Bugünden 1930'a 5,418,658 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

13 HAZİRAN 2012 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 13 alideçeşme’nin çeşmesinden V içme suyu aktığı, hali vakti yerinde mahallelinin yoksul mahalleliyi aç ve açıkta bırakmadığı zamanlardı. Komşular birbirlerine pencereden seslenir, bazen yemeğini kapan kapıyı çalıp masaya eklenir, yemeğe değilse mutlaka gece oturmasına gelinirdi. Çayın yanında Beşiktaş’taki taş fırından alınmış anasonlu galetalar ikram ve gece yarılarına kadar sohbet edilirdi. Televizyon yayını başlamamıştı. Ama bizim evde Ali Topan amcanın Almanya’dan gönderdiği bir Schaub Lorenz vardı. Babamın, gaipten bir görüntü yakalamak umuduyla kurcalamadığı zamanlar; Maçka İTÜ’nün haftada iki saatlik deneme yayını izlenirdi. Yalçın apartmanının zemin dairesinde biz, karşıdaki Deniz apartmanının zemin dairesinde ablam Suna, yeğenim Rengin ve eniştem Tanaydın oturuyorlardı. İki apartman ötede ise Efser ve Nurullah Berk ile kızları Fatoş. ૽૽૽ Fatoş’la Rengin’in su sızmaz arkadaşlığı, bir süre sonra tüm kuşaklara yansıdı ve kızlarından 4 yaş büyük bendeniz, Efser ile Nurullah’ın sıkı dostu oldum. Yaşamda raslantı yoktur derler ya, Peride Celal’i onlar sayesinde tanıdım ve yıllar sonra Paris’te karşılaşacağım Münevver Andaç’ın bilinmeyen bir yönünü de o evde öğrendim. Efser, Nurullah Berk’in ilk eşi Münevver Andaç’ın Nâzım Hikmet’e âşık olunca ardında bırakıp gittiği kızı, dünya güzeli bacasından tüterken, balkonda ağlıyordu Efser. Hem kitaplara hem de başımıza bir şey gelir diye, gençliğimize. Yaşamın iniş ve çıkışları arasında, mutluluğu yaşarken değil, bittikten sonra farkına varıyor, insan. Abacılatif Sokak’la Acısu Sokak arasında geçen yıllar, salt en mutlu yıllarım olmadı. Türk Dil Kurumu çalışanı Efser Hanım, bütün birikimini çıkarıp arka bahçede ailelerinden para istemeye yüzü olmayan genç çifte borç verdiğinde, cömertliği öğrendim. İki yakasını bir araya getirmek için Çelik Gülersoy’a çeviriler yapan Nurullah Bey, beni de Çelik Gülersoy’a tanıştırıp iş sahibi yaptığında, insanlığı... ૽૽૽ Soylu ruhlar, parayla satın alınamadığı gibi, pazarda da satılmazlar. Yalnızca zarafet ve iyilikle eşleşir, yaptıkları fedakârlıkların karşılığını yetiştirdikleri çocuklarla alırlar. Çocuklar, anne ve babaların ödül ya da cezasıdır. Soylu ruhların çocukları, Harvard’da okudularsa kebapçı olmazlar. Kebapçı olacaklarsa, Harvard’da okumazlar... Kendilerine yakışanı bilir ve yakışanı yaparlar. Bugün, Efser (92) ile Suna’nın (79) kutlu doğum haftasını törenle kutlayacağız. Her ikisi de kadim Cumhuriyet okurudur! Onlara en değerli armağan, vefalı çocukları ve torunlarının sevgisi. Ama bilmelerini isterim ki, benim sevgim de bir o kadar. Kalbimin arka bahçesindeki iki prenses, incir ağacının son iki kumrusu, onlar... “Mutluluk, istediğini yapm ak ve yaptığını istemektir.” FRANÇOİSE GİROUD Efser ile Suna’nın Kutlu Doğum Haftası Renan’ı bağrına basan bir hanımefendiydi. Ama Renan evliydi, mahalleye arada bir gelirdi. Oysa biz Valideçeşme’de bir kabileydik ve zaten çok geçmeden oğlumun müstakbel babası, caddenin öteki yakası, Armağan Sokak’tan gelen Kozan ile evlendik. Çok uzaklaşmadık. İkimiz de üniversite öğrencisiydik. Yemekler anne ve abla mutfağından gelmediği zaman, biz yemeklere gidiyorduk. Acısu Sokak’a, Berk’lerin tam arkasına yerleştik. Karşılıklı dairelerimiz, aynı arka bahçeye açılıyordu. ૽૽૽ O bahçe, gün boyu “Effseeeer!”, “Mineeeee!”, çağrılarıyla çınlar, Fatoş ile Rengin genelinde yeni evli ablanın genç arkadaşlarıyla dolup taşan evde olduklarından, Abacılatif’teki cepheden Acısu’daki cepheye çıtır kurabiyeler, kalıptan yeni çıkarılmış kekler yetiştirilirdi. Nurullah Bey’i bile alıştırmıştık, Başka Bir Türkiye İçin ramızda 18 yaş fark vardı, A ben bir yaşındayken, o evliydi. Suna narin saplı çok güzel bir çiçek, Mine arada bir çiçek açan, hafif dikenli bir kaktüstü. Ama ikimizi de çok ve eşit sevdiği belliydi, ana babamızın. Annem, ölümünden kısa süre önce baş başa kaldığımız bir gün, “Ablanı sana emanet ediyorum” dedi. Sonun gölgesini kovalar gibi şakaya vurup “Asıl beni ona emanet etmelisin, ben küçüğüm, o büyük!” dedim. Güzel gözlerini gözlerime dikti, bir genç kız eli kadar zarif elini avucuma koyup “Söz ver! Onu hiç kırmayacaksın...” dedi. Kaktüs sözü verdim. Oysa anneme söz vermeme gerek yoktu, canım ablam. Sen benim annemiz kadar sevdiğim küçük annem, güzellik ve zarafet örneğim, emeğini asla ödeyemeyeceğim iyilik meleğimsin. Çok yaşa, torunlarının evlatlarıyla şenlen, varlığınla sar, sen oldukça çocuk kalabilen yüreklerimizi! Eğri oturup doğru konuşalım. AKP, iktidarı öncesi tabanına verdiği sözleri birer birer yerine getiriyor. Şimdi sıra imam hatip liselerinin orta bölümlerinin açılmasına geldi; Milli Eğitim Bakanlığı harıl harıl çalışıyor, önümüzdeki ders yılında yüzlerce okul imam hatip’e dönüştürülecek. Örneğin, Ankara’da açılacak imam hatip okullarının sayısı 31. Onlar da bu işlerin böylesine hızlı yürüyeceğini tahmin etmemiş olacaklar ki bir süre imam hatipliler ile düz öğrenciler aynı okulda ders görecekler. Veliler tepkili. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı’nın talimatına göre, ara sınıflardaki çocuklar aynı okulda, mezun olana kadar eğitime devam edecekler, kimse okulundan edilmeyecek. Ama bu yıl ve bundan sonraki yıllarda o okulun öğrencileri mezun olana kadar imam hatibi tercih eden ortaokul öğrencileri ile birlikte okuyacaklar. Çocukların bir bölümü bir yanda namaz kılarken bir bölümü de beden eğitimi dersi yapacak. Öte yandan “kürtaj yasası” fırında, pişiriliyor. Hele bir gevrekleşsin, bir gece yarısı “harekâtı” ile yasalaştırılacak. Sonra sıra şehir ve devlet tiyatrolarının özelleştirilmelerine gelecek, böylece “muhafazakâr sermaye” yılların bu değerli sanat kurumlarını sahiplenmesinin yolları açılmış olacak. ૽૽૽ Kendimizi aldatmayalım. AKP ile Türkiye’de yeni bir rejim kuruldu. Siyasal İslam devraldığı sömürü, baskı ve vesayet düzenini kendi amaçları doğrultusunda yeniden düzenledi, düzenliyor. Bu düzende işçiye, memura, gençliğe, aydınlara, yazarlara, gazetecilere, sanatçılara, Kürtlere, Alevilere söz hakkı yok; düzene dil uzatan yanıyor. Cezaevleri iktidarın koyduğu çizgiyi aşmış binlerce insanla dolu. Yeni düzen topluma daha fazla sömürü, daha fazla baskı, daha fazla bağımlılıktan başka bir şey vaat etmiyor. ૽૽૽ Bu düzen vahşi sermaye düzenidir. Bu düzende emekçilerin düşük ücretlere, iş kazalarında erken ölümlere mahkum edilir. Bu düzende ülkenin dereleri, madenleri, fabrikaları, iletişim ağları, bankaları, sigortaları; yeraltı ve yerüstü kaynakları yerli ya da yabancı tekellere peşkeş çekilir. Bu düzende dinsel muhafazakârlık devlet aracılığıyla toplumun günlük yaşamını boğar. Bu düzende sömürü dinle, imanla cilalanır. Bu düzen, eşitlikçi olmayan, ayırımcılığa zemin hazırlayan bir düzendir. Bu düzen, emperyalizmin taşeronluk düzenidir. Bu düzen, aklın, bilimin, sanatın özgürleşmesine izin vermeyen, toplumun ve bireylerinin kendisini özgürce geliştirmesinin önünde engel oluşturan bir düzendir. Bu düzende demokrasiye, özgürlüğe, insan haklarına yer yoktur. ૽૽૽ Bu düzenin ne olup olmadığını bu topraklarda yaşadığımız hayatlar bize somut olarak gösteriyor. Ne var ki bu düzeni ülkeye yerleştiren AKP iktidarı bir “gece yarısı operasyonu” ile başa geçmedi. Bu iktidarı seçmen oraya getirdi. AKP 2002 seçimlerinde yüzde 34.43, 2007 seçimlerinde yüzde 46.58, 2011 seçimlerinde ise yüzde 49.83 oranında oy aldı. Her üç genel seçimde de AKP’nin en büyük destekçisi 2010 referandumunda “Yetmez, ama evet!” diyerek AKP’ye omuz veren “liberaller” oldu. Bizler ise “başka bir Türkiye” istiyoruz. Fakat istemek yetmiyor, ellerimizi taşın altına koymamız gerekiyor. Daha yürekli, daha kararlı, daha gözü kara olmamız gerekiyor. Yaşadıklarımız, tanık olduklarımız bize hâlâ ne yapmamız gerektiğini öğretmemişse, hâlâ incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerden ötürü birbirimizle didişiyorsak, diyeceğim odur ki, bu düzen layıktır bize! Fotoğraf: ANNE VE ABLA balkondan balkona bağırıp çağırmaya, hatta yiyecek trafiğine. Aramızda bir incir ağacı vardı. Nurullah Berk, ölümünden kısa süre önce, üzerine konan kumrularla o ağacın resmini yaptı. 1971 darbesinden sonra İstanbul’da tüm evlerin aranacağı gecenin öncesi, yaz sıcağında kaloriferler yakılır ve bizim kitapların dumanı baba ocağı Yalçın apartmanının KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK ‘ G ’ N O K T A S I behicak@yahoo.com.tr Kaz Dağları’nın Feryadı “Kaz Dağları ve Madra Dağı Belediyeler Birliği”nce 23 Haziran’da Güre’de düzenlenen “Ulusal Çalıştay”ı duydunuz mu? Özel ilgisi olanların dışında eminim ki yanıtı “hayır”dır... Çünkü “ulusal medya”mız ülkeyi yönetenler hapşırsa, haber yapmayı pek seviyor, ama “İstanbul dışında”ki kentlerimiz “tüm ulus için” en yaşamsal etkinlikleri de yapsalar hiç önemsemiyor... Nitekim onca birikimli uzmanla gerçekleşmiş önemli bir çalıştayın kendisi bir yana, sonuç bildirgesini bile “ulusal(!) basın”dan öğrenebilen varsa beri gelsin... İşte ülkenin en değerli doğa ve kültür hazinelerinden biri için yaşamsal önem taşıyan vurgulamalardan özet: Kaz Dağları aynı coğrafyada yaşayan 1 buçuk olan sosyal, ekonomik, kültürel ve organik bağları göz ardı edilmemelidir. 3 Dünya Bankası destekli “Gen Kaynaklarının Yerinde Korunması (GEKYA) Projesi” için koruma mevzuatı eksiktir. 32 bin 370 dekar genişliğindeki proje alanı “yasal güvence” beklemektedir. 4 Bölge, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca “Nitelikli Turizm Bölgesi” ilan edilmiştir; ancak “Kitle Turizmi” Kaz Dağları’na uygun değildir. “Doğayla barışık yöre köylerinde pansiyonculuğu hedefleyen turizm” yeğlenmelidir. 5 “Yöre halkı” bu eşsiz mirasa ülkeyi yönetenlerin anlayamayacağı kadar “sahip çıkmakta”; doğal, kültürel, çevresel ve sosyoekonomik katkısını ve yaşamsal değerlerini önemsemektedir. Bu nedenle, Kaz Dağları’nın geleceği konusunda, “köy tüzelkişilikleri, sivil toplum örgütleri ve çevreci kuruluşların görüşleri” mutlaka göz önüne alınmalıdır. 6 Kaz Dağları’nı, UNESCO’nun “Dünya Kültür Mirası” olarak ilan edebilmesi için tüm paydaşların bu konuda “yoğun çaba” göstermesi gerekmektedir. 7 İşgaldeki orman (2B) arazilerinin satışı, yabancılara toprak pazarlanması ve kentsel dönüşüm olarak anılan 3 ayrı “sakıncalı” yasa ardı ardına yürürlüğe girmiş; adıyla tam tersi bir düzenleme olan “Tabiatı Koruma ve Biyolojik Çeşitlilik Yasası” da ilgili komisyondan geçmiştir. Bu yasalar ülkemizdeki tüm doğal zenginliklerimizin idam fermanlarıdır. 8 Kaz Dağları’nda 285 ayrı noktada, 5 bin 657 dekarlık alanda “altın arama ve işletme faaliyetleri” tüm hızıyla sürdürülmekte; kurulu olan ve kurulacak ağır sanayi tesisleri de (termik santrallar, çimento fabrikaları, yeni limanlar vs.) bu coğrafyadaki tüm canlıların yaşamını yok etme aşamasındadır. Bu faaliyetlerin “derhal durdurulması” birçok açıdan yaşamsal zorunluluktur. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com Tarihsel uyarılar BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN 1 2 3 4 5 6 7 8 9 HARBİ SEMİH POROY milyon insanın, bitkinin, yaban hayatının ve sularının yaşam sigortasıdır. Ancak “2 milyon 580 bin dönüm”e yayılmış bu alanın eşsiz “orman”ları, yangın, kaçak yerleşme, rüzgâr devriği, böcek tahribatı yetmiyormuş gibi bacalarından zehir yayılan “termik santral”ların neden olduğu kirlilik baskısı altındadır. Bu olumsuzluğa “madencilik adıyla sürdürülen altın işletmeciliği” de damgasını vurmuştur. Çalıştaydaki değerlendirmelerden doğan öneriler özetle şöyledir. 1 Ekolojik, kültürel, toplumsal ve biyoklimatik bütünlük oluşturan Kaz Dağları ve çevresi için “özel yasa” çıkarılmalıdır. 2 “Milli Park sınırları” tüm Kaz Dağları’nı içerecek şekilde “genişletilmeli”; ancak sadece Çanakkale kesiminde 323 orman köyündeki 130 bin orman köylüsünün Kaz Dağları ile HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com 1/ Balıkesir 1 ilinde bir şe2 lale. 2/ Muğla’nın bir ilçe 3 si... Ergene 4 kon’dan çıkış 5 larında Gök 6 türklere yol gösterdiğine 7 inanılan dişi 8 kurt. 3/ “Gülen 9 gözlerinin ma1 2 3 4 5 6 7 8 9 nası ” (Şarkı)... 1 Ş İ R İ N C E A Kısa yazı. 4/ Vaşak 2 E S E M E T A N denilen hayvanın ufak bir türü... Hin 3 M A Y O S E L O H E L İ K ON duların kutsal kitabı. 4 Ş P İ 5/ Belirme, ortaya 5 A B A N O Z C EM çıkma. 6/ Bir gıda 6 M A N E J maddesi... Bayağı, 7 E R M İ D A S A B İ S sıradan. 7/ Yinele 8 R A T E 9 K E K O V A U nen dize. 8/ Deride sinirler boyunca birtakım ağrılı fiskelerin dökülmesiyle beliren bir hastalık... Kimliği belirlenemeyen uzay cisimlerine verilen ad. 9/ Henüz mayalanmamış üzüm suyu... Ayak direme. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Yalova ilinde bir şelale. 2/ Hisse, pay... Uzun bacaklı ve çekik karınlı bir av köpeği. 3/ Topu düşman ateşinden koruyan zırhlı bölme... İyice yanarak ateş durumuna gelmiş kömür ya da odun parçası. 4/ Japonlara özgü çiçek düzenleme sanatı. 5/ Bir ilimiz... Sivas’ın bir ilçesi. 6/ Notada durak işareti... Boru içindeki bir akışkanın akışını durdurmaya ya da serbest bırakmaya yarayan aygıt. 7/ Doksanüç Harbi’nde Erzurum’da Ruslara karşı kahramanlığıyla tanınmış Türk kadını. 8/ Deri altında bulunan, yuvarlak ve ele gelebilen lezyon... Bir nota. 9/ Asya’da bir ülke... Yanlışlık, gaf. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog