Bugünden 1930'a 5,418,973 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

29 HAZİRAN 2012 CUMA CUMHURİYET SAYFA 13 Göbekteki Kırmızı Öbek Esed, Esad, Kolaysa Kes At! aşbakan’ın zahmetlerine... B Kürtaja ve Kürşat’a (Tüzmen) gerek kalmadı. Gündem artık otomatikte! Kendi kendisini değiştiriyor. Dış politikayı, iç politika için yapınca... Gündem kendi kendisini üretiyor. Bir gün denizden çıkan postal, öteki gün kıyıya vuran kask... Haberler böylesine doğurgan oluyor. Bedelini ise şehitler ödüyor! İktidar sonunda herkesi yanına çekmeyi başarıyor. Sağladığı “alçakça desteği” için Başbakan Erdoğan, Beşşar Esad’a ne kadar teşekkür etse az. Eğer uçağımızı vurmasaydı... Erdoğan, kendi başına Suriye ile didişip duracaktı. Şimdi onunla birlikte herkes, Esad’ı bir kaşık suda boğmak için can atıyor. BOP As Eşbaşkanı Obama’yı... Ve kurulduğundan beri Suriye’nin can düşmanı olan İsrail’i bile solladık. Bunda bir garabet yok mu? Bir savaş uçağı vuruluyor... 75 milyonumuz birden Suriye’ye kanlı düşman!! İktidarın aniden eli rahatlıyor. Elli yıldır Suriye ile savaş hali yaşayan İsrail’den ise çıt çıkmıyor. Nedenini, AKP eski milletvekili ve emekli Büyükelçi Yaşar Yakış haftalar önce gazeteci Neşe Düzel’e şöyle açıklamıştı. “İsrail şimdiki rejimle daha kolay yaşayacağı düşüncesinde. Yoksa, Esad’ın gitmesi çıkarına olsaydı, şimdiye dek çoktan devirmişlerdi! Amerika ise, oyunbozanlık olmasın diye tutumunu tümden değiştiremiyor. Ama Esad’ın gitmesi için de pek istekli değil!.. Türkiye’nin Suriye ile ilgili B Planı yok. Muhalefetin iktidar olmasını istiyor... Batı’da kimse Esad’sız Suriye’yi bizim kadar güçlü söylemiyor.” Neden? İnsan hakları, adalet, hakkaniyet ve demokrasi aşkımızdan mı? Evet, neden, neden? GÖRÜŞ ERCAN YEŞİLYURT utanaklar, manşetler kadar çarpıcı değil elbette. Ama sonuç değişmiyor. Taşeron vahameti, cinayeti devam edip gidiyor. ૽ “TBMM’de makyaj Bahçesinde cinayet!” İş sağlığı ve Güvenliği Yasası görüşülürken Meclis’e hizmet veren bir taşeron firmanın işçisi de göçük altında kalarak öldü. CHP’li Süleyman Çelebi’nin, Bağımsız Levent Tüzel’in isyanları fayda etmedi. (Birgün 17 Haziran 2012) ૽ 1997 yılında, TBMM Genel Kurul Salonu koltukları ceylan derileriyle kaplanırken... Tavandan sarkan avizelerin temizliğini yapan işçilerden biri de yere çakıldı. Ve öldü. Taşeron firmanın işçisiydi. Meclis’in orta yerine taşeron işçi kanı bulaştı. O kanı gizlemek için mi nedir, üstüne bir çiçek havuzu yapıldı. Bu belki de... Her taşeron işçiye nasip olmayan çok ayrıcalıklı bir T ölümdü. Üstüne kırmızı plastik çiçekler ekildi!.. Çiçekler de işçiyi korumak için çıkarılan yasalar kadar sahteydi. ૽ Geçen yıl, yine bir gece yarısı işçiler için torba çıkartılıyordu. Bu satırların yazarı naçizane söz aldı. Ve o acı olayı hatırlattı. “Bu kırmızı plastik çiçeklere baka baka, yine işçi hakkını çiğneyen bir yasa çıkartıyorsunuz! Biraz ayıp ve günah olmuyor mu?” Yere çakılıp ölen taşeron işçi olayından genel kuruldakilerden hiçbirinin haberi yoktu. Ama öğrenmiş olmaktan rahatsız olan da yoktu. Bakan ise sadece bakıyordu. Yasa oylandı kabul edildi. Aradan bir yıl geçti. Bu kez Meclis’te bir başka taşeron işçi ölüyordu. Hem de yine bir işçi yasası görüşülürken. ૽ TBMM yeni açılan bahçe lokantası için 80 personel alıyor. 80’i birden taşeron! Ama ağaca falan çıkmazlarsa risk altında değiller. Ayrıca ölen falan olursa öldükleri yere hakiki çiçek garantisi de var! ૽ Tutanaklar, manşetler gibi çarpıcı değil elbette. Ama sonuç değişmiyor. Taşeron vahameti, cinayeti devam edip gidiyor. Vatan sathında ve TBMM düzeyinde... Bağımsızlık... Kitabi olarak uluslararası hukuk, devletlerin egemen eşitliği ilkesine dayanır. Kısacası uluslararası hukuka göre, devletlerarası ilişkiler “bağımsızlık” kavramı ile açıklanır. Laf iyi de, bağımsız düşünebilmenin ilk şartı ekonomik olarak güçlü olmayı gerektirir. İnsani, beşeri ilişkilerde bile yoksulluk bağımlılığı getirir, unutmayalım. “Kaç paralık adamsın” lafı bizde atasözü gibi kullanılır. “Paranın ne önemi var” denirdi ona “mühim olan miktarı” lafı eklendi. Kapitalizm denen sistemin hâkimiyeti, hem kişisel ilişkilerde hem de devletlerarası ilişkilerde, “hâkimiyet kayıtsız şartsız paranındır” kuralını getirdi. Yani paran yoksa bağımsız değilsin bütün dünyada geçerli bir evrensel kural oldu. Her şeyin bir fiyatının olduğu piyasanın bütün ilişkileri belirlediği bir dünya oluştu. Elbette insani ve devletlerarası ilişkiler olmak zorundadır ve bunun adı da çıkar ilişkisidir. Herkes kendi çevresinde gözleyebilir, anneler bile varlıklı çocuklarını daha çok sever. Bu ülkede elli yıldır solcular “Bağımsız Türkiye” diye bağırdı ve çırpındı. İdam edilenlerin bile son sözleriydi “Bağımsız Türkiye”. Ülkeyi yöneten sağcılar, çok sert tepki gösterdiler solculara. Vatan haini muamelesi yaptılar. Gelişmemiş bir ülke olduğumuz için de, ekonomik politikalarımız hep dışardan belirlendi, ülkenin neye ihtiyacı olduğuna dışardakiler karar verdi. Türkiye gelir dağılımında dünyada 89. sırada iken silah alımında 6. sıradaymış, diye duydum. Üzerinde durulmadı, 6 milyar dolar ya da Avro’ya Almanlara denizaltı yaptırıldığını duymuştum, kime karşı kullanacaklarsa? Kandil’i vuramayacaklarına göre, fantezi diye düşündüm. Koca koca adamlardan da hiç itiraz geldiğini duymadım, münafıklık yapıp başka gerekçeler bulmaya çalıştım. Ama söylemem. “Türkiye’nin birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu şu günlerde” ifade etmekten de korktum. Sonra düşündüm. Şu anda ülkemizdeki AKP, asker, Fethullahçılar, Amerika, dinciler, faşistler sürekli saç saça baş başa kavga ediyorlar. Bunlar eskiden böyle kavgalar etmezlerdi, hepsi solcuları döverlerdi. Allaha şükür Kenan Evren solu yok edince garipler dövecek kimse bulamadılar ve şimdi birbirlerini yiyorlar. Bu kavganın bitmesi için “ Türkiye’nin en çok sola ihtiyaç duyduğu şu günlerde” diye söze başlamak gerekiyor. Hepsinin el alışkanlığı olduğu için yine birlik ve beraberlikle sola yüklenirler, yeniden barış sağlanır aralarında. Türkiye’nin bağımsızlığını, isteyenler bunun yolunun kalkınmadan geçtiğini de yöntemini de söylediler ama anlatamadılar. Onlar, söylenenlerin komünistlerin iftirası dediler, ülkenin bağımsız olduğunu iddia ettiler. Bakın şimdi sağın babası Demirel “Türkiyemize dolaylı biçimde de olsa bağımlı denmesine hiçbir vicdanın, eğer o vicdanlar satılmış değilse rıza göstermemesi gerekir. Eğer Türkiye NATO üyesi de ondan dolayı bunu söylüyorsanız, Türk Milleti komünizmin pençesine düşmesin diye NATO üyesi olmuştur. Eğer isteğiniz Türkiye’nin komünizm pençesine düşmesi ise isteğiniz sonsuza kadar kursağınızda kalacaktır.” Anladınız mı ülkenin son kırk yılına damgasını vuran Demirel’in Bağımsızlığın sağlanmasını nasıl yaptığını ve solcuların satılmışlığını nasıl ispatladığını. Önceden olsaydı Demirel artık böyle düşünmüyordur derdim. Ama geçen gün demiş ki “12 Mart’ı solcular yaptı, İnanmayan Hasan Cemal’in kitabına baksın”. Bir de Ali Elverdi’yi niye milletvekili yaptın sorusuna “Ali elverdi çok kahraman bir askerdi, vatanseverdi” demiş. Bende Uğur Mumcu’nun “Büyüklerimiz” kitabına baktım, Ali Elverdi’nin eserlerini ve kahramanlıklarını görmek için, merak bu ya. “Beşşar Esad, bir yıl içinde mutlaka gider!” diye kimseyle bahse tutuşmam! Yaşar Yakış (Eski Dışişleri Bakanı AKP) Bize Böyle ‘Bakan’! MERİÇ VELİDEDEOĞLU KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr İnsan anımsatmak istemiyorsa da, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in kimliğini, kişiliğini ortaya koyan kimi konular var ki unutulmamalı. Çünkü bugün, Ö. Dinçer’in “75” milyonluk Türkiye’nin eğitiminden sorumlu bir “bakan” olarak yarattığı “kaos”un, bu konularla bağlantısı göz ardı edilemeyecek bir boyutta. Ö. Dinçer, Türkiye’de artık “laik rejim”in sona erdirilip yerine “dinsel” bir rejimin geçmesinin gerektiğine inanan ve bunu açıkça söyleyen biri. Bunun gerçekleşebilmesi için de, “1923 Devrimi”nin kökten kurutulmasını isteyen ve bu yola baş koymuş “eski” bir öğretim görevlisi. “1995” yılında profesör olmuş; Marmara Üniversitesi’nde, “yönetim”, “yönetim stratejisi” gibi konularda ders vermektedir o yıllarda. R. T. Erdoğan “Başbakan” olunca; artık “dizinin dibine” çöküp “kul”luk yaparak “feyiz” aldığı “Molla Gülbeddin Hikmetyar” döneminin geçtiğini anladığından; Ö. Dinçer’i ilkin “Müşavir” sonra da “Müsteşar” olarak yanına alır. (2003) Hem üniversitede hem de “Başbakanlık”ta, görüşleri doğrultusunda görevlerini sürdürürken; “2005” yılında bir “insan”ı, özellikle de bir “öğretmen”i, bir “eğitmen”i çok sarsacak bir durumla karşı karşıya kalır. “1995” yılında yazdığı bir kitabında “intihal”; genelgeçer deyimle “aşırma” yaptığı ortaya çıkar... Bunun öyle böyle “aşırma”lara hiç benzemediğinden; üniversite tarihinde bu “yoğunluk”ta başka bir “aşırma” olayının olmadığından uzun süre söz edilir. Çünkü durumu inceleyen kurul henüz bütünüyle çökmemiş olan YÖK Ö. Dinçer’e ağır bir “ceza” verir: Kendisini “üniversite öğretim mesleğinden çıkarır!” (21.10.2005) Bir öğretmen için bu mesleğin en üst düzeyindeki biri içinbundan daha ağır, aşağılayıcı ceza olabilir mi? Ö. Dinçer, hemen bir dilekçeyle itiraz eder (7.11.2005). Bu tarihin altını çizip, sürdürelim diyorum olup biteni anımsamayı. Rahattır Dinçer; bunun nedeni, arkasında Başbakan Erdoğan’ın olduğu, söylemiyle dile getirilir. Bu paylaşık görüşün haklılığı “2007” seçimleriyle ortaya çıkar; Ö. Dinçer, bir “AKP” milletvekili olarak Meclis’e girer. Zaman kaybetmeden “yargı”ya başvurur (2008); bu “aşırma” kararının ve ‘ceza’sının kaldırılmasını ister. Bir süre sonra yargı vardığı sonucu kendisine bildirir: Yoğun bir “intihal” vardır; verilen “ceza” uygundur, “yerindedir”, diyerek. Böylece “çifte mühür”le onaylanmış bu “ceza”nın başka bir “boyut”u da vardır kuşkusuz; Türkiye’nin geleceğini “bu tür” eğiticilerin eline düşmesini önle Faks: 0216 355 31 78 C MY B C MY B mek... Evet, güldüğünüzün ayrımındayım. Ama yine de döndürülen “dümen” i şöyle kısaca gözden geçirelim diyorum. Ismarlayıp “döktürse” bile, bu denli isteklerine uygun birini bulmanın zor olduğunun ayrımında olan R. T. Erdoğan, Ö. Dinçer’i, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı” yapıverir. (2.5.2009) Bu birinci adımdır; arkası çorap söküğü gibi gelecektir. İlk iş olarak Ö. Dinçer, bakanlığındaki bir üst düzey görevliyi (bürokrat) “Sosyal Güvenlik Kurumu”nun (SGK) başkanı yapar. (27.7.2009) Üç ay sonra bu SGK Başkanı, Bakanlar Kurulu’nca “YÖK”e üye olarak atanır. Düşlenen sonuca doğru ilerlerken, Karadon Maden Ocağı’nda büyük bir “göçük” olur: “28 işçi” göçük altında kalır; ülke üzüntü içindedir. Ve Ö. Dinçer, bakanlığındaki “ikinci iş”i olan o ünlü konuşmayı yapar; “ton”larca toprağın altında “can” vermenin ne denli “güzel ölüm” olduğunu Türkiye’ye ve tüm dünyaya bildirir. Dinçer’in daha fazla yıpranmaması için “dümen” işine “hız” verilir. Ayrıca bu işte en büyük rolü olan “YÖK”ün başında üniversiteye “türban”ı sokan Yusuf Ziya Özcan vardır; yararlanılmalıdır. Gerçekten de Başkan Özcan bir “YÖK” toplantısında söylenene göre “gündem”de olmamasına karşın; “intihal suçlaması”nı da, “cezası”nı da kaldırır. (23.12.2010) Tasarlanan dört dörtlük “dümen” başarılı olmuştur; son nokta ise “12 Haziran” seçimleriyle konur. Ö Dinçer, İstanbul milletvekili olarak “AKP” hükümetinin “Milli Eğitim Bakanı”dır. Bu bakanlıkta da “ilk icraat”ı neydi derseniz, yanıt “MEB”in “Teşkilat Yasası”ndan Atatürk ’ü çıkarmak olduğudur. (4.9.2011) Ardından, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) ile “bütünleşen” çalışmaları başlatır. “Cami Çocuk Buluşması” ile “YUVA”lara yapılan “imam” ziyaretleri, söyleşileri başını alır gider... “Bebe”lerden, “çocuk”lardan sonra sıra “genç”lerdedir; “Gençlik ve Namaz Yılı” ile yola devam edilir; özel okullardaki “Atatürk Köşeleri” ve “Gençliğe Hitabe” artık “suç”tur, “yasak”tır. (Şubat 2012) “23 Nisan”ı kutlamak da yasaklanır; bunun yerine “Kutlu Doğum Haftası”nın okullarda daha yoğun bir biçimde kutlanması sürdürülür... “Fuhuş yuvaları” olarak dillendirilen “ortaokullar” da, “4+4+4”le “İmam Hatip”leştirilerek “4+4”lük temizlenir... Ö. Dinçer bu yolda yürümeyi sürdürecektir; dolaysiyle bu uzun yazı “eylem”e götürmeyeceğine göre, neye yarayacak ki, diye sorarsanız yanıt: “Hiç”tir... ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com 1/ Bir görev ve 1 hizmetle yükümlü olan. 2/ 2 Osmanlılarda 3 kapıkulu as 4 kerlerine ve 5 kimi görevlilere üç ayda 6 bir verilen üc 7 ret... Eski dilde 8 ekmek. 3/ Haldun Ta 9 ner’in bir öykü kita 1 2 3 4 5 6 7 8 9 bı... Otomobilin ön 1 D Ü Z T A B A N düzeninde bulunan, 2 Ü R E S E R E N her yöne dönebilen 3 Z E Y R E K F İ küre biçiminde bir 4 T R O L K E Ş parça. 4/ Kum fırtıB A S nalarını engelle 5 A S E L B E L S mekte yararlanılan 6 B E K K A L İ T E bir tür çalı. 5/ Güney 7 A R T U R Afrika Cumhuriye 8 N E F E S S E R A ti’nin plaka imi... İz 9 N İ Ş mir’in Selçuk ilçesindeki ünlü antik kent. 6/ İtici neden, güdü... Genellikle sevecen ve hüzünlü bir konu işleyen küçük lirik şiir. 7/ Letonya’nın para birimi... Osmanlılar döneminde kullanılmış bir tahıl ölçeği. 8/ Güçlü istek, arzu... Yerölçümünde kullanılan taksimatlı cetvel. 9/ Boğanotundan çıkarılarak hekimlikte kullanılan zehirli bir madde. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ İslam düşüncesindeki usçu akım. 2/ Bursa ilinde bir göl... Fas’ın plaka imi. 3/ Kungfu’ya benzer, Çin kökenli bir dövüş sporu... İncir ağaçlarında döllenmeyi sağlayan sinek. 4/ Bağışlama... AB ülkelerinde ve Türkiye’de bir ürünün güvenli olduğunu belirtmek için konulan simge... Telefon sözü. 5/ Tunceli ve Erzincan yöresine özgü, “babukko” da denilen yoğurtlu hamur yemeği. 6/ İskambillerle oynanan bir oyun... Bir nota. 7/ Yahudi nüfuzuna karşı koyma politikasını tutan kimse. 8/ Hukuksal sonuç doğuran bir suç işleyen kimse... Seçiciler kurulu. 9/ Hollanda’nın plaka imi... Yeni yetişen ağaç.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog