Bugünden 1930'a 5,418,095 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

24 HAZİRAN 2012 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 slında Ergenekon davası, hem duruşması hem A soruşturmalarıyla ordunun içindeki bir kısım yönetici grubun desteklediği, sessiz kalarak ve hukuksuzluklara “Olur böyle vakalar” diyerek “kontrollü serbestlik tanıdığı” siyasal bir süreç. Bu siyasal süreç hukukiymiş gibi yapan asker elitler; siyasetin hoyratça kendilerine uzanmasına neden olan taktik hatalarının bedelini, canavara kollarını, hatta gövdelerini kaptırarak ödediler. O elitlerin bir kısmı da içerde. Diğerleri de tutuklanacak. Onları Ergenekon için ikna eden Amerika, İngiltere ve diğer NATO ülkeleri ne yazık ki imdat çağrılarını duymuyor. Üstelik hukuksuzluk belgeli, sahtecilik delilliyken. Askeri güç, oyunda kaybettiğini, kandırıldığını anladı. Geç ve güç olan bir kavrayış oldu. Bundan sonrası dönemsel gelişmeler ve AKP’nin orduyla ilişkisindeki amaçlarına göre şekillenecek. Ancak yaşananların Türkiye’ye daha ulusal ve oturmuş bir ordu yapısı armağan etme olasılığı yüksek. Acı en iyi öğretmen ya! Asker, yığınakta yaptığı siyasal hatanın sonuçlarını görüp ders de çıkarabilir. Ne de olsa hâlâ siyasal İslamcı güç karşısındaki denge olarak görülüyor halkın önemli bir kesimince. Bu denge nasıl evrilecek, göreceğiz. Ergenekon, Balyoz gibi davaların sonucu bu dönüşümden doğrudan etkilenecek. Çünkü politik davalar süreç gücünü Türkiye’nin bugünkü iç mücadelesinden alıyor. Karşıdevrimci güç etkili değil toplum kabuğuna kaçtı. Liderleri tutuklandı. Başsız ve lidersiz kitleler amaçsızlığa itildiler. Hepsi önceden hesaplanmış. Plan işliyor. (...) ૽૽૽ Dava yerine oyun diyorum artık. Ergenekon oyunu! Bu oyunda yaşanan iç savaş, kaybeden ise Türkiye olacak. Ergenekon adlı oyunda; avukat sanık, madalyalı kahramanlar hain, yurtseverler faşist, özgürlük ve adalet isteyenler devlet düşmanı, muhalefet ederek yozlaşan düzeni değiştirmeye çalışanlar darbeci sayılıyor. Dava bu anlamda trajik. Bu metaforik bir algı değil. Bu nedenle oyun olsa tıpkı dava gibi “fantezi ile gerçek” arasında bir algıya neden olurdu. Gerçek olamayacak kadar gerçek, fantezi olamayacak kadar fantezi: Ergenekon davası! (...) Dava, Türkiye için değil, aynı durumdaki bütün ülkeler için bir prototip. Hukuk yoluyla elimine etmek. Öldüremeyince (çünkü öldürülen daha güçlü oluyor) bu yolla ortadan kaldırıyorlar. Ülkü Ocakları üyesi sanığa soruyorlar: “Solcularla birlikte olur musun?” Yanıt: “İşim olmaz.” Arkasında ben dahil bütün devrimci, solcu görüşte olanlar hep beraber oturuyoruz. Bu çuvalda kimin kiminle işi olur ki? Hiç. Ama hep beraber sanığız. 12 Eylülcü faşist idare “karıştır barıştır” diye insanları asimile ediyordu. Ergenekoncu siyaset “karıştır kirlet” formülünü uyguluyor.* * Anne Hiç Canım Acımadı/Tuncay Özkan, Cumhuriyet Kitapları, 2012 “Yapılması gerekeni yapmayanlar, yapmam ak gerekeni yapanlar kada r haksızdır.” MARCUS AURELİUS Anne Hiç Canım Acımadı… ama zengin. Müthiş bir satınalma gücü var. Bu üstünlük, süreci lehlerine çeviriyor. ૽૽૽ Türkiye’de hiç kimse İngiliz gazeteci Gareth Jenkins kadar olamadı. İddianameyi açıp okuyup yorumlamadı. Yazık oldu. Siyasi partiler, barolar, sivil toplum kuruluşları, bağımsız hukukçulara bunu yaptırıp raporlasalardı, hukuk daha baştan bu denli yoldan çıkartılamazdı. Aslında askersivil bürokrasi siyasetin dış destekli yeni anlaşmalarına karşı “hukukuma dokunma” diyebilseydi, “Ergenekon” yani Türk hukukunun “Kerbela’sı” yaşanmazdı. Düşünün ki davanın dördüncü yılında mahkemenin başkanı “Ergenekon ilişkili” diye sürgün edildi. Ayrıca Beşiktaş Adliyesi’nde Ergenekon ve Balyoz davalarına “kim” tahliye istediyse sürüldü. Ama toplumdan “gık” çıkmadı. Sivil toplum örgütleri cılız tepkiler göstermenin ötesine geçemediler. Neden? Davayı haklı buluyorlar da ondan mı? Çoruh Vadisi Sırtlarından ilivri’de dört yıldır hükümsüz tutuklu S Tuncay Özkan’ın, el İçinde “hukuk”, “şiddet”, “bomba”, “ölüm”, “din”, “iman” gibi sözcüklerin geçmediği bu yazıyı Çoruh Vadisi sırtlarında yazıyorum. Karşımda tepelerinden kar kalkmamış dağlar sıralanıyor, aşağıda Çoruh Irmağı upuzun bir yılan kıvraklığıyla akıyor. “Sessizliğin sesini dinlemek” derler ya, burası işte o sesin dinlendiği yer. “Orada ne işin var” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ressam Prof. Hüsamettin Koçan’ın öncülüğüyle kurulan, Bayburt’a 45 km uzaklıktaki Baksı Kültür Sanat Vakfı – Baksı Müzesi’ndeyim. Vakıf da, müze de adını yaklaşık 10 dakikalık yürüme mesafesindeki Baksı (yeni adıyla Bayraktar) köyünden alıyor. Orası Hüsamettin Hoca’nın köyü; çok çocuklu, yoksul bir ailenin evladı olarak orada doğmuş, çocukluğunu da orada geçirmiş. Sonra ver elini İstanbul. Öğrencilik yıllarından başlayarak uğraş didin, çalış çabala, ülkemizin en önde gelen sanatçıları arasına girmiş. Hüsamettin Koçan hocalığının yanı sıra bir dönem Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin başkanlığını yaptı; çeşitli sosyal sorumluluk projelerine omuz verdi; TÜYAP’ın düzenlediği İstanbul Sanat Fuarı’nın (Artİst) hayata geçmesinde de büyük emekleri vardır. Baksı Müzesi’nde, önde gelen sanatçıların yapıtlarından oluşan bir çağdaş sanat koleksiyonu ile geniş bir halk resimleri koleksiyonu ve yerel el sanatlarını yansıtan özgün örnekler yer alıyor. Müze, sanatçı ve araştırmacılar için geleneksel sanatlarla çağdaş sanatı buluşturan özgün bir kültürel etkileşim merkezi yaratmayı, yoğun göç nedeniyle Bayburt’un parçalanmış kültürel ortamına yeniden hayat verebilmeyi, kültürel belleğin sürdürülebilirliğine katkıda bulunmayı amaçlıyor. ૽૽૽ Burada bulunuşumun nedeni ise bugün (cumartesi) açılacak olan, tasarımını Faruk Malhan’ın yaptığı, moda bölümünü Arzu Kaprol’un, yemek kültürü bölümünü Engin Akın’ın, sanat bölümünü ise Fırat Arapoğlu, Mürteza Fidan ve Kurucu Koçanoğlu üçlüsünün hazırladığı “Mesafe ve Temas” sergisi. Baksı Müzesi’nin ve “Mesafe ve Temas”ın, tasarım odaklı yeni bir üretim anlayışını yaygınlaştırmada önemli rol oynayacağını düşündüğünü belirten Hüsamettin Koçan, bu tür etkinliklerin çoğalmasıyla “doğduğu toprakları terk etme” geleneğinin yok olacağına inandığını söylüyor. Koçan, tasarım, moda ve lezzet ekseninde oluşan serginin Bayburt için önemli sonuçları olacağına inanıyor. Ona göre, “Her üç tema da Bayburt’un birikimlerini kullanacak. Bu birikimin kentin istihdamına yöneldiğini görmek de serginin amacı. Mesafe ve Temas, Baksı Kültür ve Sanat Vakfı’nın gelenek ve gelecek bağını güçlendirmek ve yöreden göçe son vermeye katkıda bulunmak olan misyonunu gerçekleştirmek açısından önemli bir adım.” ૽૽૽ Serginin sanatsal bölümünü hazırlayan Arapoğlu, Fidan ve Koçanoğlu üçlüsünün belgisi ise “Mesafeyi buluşmaya dönüştürebilmek”. Bir durum saptaması yapıyorlar: “Bölge yoğun göç veren, geleneklerin giderek yok olduğu, çağımıza ilişkin kültür, sanat gibi değerlerin ve ekonomik üretim birimlerinin yeterince temsil edilmediği bir yapıya sahip. Bu noktada işsizlik oranlarındaki sayısal veriler de geçerli sayılmamakta, zira o bölge insanı bulunduğu köyde ya da kentte iş aramak yerine büyük kentlere yönelmekte ve bölgedeki göç arayışları, o bölgenin nitelikli üretim gizilgücü ile birlikte terk edilmesine neden olmaktadır. Kadın açısından geleneksel yapı korunmakta, kadının köyde, kentte ya da evdeki konumu değişmemektedir.” Bu düşüncelerden yola çıkarak çizmişler serginin sanatsal çerçevesini. Salt estetik nesneler üzerinden değil, tanış olma, deyim yerindeyse bir “komşuluk” durumu yaratmak istiyorlar. Deneyim, beceri ve ustalığın çıktısı olan zanaatla, deneyim, yaratıcı yetenek ve hayal gücü içeren sanat arasındaki sınırları eritmeyi düşünüyorlar. Mesafe ve Sanat Sergisi bir yıl boyunca açık kalacak. Görmeye ve desteklemeye değer bir etkinlik, aynı zamanda da geniş kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesi. Fotoğraf: TUNCAY ÖZKAN Hayır! Davayı haksız bulduklarını söylüyorlar. Süreci ve uygulamaları eleştiriyorlar. Sorun ne o zaman? Organize olamıyorlar, birlikte hareket edemiyorlar, korkuyorlar. Sessizlik o denli ağır ki; onun altından başlarını uzatamıyor, haklılıklarını ve düşüncelerini haykıramıyorlar. Korku hukuk eliyle gelince, yazısıyla yazdığı son kitap, “Anne Hiç Canım Acımadı”, okuyanların içini acıtan bir önsözle başlıyor. Yandaki alıntıda gördüğünüz gibi aydın bir Türkiye, özgür bir halk için mücadele eden soylu yüreklerin çapulcu yerine konulup, çapulcularla birlikte yargılandığı davaların nedenini, niçinini açıklıyor, Büyük Plan’ın temeline iniyor. Ama her şeyden önce, çocuklarını ısıtmak için odun keserken parmağını koparan bir annenin cesaretine yazılmış bir teşekkür mektubu, Tuncay’ın kitabı. O kutsal anne ki, yavrularını yetiştirmek için yaptığı fedakârlıklar yetmemiş, bugün hapishane kapılarında oğul bekliyor. İnsan olanın ve hâlâ vicdan taşıyanların içini titreten, ama bilinçlendiren bir çığlık, “Anne Hiç Canım Acımadı”. Okumanız ve okutmanız, o çığlığa verebileceğiniz yankı, en güzel destek. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK ‘ G ’ N O K T A S I behicak@yahoo.com.tr AVM’lerin‘DepremRaporu’ Bugün pazar... Kim bilir kaç yüz bin kişi, belki de milyonlar, eskisi gibi deniz kıyılarına, plajlara, “mesire yerleri”ne gitmek yerine, kısaca AVM denen “alışveriş merkezleri”ni dolduracaklar. Kentin tarihten gelen çarşıları ile geleneksel pazar yerlerinde “insan insana” alışveriş yapmayı çoktan unutan sözde “modern yaşam” heveslileri, reyonların önünde elde arabayla dolaşıp ceplerinde ve kredi kartlarında ne varsa tüketmeyi “tatili değerlendirmek” kabul edecekler. Yine tarihi çarşılarımız ile geleneksel pazarlarımıza tatil günü açma yasağı getiren, ama AVM’lerin gece yarılarına kadar açık kalabilmeleri için her türlü yasal güvenceyi sağlayan sözde “muhafaza”kâr siyasetçilerimiz de yarattıkları deli dolu kalabalığa bakıp diyecekler ki: “Halkımızın geliri iyi, keyifler yerinde, yaşasın alışveriş dünyası..” ne diyor: “Afetlerden sonra ‘yara sarmak yerine’ afetlerden önce ‘tedbir almak’ amacıyla hareket eden AFAM’ın genel koordinatörü Yrd. Doç Dr. Kubilay Kaptan ve ekibinin yaptığı araştırma önemli bir gerçeği ortaya çıkardı. Büyükşehirlerimiz başta olmak üzere hızla yaygınlaşan ‘AVM bağlılığı toplumu tehdit eden bir tehlike’ye dönüşebilir.” Neden mi? Asla tahmin edemezsiniz; devamını okuyalım: “Binlerce insanın aynı anda alışveriş ve yaşam merkezlerinde zaman geçiriyor olması, olası bir doğal afette büyük bir felakete dönüşebilir. Yapılan araştırmalar, özellikle İstanbul’da bulunan AVM’lerde gerçekleşebilecek yangın, deprem, sel gibi doğal felaketlerde ‘yeterli hazırlığın ve teknik donanımın olmadığı’nı ortaya koyuyor.” Uzun ve ayrıntılı raporun izleyen bir paragrafını daha aktarayım: “Yapıların proje aşamasından itibaren güvenlik konusunda yeterince donanımlı olmadığı ve bir felaket karşısında ‘tahliye’ sırasında bile yapılması gerekenler için ‘personelin yeterince eğitimli olmadığı’ belirlenmiştir.” Yetkilileri uyaran AFAM, bir an önce gerekTehlikenin farkında mıyız? li önlemlerin alınması gerektiğini ve oluşacak Bizler ise “Ey bre gafiller” önemli durumlarda insanların diye başlayıp “bakın şu hayrahat ve güvenli şekilde tahliye edilebilmesinin sağlanması ran olduğunuz AB’de bile artık AVM’ler kent dışına çıgerektiğini de belirtiyor. karılıyor” diye süren feryat fiİstanbul genelinde sade gan seslenişimizde yine yalbirkaç AVM’nin gereken özelnız kalacağız. liklere sahip olduğunu belirlemiş. Yaygın eksikliklerin bazıKolomb Amerika’ya vardığında yüz yaşında olan Kapaları bakın neler: lıçarşı’mızda açılan “Anadolu Dolap, kitaplık ve rafların Çarşılarından Fotoğraf Seryapısal destekle tehlikesiz gisi”ni bile merak edip görehale getirildiği AVM sayısı sanimiz acaba kaç kişidir? dece 3; tedbir alınmayan AVM sayısı ise 48. esur bir araştırma Binaların planları doğal felaketlere göre tasarlanmaİşte bu duygularla, AVM’lemış. rin çoğalan değil “terk” edil Yukarı doğru açılan kapımeleri gereken sömürü hanlarda düşmeyi önleyecek gügarları olduğunu kim bilir kaç venlik sistemi sadece 1 kez yazmış bir mimar olarak, AVM’de bulunurken, 50’sinokuduğum bilimsel bir çalışde böyle bir sistem yok! manın haberi karşısında şap 11 AVM’de yangın sönkam olsaydı havaya fırlatadürme donanımlarının önüncaktım. de engel bulunmakta iken 40 2010’da YÖK onayıyla kuAVM’de bulunmamakta… rulan “İstanbul Aydın ÜniNe diyelim? Siyasetçiler versitesi Afet Eğitim Uyguhâlâ AVM açılışlarını gösterilama ve Araştırma Merkezi” ye dönüştürmeye devam (AFAM), sadece ve sadece edebilirler; ama bizlerin hiç bilimin ışığında çalışan bir mi aklı yok? akademik kurum olarak bakın ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 HARBİ SEMİH POROY C UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1/ “Kanlı basur” 1 da denilen bulaşıcı bir hastalık. 2/ 2 Arap abecesinin ilk 3 harfi... Bir nesne 4 nin uzayda kapla5 dığı yer. 3/ Romatizma ağrısı... Nar 6 çiçeği renginde bir 7 süs taşı. 4/ Köpek... 8 Sporda kuraldışı harekete verilen ad. 9 5/ Devlet hazinesi... Ku 1 2 3 4 5 6 7 8 9 ran’da bir sure. 6/ May 1 GÜMGÜM S İ hoş bir meyve... Tuzağa 2 Ö R Ü S A B U K düşürülen şey. 7/ “Hiç 3 Z E T A R UM İ şaşmayan saat gibi işler 4EMA R E T O R durur ” (Y. K. Beyat5 T İ İ S O T C lı)... Suyosunu. 8/ Anla6 M A N A L O J İ ma yeteneği... Götürü bir 7 E Ş K T O P İ K iş için ödenen ücret. 9/ İstemli hareketlerde azal 8 N E M İ S A L ma, kaslarda sertlik ve tit 9 Ş A İ R N E M remeyle kendini gösteren hastalık. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Gerçek anlamının dışında bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz... Laos’un para birimi. 2/ Mesaj... Üye. 3/ Argoda karnı aç ya da parasız kimseye verilen ad... Radyo dalgalarının yankısını alarak cisimlerin yerini ve uzaklığını saptayan aygıt. 4/ Bağışlama... Deniz teknelerini karaya çekmek için bunların altına sürülen yuvarlak ağaç. 5/ Galyum elementinin simgesi... Şarkı, türkü. 6/ Marmaris ilçesinde, doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy... Tarla sınırı. 7/ Başlangıcı olmayan, öncesiz... Dingil. 8/ Nâzım Hikmet’in soyadı... Güreşte bir oyun. 9/ Üstü kapalı olarak anlatma... Duvarda suyun geçmesine yarayan delik ya da üstü kapalı suyolu. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog