Bugünden 1930'a 5,452,560 adet makale



Katalog


«
»

19 HAZİRAN 2012 SALI CUMHURİYET SAYFA 13 Tepeleme Bir Kültür Sorusu anışmanları acaba, Başbakan’a sansür mü D uyguluyor? Bakanların demeçlerinden onu haberdar etmiyorlar... Erdoğan, geçenlerde Çamlıca’ya 2 ay içinde 15 bin metrekarelik bir alana cami inşa edileceğini açıkladı. Bir hafta geçmedi. Bakanı Ertuğrul Günay “Böyle bir şey yok. Bizim kültürümüzde, tepelere cami yapma âdeti yoktur” diye kesti attı. Oysa camilerin yarısının tepelere, yarısının da sahillere yapıldığını Japon turistleri bile biliyor. Kültür Bakanımız, acaba “bizim” derken... kimin kültürünü kastediyor? “De ki: ‘Mülkün Mâliki olan Allahım, mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dilediğini azîz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Kesinlikle sen her şeye Kadîr’sin.’...” (Ali İmran 26) ૽૽૽ Padişahların bir adı da “Zillullahı Zemin”! Yani “Tanrı’nın Yeryüzündeki Gölgesi”. Tanrı adına ülkenin, zorundayız! mülkün ve her şeyin sahibi ૽૽૽ “gölge”dir! İslamiyet, kâinatın “ Mülkünde dilediği gibi düzeninin Kuranıkerim’e tasarruf eder, kimse o’na göre işlediğini bildiriyor. karışamaz, etkileyemez, Hukuk ise Türkiye’deki Yiyene ‘hatıra hesap soramaz!.. Yani, düzenin Resmi Gazete parası’! dilediğini dilediği amaca metelik veren mevzuatıyla sağlanacağını uygun olarak, dilediği kalmadığına öngörüyor! görevle yaratır!” ૽૽૽ göre... ૽૽૽ 16 Haziran 2012 Atatürksüz TL Cumartesi günkü, Resmi Yaradan’ı severiz de tamam! Gazete’de Başbakan R. yaradılandan ötürü! İnsan yaratılmışların Tayyip Erdoğan imzasıyla... şereflisi (eşrefi mahlukat) ise.. “Türkiye’nin tüm taşınmaz mal Onların en, en şereflisi de elbette varlıklarının… padişahtır! satılması, kiralanması, tahsis ve Ne yazık ki şimdilik resmi bir takas edilmesi dahil padişah yok... her türlü taşınmaz” Mevcut “gölge” ile idare etmek Başbakan’ın emri ve izni altına anrı’nın bir sıfatı da “MalikülTKuran, Mülk”! şöyle diyor: Tek Genelge Tek Cümle ile Artık ‘MalikülMülk’! alındı! ૽૽૽ 2012/15 sayılı Genelge’nin tam metni şöyle:“Kamu kurum ve kuruluşları (belediyeler ve il özel idareleri hariç) ile sermayesinin yüzde 50’den fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait şirketlerin, kendi mülkiyetleri veya tasarruflarındaki taşınmazlarıyla ilgili olarak; kamu kurum ve kuruluşları, vakıf, dernek veya bunların şirketlerine, gerçek veya tüzel kişilere; satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devir vb. her türlü tasarrufa yönelik işlemleri için Başbakanlık’tan izin alınacaktır!” ૽૽૽ Okyanus ötesine zeytin dalı uzatan Sayın Başbakan... Bu kez de.. Tüm devlet, Maliye ve Hazine bürokrasisine bir başka şey uzatıyor: Emlakçileri, Milli emlakçileri, Kamudaki kiracıları, Kamu ortağı şirketleri, Vakıflar ve dernekleri... Anayasa yazan milletvekilleri, Başkanlık sistemi tartışanları.. Hak hukuk diyenleri... Herkesi bu yaz sıcağında büyük zahmetlerden kurtarıyor... Tek cümlelik bir tatil günü genelgesi ile tüm ülkeyi kendisine bağlıyor... Tek hamleyle, ülkedeki cümle devlet mülkünün ev sahibi, mal sahibi oluyor! Medyamızdan, muhalefetimizden ise çıt çıkmıyor. ૽૽૽ Dua edelim ... “Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi” cennet mekân padişahlarımız... Kıskançlıktan türbelerinde terlemekte olmasınlar.. Ve dileyelim her ihtimale karşı da.. Devlet Malzeme Ofisi, türbelerine birer klima taktırsın! Oyunun Psikolojisi... Başbakan Erdoğan’la cemaat arasında kimilerinin kavga, kimilerinin çatışma diye adlandırdığı gerilimde görünen sorunlar, çeşitli başlıklarda toplanabilir. Örneğin özel yetkili mahkemeler (ÖYM), örneğin MİT Başkanı’nın ifadeye çağrılması, Emniyet ve yargıda cemaat yapılanması... Üstü örtülemez biçimde ortaya çıkan gerilimde tarafların karşılıklı hamlelerini izliyoruz. Görünen o ki bu hamleler bundan sonra da siyasetin ana malzemesi olacak... Başbakan’ın ÖYM’lere karşı çıkışıyla birlikte MİT Başkanı’nı korumaya almak için özel yasa çıkarıp, “O zaman gelip beni de alın” demesi, açık bir restleşme... Ardından, “Devlet içinde devlet olmaz” değerlendirmesi, açık bir tavır... Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasına gerek olmadığı da açıktan hizaya getirme çabası... Tabii bu aşama, bir süreç içinde gerçekleşti. Anımsatayım; kimsenin ÖYM’lere toz kondurmadığı bir dönemde, 23 Kasım 2011’de ilk karşı çıkış, Erdoğan’ın kabinede en yakını, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’dan gelmişti. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik ÖYM’de başlatılan soruşturmaya, “Bu kadarı da fazla” demişti Yıldırım. Medya bu değerlendirmeyi görmezden geldi o zaman. Aman bir çıkıntılık olmasındı... ૽૽૽ Bugünkü noktada, “Devlet içinde devlet olmaz” deyişi bir yanıyla tepkiyi, diğer yanıyla cemaatin gücünü sergiliyor, durumun vahametini de... Erdoğan’ın bu suçlaması ya da değerlendirmesi akla derin devleti, kontrgerillayı ve Gladyo benzeri yapıları çağrıştırıyor. Kimler devlet içinde devlet olabilir? Ancak örgütlü bir kesim... ૽૽૽ Öte yandan bu ciddi suçlamanın bile kamuoyunda ağırlığı kadar ses getirmemesi ilginç doğrusu. Yine de belirli dozlarda süren yanıtlar söz konusu. Nitekim cemaat köşelerinin Başbakan’a yönelik kimi zaman “mülayim”, kimi zaman “uyarı”, kimi zaman “tehdit” içeren yanıtlarına dikkat çekmek lazım. Şimdilik tahterevallide güç göstergesi. Son aşamada “ikimiz bir fidanın” şarkısının söylendiği İstanbul’daki Türkçe Olimpiyatları’nda Erdoğan’dan Fethullah Gülen’e yönelik “bitsin bu hasret, dön artık” çağrısı ve “geri dönemem” yanıtı da karşılıklı atakları sergiliyor. Bu satranç oyununda hamleler kadar, tarafların psikolojisi de önemli... ૽૽૽ Hükümet içindeki ayrışmayı da bir yana koyup, iki tarafın yandaş medyasına bakılırsa, ortak “mutabakatlardan” çok “ayrılıklar” öne çıkıyor şimdi, ya da kafa karışıklığı... Kimileri Başbakan’ın, Gülen’in elini kolunu bağladığını söylüyor. Kimileri Gülen’in bu davete icabet etmemesini anlamlı bulmuyor. Kimilerine göre Gülen bu şekilde yapılan davetlerle dönmez, dönmemelidir... Kimi kalemler ise bu davete rağmen Gülen’in neden gelmediğini sorguluyor... Sonuç olarak, “Kazanımların yitirilmesi, idarenin zora düşme olasılığı, rövanşistlerin pusuda beklemesi” gibi gerekçeler havada kalıyor... Söz konusu iki güç el ense mi çekiyor, kapışıyor, çarpışıyor mu ya da gerilim büyük uzlaşmayla dondurulacak veya sonlandırılacak mı? Her şeyin eskisi gibi olmayacağı açık. Ama unutulmasın ki her iki kesim küreselleşmenin, ABD’nin desteğiyle bir koalisyonda buluşturuldu. ૽૽૽ Doğrudur, “kökleri aynı fidanın iki gülünü” izliyoruz. Önemli olan bu fidanı kimlerin, suyunu gübresini eksik etmeden yetiştirip büyüttüğü. Bir yanıyla “sivil darbeyle”, el ele temel dönüşümleri sağlayan Erdoğan ve cemaat, bugünkü düzenin iki asli unsurudur. Diyalektik bir yaklaşımla Erdoğan ve Gülen hem ortaktır hem de yeri geldiğinde karşıttır. İktidar bileşenlerinin ortaklığında yer yer çatışmaların çıkmasının, hatta derin yarılmaların ya da ayrılıkların görülmesinin şaşılacak bir yanı yok. Siyasal tarih devrimlerde, karşıdevrimlerde, köklü düzen değişikliklerinde bunu sayısız kez gösterdi... Ama düzen ortaklarının çatışmasından ve yaratacağı sonuçlardan daha önemlisi, muhalefetin ne yaptığı ve yapacağı olmalı... Fransa ve İngiltere’ye gitmiştir. Kraliçe Victoria kendisini Victoria Garı’nda karşılamış. Buckingham Sarayı’nda ağırlamıştır. Resmi yemekte yan yana oturmuş ve dereden depeden sohbet etmişlerdir. Rivayet.. Ya da dönem paparazzilerinin uydurması odur ki.. Kraliçe bir ara Abdülaziz’e “Hayatta her şeyin bir bedelinin olduğu ve bunu ödedikten sonra satın alınamayacak hiçbir şey etih amacı olmadan Osmanlı toprakları F dışına ilk ve tek çıkan padişahımız Sultan Abdülaziz’dir. Karpuz Kabuğu Filmi olmadığını” söyler. Padişah biraz da hayretle sorar: “ İffetin ve şerefin de mi?” Kraliçe ısrar eder: “Evet!!” Padişah bunun üzerine yanında oturan Hariciye Nazırı Fuat Paşa’ya döner: “Paşa, paşa, karıyı bulduk... İş paraya kaldı!” ૽૽૽ Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Apo’nun cezasının ev hapsine dönüşebileceğini” söyledi. Mevzu açıldı... İş açılımın seyrine kaldı! Kanal 24 televizyonu aylarca ve üst üste “Mandela Belgeseli” diye bir film gösterdi durdu: “Bayram değil seyran değil. Eniştem niye..” misali... Niyet belki de akıllara karpuz kabuğu düşürmek değildir. Ömür boyu hapse mahkum, sonra da cezası ev hapsine çevrilen... Oradan da ülkesinin cumhurbaşkanlığına giden serüveni konu eden “Özgürlük Savaşı Mandela” filmi haftalarca tekrarlandı durdu. Kanalın “repertuvar darlığına” verelim. “Ev hapsi” yine de gündemi tutmayı sürdürüyor: Gazeteciler soruyor: Başbakan öteki yardımcısı Beşir Atalay çok alengirli bir yanıt veriyor: “Beni 40 yılık Arınç dostumla karşı karşıya getirmeyin!” “Hükümet içi dostluklar elbette hükümetin iç sorunudur!” Diyemeyiz… Ne diyebiliriz? Bunu da Başbakan’a sormamız gerekir!! ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com Devlet, Bari Ereksiyona da Karışsın! Yazımın başlığını çok mu provokatif buldunuz? Pardon! Bu konudaki maruzatınızı bana değil Yargıtay’a yöneltmeniz lazım. “Anal ve Oral” konularını gündeme vallahi onlar soktu! Öncelikle şunu kabul edelim: İktidar mekanizmasının ülkenin altını üstüne getirip gündemi her üç günde bir başka yere çekmesinin hızına 100 metreci Hossein Bolt yetişemez! Yargıtay, “müstehcen” CD satmak suçundan mahkum olan sanığın, filmlerin içeriğinde oral ve anal seks olduğu için ceza arttırımı yapılabileceğine karar vermiş. Ayrıca, sanığın, müstehcenlikle ilgili suçları düzenleyen ceza maddesindeki “doğal olmayan yoldan yapılan” kriterleriyle daha yüksek hapis cezası istemiyle yargılanması istenmiş. Öncelikle sahte mütevazılık yapmadan, “yaşanacakları önceden bildirme” konusundaki üstün yetilerimin, huzurunuzda tescilini arz ederim! Üç hafta önce yüreğinizi hoplatan ve kâbus gibi süren kürtaj ve sezaryen krizini herhalde unutmadınız. Şimdi size o günlerdeki makalemi hatırlatayım: “...mesela kadınlarımızdan devam edersek, yarın öbür gün iktidar uygun özel gün ped seçimi, liselerde ve sokaklarda standart bekâret kontrolü, ‘cuma günü âdet görmemek için önlem alınmasını’ talep etse, veya eşlerin seçecekleri pozisyonlar için bakanlık ve diyanet uyum yasaları çıkarmaya kalksa, kime şikâyet edeceksiniz?” Aslında yanılmışım! Pozisyon denetimleri yargıdan gelecekmiş meğer! Ama bu öngörümün de değerini abartmayalım! Yani TCK’den 163. madde kaldırılırsa, ülkede demokrasi ve laikliğin toptan yok olacağını 1989’da söylemiş olmak veya 11 Eylül’ü 10 ay önceden yazmak veya 2004’te AB’ye giriş senaryolarımızın uydurma olduğunu bildirmiş olmak gibi bir şey değil! Sonuçta biliyorsunuz kafasını vücudun yalnız bazı spesifik bölgelerine takıp başka bir şey görmeyenlerin sırayla neyi konu edebileceklerini öngörmek kolay. İktidar, 12 Eylül 2010 Sivil Darbesi ile yargıya yerleştirdiği farklı insan tipolojisiyle artık paşa gönlü istediğinde yatak odanıza da girebilecek! Halkımız aynı halk, Yargıtay aynı Yargıtay... Seks, asırlardır aynı seks! Ne oldu da şimdi cinsel faaliyetler envanterimizde “yapılabilirler ve yapılamazlar” diye bir ayrım mevzubahis oldu? İşi baştan ele alalım: Porno satmak neden suç olsun ki? Hani siz AB’ye giriş “uyum” yasaları çerçevesinde bin bir dereden su getiriyordunuz!? Mesela Alman veya Fransız halkının cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için, sizin bu kararla “sapkınlık” diye nitelendirdiğiniz çocuk pornografisi hariçher türlü ticarete, AB ülkelerinin hangi doğal özgürlük akışı çerçevesinde olanak sağladığını bilmiyor musunuz? Üstelik bu sexshoplar kentin en işlek caddelerinde zemin katlarda yer alıyorlar. Cinsel tatmin yaşayamayanların dünyası ise 3. sayfa haberleri: Tecavüzler, çocuk kaçırmalar, cinayetler! Anlaşılan bu haberler çoğalsın isteniyor! Yani bütün sorun cinselliğin “günah/ayıp/yasak” olarak görülmesi. Halbuki bana sorarsanız seksin bu kadar keyifle gelmesinin nedeni, doğanın bu “üreme” işlemi ihmal edilmesin diye bize sunduğu zeki bir tuzak! Aynen tüm bebeklere bakacak birileri çıksın diye, hepsinin bu kadar tatlı olması gibi! Aslında şu baklayı artık ağızlarından çıkarsalar da hâlâ aynı yaşamı sürdürdüğünü sanan halkım, birilerinin esasında şeriatçı ülkelerle uyum yasaları peşinde olduğunu artık öğrense! Zaten o günden sonra Yargıtay’ın bu yaratıcı içtihatlarına işlerlik kazandırmak için mecburen evlerin her yerine Diyanet İşleri’nin örf ve âdet denetim masalarına bağlı kameralar konulmalı! Bu da yetmez! Uygun görülen tekil doğal yolla birleşme, abartmadan yalnız misyoner pozisyonda, efendice, gerçekleşsin! Bu da yetmez! Erkeğin “uygunsuz, günahkâr” düşünceler eşliğinde “tahrik” olmasını engellemek için yöntemler geliştirilsin. Fizik yöntemlerle elde edilen “ereksiyon” konusunda araştırmalara bütçe çıkarılsın! Şaka mı yapıyorum sandınız? Yargıtay ne kadar şaka yapıyorsa, bu satırlar da ancak o kadar şaka olabilir! AKP hep aynı taktikle, rakibinin bu basiretsiz zaafını doyasıya sömürerek laik yaşam tarzını öldürmeye devam ederken gözü onun seçmeninden başka bir şey görmeyen CHP, “aman bizi pornocu sanmasınlar” diye sakın ağzını açmasın! Teniste ünlü bir deyim vardır: “Kazanan oyunu hiçbir zaman değiştirme.” AKP de bu tutumu özenle sürdürüp CHP’nin mahcubiyetlerini(!) kurnazca kullanarak onun seçmen kitlesinin içini boşaltıyor! Ne denir ki? Helal olsun! HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 BULUT BEBEK NURAY ÇİFTÇİ bulutbebek@hotmail.com OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc@yahoo.com UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 1/ Kabuklu 1 hayvanları avlamak için de 2 niz dibini tara 3 makta kullanı 4 lan demir ta5 raklı ağ. 2/ Hukuksal so 6 nuç doğuran 7 bir suç işleyen 8 kimse... İçe doğmayla akla 9 gelen yaratıcı duy 1 2 3 4 5 6 7 8 9 gu. 3/ Mobilyacılık 1 H A L H A L F E ta ve otomobil kol 2 A T U L İ T A S tuklarının kaplan 3 Ş A T H İ Y E İ masında kullanılan 4H R A N A A K döşemelik bir kuC A N İ K maş cinsi. 4/ Bir no 5 A Ş 6 Ş İ R A Z B O P ta... Rusya’nın para birimi. 5/ İskambil 7 K A M İ K A Z E R deki dört renkten bi 8 H A Z A K A T 9 A N I T K E N T ri... Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası. 6/ Yapısına girdiği sözcüğe “yeni” anlamı katan yabancı önek... Uluslararası Çalışma Örgütü’nün simgesi. 7/ İçinde Türkçenin de yer aldığı dil grubu... Hayvanın bir yanındaki yük. 8/ Sepicilik ve hekimlikte kullanılan, tadı buruk bitkisel bir madde... Uzaklık işareti. 9/ Büyük tepsi... Mevki, makam. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Yurdumuz denizlerinde yaşayan bir yunusbalığı türü. 2/ Şehzadelerin özel erkek eğitmenleri... Kardeş karılarından her birinin ötekine göre adı. 3/ Dar, uzun ve hafif bir yarış kayığı... Büyük pulluk, saban. 4/ Akdeniz Bölgesi’nde bir akarsu... Kars’ın doğusundaki ünlü eskiçağ kenti. 5/ Diyarbakır yöresine özgü, sütle yapılan bir hamur tatlısı. 6/ İngiltere’de ve öteki bazı ülkelerde kız okullarında oynanan bir top oyunu... Japon lirik dramı. 7/ Başlıca, temel niteliğinde olan... Argoda esrar. 8/ Cennet bahçesi... İskambilde koz. 9/ Maksim Gorki’nin bir romanı... Vida sıkmakta kullanılan L biçimli ve altıgen aygıt. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog