Bugünden 1930'a 5,418,095 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 29 HAZİRAN 2012 CUMA 8 İstanbul Edirne Kocaeli Çanakkale İzmir Manisa Denizli Zonguldak Sinop Samsun Trabzon Giresun Ankara B B B B B B B B B Y Y Y B 30 32 30 30 32 34 35 35 28 26 25 24 29 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars B B B B B B B B B B Y Y Y 29 28 24 34 35 33 35 36 33 34 30 22 22 Oslo Y Helsinki Y Stockholm Y Londra Y AmsterdamY Brüksel PB Paris PB Bonn Y Münih Y Berlin PB BudapeştePB Madrid B Viyana Y HABERLER 16 19 21 21 22 22 21 26 30 28 34 36 30 Belgrad PB 32 Sofya PB 28 Roma PB 30 Atina B 34 Zürih B 30 Moskova Y 20 Aşkabat A 38 Taşkent B 38 Baku Y 27 Bişkek Y 33 Tiflis Y 30 Kahire A 36 Şam A 37 Ülkemizin kuzey ve doğu kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu ile Artvin, Muş ve Bitlis çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Van ve Ağrı çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 29 Haziran GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada test etmeye kalkışanları uyarmaktan uzak durması gerekenlerin başında Başbakan RTE gelmiyor mu? Örnekleyelim: 3 Temmuz 2003. ABD, Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirerek RTE’yi test etmedi mi? Etti! Baktı ki RTE’nin kılı bile kıpırdamıyor. Doğru dürüst özür bile dilemedi. Mavi Marmara’yı Gazze’deki “kardeşlerine” yardım götürsün diye açık denize salıverdi. İsrail, gönderme gemiyi diye uyardı. RTE, İsrail’in uyarılarını alttan alma diye algıladı. Müdahale olasılığına karşı Mavi Marmara’ya savaş gemilerimizin refakat edeceğini belirterek, sıkıysa gemiye dokun içerikli açıklamalar yaptı. İsrail RTE’yi test edelim. Bakalım ne yapabilecek, dedi. Mavi Marmara’ya üstelik karasuları dışında saldırdı. Dokuz Türk vatandaşını öldürdü. Türkiye’nin büyüklüğünü iki kez test edenlere haddini bildiremedi RTE! İki olayı izleyen uluslararası camia ise, aaa bir de baktı ki, RTE, kâğıttan kaplan! ૽૽૽ Suriye, bu örneklere bakarak uçağımızı karasuları dışında vurup düşürdü. Haddimizi test etti. Bu gerçek anımsatılınca; iktidar dalkavukları hep bir ağızdan; ne yani Türkiye Cumhuriyeti’ni savaşa mı sürüklemek istiyorsunuz, diye yazılı, sözlü yakınmalara başladılar. Oysa medyadan ana muhalefete kadar her çevre, savaş mı, aman yavaş, diyor. ૽૽૽ Uçak olayı patladığı ilk saatlerde bıçak kemiğe dayandı diye savaş işaretleri veren RTE’nin, sözünün arkasında duracağı kaygısı iç ve dış çevrelere egemen oldu. Tabii Başbakan’ın, Suriye’ye kurusıkı atarken Esad’ın arkasında duran Rusya ile İran faktörlerini hesaba katmadı. Rusya, Suriye’de devleti yöneten kim olursa olsun; Sovyetler’den beri, Akdeniz’de borusunu öttürmek için donanmasına üs olarak kullandığı Lazkiye’den, uçak, uçaksavar ve füzelerini Rusya’dan temin eden Şam’dan vazgeçebilir miydi? İran’ın, hem bölgesel hem de Suriye içinde ulusal yararları olduğu unutulabilir miydi? Ankara’yı hemen arayan ilk devlet İran oldu. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’ndan Suriye’ye savaş açmak gibi bir niyeti olmadığı güvencesini aldı. Moskova günlerce tepkisini gizledi. Dışişleri Bakanı’nın, Moskova’ya uçağı Suriye’nin düşürdüğünü açıklayan bilgiler aktarmasına karşın Rusya, nasıl ve kimin tarafından düşürüldüğü kuşkusu içeren, tabii Şam’ı kollayan bir açıklama ile yetindi. Bu gerçeklere karşın Başbakan herhalde, bir de ben konuşayım. Uçağımızı Suriye’nin düşürdüğüne ikna ederim sanısıyla Putin’i aradı. Dışişleri, kamuoyuna, Putin’in ancak olaydan çok üzgün olduğunu söylediğini açıklayabildi... Soğukkanlı davrandı, askeri bir harekâta başvurmadı diye zaten savaşa yüzde yüz karşı olan Batı, RTE’nin bir güzel sırtını sıvazladı. Alkışlarını esirgemedi. Esad krizi başladığından beri örgütün Suriye’ye askeri bir müdahaleyi düşünmediğini açıklayan NATO Genel Sekreteri Rasmussen, uluslararası hukuk kurallarına uyacağını bildirmemizden sonra RTE’ye bir parmak bal uzattı: NATO, Türkiye’nin arkasındadır! Oysa NATO kulislerinde kimi devletler Türkiye’ye saldırı olduğu görüşüne karşı. Öteki üyeleri bağlayan 5. maddenin işletilemeyeceği kanısında. Esad’ın devrilmesi sürecinde Ankara’yı taşeron kullanan ABD zaten ilk gün Türkiye’nin askersel müdahalesine yan çizdi. ૽૽૽ Savaş yok! Batı, hatta Arap ülkeleri rahatladı. Özetlersek: RTE’nin elinde Esad’a haddini bildireceğini ifade eden açıklamalar kaldı. Bu, bir. Batı ise RTE’ye işte uluslararası hukuk. Tepe tepe kullan, dedi. Bu da iki! Başbakan da günlerdir, Suriye’ye haddini bildiririm ha diye dolaşıp duruyor! Hükümet özel yetkili mahkemelerle ilgili nasıl bir düzenleme yapacağını tartışırken, bu mahkemelerde görev yapan hâkim ve savcıların atamalarından sorumlu HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, Cumhuriyet’e verdiği demeçte kamuoyunun çok yakından takip ettiği ÖYM’lerde görülen davalar ile hükümetin yapmayı düşündüğü değişiklik konusunda şu değerlendirmeleri yaptı: Son uyarı kararname öncesi: Son HSYK kararnamesinden önce nisan ayında Türkiye’deki tüm özel yetkili mahkemelerin hâkim ve savcılarını İstanbul Üniversitesi, İstanbul Kültür Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’ndeki hukuk profesörleriyle bir araya getirdik. Ben birkaç başlıkta özellikle ÖYM’lere ilişkin rahatsızlıklarımı şöyle aktardım: 1. Halkta artık “ÖYM’lere ve özellikle de İstanbul ÖYM’lerine giden mutlaka tutuklanır” algısı doğdu. 2. Tutuklulukların uzun sürdüğü inancı çok yaygın. 3. Bazı dini grupların mahkemeler üzerinde etkin olduğu iddiası da yoğun biçimde speküle ediliyor. Sonra şu sonuca bağladım: Siz beğenseniz de beğenmeseniz de bu algılar yargıya güveni her geçen gün zedelemekte. Bu güveni en yüksek noktada tutmak hepimizin ama öncelikle sizlerin görevi olmalıdır. Zekeriya Öz’ün zırhlı aracının sırrı: ÖYM mahkeme hâkim ve savcılarının çok farklı bir psikolojisi var. Dış dünyadan kopmuşsunuz, kapalı çalışıyorsunuz. Duruşmada tehdit alıyorsunuz. Ayrıca tehdit mektupları geliyor. Zekeriya Öz’e Mercedes verilmesinin arkasında eşine ve çocuklarına yönelik suikast ihbarları yatıyor. Başbakan soruşturmayı desteklemek için verdi diye biliyor, ama işin içinde tehdit vardı. Onlara göre ‘ülke elden gidiyor’: ÖYM savcı ve hâkimlerinin ruh halini, basketbol ya da voleybol HSYK 1. Daire Başkanı Okur: ‘ÖYM’ler Kaldırılmamalı, Yetkileri Sınırlandırılmalı’ maçında başlamadan önce saha ortasında kafa kafaya vererek galibiyet kararlılığı sergileyen sporcuların ruh haline benzetiyorum ben. Bu psikolojinin de etkisiyle kendilerine eleştiri getiren herkesi, mesela beni, gerçekleri görmemekle suçluyorlar. “Biz böyle yapmasak ülke elden gidiyor. Biz bu direncimizle memleketi kurtarıyoruz. Siz bu dosyaları görseniz, içindekini okusanız böyle düşünmezsiniz” inancındalar. Algı problemi olduğunu da kabul etmiyorlar, “Yargı algılara göre hareket etmez” diyorlar. Çağlayan’a taşınma nedeni: Sürekli tehdit altındaysanız, sürekli eleştiriliyorsanız kendiniz gibi olanlarla bir takım gibi oluyorsunuz. Bu psikolojiyi biraz kırmak için İstanbul’daki özel yetkili mahkemeleri Beşiktaş’tan Çağlayan’a taşıdık. Diğer hâkim ve savcılarla aynı ortamı paylaşsınlar, aynı yemekhaneyi paylaşsınlar istedik. İzmir, Ankara ve Diyarbakır’da ÖYM’ler hep adliyelerin içinde. Dikkat ederseniz onların uygulamaları İstanbul kadar tartışılmıyor. Şık ve Şener’in tahliyesinin eğitime etkisi: ÖYM’lerle ilgili uygulama yanlışlarını düzeltebilmek için bu yıl ÖYM hâkim ve savcılarıyla iki sempozyum, iki de meslek içi eğitim düzenledik. Mesela ilk eğitim seminerinin başladığı gün Ahmet’le (Şık) Nedim (Şener) serbest bırakıldı. Kararı veren hâkim eğitime gelmemişti ama HSYK’nin “Bu mahkemelerde bir yanlışlık olduğu için sizi eğitime alıyoruz” iradesinin etkisi oldu mu bilemiyorum. Bence “güzel bir tesadüf” oldu. Kasıt değil özensizlik: Ben ÖYM savcı ve hâkimlerinin davalarda “bodoslama” gittiği, ne varsa yakıp yıktığı kanaatinde değilim. Çok yoğun iş tempoları var. Dolayısıyla özensizlik olabiliyor. Nitekim eğitimin faydası da bunları göstermek ve düzelmelerini sağlamak. Eğitimlerin yararını gösteren bir başka önemli örneği de gözaltına alma hadiselerinde yaşadık. 28 Şubat dosyasında savcı davet yaptı. Polise de “Gündüz saatinde alın” dedi. Kimse gece yarısı toplanmadı evlerinden. Sorun mahkemede değil, zihniyette: ÖYM’ler kalsın mı, kalksın mı? Yasalarımızda, özellikle terörle mücadele yasasında o geniş suç tanımları durdukça; Yargıtay kararlarında, birey hak ve özgürlüklerine karşı devletçi refleks korunduğu ve öncelikli göründüğü müddetçe ÖYM’ler kalkmış ya da kalkmamış hiç fark etmez. Kaldırılabilir ama mentalite değişmeyince sonuç değişmez. Bugün, 80 özel yetkili savcı varsa, yasalar ve Yargıtay içtihatları değişmedikçe yarın 4 bin 500 savcımızın her biri özel yetkili gibi çalışmayı sürdürecektir. Kaldırma yerine yetkiler sınırlandırılmalı: Kişisel düşüncem bu mahkemelerin yetkilerini düzenleyen kanunda düzenleme yapılarak yetkilerinin sınırlandırılmasıdır. İspanya’da örneğin terör mahkemeleri tek bir merkezde yapılıyor. Bunun yerine kaldırmayı seçerseniz örneğin KCK soruşturmaları bir merkez yerine her ilde yapılır hale gelecek. Her birinden farklı sonuçlar çıkacaktır. İçinden çıkılmaz hale gelebilir. O zaman uygulama farklılıklarını ve yanlışlarını daha çok tartışırız. Hâkim delil toplamaz: Aslında biz kanunun mantığına uygun hareket edersek, etkin soruşturmaya ihtiyaç var. Bizde bu böyle olmuyor. Savcı delil toplayamadığı için ne toplayabildiyse onu koyuyor hâkimin önüne. Bu sefer hâkim toplamaya çalışıyor. Bu da başka bir sorun getiriyor. Hâkim tartışmanın içine giriyor. Avrupa nasıl çözmüş? Adil hizmet uzmanlığı diye bir müessese var. Hâkiminin önüne dosya hazır geliyor, sadece karar veriyor. Bizde ise her işi yapıyor hâkim. Savcının görevi yeniden yazılmalı: ÖYM’leri kapatmak yerine ilk etapta savcıların görev tanımıyla ilgili madde yeniden yazılabilir. Terörle mücadele kanununda suç tanımınını, örgüt tanımının gözden geçirilmesi gerekli. Bir de güçlü savcılık ve etkin soruşturma sistemi sağlanmalı. Bunlar yapıldığında pek sorun kalmaz. Yargıtay’ın da kendisini gözden geçirmesi lazım. Onların da artık oturup özgürlükçü liberal bir yaklaşım benimsemesi lazım. Solcusu da cemaatçisi de var: Toplumda ÖYM hâkim ve savcılarının cemaat kontrolünde olduğu şeklinde bir algı var ama ben bunun böyle olmadığını bilenlerdenim. Türkiye toplumu ne ise, hâkim ve savcılarımız da onun yansıması. Özel yetkili mahkemelerde her görüşten arkadaşlar var. Sağcısı da solcusu, milliyetçisi, muhafazakârı da, cemaatçisi ve öbür cematten olanı da var. CHP’li Şafak Pavey’den ‘engelli’ uyumunun ertelenmesine tepki ‘Gerçekten kocaman ’ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Kamu kurum ve kuruluşlarına, engellilerin erişebilirliğine uyum sağlanması için verilen süre, “torba yasa”ya eklenen madde ile 1 Temmuz 2013’e ertelendi. CHP İstanbul Milletvekili Şavak Pavey, düzenlemeye “Yuuuuuh gerçekten kocaman bir yuh!” diye tepki gösterdi. Belediyeler başta olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarına, yaya geçitleri, resmi yapılar, yeşil ve spor alanları gibi altyapıların engellilerin erişilebilirliğine uyumu için verilen 7 yıllık sürenin dolmasına günler kala erteleme öngören bir yasa önerisi verildi. Öneri kabul edilerek süre 1 Temmuz 2013’e kadar uzatıldı. Pavey “Engelliler çok uzun zaman ağır sıkıntılar çektiler, görünmez oldular. Aşağılandılar, saklandılar, utandırıldılar ama hiçbir dönemde bu hükümetten gördükleri eziyeti görmediler” dedi. Engelli Sorunları Araştırma Komisyonu kurulması önergesinin kabul edilmediğine dikkat çeken Pavey, “Hükümetin, engellilere gösterdiği kötü niyet gizlenemez durumdadır. Engellilerin erişebilirlik düzenlemleri için 7 yıllık süreyi 10 yıla, tepkilerden korkup 8 yıla çıkarmayı öngören teklifi, akıl almaz bir küstahlıkla Meclis gündemine getirdiler” dedi. Eski CHP’li Ahmet İsvan’dan Darbe Komisyonu’na 1 Mayıs açıklaması Muhalefet tepkili: Yeni yolsuzluklara kapı aralanıyor AKP’den vize Fotoğraf: SİBEL BAHÇETEPE katliamını sol ANKARA/İSTANBUL (Cumhuriyet) 12 Eylül öncesi İstanbul’un CHP’li Belediye Başkanı Ahmet İsvan, bir süre önce tartışma yaratan “1 Mayıs katliamını sol gruplar yaptı” iddiasına katılmadığını belirterek “Katliam panzerlerle ve çevreden açılan ateşle oldu. Ben güvenlik güçlerinin bu planın parçası olduğuna inanıyorum” dedi. 28 Şubat Alt Komisyonu, 2001 krizi sonrası Dünya Bankası’ndan gelerek bakan olan Kemal Derviş’i dinleme kararı aldı. 12 Eylül alt komisyonu, İsvan’ı dinledi. İsvan, komisyon toplantısından önce basın mensuplarının sorularını yanıtlarken 1 Mayıs 1977 katliamı için “80’e gitmenin hazırlıklarıydı” dedi. “Düğmeye orada mı basıldı sizce” sorusuna da İsvan, “Daha da evvelden basıldı da galiba üçüncü, dördüncü düğme” yanıtını verdi. 28 Şubat27 Nisan Alt Komisyonu ise İstanbul’da gazeteciyazar Nazlı Ilıcak’ı dinledi. Kontrgerilla için “Derin devlet örgütlenmesi” diyen Ilıcak, “Kontrgerilla bizim yanı başımızdaymış, bizi de kullanmışlar” diye konuştu. 28 Şubat’ta Başbakan Necmettin Erbakan’ın “tam bir dik duruş sergileyemediğini” belirten Ilıcak, “Daha dik durabilirdi” dedi. Ilıcak, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel için ise “O süreçte eğer Demirel’in tecrübeleri olmasa, klasik darbe olurdu. Asker yönetime el koyardı. Demirel bu işin ılımlı geçmesi için çaba sarf etti” ifadelerini kullandı. Komisyon eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç’i de dinledi. Öğrencilerden yumurtalı protesto Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) Öğrenci Kolektifi ve Halkevleri üyesi öğrenciler tarafından yumurta atılarak protesto edildi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Dünya Bankası ve TÜSİAD tarafından Trabzon Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Cinsiyet Eşitliği ve Kalkınma Adım Adım Anadolu” konulu toplantıda Raiser, konuşmaya başladığı sırada Öğrenci Kolektifi ve Halkevleri üyesi öğrenciler ellerindeki yumurtaları kürsüye atmaya başladı. Önce şaşkınlık yaşayan Raiser, daha sonra kürsünün arkasına geçerek yumurtalardan saklanmaya çalıştı. 5 kız öğrenci yaka paça gözaltına alındı. Yunus Nadi’yi andık nıydı. Bu, onun hem Atatürk’e yakınlığıİstanbul Haber Servisi Gazetemiz kunı, hem Atatürk’ün ilke ve devrimlerine rucusu, milletvekili, yazar Yunus Nadi Ababağlılığını da simgelemektedir” diye kolıoğlu ölümünün 67. yıldönümünde dün Edirnuştu. Edirnekapı Şehitliği’nin Türk basın tanekapı Şehitliği’ndeki mezarı başında dürihi açısından önemli bir yeri olduğunu vurzenlenen törenle anıldı. gulayan Erinç, özetle şunları söyledi: Törene gazetemiz imtiyaz sahibi ve Türki“Burada yalnızca kurucumuz Yunus ye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Nadi değil, onun ölümünden sonra gazete Erinç, Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim sahipliğini üstlenen Nazime Nadi, ardından Yıldız ile gazetemiz çalışanları katıldı. Yunus sahibi ve başyazarlığını üstenen Nadir NaNadi’nin mezarına çelenk konulmasının ardından konuşan Orhan Erinç, Yunus Na YUNUS NADİ di, daha sonraki gelişmelerde Cumhuridi’yi ölümünün 67. yılında saygı ile andığını belirte yet’in yeniden hayat bulmasını sağlayan eşi Berin rek “Yunus Nadi, hem politikacı ve devlet adamı, Nadi ve Cumhuriyet’in hem idare bölümünü yühem de gazeteci olarak, Türkiye Cumhuriyeti ve rüten hem de kısa yazılarıyla ünlenmiş olan Doğan Türk basın tarihinde önemli bir yere sahip” dedi. Nadi’nin de yatıyor olması bizler için ayrı bir öneYunus Nadi’nin Kurtuluş Savaşı sırasında gazetesini me sahip. Yunus Nadi’nin 7 Mayıs 1924’te, CumAnkara’ya götürdüğünü, orada kamuoyunu bilgilen huriyet yayın hayatına başlarken okurlarına ve kadirme ile Kurtuluş Savaşı’nın kutsallığını anlattığını muoyuna verdiği sözleri yerine getirme görevi, bu ifade eden Erinç, “Cumhuriyetin kurulmasının ar dönem de bizlerde. Bizler Cumhuriyetin Atatürkdından Atatürk’ün isteği üzerine İstanbul’da Cum çü, laik, sosyal hukuk devleti olma yolundaki çahuriyet’i yayımlamaya başlaması, basın tarihimiz balarımızı Yunus Nadi ile başlayan ve İlhan Selçuk için önemli bir gelişmedir. Yunus Nadi, Cumhuri ile süren sürecin devam ettiricileri olarak kendileyeti ilan eden Anayasa Komisyonu’nun da başka rini bir kez daha saygı ile anıyoruz.” Pasaportumu kaybettim. Hükümsüzdür. Musa Sarı ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) TBMM’de görüşülen ‘torba yasa’ya eklenen maddeyle, “kapalı devre ihale” yolu açıldı. Muhalefet düzenlemeye, “Yeni yolsuzluklara kapı aralanıyor” diyerek itiraz etti. TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren yasa önerisine eklenen düzenlemeyle ilansız ihalelerin şartnamesini öğrenmek isteyen yurttaşlara bu yol da kapatıldı. Kabul edilen düzenlemeyle, “İlan yapılmayan ihalelerde ihale dokümanının, yani şartnamenin sadece davet edilenlere satılacağı” hükme bağlanıyor. CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Kamu İhale Yasası’nın temel felsefesinin, ihalelerin rekabet ortamı ve saydam şekilde yapılması olduğunu belirterek, ilgilenen herkesin şartnameyi alıp inceleyebilme hakkının bulunduğunu ifade etti. MHP’li Ali Uzunırmak da düzenleme ile yeni yolsuzluklara kapı açılacağını dile getirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ise düzenlemenin, ihale dosyasının incelenmesine engel olmadığını savunarak acil işlerde, çok sayıda yurttaşın ihale dosyasını satın aldığını, teklif verme hakkı doğduğu için, bunlara tek tek yanıt verilmesi gerektiğini kaydetti. Bayraktar, düzenlemenin altında, davet edilmediği halde şartnameyi alanların, gerekli koşulları taşıdıkları halde ihaleye davet edilmemeleri nedeniyle yargıya gitmelerinin önünü kesmek olduğuna dikkat çekti. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog