Bugünden 1930'a 5,453,013 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 19 HAZİRAN 2012 SALI 8 İstanbul B Edirne B Kocaeli B Çanakkale A İzmir A Manisa A Denizli A Zonguldak B Sinop B Samsun PB Trabzon B Giresun PB Ankara A 30 34 32 31 36 37 38 28 28 28 27 28 33 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars A A B A A A A A A A B B PB 32 30 28 37 36 32 36 38 34 35 29 24 24 Oslo Y Helsinki Y Stockholm B Londra B AmsterdamB Brüksel B Paris B Bonn Y Münih Y Berlin PB Budapeşte A Madrid Y Viyana B HABERLER 19 15 21 20 20 21 21 22 24 24 34 27 30 Belgrad Sofya Roma Atina Zürih Moskova Aşkabat Taşkent Baku Bişkek Tiflis Kahire Şam A A A A Y B Y A Y Y B A A 32 29 24 29 28 23 30 36 27 31 30 37 37 Ülkemiz genelinde yağış beklenmiyor. Kuzeydoğu kesimlerinin parçalı ve yer yer cok bulutlu, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Hava sıcaklığının mevsim normallerinde seyretmesi bekleniyor. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 19 Haziran GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada çözümünde el ele vermeye hazır. Bir de MHP’yi dörtlü ittifaka dahil edebilse Kılıçdaroğlu, tamam! Kürt ve terör sorunu bugün mü desem yarın mı, yoksa yarınlardan da yakın mı; çözümlenecek! Bu mantığa karşı çıkmak ne haddimize? AKP ile CHP uzlaştılar mı halkın yüzde 50 artı yüzde 26’sı; toplam yüzde 76’sını temsil etmiş olmayacaklar mı? MHP ve BDP oylarıyla katılım yüzde 90’larda! Hesap ortada! ૽૽૽ Sorunların çözümünde önkoşul Öcalan’ın İmralı’dan çıkıp, kendisine şöyle dayalı değil, konukları kabul edeceği, basınla söyleşeceği geniş salonları olan bir de konut tahsis edilmesi mi? O kolay! Dört parti ittifak etti mi dert değil diyorsa CHP Genel Başkanı; dert değildir. İmralı’ya yeşil ışık yandı demektir. Ya halk? 35 bin kişiyi öldürene bu sefa ne ola der mi? Dört parti, Abüziddin Bey’in borazanı mı? Adnan Menderes’in DP grubuna, hilafeti bile getirirsiniz diye seslendiği gibi; dört parti isterse Öcalan’ı eve, evden parlamentoya da taşıyabilir; halk demek Meclis’teki dört parti demek değil mi? Üstelik mantık da sağlam: Kim ki katiller katilinin eve çıkmasını istemiyorsa, elbette insan haklarını, herkese demokrasi ve herkese özgürlüğü savunan bir partiyi karşısında bulacak! ૽૽૽ İnsanlar ne diye sorsunlar bu memleketin halini? Güllük gülistanlık bir ülke işte. İnanmazsanız RTE’nin davetlisi olarak Meksika’ya giden Akşam Genel Yayın Müdürü İsmail Küçükkaya’nın dün yazdıklarını okuyun. Türkiye’de siyaset, ekonomi, sosyal yaşam öylesine dik duruyor ki uçakta bu konularda ülkenin durumunu irdeleyen kitap, dergi okuyan yok! Her şey tıkırında! Örneğin bizzat Küçükkaya ve Başbakan uçağına yeni yeni ısınan Fatih Altaylı; Brzezinski’nin Stratejik Vizyon kitabını, Başbakan uçağının devamlı konuklarından Enis Berberoğlu, Golden Ratio’nun İngilizce versiyonunu okuyormuş. Dikkati çeken ise Dışişleri Bakanı Davutoğlu. Başımıza yeni bir Osmanlı sorunu çıkarmaya hazırlanıyor galiba. Önünde bilgisayar, Osmanlı üzerine bir makale okuyor. Elinde de Osmanlı ve Balkanlar kitabı. RTE konuklarına “Acaba ekonomi büyüyor mu” diye sormuş. Küçükkaya, “Ekonominin büyüdüğü bir gerçek!” demiş ve F. Altaylı, “Büyüdüğü fark edilmese yüzde 50 oy getirir miydi” diye desteklemiş ve… …ve işte o an RTE’nin yüzünde güller açmış, Maliye Bakanı’na göz kırpmış. Bu olayı nasıl, gerçeği söylemek mi yalakalık diye mi yorumlarsınız? Takdir size kalmış! Bana sorarsanız, ülke medyası bu hallerde! ૽૽૽ Ülkeye dönmeme kararını takdirine kalmış diye yorumlamasına karşın Başbakan’a uçakta, Gülen’in sıraladığı gerekçeler için ne düşündüğü tabii sorulmadı. Gülen, 27 Mayıs’tan başlayarak 12 Mart, 12 Eylül’de hep asılmayı beklediğini, 1980’lerde davalık olduğunu, uzunca bir süre içeride yattığını, çok çektiğini ağlayarak neden anlattı acaba? Tarihsel bir süreci anımsatmak mıydı amacı? Amerika’yı ülkesine yeğlediği bir sırada 28 Şubat, emuhtıra… Değişen bir şey yok demeye getiriyor. Dönersem? Kafasında sorular, sorular… Hatta bir gazetede Gülen’in 28 Şubat’a sıraladığı övgüler nedeniyle soruşturma açılmasından korktuğunu yazdı. Korku, kaygı her neyse... Kendine özgü, gözyaşlarıyla desteklediği üslubuyla RTE’ye okkalı bir Osmanlı tokadı: “Gelmiyorum. Türkiye güvenli bir yer değil!” Gülen’in takdiri ile Türkiye’nin bir huzur, özgürlük, adalet adası olduğunu her fırsatta ilan eden RTE’nin takdiri birbirine ters düşüyor. Devlet içine yerleşmiş bir cemaatin lideri bile şayet Türkiye’de yaşamayı engelleyen kaygılar ve korkular içindeyse… …hesap edin Türkiye’de yaşamanın ne demek olduğunu. ૽૽૽ Artık ne olacak bu memleketin hali diye sormak takdirinize kalmış! “Türkiye kime kalacak?” sorusu insanların o kadar içine işliyor ki, Osman Ulagay’ın bu başlıktaki kitabı için yazdıklarıma çok sayıda okur mektubu aldım. Bu arada posta kutum dolduğu için iletilerin bir kısmı maalesef geri dönmüş. Elime ulaşanlardan bazılarını buraya aktarıyorum: “Merhaba Nilgün Hanım, kitabı ben de okudum” diye söze giren bir sevgili hanım okurum; “Ulagay sonunda bizim de bir şeyler yapabileceğimiz inancını kaybetmemiş, ancak nasıl?” diyor ve ekliyor: “Kitapta bu ‘nasıl’ yok ve en önemli nokta da bu! CHP ve onlarca kişiye seküler aklı ve bilimi destekleyen bilimsel ve felsefi sistemleri popülerleştirmek zorunda olduğumuzu yazdım. Dinle başa çıkmak çok zor. Bakın, bilimsel evrim teorisine bile dinsel bir versiyon oluşturup akıllı tasarım dediler. Dindarlar Batı’daki dinbilim tartışmalarının dini savunan cephesini o kadar iyi ithal ettiler ki, şimdi önemli üniversitelerde doçentleri, prof’ları var. Bizde ne var? Görüşlerimiz hep onların eleştirisi üstünden oluyor. Kaç kişi yeni ateizmi, Dawkins, Dennet, Harris, Grayling, Hitchens’ı biliyor? Maalesef bu isimleri de dindar kesim daha iyi biliyor. Ekimde ODTÜ, Evrim Ağacı First International Student Congress of Evolutionary Biology (Evrim Biyolojisi İlk Uluslararası Öğrenci Kongresi) yapıyor! Poster hazırlamışlar, çoğaltıp dağıtın diye... Kim biliyor? Neden bunu bir şölene dönüştüremiyoruz? Hadi yardımcı olun, oturup hayıflanmak yerine bir ucundan baş Okurlarla Baş Başa layalım. Biz ancak çok güçlü bir sivil inisiyatif ile onların karşısına çıkabiliriz. Sevgiler, N.Ö.” ‘Türkiye Türk Taliban’lara kalacak!’ “Tarih göstermiştir. Bir ülke lidersiz kaldığı zaman bu hale düşer” diye yazan T.M. Ormancıoğlu ise “Tayyip adını koymadı ama ben size söyleyeyim. (Türkiye) Türk Taliban’lara kalacak” diyor. Şükrü Kürkçüoğlu: “Türkiye’nin geleceğini belirleyen ve Ulagay’ın çok detaylı açıklamalarında gözetmediği en önemli etkenler USA, İsrail ve AB’nin Ortadoğu’da uygulamaya geçirdikleri stratejileridir” diye yazıyor ve özetle konuyu “USA ve AB’ye ters tutum izleyen, ‘hikâye’ sahibi bir RTE düşünülebilir mi”ye bağlıyor... “Sabahın köründe yazınızı okudum” diyen İlhan Turalı ise, değerlendirmemi “akademik” buluyor: “Adam her Allah’ın günü, bir kez de değil, kaç defa TV’de boy gösterip sokak ağzı ile konuşuyor ve kitleler ne dediğini anlıyor. Oysa akademik yazıların etkisi ne kadar oluyor? Aydın kişilerin kaybı burada. Biraz halka inilse hal kı aydınlatmada daha yararlı olmaz mı?” Tuba Canlı ise tam tersine; “Yazınızı okudum ve içim rahatladı” diyor; “İyi ki sizin gibi aydınlarımız da var… Yazılarınızı okurken çok şeyler öğreniyorum, bunun için teşekkürler. İyi geceler…” Tuba Hanım gibi tebrik yollayan tüm “Sağnak” okurlarına, buradan bu vesileyle gösterdikleri ilgi için toplu teşekkürlerimi iletiyorum… ‘Elbet sabah olacaktır’ Zamanlamasını mükemmel bulduğum diğer kitap, Hıfzı Topuz’un “Elbet Sabah Olacaktır”ı için Mukadder Özgeç okurumuz şu notları eklemiş: “Sevgili Nilgün Cerrahoğlu, hep olduğu gibi bu yazınızı da severek okudum. Sizin hem kitap hem de film önerilerinizi ayrıca ilgiyle izliyorum. Hıfzı Topuz’un Tevfik Fikret’i ele alan romanından söz ediyorsunuz. Tevfik Fikret’i ele almış, Hıfzı Topuz kadar geçmişe saygıyla eğilen, değer bilen bir yazarımız daha var: Orhan Karaveli. ‘Tevfik Fikret ve Hâluk Gerçeği’ adlı kitabını İlhan Selçuk sunuşuyla ve Mustafa Kemal’in ‘Ben inkılap ruhunu Fikret’ten aldım’ sözleriyle başlatır. Elbette Karaveli’yi biliyorsunuzdur ama tam yeri gelmişken anımsatmadan edemedim, dost olduklarını bildiğim bu iki yazarın iki kitabı, okurlardaki Tevfik Fikret algısını pekiştirecektir kuşkusuz. Sevgiler...” “Açılım” toplantısında pankart açan öğrencilere 8.5 yıl hapis cezası verilmesindeki “tuhaflık” kadar, içi bu denli aleni biçimde boşaltılan demokrasi sözcüğünün hiç sorgulanmamasının hafsala almaz riyakârlığına ve tuhaflığına değinen 9 Haziran tarihli yazım için Orhun Sinanoğlu da; “Günümüz TC’sini, özet olarak çok güzel tasvir ettiğiniz ‘Hangisi Tuhaf’ yazınız için çok teşekkür ederim” diyor. Sinanoğlu sözlerinin gerisini şöyle getiriyor: “Bu makalenizle, farkındalığı olan, çağdaş, ortalama bir Türk vatandaşının hislerine tercüman oldunuz. Aslında yazdıklarınızın her satırını hayatımızın her anında aklımıza getirmek insanı, hem özel yaşamında hem de iş hayatında, umutsuzluğa itiyor. En kötüsü ufukta hiçbir aydınlık emaresi belirmiyor. Çoğumuz bir kâbus içinde yaşadığımızı düşünerek, bunun gerçek olmadığını duymak ve bu akıl almaz süreçten uyanmak istiyoruz…” Konu sonunda dönüp dolaşıp hep “Türkiye kime kalacak?”a geliyor. Buraya almayı planladığım böyle daha çok mektup vardı... Ama yerim kalmadı. Gelecek yazıda devamını getirmek umuduyla, sizlerden gelen tüm iletilerin benim için daima çok değerli ve çok önemli olduğunu bilmenizi isterim. GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY CPT, Türkiye’deki cezaevlerine sürpriz ziyaretler gerçekleştirmeye hazırlanıyor Avrupa baskın yapacak UTKU ÇAKIRÖZER Yaşar Miraç’a saldırı İstanbul Haber Servisi Türk Dil Kurumu ve Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü sahibi şair Yaşar Miraç, Kuzguncuk’ta sıkışık trafiği yönlendiren bir kişinin saldırısına uğradı. Aracında yoğun trafikte beklerken trafiği Osman Koçan isimli birinin yönlendirdiğini anlatan Miraç, “Trafikte beklerken sürekli karşı şeride yol verilmesi üzerine, itiraz ettim. Neden sürekli karşı şeride yol verildiğini sordum. Bana ‘Kimse itiraz etmiyor, sen niye ediyorsun?’ diyerek saldırdı. Arabanın camından kaşıma yumruk attı. Arka kapıdan da biri girdi. Ve kafama tırmık ile vurdu. Fenalık geçirdim. 1.5 saat sonra tekrar bu adamın yanına gittim. ‘Ben size küfür etmedim, bir şey yapmadım neden bana saldırdınız?’ diye sordum. Bana, ben trafik polisi değilim, uzatma deyip tekrar saldırdı” diyerek olayı anlattı. Miraç, Koçan’dan şikayetçi oldu. ANKARA Avrupa Konseyi İşkencenin ve İnsanlıkdışı, Onurkırıcı Ceza ve Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) artan şikâyetler üzerine Türkiye’deki cezaevlerine olağandışı baskın ziyaret kararı aldı. Bu hafta Türkiye’ye geleceği öğrenilen CPT heyetinin, başta çocuk tutuklulara taciz uygulandığı iddiaları nedeniyle gündeme gelen Pozantı Cezaevi ile çocukların nakledildiği Sincan Cezaevi’ne ve ciddi sağlık sorunları olduğu belirtilen Ergenekon tutuklularının bulunduğu Silivri Cezaevi’ne baskın ziyaretler düzenlemesi bekleniyor. CPT’deki tek Türk üye Prof. Yakın Ertürk, “Gidilecek ülkenin kontenjanından seçildiğim için bana bilgi verilmez. Son dönem şikâyetlerdeki artıştan olağandışı bir ziyaret olabileceğini tahmin ediyordum. Geleceklerse ‘işkence’ sayılabilecek son gelişmeler nedeniyle Şanlıurfa Cezaevi’ne de mutlaka gitmeleri gerekir” dedi. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa Konseyi Sözleşmesi uyarınca, CPT heyetleri üye ülkelere 4 yılda bir rutin ziyaretler gerçekleştiriyor. Türkiye’ye rutin ziyaret gelecek yıl yapılacaktı. Ancak cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlülere insanlık dışı kötü muameleler yapıldığı yönünde uluslararası basına da yansıyan haberler ve komisyona ulaşan şikâyetler sonrasında CPT Türkiye için acil ve olağandışı bir “adhoc” heyet gönderme kararı aldı. Ziyaret bu hafta gerçekleşecek. Ziyaretten hükümet de haberdar edildi. Ancak heyetinin, hangi cezaevlerine gitmek istediği son ana kadar kimse tarafından bilinmeyecek. CPT’ye Türkiye kontenjanından seçilen Ertürk, gelecek heyetin 13 kişinin hayatını kaybettiği Şanlıurfa Cezaevi’ne de gitmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti: “Orada yaşananlar uluslararası yükümlülüklerimiz açısından çok talihsizlik. Oradaki durum ‘işkence’ tanımına varabilecek insanlık dışı standartta bir durum. Üstelik bu konuda hükümlü ve tutukluların şikâyetleri olmuş. Bu insanların bu kadar kötü koşullarda bırakılıyor olması hem Avrupa Konseyi hem de BM’nin İşkenceyi Önleme Sözleşmeleri’ne aykırı. ” AKPM RAPORTÖRÜ SİLİVRİ CEZAEVİ’NE GİTTİ C PT heyetinden önce Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Denetim Komisyonu Türkiye Raportörü Josette Durreu da Türkiye’ye geldi. Dün Silivri Cezaevi’ne giden Durreu bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, parti liderleri ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle bir araya gelecek. AKPM Sosyalist Kadın Grubu Başkanı CHP Milletvekili Gülsün Bilgehan, ziyaretini önemini şöyle aktardı: “İnsan hakları ihlalleri nedeniyle 1996’da denetim altına alınan Türkiye 2004’te denetimden çıkmıştı. Ancak o günden beri üç yılda bir denetimsonrası süreç devam ediyor. Denetim sonrası süreçten Türkiye’nin çıkabilmesi için bazı ev ödevlerini yapması gerekli. Ombudsmanlık, yeni anayasa, vicdani reddin kabul edilmesi ve seçim barajının indirilmesi bunlar arasında. Ancak şu anda endişe verici husus, 2004 yılında mevcut olmayan çok daha vahim insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya olmamız. Basın özgürlüğü kısıtlanıyor, tutuklu vekiller, belediye başkanları var. Kadın hakları konusunda geri gidiş yaşanıyor. Demokrasimizdeki sorunlar var oldukça bu tür denetimler ve raporlar da bitmeyecektir.” BALBAY VE HABERAL’A ZİYARET İstanbul Haber Servisi AKPM Türkiye Raportörü Josette Durrieu ve Denetim Komisyonu Sekreteri Sylvie Affholder dün Odatv duruşmasını izledikten sonra Silivri Cezaevi’ne geldi. Burada yaklaşık 6 saat boyunca CHP milletvekilleri Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, MHP milletvekili Engin Alan, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve eski Malatya Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu ile görüşen heyet, açıklama yapmadan cezaevinden ayrıldı. CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi, “Balbay kendilerine dijital verilerle nasıl oynandığını ve hukuka aykırı davranışları anlatmış. Heyetteki parlamenterler Balbay’ın açıklamalarını dikkatlice not alarak rapor haline getireceklerini söylemişler” dedi. SAĞLIK BAKANLIĞI 2015’E KADAR BELİRLEDİĞİ STRATEJİYİ DEĞİŞTİRİYOR Kürtaj planda yoktu SİNAN TARTANOĞLU ‘Sözleşmelere aykırı’ ANKARA Türk Ceza Yasası’nda değişiklik yaparak 10 haftalık kürtaj hakkını 8 haftaya düşürmeye hazırlanan Sağlık Bakanlığı’nın 20052015 yıllarını kapsayan eylem planında, kürtaj hakkının sınırlandırılması amacının yer almaması dikkat çekti. “Sağlık Sektörü İçin Ulusal Stratejiler ve Eylem Planı”nda “İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi” başlığı altında belirlenen ilkelerden birincisi, “Her birey çocuk sa hibi olup olmamaya karar verme, sahip olacağı çocuk sayısını ve çocukları arasındaki zaman aralıklarını özgürce ve üstlendiği sorumluluğun bilincinde olarak belirleme hakkına sahiptir” olarak ifade edildi. Her bireyin, cinsel sağlık hakları ve sorumlulukları ile ilgili cinsiyete duyarlı, önyargılardan uzak, yansız ve çoğulcu bir şekilde sunulan eğitime ve doğru bilgiye ulaşma hakkına sahip olduğunun ifade edildiği eylem planında, “Her birey cinsel sağlık ve üreme sağlığına ilişkin hizmetleri alma hakkına sahiptir” ifadeleri kullanıldı. Sağlık Bakanlığı’nın kürtajı yasaklamaya ya da sınırlamaya çalışmasını “stratejik plandan sapma” olarak değerlendiren CHP Milletvekili Levent Gök, “Bir ülkenin sağlık politikası günlük davranış biçimleriyle değiştirilemez. 10 yıllık planını günlük hesaplarla dönüştürmeye çalışan Sağlık Bakanlığı, sağlıksız ortamlarda yapılacak kürtajın da sorumlusu olacaktır” dedi. konuğumuzdu. Komisyon Başkanı AKP Çorum Milletvekili Murat Yıldırım, Çorum leblebisi tadında güler yüzlü bir kişi. Sorunları dinlerken hemen kestirme bir çözüm söyleyip işi bitirme havasında. Örneğin koğuşlara bilgisayar yasağından söz ederken, “Nâzım Hikmet’e 70 yıl önce daktilo verilmiş, bugün o bile yasak” dedim. Şu karşılığı verdi: “Bilgisayar mevzuatta yok diyorlar. Madem daktilo var, size daktilo verilsin...” “Daktilo şeridi piyasada kaldıysa olur” dedim. Komisyonun AKP’li üyeleri Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ, Kilis Milletvekili Ahmet Salih Dal, Ağrı Milletvekili Mehmet Kerim Yıldız daha çok dinlemeyi tercih ettiler. MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya ile BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü geçmişte uzun süre cezaevinde kalmış kişiler olarak arada bir karşılaştırma yaptılar. Yalnızlaştırma onların da yadırgadığı bir durum. Ayda bir açık görüşün onların zamanında ne kadar olduğunu sordum. En az yarım gün, bazen tam günmüş. Silivri’de sadece bir saat. Üç yıl önce 2 saatti, 15 ay önce 1 saat 15 dakikaya indi, bir yıl önce de 1 saat oldu. Komisyonun CHP’li üyesi Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, geçen dönemden beri cezaevleri gerçeği ve hukuksuz yargılamalarla ilgili yoğun çaba harcayan, sırf bu yüzden hedef haline getirilmeyi göze almış bir kişi. ૽૽૽ Heyetin geleceğini öğrendiğimde, öteki heyetler gibi cezaevinin ön bölümünde üst katta düzenlenmiş açık görüş salonlarında buluşacağımızı düşünmüştüm. Özel olarak görevlendirilmiş bir komisyon olduğu için koğuşlara geldiler. Benim kaldığım tecrit hücrelerinde 78 kişinin bir daire şeklinde kümelenerek oturabileceği bir genişlik yok. Demir kapıdan içeri girince, sordular: Nerede oturacağız? Yan yana sıralı 4 tecrit hücresinin önündeki 5 karo genişliğindeki koridoru geçip dış duvarı sonradan yapılmış bir kapısı havalandırmaya açılan 5. tecrit hücresine geldiler. Tabii tek sıra halinde. Başka türlü mümkün değil. Oradan havalandırmaya geçtiler. Burada plastik sandalye ve sehpalardan bir oturma düzeni kurduk. Havalandırma 5 adıma 14 adım genişliğinde, 7 metre kadar yükseklikte bir beton kutu. Üstü gökyüzüne açılıyor, altı ortasındaki demir ızgarayla kanalizasyona. Söze, “Size meslektaşlarım diyeceğim, hepimiz milletvekiliyiz” diye başladım. Malik Bey de hemen buna vurgu yaptı, “12 Haziran seçimlerinin yıldönümünde hâlâ tutuklusunuz” dedi. “Milli iradenin yeri Meclis olmalı” sözlerim “yorumsuz” geçildi. Cezaevinin kamuoyuna da yansıyan sorunlarının yanı sıra heyete aktardığım birkaç konuyu okurla da paylaşmak istiyorum. Satır başlarıyla şöyle: Son dönemdeki cezaevleri tek kaygıyla inşa edilmiş; güvenlik. Planlamada düşünülen kimi sosyal faaliyet alanları bu kaygı ile yok edilmiş. Bu koşullarda hapiste kalan kişi, özel olarak çaba harcamamışsa içeri girdiğinden daha kötü bir ruh haliyle dışarı çıkar. Cezaevlerinde bir uygulama standardı yok. Kimileri 23 kişilik tecrit hücrelerinde yalnızlaştırılırken kimileri de kapasitesinin üstünde kullanılan kalabalık koğuşlara konuyor. Yönetmelikte yer aldığı halde 3 koğuşun haftada 3 gün toplam 10 saat sohbet görüşmesi yapmasına izin verilmiyor. Heyet bunların çözülebilir konular olduğunu söyledi. Heyet başkanı Yıldırım’ı mutlu eden bir konu, kış aylarında yüksek sesle dile getirilen “ısınma” sorununun çözülmüş olmasıydı. Çünkü ziyaret haziran ayındaydı! ૽૽૽ Görüşmenin ikinci bölümünde, asıl insan hakkı ihlaline, yargılama koşullarına değindim. Koğuş arkadaşım Odatv davasında yargılanan Barış Pehlivan haftada 2 saatten 4 saate çıkarılan bilgisayar hakkını kullanmak için iş atölyesinden bozma bilgisayar odasına gitmişti. 18 Haziran’da başlayacak duruşmaya hazırlanıyordu. Sanırım 99 gün sonra başlayacak bu davayı izlemek meslektaşların ajandasındadır. O nedenle heyetle yalnız görüştüm. Yazı aramızda, koşullar elverdiğince ikramda da bulunmaya çalıştım. Çay demliydi ama “Onunla uğraşmayın zaman kaybederiz, daha dolaşacağımız koğuşlar var” dediler. Kola, meyve suyu getirdim. Hem konuştuk hem plastik bardakla dağıttım. Kantinden aldığımız kuru pastayı da çikolata niyetine ikram ettim. Heyet, yargılama sorunlarını kendi alanı içinde görmüyor. Oysa bu, başlı başına ele alınması gereken büyük bir sorun. “Adil yargılanma hakkı”nın önemini bununla yüz yüze olan bilir. Mayıs ayı başında birleştirilen Ergenekon davaları tablosunu özetledim. 17 iddianame, 7 bin sayfayı aşkın iddianame metni, 5 milyon sayfa kadar delil klasörü. Yılda 4 duruşmalı klasik usulle yarım asrı aşan bir yargılama sürecindeyiz. Davanın neresinde olduğumuz belli değil. Bunları anlatırken başkan Yıldırım yine kestirmeden gitti, “yani dava hemen bitsin, diyorsunuz” dedi. Şu karşılığı verdim: “Bitsin ama, adil yargılamayla bitsin. Bir gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz öyle devam eder. Gelin yanlış yere kadar çözüp oradan başlayın.” C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog