Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

3 HAZİRAN 2012 PAZAR CUMHURİYET SAYFA kultur@cumhuriyet.com.tr KÜLTÜR 17 Yetmez Ama… Referans Din Olursa… 1 Haziran. Lütfi Kırdar salonu dolu. Sahnede 20 kişiler… 19 erkek ve o, bir kadın… Onlar mükemmel. Bu mükemmelliğe sadece yetenekleri, olağanüstü çalışmaları, çabaları, azimleri, emekleri, fedakârlıkları, tutkuları, adanmışlıklarıyla ulaştıklarını biliyorum… Onlar dünyanın en önemli iki orkestrasının Viyana ve Berlin Filarmoni orkestralarından seçilip bir araya gelen Viyana –Berlin Oda Orkestrası sanatçıları. Ortalarındaki o muhteşem kadın ise yaşarken efsane olmuş kemancı AnneSophie Mutter… Tanrım bu konser hiç bitmese… Hiç bitmese… ૽૽૽ Konser için yola çıkmadan önce geldi haber: Fazıl Say’a 1.5 yıl hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianameyi mahkeme kabul etti! Önce biri benimle alay ediyor sandım! İnanamadım! Şaka gibiydi! “Twitter”da Fazıl’ın alıntılarından bin kat daha korkunç neler vardı! Savcılar binlerce insana dava açsa, milyonları da içeri atsa “temizleyemez” Twitter’ı! Ama amaç Fazıl Say’a meydan okumak, hayatını mahvetmek, onu bu ülkeden kaçırmaksa, her şeyi yapar bunlar! İlk aklıma gelen “yetmez ama evetçiler” oluyor! Nerdesiniz? Fazıl Say’a 1.5 yıl yeter mi sizce, yetmezse daha kaç yıl ekleyelim! Yalnız Fazıl Say’a dava açmak yetmez, onun gibi düşünen daha ne çok aydın var! Ne diyorsunuz, yargı bağımsızlığının bu kadarı yeter mi?.. ૽૽૽ Bir değil, iki Mozart konçertosu… 3 ve 5 numaralı keman konçertoları sular seller gibi akıyor. AnneSophie Mutter bir fenomen! Kıpkırmızı, geniş dekolteli tuvaleti içinde bir ateş parçası, bir duru su... Cenneti indiriyor yeryüzüne…. Yalnız işitsel değil görsel bir şölen aynı zamanda… Sanki müziğin resmini çiziyor… Orkestra elemanlarıyla birebir kurduğu ilişki; tatlı sert diyalog çarpıcı… Müziği dinlerken içim temizleniyor… Bu konser hiç bitmese… ૽૽૽ Biz nasıl bu kadar pislendik! Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar” demişti. Melih Gökçek onu geride bıraktı: “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, günahı ne? Anası ölsün” diyebildi… Gördünüz herhalde kadın bedeni üzerinden siyaset yapılmasına karşı çıkan kadınlara uygulanan polis şiddetini! Yuh olsun! Bu kadar şiddet yeter mi, yoksa yetmez mi acaba? Fatma Şahin istifa etmek için hâlâ ne bekliyor? Tüm uluslararası kurum ve kuruluşlar, tüm kadın örgütleri, tüm bilim dünyası kürtaj konusunda yalan mı söylüyor? UNICEF, Dünya Sağlık Örgütü değil de hükümetin başı mı biliyor bu işi? Gerçekten Fatma Şahin buna mı inanıyor?.. ૽૽૽ Mozart’ın çekiciliği, afacanlığı, şakacılığı ve de derinliğinin yanında Wolfgang Rihm’in çağdaş bestesi ağır lokma… Ama keman için sonsuz yenilikler, riskler ve meydan okumalar taşıyor. Mutter kolayı değil zoru seçmiş. 13 yaşında Karajan’la sahneye çıkıp çalan, yıllar boyu ödüllere kayıtlara doymayan sanatçı; güzelliğiyle, yarış ve hız merakıyla, dekolte giysileri, neredeyse 40 yaş büyüğü besteci André Previn’le fırtınalı evliliğiyle de dikkati çekmişti zamanında. Ama bugün çağdaş bestecilere ve gençlere sağladığı destekle, eğitimciliğiyle de ön planda! Bu konser hiç bitmese … ૽૽૽ Çayan Birben’de gençti… 31 yaşındaydı… Bütün suçu, kavga edenleri ayırmaya çalışmaktı… Üstelik söyledi de polise “Abi astım hastasıyım, biber gazı sıkma” dedi. Dedi ama dinletemedi... Geçen yıl hükümet başının mitinginde, biber gazından ölen Metin Lokumcu gibi, Çayan Birben’in de ciğerleri biber gazına dayanamadı… ૽૽૽ Rüya gibi konser sona erdi. (Teşekkürler İKSV!) Alkışları 2 parçayla karşılıyorlar: Bir Mozart, bir de Bach 3 No’lu Süit’inin uvertürü… Tüm salon soluğunu tutmuş dinliyor… Sanki tanrılar sahneye inmiş, müziği onlar çalıyor… Gözyaşlarımı tutamıyorum… Gözyaşlarımın nedeni ruhuma işleyen müzik mi? Yoksa, artık her alanda, sağlıkta ve sanatta, eğitimde ve yargıda, referansımızın bilim değil de, din olması mı? Bilmiyorum. 18. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Kürtçe oyunlarından ‘Daf’, bölünmüşlüğü, nefret söylemini sahnede sorguluyor Kapandaki kuklalar yi üzmemek, kırmamak değil derdimiz” diyor, “Tam tersi şimdi insanları rahatsız etNusaybin’de Suriye sınırında mayınların mek, kafaları karıştırma zamanı.” arasında top oynayarak büyüyen çocuklardan Dünyanın birçok yerinde Hindistan’da, biri Aydın Orak. “Sınırın o tarafıyla bu taPakistan’da, Güney Afrika’da mayın sorurafı arasında hiçbir fark yoktu. Aynı dil, nunun yaşandığını belirterek oyundaki iki asaynı kültür... Sadece arada sınır ve maker karakterin Kürt Türk ayrımı üzerinden yınlar vardı” diyor, kendisinin ve Remzi Padüşünülmemesi gerektiğinin altını çiziyor. mukçu’nun rol aldığı Tiyatro Avesta’nın ye“Dünyanın herhangi bir yerindeki iki asni oyunu “DafKapan”ın çıkış noktasını anker vurgumuz da ondan. Karakterleri latırken. bir Kürt ve Türk gibi düşünmedik. Aynı 18. İstanbul Tiyatro Festivali dili konuşan, bir kültürü paylaşan inkapsamında ilk kez sahnelenecek sanlar gibi düşündük. Bu olguya yebu Kürtçe oyunda, dünyanın her ᮣ Daf’ta, bir sınırın öte taraflarını koruyan iki askeri izliyoruz. niden, daha geniş bir mercekten bakhangi bir yerindeki bir sınırın öte Daf’ın yazarı ve oyuncusu Aydın Orak oyun için “İki tane kukla masını istedik insanların.” taraflarını koruyan iki askeri izliSahnede, sınırın iki yanındaki askerasker aslında. Dünyadan haberleri yok. Sadece onlara yoruz. Nöbet sırasında birbirleriyle leri ayıran teller izleyicileri de ikiye ayıtembihlenen bu sınırda duruyorlar. Ama o sınırı neden yaşadıkları çatışmalar, mayın ve rıyor, diyor Garipağaoğlu. “Aynı bu koruduklarının bilincinde değiller” diyor. ölümlerle, korudukları sınır antoplum gibi” diyor, “Her açıdan iki lamsızlaşmaya başlıyor. Başka bölünmüşlük var. Olgular devlet amaçlarla kurulan kapan, zamanrecin olağanlaşması üzerine de şunları söy eliyle ikiye ayrılmış galiba, o yüzden rahat la kendi kafalarındaki paranoya ve kapana dö lüyor Orak, “Mesela Diyarbakır Silvan’da kapanmıyor. Biz sanatçılar olarak bu apnüşüyor. “İki tane kukla asker aslında. okullarda çocuklara bir mayın neye ben tallığı ortaya çıkarmak, bu erkek egemen, Dünyadan haberleri yok. Sadece onlara zer, gördüğünüzde ne yapmalısınız gibi testosteron yüklü hali görünür kılmak istembihlenen bu sınırda duruyorlar. Ama dersler veriliyor. Böyle olunca sınır bo tiyoruz. Bu sınırlar, mayınlar bir sonuç. İno sınırı neden koruduklarının, emperya yunda mayının patlaması da olağanlaşıyor, san askere gittiğinde de bunu net görüyor. list bir güce hizmet ettiklerinin bilincinde bir askerin elindeki silahı ateşlemesi de...” Bu ülke büyük bir nefret söylemiyle besdeğiller. Bunun anlamsızlığı ve absürdlüİskeleti Orak’a ait olsa da içeriğin gelişti lenmiş. Asıl, kültürün içindeki nefret söyğü üzerine kurulu oyun.” rilmesi ve düzenlenmesi konusunda metin, yö lemi temizlenmeli.” (Oyun bugün ve yarın Orak’ın Nusaybin’deki aile evi sınırın ke netmen Murat Garipağaoğlu’nun elinden Türkçe üstyazıyla saat 20.30’da garajistannarında “Suriye manzaralı” bir apartman. geçiyor. Garipağaoğlu oyun için “Kimse bul’da) AYŞEGÜL ÖZBEK “16 yaşıma kadar Nusaybin’deydim. Sınırda sürekli çocuklarla top oynuyorduk. Sınır telleri harap olmuş, mayının nereden başlayıp nerede bittiği belli değil... Top oynadığımız arkadaşlar peyderpey eksiliyor, oyuna gelmiyordu. Bu, bize normal geliyordu. Ne olmuş? Mayına basmış ya da mayın elinde patlamış. Bugün düşündüğümde dehşet verici” diyor. Ölen askerler, insanlar, mayınların çocukların bile oyuncağı haline gelmesi, bu sü Altyazı ve Documentarist Seyfi Teoman’ı anıyor Arkadaşları Seyfi için bir arada Kültür Servisi Altyazı aylık sinema dergisi ekibi, haziran sayısını 8 Mayıs’ta hayatını kaybeden genç yönetmen Seyfi Teoman’a adadı. Altyazı’nın ilk dönemlerinde dergi ekibinde yer alan daha sonra Polonya Ulusal Sinema Okulu’nda yönetmenlik eğitimi alan Teoman, önce “Apartman” adlı kısa filmiyle, sonra da iki uzun metrajlı filmi “Tatil Kitabı” ve “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” ile ulusal ve uluslararası pek çok festivale katılmış ve ödüller almıştı. Tüm bu süreç boyunca Altyazı’yla bağını koparmayan Teoman, dergi ekibi ve Mithat Alam Film Merkezi çevresindeki yakın dostları tarafından, geride bıraktığı güzel şeylerle anılıyor. Kapakta ise Teoman’ın Tatil Kitabı filmi bir kez daha yer alıyor. Ayrıca, 5. Documentarist İstanbul Belgesel Günleri kapsamında 5 Haziran Salı günü “Seyfi Teoman Anısına” özel bir program gerçekleştirilecek. Saat 18.00’de SALT Beyoğlu’nda yönetmenin kısa filmi “Apartman”ın gösterimi yapılacak. Ardından “Arkadaşları Seyfi’yi anlatıyor” başlıklı bir söyleşi düzenlenecek. “Tepenin Ardı” filminin yönetmeni Emin Alper, Altyazı Genel Yayın Yönetmeni Fırat Yücel ve yapımcı Enis Köstepen filmin gösteriminin ardından arkadaşları Seyfi’yi anlatacaklar. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog