Bugünden 1930'a 5,418,095 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 24 HAZİRAN 2012 PAZAR 8 İstanbul B Edirne B Kocaeli B Çanakkale B İzmir B Manisa B Denizli Y Zonguldak B Sinop PB Samsun B Trabzon Y Giresun Y PB Ankara 30 36 32 32 36 37 36 27 29 28 27 28 33 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars B B Y B Y Y PB Y PB B B Y Y 31 31 28 32 33 32 36 38 34 36 28 26 22 Oslo Y Helsinki Y Stockholm Y Londra Y AmsterdamY Brüksel Y Paris Y Bonn Y Münih Y Berlin Y BudapeştePB Madrid B Viyana B HABERLER 17 19 18 19 18 16 19 20 19 26 30 37 28 Belgrad Y 31 Sofya Y 28 Roma B 28 Atina B 34 Zürih PB 25 Moskova Y 23 Aşkabat Y 34 Taşkent Y 37 Baku B 34 Bişkek Y 31 Tiflis Y 27 Kahire B 38 Şam Y 35 Ülkemizin güney ve doğusu parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Doğu Akdeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey ve batısı, Güneydoğu Anadolu’nun batısı ve Doğu Karadeniz ile Aydın ve Muğla’nın iç kesimleri, Uşak, Denizli, Isparta, Antalya’nın iç kesimleri, Kayseri ve Ordu çevrelerinin kısa süreli ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 24 Haziran GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada Dağlıca saldırısı, yeniden alevlenen Kandil’i çökertme tartışmaları henüz kapanmadı. Suriye F4 keşif uçağımızı karasuları içinde düşürdüğünü açıkladı. “Türkiye’nin olayın tam aydınlatılmasının ardından nihai tavrını ortaya koyacağı” açıklandı. Bu açıklamadan sonra uzmanlar Türkiye’nin “ne yapabileceğini” tartışmaya başladı. Oysa ne yapılabileceği kararını verebilmek için önce Şam hükümetinin yaptığı açıklamada iddia ettiği gibi keşif uçağımızın Suriye sınırından 1 kilometre içeri girip girmediğinin, Suriye karasuları içinde düşürülüp düşürülmediğinin saptanması zorunlu. Bu türden olaylarda ya uçak inişe ya da hava veya karasuları dışına çıkmaya zorlanıyor. Bir Suriyeli gazetecinin iddiasına göre keşif uçağımız Suriye hava savunma sistemlerinin bulunduğu hava üssünün üzerinde iken uçaksavar ateşi ile düşürüldü. Bu iddiayı Şam’ın uçağın karasuları üzerinde iken düşürüldüğünü içeren resmi açıklaması doğrulamıyor ama… ૽૽૽ Ama, TürkiyeSuriye ilişkileri aylardır kopuk. Türkiye’nin Esad rejimine karşı ortaya koyduğu tavır, Esad’ın Türkiye’nin, muhaliflerine silah vererek Suriye’deki kanlı olayları tahrik ettiğini ileri süren açıklamaları dikkate alınırsa; Suriyeli gazetecinin verdiği bilgi Şam’ın olası davranışlarına bir işaret sayılabilir. Bu nedenle Şam’dan uçağımızın Suriye hava üssü üzerinde uçarak keşif yaptığını ısrarla yinelemesi ve olayı Türkiye düşmanlığına koz olarak kullanması da beklenebilir. ૽૽૽ Bu olay; Türkiye ile Suriye arasında savaş başlayabilir mi sorusunu gündeme getirdi. Soruya olumlu yanıt veren yok! Sorunun uluslararası hukuk çerçevesinde çözümlenmesi görüşü ağırlık kazanıyor. Türkiye’nin mukabelei bilmisil kuralını işleterek askeri bir harekete başvurması olasılığı da gündemde değil. NATO sözleşmesinin 4. ve 5. maddelerine dayanan yorumlar yapılıyor. NATO, olayı Türkiye’ye saldırı olduğunu ve bu saldırının örgüte üye bütün ülkelere yapıldığını kabul edecek mi, edebilir mi? Bir de soruşturma komisyonu kurulmasından söz ediliyor. Suriye’nin özür dilemesinden, tazminat ödemesinden de… Öne sürülen görüşler uzman görüşleri. Başlarda söylediğimiz gibi; önce uçağımızın nerede vurulup düşürüldüğü saptandıktan, pilotlarımızın akıbeti kesinlik kazandıktan, Suriye’nin, NATO’nun, BM’nin bakış açıları açıklandıktan sonra Türkiye’nin ortaya koyacağı tavır tartışmaya başlanacak. ૽૽૽ Hem siyasetçi hem de deneyimli bir diplomatın görüşlerini almak istedim. Değerli bir diplomat, eski CHP Milletvekili Onur Öymen’e “Uçağımızı düşüren Suriye’ye savaş açabilir miyiz?” diye sordum. “Bizim her gün hava sahalarımızı bir veya birkaç defa ihlal eden savaş uçakları nedeniyle Yunanistan’a her gün birkaç kez savaş açmamız gerekir” dedi. Bu tür ihlallerin çeşitli nedenleri olabileceğine rota kaymasını örnek gösterdi. Öymen neler olabileceğine de değindi. Suriye’nin protesto edilebileceği, Birleşmiş Milletler’den kınama kararı çıkabileceği olasılıkları üzerinde durdu. Herhangi bir gerekçeyle uçağımızı Suriye’nin düşürmesini haklı görmenin olanaksız olduğunun altını çizdi. “Şimdi muhalefete iş düşüyor. Sorunu Meclis’e getirmesi, uçağımızın Suriye hava ve karasularında hangi görevle uçtuğunu, neden, nerede düşürüldüğünü sorması gerekir” diyor. Diyor… Diyoruz da… İyi pazarlar! Silahsız, keşif amaçlı uçan hava kuvvetlerine ait uçağın Suriye hava savunma sistemleri tarafından vurularak düşürülmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir olaydır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de haklı bir biçimde söylediği gibi “Ege’de Karadeniz’de başka yerlerde bunlar rutin şeyler. Kötü niyet içermeyen, uçakların süratinden dolayı elde olmadan olan şeylerdir.” O halde Suriye ordusu en son atması gereken öldürücü adımı neden en başta atabilme cesaretini göstermiştir? Sorunun yanıtı basit ama bir o kadar da kaygı vericidir. Çünkü Türkiye’nin muhatapları nezdindeki caydırıcılığı kalmamıştır. ૽૽૽ Geleneksel Türk dış politikasının en önemli unsurlarından biri on yıllar boyu ‘askeri caydırıcılık’ oldu. Yani muhataplarınız sadece gücünüz ve yapabileceklerinizden çekindikleri için sizin ulusal çıkarlarınıza aykırı adımları atmayı göze alamaz. ABD’nin, Rusya’nın, Çin’in büyük güç olmalarının ardında da ekonomik güçlerinden daha fazla bu caydırıcılık konsepti yatar. Türkiye’nin askeri caydırıcılığının saydığımız bu ülkelerden temel farkı ise yayılmacı, sömürgeci bir amacının olmayıp, sadece ulusal çıkarların korunması hedefi ile sınırlanmış olmasıdır. Askeri caydırıcılığımızın en bilinen örneği Kıbrıs Suriye Nasıl Bu Kadar Rahat Vurabildi? harekâtıdır. Rumlar ve Yunanistan, 1960’larda izledikleri ENOSİS politikaları Türkiye’nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında bıçak gibi kesmek zorunda kalmıştır. O günden sonra da o senaryolar bir daha gündeme dahi getirilememiştir. Yakın tarihten bir diğer canlı örnek ise Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılış sürecidir. Dönemin kara kuvvetleri komutanının Suriye sınırından yaptığı açıklamayla Şam yönetimi üzerinde çok büyük bir askeri korku yaratılmıştır. Bu caydırıcılık sayesindedir ki tek kurşun dahi atmaya gerek kalmadan Öcalan’ın, Suriye’den çıkarılması sağlanmıştır. ૽૽૽ Suriye’nin uçağımızı nasıl vurduğunu anlamaya çalışırken askeri caydırıcılık ve itibar kaybı konusunda AKP iktidarı döneminde yaşanan bazı olayları hatırlatmakta yarar var: 2003’te Süleymaniye baskını yaşandı. Amerikan birlikleri ve peşmergeler Türk askerini kafasına çuval geçirererek götürdü. Ülkemizi yönetenler Amerikalı muhataplarına günlerce ulaşamadı. Sonrasında da özür yerine üzüntü beyanı ile yetinmek durumunda kaldı. 2010’da bu kez Akdeniz’in uluslararası sularında Mavi Marmara gemisine İsrail ordusu baskın düzenleyerek 9 vatandaşımızı öldürdü. Bölgenin en büyük hava gücü ve donanmasına sahip ordumuz parmağını dahi oynatamadı. Henüz resmi özür dilettirilemedi. Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye’nin uluslararası sözleşmelere aykırılık uyarılarına rağmen ada açıklarında petrol ve doğalgaz aramalarına başladı. Bölgeye tek bir firkateyn dahi gönderilemedi. Eskiden sadece Ege’de hava sahası ihlali yapan Yunanistan savaş uçakları artık Akdeniz’deki kasabalarımızın üzerinden uçar hale geldi. Son 10 yıl içinde Kuzey Irak kaynaklı, kimisi aynı karakollara, onlarca PKK saldırısı yaşanmasına rağmen etkili sınır ötesi harekâtlar, nokta operasyonları yapılamadı. Hatta Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel böyle bir harekât için ABD’nin rızasının şart olduğunu dahi açıkladı. ૽૽૽ Karar verici makamdaki Suriyeli askeri yetkili siz olsanız, son 10 yılda bu yaşananlar ışığında “Ben bu Türk uçağına ateş açarsam başıma kötü şeyler gelmesi kaçınılmaz” der miydiniz? Dış politikada itibar kaybı ya da caydırıcılığı yitirmek denen hadise işte budur. GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY YUMURTA KAPIYA GELİNCE Akşam saatlerinde gelen haber hükümeti bu kez ilk defa karşı karşıya oldukları bir sorunu muhalefet ile paylaşma noktasına getirdi. Yukarıda saydığımız Türkiye’nin caydırıcılığını yitirmesine neden olan gelişmelerde muhalefeti bilgilendirme ve görüşünü alma ihtiyacı hissetmeyen Başbakan bugün CHP, MHP ve BDP liderleriyle bir araya gelecek. Başbakan’ın deyim yerindeyse ‘Yumurta kapıya gelince’ başvurduğu bu yöntem konusunda muhalefet liderlerinin çok dikkatli olmasında fayda var. Türkiye üzerinde uçak düşürülme vakasından çok önce başlayan ‘Suriye’ye müdahale’ baskısı olduğunu akıllarının ucunda tutarak bu görüşmeye girmeleri gerekir. Genelkurmay ile yerel askeri birimin Uludere’yle ilgili açıklamaları birbirini tutmuyor Çelişkiler bitmiyor AYŞE SAYIN El bombası elinde patladı Ⅵ DİYARBAKIR (Cumhuriyet) Diyarbakır Sur Belediyesi’nde temizlik işçisi olarak çalışan N.K.’nin elindeki el bombası patladı. Yaralının hayati tehlikesinin bulunmadığı, sol el parmaklarının parçalandığı ve ameliyata alındığı bildirildi. PKK’ye yardım ve yataklık suçlarından poliste kaydı bulunan N.K.’nin, patlayıcıyı nasıl temin ettiği, nerelerde kullanacağı araştırılıyor. Ⅵ Yurt Haberleri Servisi Hakkâri’nin Yüksekova ilçesi Dağlıca bölgesindeki saldırının ardından başlatılan operasyon sürüyor. Yapılan arazi arama tarama çalışmaları sırasında PKK’nin Yüksekova sorumlusu olduğu belirtilen terörist yaralı olarak yakalandı. Yüksekova sorumlusu yakalandı ANKARA 34 sivilin yaşamını yitirdiği Uludere olayıyla ilgili inceleme yapan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na, olayı soruşturan Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından gönderilen belgeler; Genelkurmay ile yerel askeri birimin “olay yeri”yle ilgili açıkmalarındaki çelişkiyi ortaya koydu. Genelkurmay Başkanlığı, operasyon yapılan bölgeyi “terör kamplarının konuşlu olduğu, sivil yerleşim olmayan”yerler olarak açıklarken 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı, köylülerin “günlük yaşantısında kullandığı bölge” olarak tanımladı. Bombalamanın gerekçesini “terörist sızmalarla ilgili alınan istihbarata” bağlayan Genelkurmay Başkanlığı’nca, bombalama olayının ardından 29 Aralık 2011 tarihli açıklamada, operasyonun “teröristler tarafından sıkça kullanılan bir bölgede yapıldığı” savunulmuştu. Ancak Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın komisyona ilettiği belgeler arasında yer alan 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’nın yazısında bölgenin köylüler tarafından sıklıkla kullanıldığı net olarak ifade ediliyor. Komutanlığın yazısında, bombalama olayının olduğu yer şöyle anlatılıyor: “Vatandaşların geçtiği bölge, normalde köylülerin günlük yaşantısında kullandığı bölgedir.” Konuya ilişkin Cumhuriyet’e bilgi veren CHP Ankara Milletvekili ve Uludere Alt Komisyonu Üyesi Levent Gök, hükümet ve asker kaynaklarının daha önceki açıklamalarında ölen vatandaşların kullandığı yolun, PKK tarafından kullanıldığı yönünde olduğuna dikkat çekerek “Şimdi bu cevaptan anlaşıldığı üzere, ölen vatandaşlarımızın geçtiği bölge, onların günlük yaşantılarında kullandığı yol olduğu anlaşılıyor. Görüştüğümüz köylüler de aynı şeyi söylüyorlardı. Bu da olayın vahametini daha da arttırmaktadır” görüşünü dile getirdi. Gök, Genelkurmay ile yerel askeri yetkililerin verdiği bilgiler arasındaki çelişkinin izaha muhtaç olduğunu ifade etti. Barışa vurgu Cumartesi Anneleri, Türkiye’deki savaş politikalarının son bulması gerektiğini belirterek, “Türkiye’de akan kanın durmasını istiyoruz” dedi. Cumartesi Anneleri, kayıplarının akibetini sormak için 378. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, Türkiye’ye barışın gelmesini istediklerini vurgulayarak “Türkiye, ‘kanı kanla temizleme politikası’ yürütüyor” diye konuştu. Cumartesi Anneleri adına basın açıklaması yapan İnsan Halkları Derneği İstanbul Şubesi avukatı Leman Yurtsever, “Yüzleşmezsek, hesaplaşmazsak, geçmişin karanlığı peşimizi bırakmayacak” dedi. (Fotoğraf: ERHAN KIZILGÜL) HÜKÜMET İSTEDİ KAYMAKAM YIKIYOR MEHMET MENEKŞE Didim Kaymakamlığı, Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin Hazine arazisini “fuzuli işgal” ettiği gerekçesiyle otuz gün içinde yıkılmasına ve 29 bin lira para cezası ödemesi gerektiğine karar verdi. Kaymakamlık yıkım ihbar yazısında Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin “13.05.2010” tarihinden beri kaçak ve izinsiz olduğunun belirtilmesi dikkat çekti. Kaymakam Emiroğlu’nun “tahliye etmenize karar verdim” demesinin Osmanlı’nın AleviBektaşilere yönelik tepeden bakma üslubunu, emir buyurmasını çağrıştırdığı belirtilirken kaymakamın hükümetin yönlendirmesi doğrultusunda hareket ettiğine vurgu yapıldı. Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı Yusuf Doğan, “Bizden istenen kira bedelini ödememiz mümkün değil” dedi. YARALI ASKER TRABZON’A DÖNDÜ TRABZON (Cumhuriyet) Hakkâri’deki Yeşiltaş Karakolu’na PKK tarafından yapılan saldırıda yaralanan Ömür Arslan, tedavi gördüğü hastaneden taburcu oldu. Arslan yaptığı açıklamada, “kahramanca savaştık” dedi. Arslan taburcu olduktan sonra gittiği memleketi Trabzon’da ilk olarak saldırıda şehit düşen asker arkadaşı Onbaşı Ali Yasin Erosmanoğlu’nun mezarını ziyaret etti. Daha sonra İnönü Mahallesi Düzen Sokak’ta bulunan evine giderek ailesiyle hasret gideren Ömür Arslan, olayı “Uykudaydık. Saat 03.30’da taciz ateşi ile uyandık. Kalkıp mevzilere geçtik. Roketler, havan topları gelmeye başladı. Sabah 09.00’a kadar sürdü. Kahramanca savaştık, şehitlerimiz oldu. Arkadaşlarımın mekânları cennet olsun. Aileme kavuştum, mutluyum. Keşke diğer aileler de çocuklarına kavuşabilseydi” şeklinde anlattı. haykırışının yükseldiği bir hafta oldu. Bu haykırışa katılan herkese gökyüzü dolusu teşekkür ediyorum. Duygularımı şöyle özetleyebilirim: Özgürlük diye başlayan her ses, her satır kalbimde bir kanat oldu. Özgürlük insanın ruhunu dışarıda hissetmesiyse, özgürlük insanın yalnızlık duygusunu aşmasıysa ben özgürüm. Hapiste böylesi anlar çok önemlidir; çok kıymetlidir. İnsan o anları özenle saklar, bir kısmını kalbine, bir kısmını beynine yerleştirir; arada bir, hatta ikide bir açar bakar. Ben de öyle yaptım. Haziran ayının ilk yarısı boyunca gazetelere yansıyan haberler, aldığım mektuplar, sosyal avukatlarımın getirdiği bilgiler, yüz binlerce seçmenin milli iradenin tutukluluğuna “alışmadığını” gösteriyordu. ૽૽૽ 12 Haziran haftasının sessiz geçmemesi toplumsal dileklerimden biriydi. İktidar birkaç hafta önce, 3 muhalefet partisinin tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılması için ortak bir çözüm üretmesine karşın, “Ben anket yaptırdım, ankete katılanların yüzde 60’ı onların serbest kalmasını istemiyor” demişti. 3 partiye oy veren milyonlarca seçmenin iradesi, 23 bin kişilik, nasıl düzenlendiği belirsiz bir anketle hiçe sayılmıştı. Buna seçmen tepkisiyle hayır demek gerekiyordu. CHP Genel Merkezi bir genelge yayımlayarak 1217 Haziran arasında tüm il ve ilçe örgütlerinin milli iradeye özgürlük temalı etkinlikler düzenlemesini istedi. İzleyebildiğim kadarıyla pek çok ilde ve ilçede CHP örgütleri zincirli eylemden toplu halde yeniden oy kullanmaya kadar değişik yöntemlerle sorunu dile getirdiler. Ben de Meclis’e hitaben bir konuşma metni göndererek parlamenter arkadaşların aracılığıyla sesimi duyurmaya çalıştım. Bu mücadelede bir de isimleri tek tek öne çıkmayan adsız kahramanlar var. 4 yıldır duruşma salonunda beni yalnız bırakmayan, elim ayağım, beynim gözüm olmak için her türlü özveride bulunan dostlarım her fırsatta şunu söylüyorlardı: “Bu özgürlük mücadelesini daha geniş kesimlere duyurmak, hatta yurtdışına anlatmak gerek...” Her aşaması uzun anlatımlar oluşturacak süreçlerin ardından bu özverili, yürekli mücadele insanları bir bayrak açtılar. Ana fikri “tüm hukuksuzluklara ve adaletsizliklere hayır” cümlesinden oluşan bu bayrağın altına, “Balbay’a Özgürlük Girişimi” yazdılar. Bütün çerçeveyi bu ana fikir oluşturuyor. Özgürlüğüme kavuştuktan sonra da bu ana fikir çerçevesinde yaşamak, mücadele etmek boynumun borcu. Elimde kalemimle, siyasi kimliğimle, Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma mücadelesine demir parmaklıkların arkasından da bir şeyler katabildiğime inanıyorum. Bu mücadele kişisel olamayacağına göre dostlarım, yol arkadaşlarım kabul ederse ben de “Balbay’a Özgürlük Girişimi”nin bir parçasıyım. Umudunu yitirmeyen herkesle birlikte yapabileceğimiz bir şeyler olduğuna inanıyorum. Bütün mesele, hiçbirimizin hepimiz kadar güçlü olmadığını bilmek ve başarıya inanmak. ૽૽૽ 18 Haziran Pazartesi günü öğleden sonra Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye Raportörü Fransız sosyalist parlamenter Josette Durrieu ziyarete geldi. Durrieu, ziyareti koğuşta gerçekleştirmek istedi, ancak iznin o şekilde alınmadığı gerekçesiyle açık görüş salonunda konuştuk. Fransızca çevirmen tanıdık geldi. Yanılmamışım, Yiğit Bener. Bir an babası Erhan Bener geldi gözümün önüne, o güler yüzüyle. Durrieu, bütün kimliklerinden öte tam bir insan gibi dinledi, olayı anlamaya çalıştı. Kendisine duygularımı ifade etmekten çok, rakamlarla ve somut olgularla karşı karşıya olduğum “yargılamayı” anlattım. Hayretler içinde kaldı. 20 Haziran’da Hürriyet Daily News’te İpek Yezdani’ye verdiği röportajı okudum. Adalet sisteminin işleyişine dair ciddi bir sorun olduğunu, bunu anlamaya çalıştığını vurguluyor. Silivri’deki haksızlığı, hukuksuzluğu içeride dışarıda her yerde, herkese anlatmak, adalet arayışının en önemli unsuru haline geldi. Yukarıda sözünü ettiğim çabanın, girişimin özü bu. Çünkü iktidar ve yargı katlarında hukuk yolları tükendi. ‘Sıfır delille cezaevinde’ Gök: İzaha muhtaç İki örgüt birlikte saldırdı Ⅵ TUNCELİ (Cumhuriyet) Tunceli’nin Hozat ile Çemişgezek ilçeleri arasında bulunan Yenibaş Jandarma Karakolu’na, dün saat 15.00 sıralarında PKK ve TİKKO’lu teröristler ortak saldırı düzenlendi. Karakola iki ayrı noktadan sızma girişiminde bulunan teröristler, iki ayrı nöbetçi kulübesi ve karakol nizamiyesine uzun namlulu silahlarla yoğun şekilde ateş açtı. Bunun üzerine Jandarma Özel Harekât Timleri anında karşılık verdi ve operasyon başlatıldı. Ⅵ İstanbul Haber Servisi KCK operasyonları kapsamında, “avukat dalgasında” tutuklanan eski DEP Milletvekili Mahmut Alınak’ın oğlu ve avukatı Halit Sinan Alınak, “iddianamenin reddedilmesi” talebiyle İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sundu. Avukat Alınak, “8 aydır tutuklu bulunan babam ve müvekkilim ‘sıfır delille’ cezaevinde tutulmaktadır” dedi. Ⅵ ELAZIĞ (AA) Elazığ Doğukent Mahallesi’nde komşu olan ailelerin çocukları arasında başlayan tartışma, ailelerin de devreye girmesiyle kavgaya dönüştü. Olayda silahla ateş açılması sonucu, Rahmi Ayaz (27) öldü. Yaralanan İzzet Ayaz, Ramazan Ayaz ve Recep Ören ise tedavi altına alındı. Kavganın ardından yaralılardan birinin kaldırıldığı hastaneye silahla girmeye çalışan R.A. ve 3 kişi gözaltına alındı. Çocuklar tartıştı, aileleri çatıştı: 1 ölü C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog