilerin diledikleri inanç ve kanıya sahip olmalarını değil, olmamalarını da güvenceye almaktadır. Anayasal sınırlar içinde, herkesin dinini seçme ve inancını açıklama konusundaki özgürlüğü, demokratik, laik bir hukuk devletinde yasa koyucunun her türlü etkisinin dışındadır. Devlet, her türlü din ve inanca aynı uzaklıktadır. Devletin dinlerden birini seçmesi, ayrı dinlere bağlı yurttaşlar yönünden eşitlik ilkesine de aykırı düşer. Bu nedenle, laiklik ilkesi din ve vicdan özgürlüğünün en önemli güvencesidir. Din ve vicdan özgürlüğü, kişinin herhangi bir dini veya felsefi inancı olma veya olmama hakkını, dini inanç sahibinin ise dininin gereklerini öğrenme hakkını ifade eder. Bu bağlamda, herkesin, dini ve felsefi inançları doğrultusunda kısıtlama olmaksızın eğitim ve öğretim görme hakkı bulunmaktadır. Yine ortaokullarda da hangi müfredatın uygulanacağının belirsiz olması da anayasanın 42. maddesinin ikinci fıkrasındaki ‘Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir’ hükmüne açıkça aykırıdır.” Bu dava, hem Anayasa Mahkemesi hem de laik cumhuriyetin geleceği açısından önemli bir gösterge olacak... Sevda Tepesi ve Boğaziçi’nde İmar Hakkı SADIK ÇELİK KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr 1984 yılında 1 milyon dolar gibi komik bir bedelle Suudi Kralı’na satılan, İstanbul’un harikulade manzaralı Hazine arazisi olan Sevda Tepesi, satın alınmasından bu yana geçen 28 yıl boyunca açılan yüzlerce davaya rağmen en sonunda tartışmalarla İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından imara açıldı. 1983’te çıkarılan Boğaziçi Kanunu’nun temel amacı Boğaziçi bölgesinin kültürel ve tarihi değerlerini, doğal güzelliklerini, dokusunu kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek, bu alanlardaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamaktı. Kamuya ait bir alandan maksimum yarar sağlanması beklenirken ve gerekirken, buranın çok düşük bir bedel karşılığında adeta Suudi Kralı’na hibe edilmesi vicdanları kanatmıştır. Toplam 57 bin 470 metrekare olan bu Sevda Tepesi, 1724 metrekare tabana basan 3 bin 448 metrekare satılabilir kapalı alanlı inşaat yapılabilecek ve irtifa, çatı dahil en fazla 7.5 metre olacak şekilde imara açıldı. Boğaz’da yapılaşma yasağına rağmen çeşitli çıkar ilişkileriyle, farklı dönemlerde yasal boşluklardan, siyasi erklerden, çeşitli güçlerden yararlanılarak türlü hilelerle ya da alenen yapılmış olan mevcut yapıların yanında yurttaşlık bilinciyle yasaları çiğnemeyen, hukuka saygılı olanlar, tapulu arazileri fundalık ve ormanlık haline gelenler onlarca yıldan beri adaletin tecelli etmesini bekliyorlar. Bu beklentileri Sevda Tepesi ile birlikte daha da artmıştır. Boğaziçi’ndeki imar hakkı ve yapılaşmayı emsal göstererek bu konuda AİHM’de de açılmış ve kazanılmış yüzlerce dava bulunmaktadır. Geçmişten bugüne çeşitli çıkar ve menfaatlerle elde edilen yapılaşma hakları bir yana, yasalara uygun hareket eden, fırsatlardan yararlanamayan sadik.celik.gorus@gmail.com C MY B C MY B yurttaşlara da yasalar çerçevesinde, planlar dahilinde hakları verilmelidir. Yıllardan beri yasa, mevzuat, hukuk tanımadan, akıllarına ve arzularına göre büyük bir cesaretle yapılaşma yaparak Boğaziçi’ni katledenlerin yanında, devletine güvenen, yasalarına saygılı yurttaşlar daha fazla mağdur edilmemelidir. Elbette doğal güzellikler, yeşil alanlar tahrip edilmeden, kentin silueti bozulmadan, ucube, kaptı kaçtıcı yapılar yerine, vicdanlar ortaya konarak ve estetiğe azami düzeyde önem verilerek Boğaziçi yapılaşmaya açılmalıdır. Hem bu bölgedeki hak mağduriyetine uğrayanları daha fazla mağdur etmemek için hem de bu iş eğer eller birazcık vicdana konularak, gerçek ve sağlam şehircilik politikaları hayata geçirilerek yapılırsa, gerçekten de Boğaziçi’nin tarihi, doğal ve kültürel dokusu bozulmadan, hatta bu güzelliği katmerleyecek yapıların inşa edilebileceğine inandığım için bu bölgenin yasal statü içerisinde, en üst düzeyde denetimler eşliğinde, şeffaflık ilkesi benimsenerek yapılaşmaya açık olmasından yanayım. Üstelik bölgedeki mevcut yapı stoku da son derece kalitesiz, depreme dayanıksız, çürük ve niteliksizdir. Böyle bir fırsatla mevcut yapılar da yenilenebilir, bu yapılara planlar dahilinde, kanunlar içerisinde yenileştirme, sağlamlaştırma hakları verilebilir. Ve elbette bu yapılaşma hakkı, karşılığı ödenerek, kamu için etkili bir kaynak yaratılacak biçimde sağlanmalı, Boğaziçi de azami düzeyde korunarak daha da güzelleştirilmelidir. Şunu da unutmamak gerekir ki bu tip yasakların çok olduğu bölgelerde rantın, gaspın ve peşkeşin, çeteci anlayışların, mafyavari düzenin çıtası da aynı şekilde yüksektir. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 HARBİ SEMİH POROY UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1/ İçine küçük 1 çakıl taşları gibi taneler ko 2 nan ve vurma 3 lı çalgı olarak 4 kullanılan boş 5 ve kuru kabak. 2/ Musluk tek 6 nesi... Büyük 7 kardeş, ağa 8 bey. 3/ Takımlar grubu, kü 9 me... Büyük bir or 1 2 3 4 5 6 7 8 9 man ağacı. 4/ Atın 1 MU V A Z Z A F başına geçirilen diz 2 U L U F E N A N gin ve süsler... Fide 3 T U Ş R O T İ L yetiştirmek için ay4E B U C E H İ L rılmış toprak bölüE F E S F mü. 5/ Adın durum 5 Z A E L E J İ eklerinden biri... 6 İ T İ L A T MÜ D İnanç, iman. 6/ Pis 7 L ton... Sodyum ele 8 E M E L M İ R A mentinin simgesi. 7/ 9 A K O N İ T İ N Bir nota... Zihin ve bedence ortaya konan çaba. 8/ Sarma tekniğiyle yapılan bir tür işleme. 9/ Büyük ve süslü çadır... İskambilde papaza verilen bir başka ad. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Üflemeli ve klavyeli bir oyuncak çalgı. 2/ Herhangi bir nedenle armağan kabul edenin, vermek zorunda olduğu karşılık... Japon lirik dramı. 3/ Letonya’nın başkenti... Dilbilgisindeki sözcük türlerinden biri. 4/ “Aşk söyletir en yanık türküleri / buluta girdiği gecelerde” (C. S. Tarancı)... Asur Krallığı’nın başkenti. 5/ Genellikle yakmak için kullanılan iri saman... Bir cetvel türü... Balık yakalama aracı. 6/ Toplum içindeki davranışlarda izlenecek yol. 7/ İçine ok konulan torba ya da kılıf... Gözkapaklarına sürülen boya. 8/ “Boynuzlu kavun” da denilen ve ülkemizde de yetiştirilen bir meyve. 9/ Kaptanın ve tayfaların gemi sahibine ya da sigorta ortaklığına bilerek verdikleri zarar.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog