Bugünden 1930'a 5,426,716 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 19 HAZİRAN 2012 SALI 6 CHP’DEN ERGİN’E İSTİFA ÇAĞRISI HABERLER Tanrıkulu: 2. Uludere Şanlıurfa ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu Şanlıurfa’da cezaevinde 13 kişinin yanarak ölmesini “2. Uludere vakası” olarak nitelendirirken, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i istifaya çağırdı. Olayların hemen ardından 3 milletvekili arkadaşıyla birlikte Şanlıurfa’ya giden Tanrıkulu, cezaevinde bulunan BDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ve bazı yetkililerle görüştüğünü söyledi. Yangının çıktığı koğuşa sokulmadığını ve sadece bir gün önce tutuk lanan ve “yönlendirilmiş” bir kişiyle görüştürüldüğünü anlatan Tanrıkulu, Ayhan’ın “olaydan önce bir gürültü duymadıklarını, sadece dumanı gördüklerini” anlattığını aktardı. Bakan Ergin’in açıklamalarına tepki gösteren Tanrıkulu, “İhmal ve sorumluluk varsa başta bakana aittir. On yıldır Türkiye’yi onlar idare ediyor. Bakana verilmiş raporlar var. Buna rağmen bakan tedbir almamıştır” dedi. “Kapasite 600, koğuş 12 kişilik ama 18 kişi kalıyor” açıklamalarına tepki gösteren Tanrıkulu, “Kapasite 275’tir, arttırılmış kapasite ise 375’tir. Dün itibarıyla cezaevinde 1043 kişi kalıyordu. Koğuşlar 6 kişilik ve 18 kişi kalıyor. 15 metrekarelik alanda 18 kişi kalıyor, yatacak yer yok” dedi. Daha önce de bir cezaevi aracında insanların yanarak öldüğüne dikkat çeken Tanrıkulu, “Bu tablo istifa nedenidir” dedi. CHP’li Dr. Mehmet Şeker de, “Hayatını kaybedenlerden çoğunun tutuklu olması mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur” dedi. Yargıçların Duyduğum İç Sesleri Dün Odatv davasını izledim, zaman elverdiğince. Yalçın Küçük’ü dinledim, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun savunmalarını / talep konuşmalarını okudum. Müyesser Yıldız’ın konuşmasını da mahkemeden canlı yayın (Twitter) ile izliyorum! Soner Yalçın... Hanefi Avcı?! İçeridekilere el salladık.. Dışarıdaki gazetecilerden Ayşenur Arslan, Melih Aşık, Zafer Arapkirli, Hakan Aygün ile sohbet ettik. Cumhuriyet’ten “mahkeme emekçileri” (Meriç Velidedeoğlu, Şükran Soner, Zeynep Atayman, Ahmet Sungur, Özlem Yüzak) oradaydı. Hem içeride hem dışarıda olan Ahmet Şık, Nedim Şener, Doğan Yurdakul ve Coşkun Musluk tabii ki oradaydı. Gördüklerim ve görmediklerimle... Ertuğrul Özkök yoktu (Kai’sinden zaman bulamamıştır!), Ahmet Hakan da yoktu, herhalde “Soner’le hapishanede konuştum” derdi.. Sabah ve diğer büyük gazeteci takımını orada görmek zaten söz konusu olmazdı. Bir tek genel yayın yönetmeni vardı da ben mi görmedim? Ama, Tuğçe Tatari gibi özveriyle destek verenlerin yanı sıra, işi olan ve olmayan çok sayıda gazeteci kız, kadın, erkek, genç, yaşlı oradaydılar... Herkes Odatv sanığı sanki, herkes; Barış’lar, Soner’ler, Müyesser’ler ve diğerleri! Dünyada tutuklu 170 kadar gazeteci var, bunların yarısından fazlası Türkiye’de, içeride olanların sayısı 97 kadar... Türkiye basın tarihi, gerçekten böylesine büyük bir toplu zulüm görmemiştir! ૽૽૽ Bir isyan dalgası egemen içerideki ve dışarıdaki arkadaşlarımızda ve ailelerde. Mahkemenin aylar önce talep ettiği TÜBİTAK’ın bilirkişi dosyasının gelmemesi sinirleri bozdu. Hey TÜBİTAK, neden göndermezsin, içeridekilerin dışarıya çıkmasını engelleyici bir tutum olarak mı görelim bu tavrı! Yoksa sağlıklı, bilimsel bir değerlendirme yapamayacak durumda mı uzmanlarınız veya bunu yapmak istemiyorlar mı, en azından böyle yazıp mahkemeye gönderebilirdiniz! Hey TÜBİTAK, içeride canlar var! ૽૽૽ Ama, mahkemenin tutuklu arkadaşlarımız hakkında karar vermesi için TÜBİTAK’tan gelecek bilirkişi raporuna ihtiyaç mı var?! Duruşma salonunda Yalçın Küçük’ün öğlene kadar konuşmasının can alıcı vurgularından biri buydu! Bütün dava o kadar düzmece ki, savcının iddianamesi, polisin uyduruk raporları... Mahkemenin karar vermesi için bilirkişi raporuna ihtiyacı sıfır... Ayrıca dosyada çok sayıda bilirkişi raporu bulunuyor! Hâkimleri bilirkişiler mi yönetecek yoksa dosya içeriği ve vicdanları mı? Yargılanan arkadaşlarımız, avukatları ve devletin, cemaatin, bürokrasinin kasıtlı zulmüne uğrayan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, aslında iddianameyi paçavraya çevirdiler. Hem içerik, hem iddia hem teknolojik olarak! Bu yeni değil! Dünkü duruşmada da fazlasıyla bunu tekrarladılar. ૽૽૽ Davayı izlerken düşündüm; acaba yargıçlar ve hatta savcı, Yalçın Küçük’ün, Barış’ların, Soner’in, Müyesser’in ve Avcı’nın dünkü konuşmalarıyla suçlamaları delik deşik etmeleri karşısında, hangi gerçek duygular içindeydi? Vicdanın, hukukun, adaletin mahkeme salonunda durmadan yankılanan seslerine, daha ne kadar dayanmak mümkün, diye kendime sordum!? ૽૽૽ Karşımdaki heyette derin bir vicdan muhasebesi mi vardı? İç sesleri bana şunları söylüyordu: “Geçiniz kardeşim bunları, siz de biz de biliyoruz ki, bu davada yargılandığınız iddiaların hepsi palavradır. Savcının ileri sürdüklerinin iler tutar tarafı olmadığını biz de biliyoruz; bize ders veriyorsunuz, ama ne körüz ne de sağır. Bu davanın siyasi bir yargılama olduğunu hepimiz biliyoruz. Bizi de buraya oturttular, bunların defterini dürün diye. Ama dürülecek defter bile kalmadı ortada. Bugünün sonunda hepinizi serbest bırakacağız. Sonrası ise sen sağ, ben selamet. Bu davayı en iyisi uzattıkça uzatmak. Sonra başka kimselere devretmek... Bitirirsek, bu dava da bizi yargıç olarak bitirir. Bugünün yarını da var, devran döner bizim üzerimizde kalır her şey...” Yargıçlarla göz göze geldim, evet bu sesler yükselerek yankılanıyordu! Toplama AYŞE SAYIN ANKARA TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu içindeki Cezaevleri Alt Komisyonu üyeleri, 13 tutuklu ve hükümlünün “vantilatör tartışması” nedeniyle çıkan olaylarda yanarak/boğularak yaşamını yitirmesi olayıyla ilgili bugün cezaevinde incelemelerde bulunacak. Seçimlerden bu yana 8 cezaevinde incelemelerde bulunan komisyonun muhalefet partili üyeleri “Kolay tutuklama, yargının yavaş ilerlemesi, cezaevi yönetimlerinin duyarsızlığı nedeniyle bütün cezaevlerinde Şanlıurfa’dakinin benzeri sorunlar yaşanıyor” değerlendirmesini yaptı. Cezaevleri Alt Komisyonu üyesi Malik Ecder Özdemir, Şanlıurfa Cezaevi’ndeki olaylarla ilgili bugün incelemelerde bulunacaklarını bildirdi. Şanlıurfa Cezaevi’nde yaşananların ve anlatılan koşulların kendilerine hiç de yabancı olmadığını belirten Özdemir, “Sadece Silivri bağlamında söylemiyorum, tüm cezaevleri için geçerli olan bir gerçek var; koşullarını dikkate aldığımızda bütün cezaevleri birer toplama kampı görüntüsünde. Cezaevlerinin hemen hepsinde kapasitenin iki ya da 3 katı tutuklu, hükümlü kalıyor” dedi. İncelemelerde bulundukları Gaziantep Cezaevi’nin 550 kişi kapasiteli olmasına rağmen 1650 kişinin, Mardin Cezaevi’nin 450 kişi kapasiteli olmasına karşın 987 kişinin kaldığını belirten Özdemir, “Gaziantep’te 282 kişi yerde yatıyor, yatacak yer yok. Kimi koğuşlarda 2 kişi aynı yatakta yatıyor. Yine 20 kişi kapasiteli Mardin Cezaevi’nin kadınlar koğuşunda 62 kadın kalıyor ki düşü nün bu koğuşta tek tuvalet var” diye konuştu. Erzurum, Van, Osmaniye cezaevlerindeki durumun da farklı olmadığını anlatan Özdemir, sorunun bakanlığın “yeni cezaevleri yapalım” mantığıyla çözülemeyeceğini söyledi. Ayşe Arslantay Ölen mahkumlardan Mehmet Arslantay’ın annesi Ayşe Arslantay “Oğlum ‘Anne bize sigara aldırıyorlar, bizden para istiyorlar, gardiyanlar mahkumlara öğretiyor bize baskı yapıyorlar’ diyordu. ‘Uzak dur, çıkmana az kaldı’ dedim. Ama oğlum yanarak öldü” dedi. “Yavrum bunu sana hangi zalim yaptı” diye ağıt yakan acılı anne, “Tayyip Erdoğan kimlerin evine başına yıkmadı ki? Bir de namaz kılıyor. Bu mudur vicdan?” dedi. 13 mahkumun yanarak öldüğü cezaevinin müdürü Samsun’a gönderildi hır’a hayvan doldurur gibi... Sorunun altında, “kolay tutuklamayavaş yargılama ”nın yattığını belirten CHP’li üye Özdemir, şu görüşleri dile getirdi: “Cezaevleri artık giderek, bir toplama kampına dönüştü. Çünkü AKP iktidarında suçlusuçsuz herkes toplanıyor, cezaevlerine dolduruluyor, özür dileyerek ifade ediyorum ama kelimenin tam anlamıyla ‘ahıra hayvan doldurur’ gibi insanları kalabalık gruplar halinde cezaevlerinde tutuyorlar. Orada insani koşullar yok. Suyun günde 12 kez 1 saatliğine aktığı cezaevleri var. Şu anda cezaevlerinde 138 bin kişi var, yarısından çoğu tutuklu. Yığılmanın 2 temel nedeni var, adaletin geç yerini bulması, davaların uzun sürmesi, ikincisi de tutuklamanın çok kolay olması. Sadece Ergenekon davası için söylemiyorum. Özel yetkili mahkemeler çete davalarına da bakıyorlar. Şimdi gencecik bir çocuğun arkadaşı gasp yapmış, telefon çalmış, bu çocuk o arkadaşı ile telefonda konuştuğu için tutuklanmış. Diyarbakır Cezaevi’nde gördük, 70 yaşındaki bir adam, oğlu eroinden yakalanmış, ilk babasını aramış, ‘Polis beni yakaladı, haberin olsun’ diye. Polis ise ‘suçlu ilk, suç ortağını arar’ diye babayı tutuklamış. 23 yıldır cezaevindeydi, hâlâ da da muhtemelen yatıyordur.” A Ödül gibi tayin BEKİR ŞAHİN GAZİANTEP Şanlıurfa E Tipi Kapalı Cezaevi’nde çıkan yangında 13 mahkumun feci şekilde can vermesinin ardından Cezaevi Müdürü Akif Bakkal, Samsun’a tayin oldu. Cezaevi’nde 13 mahkumun öldüğü 5’inin yaralandığı yangının ardından müdür Bakkal, Samsun’a tayin oldu. Görevden alındığı iddia edilen Bakkal’ın, daha önceden kendisinin de talebi doğrultusunda yaz dönemi kararnamesi ile tayin edildiği ve yeni görev yerine gitmek için Şanlıurfa’dan ilişiğinin kesildiği bildirildi. Bir televizyon kanalında soruları yanıtlayan AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “Orada yapılacak inceleme de müdür başka bir göreve gitti diye bu incelemenin dışında değil. Bütün cezaevlerinde kapasite üstü bir doluluk var. Cezaevleri kapatılınca tepkiler geliyor. O illerin ekonomisine de getirisi var” dedi. Şanlıurfa’da ikinci kez yangın çıktı, 1’i ağır 14 mahkum yaralandı Cezaevleri kaynıyor Haber Merkezi 13 mahkumun üç gün önce çıkan yangında yaşamını yitirdiği Şanlıurfa E Tipi Cezaevi’nde, dün akşam saatlerinde yine yangın çıktı. Çocuk bölümünde çıkan yangında dumandan zehirlenen 14 kişi hastaneye kaldırıldı. Olaylarda yaklaşık 30 güvenlik görevlisi de dumandan etkilendi, Şanlıurfa’da E Tipi Kapalı ve Açık Cezaevi’nde dün akşam 18.00 sıralarında cezaevinin arka sıralarında yer alan çocuk bölümünde yangın çıktı. İtfaiye ekipleri ile birlikte çok sayıda ambulans cezaevine giderken içeride bulunan askerlerin de gaz maskeleri takarak yardımcı olduğu belirtildi. Yangın sonrası dumandan etkilenen koğuşlarda bulunan tutuklu ve hükümlüler polis ve jandarma ekipleri tarafından cezaevinin bahçesine çıkarıldı. Tutuklu ve hükümlülerin kaçma ihtimali göz önünde bulundurularak, etrafları güvenlik güçlerince çembere alındı. Bu sırada güvenlik güçlerine taş ile saldıran bazı tutuklu ve hükümlülere müdahale edildi. Gerginlik sırasında jandarma erleri ise havaya uyarı amaçlı birkaç el ateş etti. Yangını haber alan yüzlerce kişi de bir anda cezaevi önüne akın etti. Polis ve jandarma bölgede ve cezaevinde güvenlik önlemlerini arttırırken, polis cezaevi dışında toplanan mahkum yakınlarına biber gazıyla müdahale etti. Şanlıurfa Valisi Celalettin Güvenç, yangının kontrol altına alındığını, can kaybının olmadığını söyledi. Güvenç yaptığı açıklamada, “Çocuk koğuşunda başlayan yangın kontrol altına alındı. Can kaybı yok. 14 kişi hastaneye sevk edildi, 1 kişi yoğun bakımda. 50 mahkum dumandan etkilendi, çoğunun tedavisi cezaevinde sürüyor” dedi. ÜÇ CEZAEVİNDE DAHA YANGIN ÇIKARILDI Şanlıurfa Cezaevi’ndeki yangın sürerken Gaziantep ve Adana’daki cezaevlerinden de yangın haberleri geldi. Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde adli mahkumların kaldığı bölümde Şanlıurfa’daki yangına destek için bir mahkum tarafından yangın çıkarıldı. Dumandan etkilenen 12 kişiden 6’sı hastaneye kaldırıldı. Mahkumların durumlarının iyi olduğu belirtildi. Cezaevi önünde toplanan mahkum yakınları ile polis arasında arbede yaşandı. Adana Ceyhan İlçesi F Tipi Cezaevi’nde de dün saat 20.00 sıralarında çocuk koğuşunda yangın çıktı. 2 ambulans önlem olarak cezaevine girerken itfaiye ekipleri yangını kısa sürede kontrol altına aldı. Adana Kürkçüler E Tipi Cezaevi Çocuk Koğuşu’nda çıkan yangın ise bir saat içinde kontrol altına alındı. ‘Hava sıcak, su yok’ AYŞE SAYIN ‘Geç müdahale edildi’ BDP’den Eşbaşkan Gültan Kışanak başkanlığındaki bir heyet de cezaevini ziyeret ederek, tutuklu Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ile görüştü. BDP’li Cezaevleri Alt Komisyonu üyesi Ertuğrul Kürkçü de dün Şanlıurfa’da tutukluhükümlü yakınları ile görüştü. İzlenimlerini Cumhuriyet’e anlatan Kürkçü, Vantilatör sıkıntısı nedeniyle olayın yaşandığı bilgisini aldığını, ancak bir “kavga olduğu” yönünde somut bilgi olmadığını belirtti. Kürkçü, yatak ve yorganlarda kullanılan sentetik maddeler yanınca, dumandan ve zehirli gazdan boğulmalar nedeniyle ölümlerin yaşandığını ifade etti. Ölen mahkumların yangın çıkınca, yüksekte olan pencerelere tırmandığını, ancak gaz ve duman nedeniyle nefes alamayınca yataklarının üzerine düştüğünü ve yandıkları bilgisini aldığını ifade etti. Cezaevi yönetiminin müdahalede geç kaldığı bilgisini aldığını anlatan Kürkçü, “Yangın söndürme hortumlarının da yetişmediği bilgisi var. Müdahalede geç kalındığı için bu insanlar yaşamını yitirmiş. Cezaevi yönetimi gecikmesini mazur göstermek için barikat kuruldu vs. deniyor, ama yangın söndürme tertibatı yeterli değil, göstermelik kalmış” dedi. Cezaevlerinde insanların tuvaletlerin önünde yattığını, nöbetleşe uyuduğunu kaydeden Kürkçü, şu uyarılarda bulundu: “Asla bu öngörümün doğru çıkmasını istemem fakat, sonbahara kadar, bu trajik ölümlerin de yol açtığı duygudaşlıkla, bölge cezaevlerinde huzursuzluk dalgasının yayılacağını tahmin ediyorum.” Cezaevi önünde müdahele Fotoğraf: KAYHAN AYHAN ANKARA Şanlıurfa Cezaevi’nde incelemelerde bulunan CHP heyeti, 2. yangına, tutuklu BDP Milletvekili İbrahim Ayhan ile görüşürken yakalandı. CHP’li Veli Ağbaba, Nurettin Demir ve Mehmet Şeker’den oluşan heyet, tutuklu ve hükümlülerle görüştü. Daha sonra Ayhan ile görüşen heyet, yangın haberi üzerine apar topar dışarı çıktı. Ayhan da tekrar koğuşuna gönderildi. Yaşadığı olayı Cumhuriyet’e anlatan Ağbaba, “1520 metrekarelik alanlarda 20 kişi kalıyor. İnsanların nefes alma sorunları var. İsyanın siyasi değil, adli tutukluların koğuşunda olması sıkıntının boyutlarını net olarak ortaya koyuyor” dedi. Sıcak ve havasızlık sorununun yanı sıra en önemli şikâyet konusunun “susuzluk” olduğunu bildiren Ağ Kapıyı açamamışlar Fotoğraf: AFP C MY B C MY B ‘ ‘kampı ÖZDEMİR: 60 KİŞİYE 1 TUVALET DÜŞÜYOR, 1 SAAT SU VERİLİYOR Gardiyanlar kötü davranıyordu Ölen mahkumlardan Hüseyin Kıskaç’ın babası Mehmet Kıskaç, “56 kişilik koğuşta 20 kişi kalıyor. Oturacak, yatacak yer yok. Koğuş yandığında kapıyı açmamışlar. Burada yaşanan tamamen ihmal yüzünden oldu. Kapı açılmadığı için içerde pişmişler, tanınmaz haldeler şimdi” dedi. Oğlunun daha cezasının da kesinleşmediğini belirten Kıskaç, mahkemesi görülseydi oğlunun serbest bırakılabileceğini söyledi. Cezaevindeki açık görüş uygulamasına dün devam edildi. Mahkum yakınları gruplar halinde içeri alınarak, yakınlarını ziyaret etti. Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Peker, bazı cesetlerin tanınamaz halde olduğunu, DNA testinin ardından cenazelerin ailelere teslim edileceğini belirtti. Kimlikleri tespit edilen 10 mahkumun cenazeleri ailelerine teslim edildi. Cenazeler ve ailelerden alınan DNA örnekleri ise İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. baba, “sabah, öğle ve akşam birer saat, gece de saat 23.00’ten sonra 1 buçuk saat su verildiği için kişilerin tuvalet gereksinimlerini bile bu duruma göre ayarladığını” kaydetti. Ağbaba, bölgede havanın çok ısınması nedeniyle cezaevlerinde “havasızlık ve sıcaktan bunalma sorunlarının” olduğunu, Gaziantep Cezaevi’nde de koşulların kötü olması nedeniyle isyan çıktığı iddialarının kendilerine ulaştığını ve bugün de cezaevinde incelemelerde bulunacaklarını anlattı. ‘Medya da sorumlu’ İHD İstanbul şubesi, Şanlıurfa Cezaevi’nde 13 mahkumun çıkan yangında ölmesini Taksim Gezi Parkı’ndan Galatasaray Meydanı’na yürüyerek protesto etti. Grup adına açıklama yapan Elif Kaya, cezaevlerinin kapasitesinin çok üstünde dolu olduğunu haftalardır haykırdıklarını belirterek, “Devlet kulağını tıkıyor, ancak görevi gerçekleri anlatmak olan ana akım medya da bilinçli olarak gerçekleri görmekten kaçıyor. Bu yüzden sorumlulardan biri de ana akım medyadır” dedi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog