Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 30 MAYIS 2012 ÇARŞAMBA 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER Sonun Başlangıcı İKTİDARLAR, çoğu zaman, kendilerini en güçlü hissettikleri dönemlerde yıkılırlar. Uzun süre işbaşında kalmak, bu sayede elde edilen kolay başarılar ve hepsine ek olarak yandaşlarla bilinçsizlerden gelen övgüler, iktidar sahiplerinde ister istemez öyle bir baş dönmesi ve hatta zihin sarhoşluğu yaratır ki, lider durumunda olanlar akıl almaz hatalar yapmaya ve inanılmaz sözler etmeye başlarlar. Kendi kuyularını kazarcasına. Hatalar öyle akıl almaz, sözler öyle inanılmazdır ki, destekçiler bile isyan eder ve sürdürülen saçmalığın ortağı olmak istemezler. En beklenilmeyen sonuç budur. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, o aşamaya kadar övgü düzen insanlar kendilerinden utanmaya başlayıp saf değiştirirler. İnsanların insanlığına geri döndüğü aşamadır bu. Hep öyle mi olur? Yoo, genellikle tersi olur ve aldatılmışlar, yıkılış aşamasına geçişi çabuklaştırmak yerine, aldanışlarını sürdürürler. Ama, bazı vatandaşlar için ikinci deneyimde aklını başına toplamak kaçınılmazdır. Daha doğrusu, yaşananlara böyle bakarak düşünebilmek daha sağlıklıdır. Yoksa kahrolmak işten değil. İyimserlikten vazgeçmemek gerekiyor. aten, şaka gibi gelse de, iyimser olmak için bir yığın neden var görünürde. Her şeyden önce, aklın mantığın iflas ettiği bir dönemdeyiz. Başbakan, ki zeki bir politikacı olduğu kesin, zekâsına karşın aklı mantığı bir yana bırakmış, nüfus politikasının peşine düşerek doğurulacak bebek sayısıyla uğraşmayı öne çıkarmıştır. Daha ne yapsın? Aynı zamanda, partisinin üyelerine konuşma ve yayın yasağı getirmenin yanında, Uludere konusunda kimsenin artık ağız açmamasını isteyen de odur. Bunlar size bir iktidarın ilk yıkılış alâmetleri gibi gelmiyor mu? ısacası, rejimin ve demokrasinin geleceği açısından sorunumuz, galiba iktidarla değil de muhalefetle. Doğal sonucu, yani ilk genel seçimle birlikte iktidarın değişmesini sağlayacak ortam ve koşullar kendiliğinden oluşmuş durumda. Eksik olan, yıkılmaya hazır bir çoğunluk yönetimini yıkabilecek fiskeyi vuracak güçte bir anamuhalefetin oluşmasıdır. O açıdan bakınca, yıkılmaya hazır duruma gelmiş bir iktidarın hemen yıkılmayıp ömrünü bir süre daha devam ettirmesi belki de büyük şansımızdır; çünkü henüz iktidar olmaya hazır duruma gelmiş bir muhalefetimiz yok. Böyle olunca, vakit kaybetmenin zamanı değil; dikkatlerin ve çabaların, iktidar üzerinde değil de, muhalefet üzerinde yoğunlaşması gerekiyor. Kadın Bedeni ve Kadın Sağlığı Siyasetçinin Oyun Alanı Değildir Başbakan, kadının gebeliğini sürdürmesonlandırma konusundaki karar verme hakkına saygılı olmalı; cinayet benzetmesini ise asla kullanmamalıdır. Ayrıca, benimsediği tutucugerici ahlaksal değerleri(!) “Onlar” diyerek “ötekileştirdiği” ülke nüfusunun yüzde 50’sine kabul ettirmeye çalışmamalıdır. Prof. Dr. Necla ARAT Kadın Araştırmaları Derneği Başkanı ündemi değiştirerek yurtiçi kendi dogmatik düşünceleri uyarınca kürve yurtdışı başarısızlıklarını tajı cinayetle aynı kefeye koyuyor ve yegizlemekte gerçekten başa niden yasaklanmasını istiyor. Onun bu tutumu kadınlarımızın yasal rılı olan Başbakan, şimdi de Uluslararası Nüfus ve Kal yollarla kürtaj yaptırma özgürlüklerine son kınma Konferansı’nın kapanış oturu verecek; onları daha pahallı ve riskli yolmunda önemli bir kadın hakkı ve isten lardan kürtaj yapmaya zorlayacaktır. Bu meyen gebeliklerin sonlandırılması uy durum, kadın ölümlerinin artmasına neden gulaması olan kürtajı tanımlarken “Kür olacaktır. Çünkü, kürtajın yasal olmadığı taj bir cinayettir. Her kürtaj bir Ulu ülkelerde kadınlar, sağlıksız koşullarda dere’dir” demiş. Daha da ileri gitmiş ilkel yöntemlerle düşük yapmak zorunda “Kürtaj, bizi dünya sahnesinden silmek kalmakta ve Dünya Sağlık Örgütü’nün veiçin sinsice bir plan... Bu milletin ço rilerine göre, her yıl 78 bin kadın yaşamını ğalması için asla bu oyunlara prim yitirmektedir. Kürtaj hem ülkemizde hem dünyada huvermememiz gerekir” diye eklemiş. Dinci kesimin kadın bedeni üzerinden si kuksal sınırları belirlenmiş, kabul gören bir yaset yapmaya ne denli meraklı olduğu olgudur. Nitekim 14.04.1983’te kabul nu, on yıllık AKP iktidarında, özellikle edilmiş olan Nüfus Planlaması Yasası “türban” tartışmaları sürecinde genç kız ile ülkemiz kadınlarına eğer isterlerse, sağların/kadınların başlarını örtmek için “hu lıklı bir ortamda gebeliklerini sonlandırkukun arkasından dolanarak” yaptık ma hakkı tanınmış, on haftaya kadar olan larını izleyerek gördük. O günlerde fe gebeliklerin hastanelere başvurarak sona minizmin “Bedenim benimdir” sloganını erdirilmesi sağlanmıştır. İşine geldiği zaman eski özdeyişleri ödünç alıp baş örtme özgürlüğü(!) isteyen İslamcı feminist kadınlardan ise şimdilerde kullanmaya pek meraklı olan Başbakan, o konuda bile içtenlikli değildir. Örneğin, çıt çıkmıyor. Çağdaşözgürlükçü anlayışın kadın hak “Eski hal muhaldir, yani eskiye dönüş larına ve cinselliğine bakış açısı ile tutu olmaz ve olmayacak” derken kürtaj kocugerici anlayışın bakış açısının tümüy nusunda 30 yıl öncesine, yani eskiye le farklı olduğunu biliyoruz. İkinci anla dönmenin özlemi içindedir. Kürtaj, pek çok Avrupa ülkesinde, Ameyış biçimini örneklendiren Başbakan, G Z rika Birleşik Devletleri’nde (kadınların uzun süren “kürtaj hakkını elde etme” savaşımlarından sonra) yasal olarak uygulanmaktadır. Katolik Kilisesi’nin sert eleştirileri ve şiddetli direncine karşın İspanya’da da kabul edilmiştir. AB ülkeleri arasında ise yalnızca Malta’da nüfus politikası uygulamaları nedeni ile yasaklanmıştır. (Malta’nın nüfusu 413bindir.) Birleşmiş Milletler Kahire Bildirgesi, kürtajı kadının temel insan haklarından biri olarak tanımlamaktadır. Zaten liberal ve laik demokrasilerde kadınlar, doğurganlıklarına ilişkin kararları vermekte özgürdürler. Yani sahip olmak istedikleri çocuk sayısını belirleme ve istenmeyen bir gebeliği sonlandırma hakkını kullanabilirler. Bu, kadının genel olarak kendi bedeni üzerinde ve doğurganlığı konusunda söz sahibi olması anlamına gelir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (İrlanda örneğinde) kürtaj yasağının kadının insan haklarının çiğnenmesi olduğunu karara bağlamıştır. Kısacası, Başbakan’ın kafasındaki (kürtaja ilişkin) sınırlayıcı, zorlayıcı, yasaklayıcı yeni(!) önlemler, ne yurtiçinde ne de yurtdışında destek bulabilir. Sonuç olarak, Başbakan, kadının gebeliğini sürdürmesonlandırma konusundaki karar verme hakkına saygılı olmalı; cinayet benzetmesini ise asla kullanmamalıdır. Ayrıca, benimsediği tutucugerici ahlaksal değerleri(!) “Onlar” diyerek “ötekileştirdiği” ülke nüfusunun yüzde 50’sine kabul ettirmeye çalışmamalıdır. Kadın bedeni ve kadın sağlığı, kadın haklarına duyarsız siyasetçilerin oyun alanı değildir. Tasma... Gazetecilere “tasmalı” dedi... Onlar da içinde “tasma” olan Arena konuşmasının “çok güzel ve muhteşem” olduğunu tepe manşetten duyurdular... Hav hav hav... ૽ Kıyamam köpeğe... Asil hayvandır... Merttir köpek; kuyruk salladığında samimidir, ısırmaz... İçinden ısırmak geldiğinde asla kuyruk sallamaz... İkiyüzlü değildir... Ama medyadaki “tasmalı” ile konuşuyorum, çevrede kimse duymuyorsa, iktidara demediğini bırakmıyor... “Tehlike büyüdü” diyor... “Türkiye gitti” diyor... “Faşizm bu” diyor... Manşetine bakıyorum: “Arena büyüledi...” “Yüreklerdeki gizli sevgi coştu...” “Demokrasi çiçekleri açtı...” ૽ İkiyüzlüsün birader... ૽ Stadyumu Galatasaray da doldurdu... 250 otobüsle ilçelerden insan taşıyan koca iktidar partisi AKP’nin doldurması niye “Böyle kalabalık görülmedi” oluyor?.. Yani Arena Stadı’nı genişlettiler mi?.. Pekiii... Aynı konuşmada sana ya da meslektaşlarına “Bunların tasması vardı, biz tasmalarından kurtardık” dedi... Arena’da “yüreklerdeki gizli sevgiyi” gördün de... 600 hoparlörden bağırılan “tasma”yı niye duymadın gazeteci?.. ૽ Bizim tasma hikâyesine kızan, dava açılmasını isteyen... Yetmedi “Kaleminden pislik damlayan yazar” diyen Başbakan’ın, bu kez gazetecilere “tasma” takması onun ne halde olduğunu gösteriyor... O ayrı... Ama “yüksek tirajlı” gazetelerden, televizyonlardan hiç mi ses çıkmaz?.. Yazıyı iki gün beklettim ki, belki ses çıkar hani... “Tıs” yok... Tam tersine “Muhteşem gün” diye, içinde “tasmaları” olan konuşmayı sayfa sayfa yayımladılar sıkılmadan... ૽ Hadi Başbakan; kürtajı, Uludere’yi, tasmayı, sezaryeni karıştırıp aklını kaybetti... Kinle, nefretle, intikam duygusuyla vicdanını yitirdi... Sen “tasmalı” medya?.. Hiç mi utanma duygun kalmadı?.. Biraz olsun yani... Evrim Gerçeği ve Üniversiteler Günay Güner stanbul Teknik Üniversitesi’ni İngilizceyle eğitim kararı nedeniyle kınarken Marmara Üniversitesi’nin evrim gerçeği karşıtı sözde bilimsel toplantı düzenlediğine tanık olduk. Artık kimi “profesör” sanı taşıyanlar işliklere nesnel dünyayı, ilişkileri, olguları araştırmak için değil, inançlarını açıklamak, yaymak, benimsetmek amacıyla giriyor. Oysa gerçek bilimci işliğe girerken inancını dışarıda bırakmalıdır. Bu ayrımı yapmaktan uzak olanlar bilimci sayılamazlar. Evrim gerçeği nesnel dünyanın gerçeğidir. Bu işi ya K İ panlar, insanbilimciler, dirimbilimciler evrim birikimine dayanarak yapmak zorundadırlar. İstemeyenler başka iş yapmalıdırlar. Ortası yoktur. Evrim gerçeğine karşı olanların inançlarıyla ilgili savları evrimin doğasını, sürecini etkileyemez. Evrim kendi yolunda ilerler. Düzenleyenler çok sinsi bir başlık seçmişler: “Bilim Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?” Buna göre bilim türler arası evrimi kabul etmiyor! Böyle başlık yazılabilmesini sağlayacak hangi bilimsel çalışma var? Hangi bilimsel kurul bu yaklaşımı benimsemiş? Ya nıt yok. Böylece bu dayanaksız yargıyı önceden dayatmış oluyorlar. Kanıtsız bilim olur mu? Olmayacağı çok açık. Bu noktaya bir anda gelinmedi. Yozlaşma, çürüme tüm bilim dallarında gözleniyor. Bugün en “saygın”, İngilizceyle “eğitim” yapan üniversitelerin toplumbilim bölümlerinin bilimcileri (ki onların çoğu sosyoloji sözcüğünü yeğlerler), toplulukları (cemaatleri), özgürlükleri geliştiren demokratik kurumlar saymaktadırlar. Hem de söz konusu geri kurumların bireyi ve istencini yok ettiğinin yüzlerce acı örneği yaşanırken… Okulları yerine başlıca TV kanallarını yurt edinen bu “bilimciler” ne de ğin bilim dışı sav varsa halkın, giderek öğrencileri olmak talihsizliğine uğramış gençlerin beynine boca etmekteler. Ne acı ki 1930’lu yıllarda Alman bilimcilerin koşarak geldiği, yıllarca çalışıp, Türkçe ders verip, Türkçe kitap yazdığı üniversitelerimiz boş inanç merkezleri durumuna doğru hızla yol almaktadır. Bu usa aykırı durumun sürüp gideceği sanılmasın. Üniversite yaşamımız, sayıları ve nitelikleri hiç de az olmayan onurlu bilimcilerimizin emeği üzerinde yeniden yükselecektir! Günümüzün bilimci geçinen şarlatanlarının ise ortaya çıkacak yüzlerinin kalmayacağını şimdiden görüyoruz… C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog