Bugünden 1930'a 5,475,350 adet makale



Katalog


«
»

9 MAYIS 2012 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA HABERLER 9 ‘12 Eylül’ü kısaca savuşturan hükümet, 12 Mart’ı da anımsamadan 28 Şubat’a geçiverdi. Yargılama süreci kendi çıkarları için sahneye konan bir oyun’ ÜNİVERSİTEDE PATLAMA Üniverİstanbul Haber Servisi İstanbul katında rum bod si ülte Fak uk Huk sitesi (İÜ) en olned iğe pan meydana gelen patlama lette tuva ığı and kull n ileri enc du. Kız öğr da yarameydana gelen patlamada ölen ya a geldan lanan olmazken maddi hasar mey basının di. İncelemede patlamaya ses bom törlü Rek İÜ di. rlen beli neden olduğu “Emniyet ada lam açık ılı yaz ılan yap ce ğü’n ı sürMüdürlüğü olayla ilgili araştırmasın Fen İÜ dan yan Öte ildi. den r” tedi dürmek Derı klar Oca Türk de Edebiyat Fakültesi’n öğüşlü gör sol ile p gru bir u sub neği men le aha müd e inliğ renciler arasındaki gerg aldı. Dieden polis, 6 öğrenciyi gözaltına Fakülteim Eğit yarbakır Dicle Üniversitesi un tuvadu’n Yur i enc Öğr alp si ile Ziya Gök ı patlabas bom letlerinde 4 Mayıs’ta iki ses ştı. amı olm n lana yara ve mış olayda ölen Emek düşmanı iktidar cunta hesabı sorabilir mi? erpil Çelenk Güvenç, kitabın yazılış süreci ve darbelerle hesaplaşma tartışmalarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı. Anneniz babanızı anlatırken “Tanıklığını bir görev gibi taşıdı” demişti. Bir acı tanıklık, kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Ve şimdi sıra sizde. Sultan Özer’le birlikte yazdığınız “Denizler’in Şekibe Ablası”ndan sonra ikinci kitabınız geldi. Bu kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Babamı kaybetmeden bir yıl kadar önceydi. Bir yazı konusunda kendisine yardım etmeye çalışıyordum. Dosyaların arasında İlhan Selçuk’un ‘Deniz Gezmiş Olayı’ başlıklı yazısı ile Eric Rouleau’nun 12 Mart idamlarına ilişkin bir yazısını buldum. O dönemde Deniz’lerle ilgili bilgimiz dışında birçok yazının yazılmış olabileceği hakkında konuştuk. “Gücüm olsa çalışır, araştırır ve bulduklarımı değerlendirirdim” demişti. Böyle bir çalışmanın onu sevindireceğini fark ettim. Aslında belki de farkında olmadan beni teşvik etmiş oldu. O günden itibaren bir yıl boyunca Milli Kütüphane’den, bazı gazete arşivlerinden, SBF ve ODTÜ kütüphanelerinden yararlanarak gazete ve dergi taramaları yaptım. Babamın 6 Mayıs 1972’de alıp biriktirdiği gazetelerden bazılarını, sakladığı bazı mektup ve belgeleri de inceledim. Sultan Özer ve ben, “Denizler’in Şekibe Ablası” kitabını, elde olmayan nedenlerle, babamın görmesini sağlayamadık; bu kitap da aynı akıbete uğradı, ama böyle bir çalışma yaptığımı kendisine söylediğimde o kadar sevindi ki... Telefonu açtı ve Sevgili Şükran Soner’e anlattı olayı... En azından böyle bir çabadan haberinin olmuş olması ufak da olsa bir teselli oluyor benim için. Bu kitapta ilk kez kamuoyu ile paylaşılan konular neler? Halit Çelenk, ‘İdam Gecesi Anıları’ isimli kitabında, o gece yaşananların birinci elden tanığı olarak anılarını ve yargı sürecini anlatır. Bunlara ek olarak, belge niteliğinde Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in son mektupları, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne açtığı dava dilekçesi, ölüm infaz tutanağı, Faruk Erem’in Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne verdiği rapor, mektubu ve mahkeme kararları o kitapta yer almaktadır. ‘Darağacına Mektuplar’da ise Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in babalarının TBMM Karma Komisyonu Başkanlığı’na yazdıkları dilekçe, İsmet İnönü’ye, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a çektikleri yıldırım telgraf, Yusuf Aslan’ın babası Beşir Aslan’ın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na yazdığı mektup ve Nihat Erim’in Cemil Gezmiş ve Beşir Aslan’ın babalarının mektuplarına yanıtı ve Yusuf Aslan’ın babası Beşir Aslan’ın Ankara İnfaz Savcılığı’na verdiği dilekçe bulunuyor. Ayrıca idamlara engel olmak için verilen imzaları da ekledim... Bugün, cunta karşıtı olmak en ufak bir cesaret istemiyor, ama o dönemde özellikle de devlet kademelerinde yer alan ve çalışan insanların böyle bir olayda idamlara karşı çıkarak imza vermeleri kanımca büyük bir sorumluluk, yüreklilik ve direniş örneğiydi. Sayın Altan Öymen kitaptaki yazılarından birisinde bu olayı ve sonrasında başlarına gelenlerin öyküsünü bizimle paylaşmaktadır. Jane Cousins’ın ‘Turkey: Torture and Political Persecutions (Türkiye: İşkence ve Siyasi Baskılar)’ başlıklı raporunun Deniz Gezmiş ve arkadaşları davası ve yargılama sürecine ilişkin bölümü de kitapta yer almakta. Jane Cousins, 12 Mart döneminde Türkiye’ye gelen ve işkence, baskı ve idamlarla ilgilenen, bunları raporlaştıran ve Avrupa ile İngiltere’de bu uygulamaların kınanması yönünde çalışmalar yapan ender yabancı gazeteci/yazarlardan birisi. Diğer isim ise Andrew Mango. Talat Aydemir olayında Fethi Gürcan’ın son sözleri ve Deniz’in son sözlerini karşılaştırarak yorumlaması oldukça dikkat çekici. Bu kitapta “babaların” bazı mektupları da ilk kez yayımlanıyor. Halit Çelenk bunları neden daha önce yayımlamadı? Bildiğim kadarıyla babam 1. THKO davasının yani Deniz’lerin yargılandıkları davanın tüm belgelerini yayımlamak istiyordu. Halit Çelenk tarafından hazırlanan konuya ilişkin ilk kitap, Çiğdem Özgüden’in sahibi olduğu Yöntem Yayınları arasında ‘1. THKO Davası / I. Cilt (Mahkeme Dosyası)’ başlığıyla yayımlandı. Başlık bile babamın bir seri kitap tasarladığının kanıtı. Kanımca 12 Mart’ı izleyen 12 Eylül günleri, davaların ve çalışmalarının yoğunluğu ve ilerleyen yaşı bunu gerçekleştirmesine izin vermedi. S DARAĞACINA MEKTUPLAR Mahkemeye yol gösteren vekil yazarlar İç basın 12 Mart’a ve idamlara nasıl baktı? Kitap, basın aracılığıyla darağacına yazılan ‘mektup’lardan bir derleme. Yerli basında, cunta yandaşı ve gerici basın organlarında yazan basın mensupları ve sağ eğilimli gazetelerle demokratsol siyasal görüşü benimsemiş ve onurlu/bağımsız bir duruş sahibi ga TÜREY KÖSE 4 Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Askerlik Yasası ile Bazı Yasalarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Tasarıya göre, askerlik şubeleri başkanlıklarınca kısa sürelerle teşkil edilen ve etkinliği kalmayan askerlik meclisleri, ilk yoklama ile yedeklik yoklaması işlemleri kaldırılacak. Yükümlülerin sağlık muayeneleri aile hekimlerince yapılabilecek. Askerlik yasası değişiyor unutmadım Babamın açık yarasıyla götürülüşünü Bugün darbelere karşı çıkmanın bedeli yok. Belki de tam tersine AKP hükümetinin bence göstermelik olan darbe karşıtlığı çerçevesinde bakıldığında bir siyasal kazanç bile getirebilir bazılarına. Ama askeri darbe dönemleri öyle değildi. Her karşı çıkış bir yürek işiydi. 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de durum değişmiyordu. 12 Mart ‘Balyoz’ olayını anımsayalım. Nihat Erim’in kurduğu cunta hükümeti akıl almaz bir uygulama yaptı ve İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılmasına misilleme olarak, 1718 Mayıs 1971 gecesi, üniversite öğretim üyeleri, avukat, doktor, mühendis, mimar, öğretmen, sendikacı, üniversite öğrencisi, işçi ve köylülerden oluşan 4 bin kişi ‘rehine’ olarak gözaltına alındı ve ölümle tehdit edildi. Yeni apandisit ameliyatı olmuş babamın, ateşler içinde, açık yarasıyla apar topar götürüldüğünü hiç unutmadım. 12 Mart muhtırasının değerlendirilmesine gelince. Sola baktığımız zaman sosyalist çevrelerin dışında, muhtıranın ilk ağızda desteklendiğini görmekteyiz. Bununla birlikte, idamlar konusunda fire görmüyoruz. İdamlara ve ölüm cezasına karşı olmayan bir sol yazara rastlamadım. Sağ basınsa çok tutarlı bir biçimde, hem muhtıraya ve darbeye sahip çıkmış hem de idamları sonuna dek savunmuştur. Yoğun bir faşizan tavır görüyoruz. İdamlarla ve Deniz’lerle ilgili dil de çok düzeysiz ve kin kusuyor. ’ zete ve gazetecilerin olaya bakışları, ölüm cezasına yaklaşımları çok farklı. Sağ basın, koro halinde, ‘Asın, çabuk asın’ diye haykırıyor. İdama karşı olan CHP ve İnönü’ye ciddi bir medya baskısı gözlüyoruz. Aynen bugün olduğu gibi mahkemelere, Anayasa Mahkemesi’ne ‘yol’ gösteren milletvekili/yazarlar ve basın mensupları da eksik değil. Üç genç insana verilen ölüm cezasının infazını canhıraş savunan makale sahiplerinin yazılarındaki düzeysizlikler de dikkat çekici. Ayrıca bir çifte standart var. Menderes’lerin idamına karşı üç devrimci gencin başları isteniyor. TBMM’deki ‘üçe üç’ diye çığrışanlar, Şekibe Çelenk’in ısrarla yinelediği gibi Deniz’lerin Menderes’lerin idamında daha çocuk olduklarını bile anımsamak istemediler. Ama bence olayın kökü daha derinlerde. Gerçekte mahkum edilmek ve önü kesilmek istenen, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının en net ve öz biçimde idam sehpası altında ifade ettikleri dünya görüşleridir. Tam bağımsız, demokratik, sınıfsız, sömürüsüz bir toplum özlemidir ipe götürülmek istenen. Emekçi sınıf ve tabakalara bir gözdağı verilmek istenmektedir. Sömürü düzenine karşı çıkmak, bağımsızlık istemek, emperyalizmin ülkedeki üslerine, ikili anlaşmalara, NATO’ya karşı eylemler yapmak, 6. Filo düşmanlığı, Amerikan karşıtlığı yol olmamalıdır. Üstüne üstlük bir de bu düşüncelerinizden dolayı pişmanlık duymazsanız cezanız ölümdür. Sağ basın ve TBMM’de AP başta olmak üzere tüm sağ partilerde izlediğimiz intikamcı ve ‘saldırgan’ tutumun ardındaki gerçeğin bu olduğunu düşünüyorum. Ölüm cezasına ve idamlara hayır diyen ikinci grupta ise sorunun demokrasi ve insan hak ve özgürlükleri açısından ele alındığını görüyoruz. Bu bölümdeki yazıların hemen hemen hepsi zengin bir içeriğe sahip düzgün, düzeyli yazılar. Bitlis’te 5 PKK’li öldürüldü Ⅵ DİYARBAKIR (Cumhuriyet Bürosu) Bitlis’in Tatvan ilçesi Yediören köyü kırsalında aramatarama faaliyeti yapan güvelik güçleri, bir grup PKK’li teröristle karşılaştı. “Teslim ol” çağrısına teröristlerin ateşle karşılık vermesi üzerine çatışma çıktı. Çıkan çatışmada, 2’si kadın 5 PKK’li öldürüldü. Bölgedeki operasyonların sürdüğü bildirildi. DHKPC operasyonu: 100 gözaltı Ⅵ İstanbul Haber Servisi Terörle Mücadele ekipleri bu sabah erken saatlerde İstanbul, Ankara, Adana, Kocaeli, Mersin, Konya, Sakarya, Eskişehir, Kütahya ve Tunceli’de tespit ettiği adreslere eşzamanlı operasyon düzenledi. Baskında 10’u İstanbul’dan olmak üzere DHKPC üyesi olduğu iddia edilen 100 kişi gözaltına alındı. Doktor döven BDP’li disipline Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) BDP yönetimi, Van’da trafik kazası yapan eşi ve kızına müdahale etmediği gerekçesiyle doktor döven Van Milletvekili Özdal Üçer’i disipline sevk etti. BDP’den yapılan açıklamada, Üçer’in yanı sıra, PM üyesi Fatoş Yener’in “parti ilkelerine aykırı davranışı” nedeniyle Disiplin Kurulu’na sevk edildikleri bildirildi. Romanlar için araştırma istemi Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) CHP, Romanların yaşadığı sorunlar için Meclis araştırması açılmasını istedi. CHP Milletvekili Hurşit Güneş ve arkadaşlarının imzasıyla TBMM’ye sunulan araştırma önergesinin gerekçesinde, “Türkiye’deki Romanlar, Türk olmaktan duydukları gururu ortaya koymalarına ve kendilerini Sünni Müslüman olarak tanımlamalarına karşın, yüksek düzeyde ayrımcılığa ve aşağılanmaya maruz kalmaktadır” denildi. İmam yaşlı adamı darp etti Ⅵ MUĞLA (AA) Fethiye ilçesinde, Eşen beldesine bağlı İzzettin köyü Dereboğazı Camisi’nin imamı T.K, cemaatten Arif Ekiz’i (74) siyasi içerikte konuştuğu için uyarması üzerine darp etti. Ekiz, “4 Mayıs günü cuma namazında imam hutbede siyaset yaptı, cemaat dinledi. Camide neden siyaset yapıyorsun? dedim. Bir anda üzerime atıldı. Tekme tokat vurmaya başladı” diye konuştu. İmam hakkında idari soruşturma başlatıldığı belirtildi. Çay bahçesinde kadın cinayeti Ⅵ SELÇUK (Cumhuriyet) Selçuk Belediyesi Yazı İşleri Müdürlüğü’nde görevli Memur Zeynep Köksal (40), erkek arkadaşı İlhami İlhan (35) tarafından Selçuk’ta çay bahçesinde boğazından defalarca bıçaklanarak öldürüldü. İlhan olay yerinden uzaklaşmak üzereyken yakalanarak gözaltına alındı. Olayın ardından Selçuk Belediyesi’nde görevli kadınlar, cinayetin işlendiği yerdeki caddeyi trafiğe kapatarak kadına şiddeti protesto etti. Kayınpederi tarafından öldürüldü Ⅵ UŞAK (AA) Uşak Kemalöz Mahallesi’nde oğlu, gelini ve torunlarıyla oturan İ.T. (62), oğlu E.T. işteyken gelini Emine T. (34) ile tartışmaya başladı. Tartışmanın büyümesi üzerine İ.T, yanındaki bıçakla üç çocuk annesi Emine T’yi sırtından bıçakladı. Emine T, olay yerinde hayatını kaybetti. BİTTİ Siz de 12 Mart’ın mağdurusunuz. Darbecilerden hesap sorulabileceğine inanıyor musunuz? 12 Mart öncesinde Hacettepe Üniversitesi’ndeki olaylar nedeniyle Ankara asliye ve ağır ceza mahkemelerinde, 12 Mart’ta ise ‘Vahap Erdoğdu ve arkadaşları’ adıyla bilinen davada eşimle birlikte yargılandım. Dava öncesinde evden alınarak ‘kontrgerilla’ya götürüldüm. Bir askeri mahalde birbirlerine ‘onbaşı’, ‘binbaşı’ diye hitap eden kişilerce sorgulandım. ‘Burada yasa, anayasa geçmez; burası kontgerilla üssü’ sözlerini diğer devrimci arkadaşlarım gibi ben de duydum. Ayrıca nişanlımın işkence görmüş haline tanıklık ettim. Babam beni Yıldırım Bölge Kadın Tutukevi’nde ziyarete geldiğinde, kendisine, nişanlıma yapılan işkenceyi anlattıktan sonra, TCK’nin 141. maddesinden tutuklu yargılandığımızı, ama asıl gizli örgütün bizi evden alıp bir işkence ve sorgu mahalline götüren kişilerden oluştuğunu söyledim. Cezaevi yöneticileri ve Burası kontrgerilla üssü! personelle birlikte yaptığımız bir görüşmeydi. Babam, haklı olarak ‘Bunu daha sonra konuşuruz’ dedi. 12 Mart ve 12 Eylül’de, İstanbul, Ankara, Diyarbakır ve birçok ilde, binlerce sol görüşlü insanın, devrimci gencin, aydının, bu merkezlerde sorgulandığı, işkence gördüğü ve hatta öldürüldüğü apaçık meydanda. Götürüldüğümüz o işkence mekânlarında, CIA’nın, Pentagon’un yasalarının ve usullerinin geçerliliği de ortada. Dün de, bugün de, devleti yönetenler, her gün NATO’ya ve onun ilkelerine bağlılıklarını yüksek perdeden ilan ediyor. NATO’nun bölgesel çıkarlarının taşeronluğunu yapan, sermaye yanlısı bir siyasal iktidar tarafından yönetiliyoruz. Özal’ın ardılı olduğunu sürekli yineleyen, ‘24 Ocak kararları’nın takipçiliğini yapan, uluslararası sermayenin dayattığı neoliberal uygulamaları misliyle gerçekleştiren, emek ve emekçi düşmanı bir siyasal iktidar, yine iç ve dış sermayenin isteğiyle emekçilerin, aydınların, devrimcilerin başına balyoz gibi inen, asan, kesen askeri cuntaların hesabını sorabilir mi? Ama denilebilir ki, bir 12 Eylül davası açıldı. Evren yargılanmak isteniyor. İddianameyle başlayan ve mahkemeyle devam eden süreç, davanın bir gösteriden başka bir şey olmadığını gösterdi. Asıl müdahil olmaları gerekenlerin talepleri bile mahkeme tarafından reddedildi. 12 Eylül’ü böylelikle kısaca savuşturan AKP iktidarı, 12 Mart’ı hiç anımsamadan, 28 Şubat’a geçiverdi. İdam sehpalarının kurulduğu, gençlerin, aydınların, emekçilerin sokaklarda kurşunlandığı, kaybedildiği, işkence gördüğü darbeleri yargılamak onlara uygun düşmüyor! Ben AKP’nin 12 Eylül’ü yargılama girişiminin, kendi çıkarları için sahneye koyduğu bir oyun olduğu kanısındayım. Erim’in kızından açıklama İstanbul Haber Servisi Eski Başbakan Nihat Erim’in kızı Ayşe Işıl Önalp, gazetemizin 6 Mayıs 2012 tarihli sayısının 10’uncu sayfasındaki “Darağacına Mektuplar” adlı yazı dizisinde “Nihat Erim’den soğuk yanıt” başlığıyla yer alan yazının gerçeği yansıtmadığını bildirdi. Önalp, gazetemize gönderdiği açıklamada, babasının savunulanın aksine aslında idamlara engel olmaya çalıştığını açıkladı. Önalp tarafından gönderilen açıklamada, “Yazının en başında büyük puntolarla babam Nihat Erim ile ilgili bilgi verilmektedir. Okuyucu, buradan idamları bu kişinin yaptırdığı görüşüne yönlendirilmektedir. Bugün hayatta olmayan ve kendisini savunma olanağı kalmamış biri hakkında yazılanlar esef vericidir. İdam kararları TBMM ve Cumhuriyet Senatosu’nda özellikle DP’nin ısrarı ile onaylanmıştır” ifadeleri kullanıldı. Önalp’ın gönderdiği belgeler arasında, eski Başbakan Erim’in Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na, Adalet Bakanlığı’na gönderdiği yazıların yanı sıra Nihat Erim Günlükler 19251979 adlı kitaptan da bazı kısımlar yer aldı. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog