Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 20 HAZİRAN 2012 ÇARŞAMBA kultur@cumhuriyet.com.tr 14 İKSV’NİN 40. YILINA ÖZEL BİR DÜNYA PRÖMİYERİ HALİÇ CAMİALTI TERSANESİ’NDE KÜLTÜR Orhan Veli’nin Öyküleri Yapı Kredi Yayınları, Orhan Veli’nin daha önce çeşitli düzyazı kitaplarının içinde basılan altı öyküsüyle William Saroyan’dan bir çeviri öyküsünü ayrı bir kitap olarak Hoşgör Köftecisi adıyla yayımladı. Belki sizler de sevdiğiniz şairlerin düzyazılarını da merak edip okuyorsunuzdur. Gerçek edebiyat öyle bir şey ki yeniden yeniden okuduğunuzda, ben bunu okumuştum dedirtmez. İçindeki edebiyat tadı sizi sayfaların içine çekiverir. İşte Orhan Veli’nin bu altı öyküsü de böylesi yapıtlardan. Diliyle, dünyasıyla okurunu içine çeken yapıtlardan. Kitaba adını veren ilk öykü, “Size bu yazımda üç masalı bir balıkçı meyhanesinde gördüğüm bir dünyadan bahsedeceğim” cümlesiyle başlıyor. Sonra da dil tadıyla yaşama sevincinin birbirine karıştığı, sıradan olmakla olağanüstü olmayı aynı anda başaran cümlelerle anlatıyor öyküsünü. Sıra son cümleye geldiğinde ise patlatıyor sloganını: “Güzel bir dünyada yaşamak istiyorsanız siz de öyle bir meyhane bulunuz.” Günümüzde bulunabilir mi böylesi yerler bilmiyorum. Şimdilerde kolay para kazananların yorucu bir gürültüyle güçlerini saçtıkları yerlere dönüştü masalar. En son Selahattin Hilav vardı, böyle kıyıda köşede kalmış ucuz meyhaneler bulup oralarda oturmayı seven. Ama olsun, hayatta kalmasa bile işte Orhan Veli bizlere anlatıyor böylesi güzellikleri. “Öğleden Sonra” adlı öyküde Üsküdar sahilinde, öyküde geçen sözcüklerle söylersek, “Feleklerin üzerine renk renk kayıklar”ın dizili olduğu, kayıklardan içi balık dolu “çavalye”lerin kıyıya uzatıldığı, “karşıda pırıl pırıl parlayan Beşiktaş sırtları. O sırtlarla aramızda masmavi bir Boğaz parçası”nın olduğu kıyıda yaşananlar anlatılıyor. Boğaz balıkçılarının yaşama sevinciyle dolu hayatları... “Aşk, insanı güzelleştirirmiş. Orasını bilmem; ama iş güzelleştiriyor” denilerek gönül yakınlığı duyulan lokantacının kambur çalışanı Ayşe... İyi ki Orhan Veli gibi edebiyatçılarımız var. Bizlere yalnız edebiyatın değil, hayatın da nasıl güzel olması gerektiğini öğreten edebiyatçılarımız... ૽૽૽ Orhan Veli’nin ya da Nâzım Hikmet’in ölümlerinden sonra derlenen böylesi kitaplarını okurken aklıma hep Asım Bezirci gelir. Ufak tefek oluşu yanında tükenmez bir enerjiyle durmadan çalışması nedeniyle yayın dünyasında Atom Karınca denirdi ona. Bu ürünleri ortaya çıkarabilmek için internetin, tarama cihazlarının olmadığı yetmişli ve seksenli yıllarda devlet kitaplıklarında eski gazete arşivlerini bulup, onlardan fotokopi yoluyla, kimi zaman eliyle yazarak gün yüzüne çıkarmıştı bu yapıtları. 1993’teki Sivas toplukıyımında öldürülenlerden biriydi Asım Bezirci. Hakkı nasıl ödenir bilmiyorum. Böylesi kitaplar basılırken bir köşesine, onun emeğine bir saygı cümlesiyle teşekkür mü edilir, bir yere heykeli mi dikilir, bir caddeye adı mı verilir, bilmiyorum. Ama siz okurlar onun bin bir emekle ortaya çıkardığı, yoktan var ettiği kitapları okurken onu anmayı unutmayın olur mu? Sihirli kent İstanbul SİBEL ÇORBACIOĞLU İstanbul trafiği kilitlenmiş olabilir, ama biz yine yollardayız... İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın (İKSV) 40. yılı kutlamaları için, dünyaca ünlü Katalan topluluk La Fura dels Baus’a özel olarak sipariş edilen “İstanbul İstanbul”un tanıtım toplantısı için Haliç Camialtı Tersanesi’ne meşakkatli bir yolculuk yapıyoruz. Buna değer, çünkü yarın ve 22 Haziran’da Haliç’in bu büyülü mekânında İstanbul’u ve İKSV’nin 40 yıllık yolculuğunu anlatan iki özel gösteri bizleri bekliyor. Önce tersanenin sessiz yolu, sonrasında gösterinin ritmik müziği karşılıyor bizi. Devasa vinçler, kocaman bir kadın heykeli, konteynırlar ve onlarca gönüllünün arasından sıyrılarak La Fura dels Baus’un sanat yönetmenleri Alex Olle ve Carlus Padrissa’yla tanışıyoruz. İlk kez 1998’de İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahneledikleri “F@aust Sürüm 3.0” gösterisiyle İstanbul’la tanışan topluluğun sanat yönetmenlerinden Olle, ilk gösteriyle bu yeni gösterinin arasında pek çok fark olduğunu söylüyor. İlk gösterilerinde kendi kumpanyalarıyla geldiklerini anlatıyor; “Bu kez İstanbul’dan 100’den fazla sanatçı, dansçı ve akrobat ile birlikte çalıştık, bu da çok büyük bir etkileşim sağladı” diyor. Peki İstanbul ona neler çağrıştırıyor? “Bir kentin insanlarını tanımak, o kenti tanımaktır” diyerek gösterinin mekânını kendilerinin seçtiğini söylüyor. “Mekânın bir liman oluşu, sahip olduğu güzel manzara ve sanayi unsurları çok önemli. Kent içinde kullanılmayan bu gibi alanların kültürel anlamda yeniden kullanılması gösteriye bir sihir unsuru ekliyor” diyor. Bu esnada İKSV Genel Müdürü Görgün Taner’in deyimiyle “dünyanın en geciken” basın toplantısı başlıyor. İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Dikmen Gürün’ün de konuşmacı olarak katıldığı toplantıda, gösteriyle ilgili ayrıntılar paylaşılıyor. Topluluğun diğer sanat yönetmeni Padrissa, gösterinin ilham kaynaklarını sıralıyor... Gösteride İstanbul’u yansıtan ilk unsur, İKSV’nin simgesi olan dört lale motifi. Ne de olsa ekip, bu gösteriyle 40. yılını kutlayan İKSV’nin temsil ettiği yaratıcılığı ve kültür etkileşimini aktarmaya çalışıyor. Padrissa ayrıca bu motifi La Fura dels Baus’un kalıcı bir parçası haline getireceklerini de söylüyor. 9 metre yüksekliğindeki Kibele heykeli ise Anadolu’yu temsil ediyor. stanbul, İstanbul’dan notlar La Fura dels Baus’un 40. yıl için özel olarak hazırladığı gösterinin prömiyerinin yapılacağı 21 Haziran tarihi rastgele bir gün değil. 21 Haziran 1973’te düzenlenen ilk İstanbul Festivali’yle aynı günᮣ Devasa vinçler, Süleymaniye de, tam da 40. yıl kutlanıyor. Cami’sine selam veren kocaman Tüm dünyada açık havada kadın heykeli, gökyüzüne uzanan yaptıkları gösterileri gittikleri ülkelerden ekip ve gönüllü genç‘insan kulesi’, rüzgâra karışan lerle gerçekleştiren La Fura dels Orhan Veli şiirleri... La Fura dels Baus, İstanbul’daki bu olağanüstü performansı, 250 başvuru Baus’un sanat yönetmenlerinden Alex Olle, İstanbul’u ve İKSV’nin arasından seçilen 80 gönüllü dansçı ve oyuncu ile gerçek40 yıllık yolculuğunu anlattıkları leştirecek. Tüm performanslar “İstanbul İstanbul” gösterisi için için alanda 10 metrelik üç issihirli bir mekân bulduklarını kele ve 80 ile 160 tonluk iki söylüyor ve ekliyor “Bir kentin vinç bulunacak. insanlarını tanımak, o kenti İstanbul’u ve İKSV’nin 40 yıllık zatanımaktır.” man sürecindeki yolculuğunu kendi diliyle anlatacak topluluğun bu özel gösterisinde kocaman bir top içinde gökyüzünde salınan oyuncular, Haliç’e tepeden bakan bir uçan at ve La Fura dels Baus ile özdeşleşen, 60 kişinin birbirine iplerle bağlı olduğu “İnsan Kulesi” de var. Gösteri sırasında, dev Kibele maketine tiyatro sanatçısı Tilbe Saran’ın yüzü yansıtılacak ve Saran’ın sesinden, Orhan Veli ve Nâzım Hikmet şiirleri dinlenecek. Dev bir kum saatinin ve dört vincin üzerinde yer alan, İKSV’nin de logosunu oluşturan lale kostumlü dansçılar Ayrin Ersöz’ün hazırladığı özel koreografilerle gösteri boyunca seyircilerle olacak. Sumru Ağıryürüyen’in de şarkılarıyla eşlik edeceği gösteride ayrıca İKSV Stüdyo ekibi Selçuk Metin ve Erman Pehlivan’ın hazırladığı İstanbul fotoğraflarından oluşan videolar da gösterilecek. ‘İ MGD AHMET KAYA ÖZEL ÖDÜLÜ ÜMİT YILMAZ’A VERİLDİ Ahmet Kaya için çifte gecikme MGD’ye göre ise bu bir “özür ödülü” değil. “Yüreğimizi buran bir hadisenin “Bu iş MGD’cileri rahatsız ediyordu. izini silmek arzusuyla” yola çıktıklarını Bunu hepimiz biliyorduk. O zamanlar söylüyorlar açıklamalarında. Ancak, haditam dik duramamışlardı.” Kalan Müsenin izini silme çabası için 13 yıl beklenzik’in sahibi Hasan Saltık’ın “bu iş” de meseydi keşke diye düşünmeden edemidiği malum, 1999’daki Magazin Gazeteyor insan. Bir “gecikme” de törende gercileri Derneği (MGD) çekleşiyor. Kalabalık muhabir topödül töreninde Ahmet luluğunun merakla beklediği tek an Kaya’ya “Kürtçe var, Ahmet Kaya Özel Ödülü’nün şarkı söyleyip, klip takdimi. Öyle ki aynı televizyon çekeceğim” dediği kanalının magazin servisi dışında için yaşatılanlar ve istihbarat, haber servislerinden mulinç girişimi... habirler var törende. Önceki gün 18. Beklemeye başlıyoruz... Basın MGD Ödül Töreni’ne ödülleri, sinema, dizi, müzik ödülNeşet Ertaş adına leri, bir de sahneye çıkan grupların ödül almak için gelen konseriyle gece saat 00.30’a geliSaltık, “O gece ucuz yor. Gece bitmek bilmiyor. Konukmilliyetçilik yapanların çoğu mekândan ayrılıyor, halara ve Ahmet vuzbaşındaki masalar boşalıyor... Kaya’ya tavır gösteVe nihayet mekândaki dev ekranrenlere MGD de talarda 13 yıl önceki “o gecenin” gövır göstermeliydi” rüntüsü... Kaya’nın ödül alırken ‘Ahmet Kaya Özel diyor. MGD’nin karasöylediği cümleler duyuluyor. Ödülü’ Ümit Yılmaz’ın. rı ve Kaya’nın eşi Savaş Ay ödülü Kaya’nın bağlaGülten Kaya’nın izmacısı ve orkestra şefi Ümit Yılniyle önceki gün Ümit Yılmaz’a verilen maz ’a takdim ediyor. Konukların mekân“Ahmet Kaya Özel Ödülü” için ise dan ayrılmasına dikkat çeken Ay, trajiko“Geç kalınmış bir karar ama yine de mik bir espri yapıyor: Hiç olmazsa çatal, iyi bir karar” yorumunu yapıyor. bıçak tabağın yanında kaldı”. Ardından AYŞEGÜL ÖZBEK ᮣ Ödül ne zaman verilecek diye sabırsızlıkla bekliyoruz. Gece yarısından sonra, mekânın yarısı boşaldığında ‘o gecenin’ görüntüleri yansıtılıyor ekranlara. Ve ödül nihayet Ümit Yılmaz’a takdim ediliyor. ‘Hadisenin izini silme’ hamlesi 13 yıl bekledikten sonra da çok kolay gelmedi. ‘Tek seçenek özerk, özgür tiyatro’ DT oyuncuları, DETİS aracılığıyla hazırlanmakta olan yasa taslağına ilişkin önerilerini sıraladı SELDA GÜNEYSU ‘Mavi Senfoni’ye beste Ⅵ Kültür Servisi Ressam Burhan Doğançay’ın 2.2 milyon liraya satılan ve yaşayan bir ressamın en yüksek fiyata satılan eseri unvanını elinde bulunduran “Mavi Senfoni” adlı eseri için Kamran İnce bir beste hazırladı. Eser, İstanbul Modern’de açılan “Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi” başlıklı sergi kapsamında izleyiciyle buluşuyor. Hüseyin Sermet’in icra edeceği eser, İstanbul Modern’de 28 Haziran’da dinlenebilecek. ödül almak için çıkan birkaç kişi de o geceye vurgu yapan birkaç söz söylüyor ve cılız alkışlar duyuluyor. Bu özel ödüle değer görülen Ümit Yılmaz’ın Ahmet Kaya ile yolu, 1993’de “Ahmet Ağabey’in Vapuru” isimli programa bağlamacı olarak katılmasıyla kesişiyor. “2000 yılındaki vefatına kadar albümlerinde, konserlerde bağlama çaldım ve orkestra şefliğini yaptım. Müzik yaşantımız, paylaşımımız bir yana ağabey kardeş, baba oğul gibiydik” diyor. Ödülün Ahmet Kaya’nın yaşatılması için verildiğini, kendisinin elçi olduğunu söyleyerek ekliyor: “Ailesi, ona inanmış insanlar için, bir de Ahmet Ağabey’in sazı için alıyorum bu ödülü.” Yılmaz, o dönem Kaya’nın yaşadıklarının yakın tanığı aynı zamanda. “Şöyle bir gerçek var ki tepki gösteren de göstermeyen de Ahmet Ağabey’i dinliyordu. O akşam tepki gösteren insanların bile bugün düşüncesi değişti” dese de Hasan Saltık’ın önerisi dikkate alınmalı: “Ahmet Kaya’nın yeni kuşaklara yeni baştan tanıtılması lazım. Çünkü sembol bir Ahmet Kaya yaratmaya çalışıyorlar. Gülten’e de söyleyeceğim, asıl şimdi Ahmet Kaya’nın çok iyi bir ‘Best of’ albümü çıkmalı”. Ve ekliyor: Ben Gülten’e yardım ederim...” C MY B C MY B ANKARA Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Tiyatroları özelleştiriyorum” açıklamasının ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca başlatılan yasa taslağı çalışmaları karşısında bugüne değin sessizliğini koruyan Devlet Tiyatrosu’na (DT) bağlı oyuncular, Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (DETİS) aracılığıyla yeni yasa taslağında yer alması gereken önerilerini sıraladılar. Oyunculara göre kuruma “sözleşmeli sanatkâr” alınması, Türkiye’de “tiyatro sanatının sonu” anlamını taşıyor. Bu nedenle bakanlığın hazırladığı taslakla ilgili “Sözleşmeli personel alımından vazgeçilmesi, sanatçıların özlük haklarının korunması gerektiği ve 5441 sayılı DT’nin tüzel kimliğini tanımlayan yasanın emri olarak bir tüzüğün çıkarılması gerektiği” görüşünü dile getiriyorlar. Devlet Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları Meslek Birliği (TOBAV), Kültür Sanat Sen ve Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği üyeleri ile birlikte geçen ay, bakanlıkta hazırlanan yasa taslağı çalışmaları kapsamında Bakan Ertuğrul Günay’ı ziyaret eden DETİS’in yasa taslağıyla ilgili hazırladığı ve oyuncuların “Tek seçenek, özerk, özgür tiyatro” diyerek eleştirdiği taslağa ilişkin önerileri şöyle: Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletinin ürünü olan 5441 sayılı yasa gerekçesiyle korunmalıdır. 1949 yılının koşullarına göre düzenlenmiş merkeziyetçi yönetim anlayışı, il tiyatro müdürlüklerine devredilmelidir. Tüm kurullarda seçilmiş temsilcilere ağırlık verilmelidir. Ücretlendirmeyle ilgili olarak, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’yla kurulan geçici bağlantı en kısa zamanda çıkartılacak özel yasa ile ortadan kaldırılmalıdır. Kurumda kadrosuz personel istihdamından vazgeçilerek, sözleşme sistemi ve işleyişi 5441 sayılı yasada yer alan haliyle uygulanmalıdır. Sanatçıların ve diğer personelin tüm özlük hakları korunmalı, ama ücretler ve emeklilikte günün koşullarına uygun bir iyileştirme yapılmalıdır. Kemal Sunal sergisi Ⅵ Kültür Servisi Kemal Sunal, CarrefourSA Ümraniye Alışveriş Merkezi’nde açılan bir sergi ile anılıyor. Kemal Sunal Kostümleri ve Film Afişleri Sergisi’nin açılışını eşi Gül Sunal ile kızı Ezo ve oğlu Ali Sunal gerçekleştirdi. ‘Leyla’nın Evi’ Fransızca yayımlandı Ⅵ Kültür Servisi Zülfü Livaneli’nin “Leyla’nın Evi” romanı Fransızca yayımlandı. Romanı, Gallimard adlı yayınevi Madeleine Zicavo’nun çevirisiyle sundu. Roman, Club de I’Actualite Litteraire tarafından “Ayın Büyük Romanı” seçildi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog