Bugünden 1930'a 5,419,547 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

30 MAYIS 2012 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 13 eçen pazartesi itibarıyla G Türkiye’de son beş yılda öldürülen kadın sayısı, 5999’du. Sanırım bu yazıyı okuduğunuz sırada 6000’i aşmış, üstüne en az 4 kadın daha hacamat edilmiştir. Yine Türkiye’de, 2010 yılından beri 600’den fazla öğrenci tutuklu ve salt bir yılda pankart açtı, harçları protesto etti, yönetime karşı çıktı diye üniversiteden uzaklaştırılan öğrenci sayısı 4 bin 700… Yalnız bu tablo bile, yaşadığımız ülkenin kadınları ve gençleri sevmediğini gösterir. Ama bu sevgisizliği yaratan ve besleyen zihniyet, aşağıladığı kadınlardan daha çok çocuk doğurmalarını talep edebilmektedir. Çocukları küçükken sever de, büyüyünce nefret ederler desek; oyun çağında çalıştırılan, davar gibi alınıp satılan çocuk gelinlere, ırzına geçilen oğlanlara bakarsak, o da değil... Öyleyse niye daha çok çocuk istiyor, malum zihniyet? Kesinlikle doğru yanıtı, köşe komşum Deniz Kavukçuoğlu, 28 Mayıs tarihli “Adolf Hitler, Kadınlar ve Çocuklar” başlıklı yazısıyla verdi. Mutlak bir savaş, tercihen bir “cihat” hazırlığındalar! Yukardaki çıkarsamayı yapamayacak mantıklar yaratmak için Danıştay onayıyla felsefe diye “hadisler” okutmak, “Müslüman ve kindar” gençlik yaratmak, “hayır” demeye kalkan gençleri zaten erişkinleri de zindana atmak, salt baskıcı bir rejimin belirtileri değil. Allah Allah, nidalarıyla mezbahaya koşacak bir mücahitler ordusu hedefleniyor. ૽૽૽ Mezbahaya gitmeyi reddedecek aradığı oluyor. ‘İşte yıllardır aradığımız sabıkalıyı yakaladık’ gibi bir porte oluşuyor. Düzenli kimlik kontrolündeyim. Polisin sokaklara huzur getirmesi beklenirken, ben evime rahat dönemez hale geldim. Bu ayrımcılık nedendir? Üstümü başımı ararken ‘Görevimizi yapıyoruz’ deniyor. Bu görev neden sürekli ben ve benim görünümümde insanları hedef alıyor? Asayiş görevlilerine soruyorum: Size güvenmeli miyiz? Yoksa korkmalı, sakınmalı, uzak mı durmalıyız? Ben bilemedim. Yıllardır insan psikolojisi üzerine eğitim görüp eğitim veren sizlerin, her farklı gördüğünüz kişiye hor gören ve ayrımcı bir muamele yapmaması gerekmez mi? Bugün benzer sitemlerimi duyan polis memuru, ‘İyi, tanışmış olduk işte’ dedi. Ne var ki ben, sokağımda her çevrildiğimde başka bir ekiple tanışıyorum! Her memura aynı sitemleri dile getiriyorum. Dileğim, yıllarca huzurlu yaşadığım mahallemde yitirdiğim huzura kavuşmak. Ahlaksız hiçbir davranış sergilemeden potansiyel suçlu muamelesi görmekten usandım. Gereğini arz ederim. Saygılarımla.” Ozan Erkan http://www.facebook.com/ozanerkan78 “Kanunun boyunduruğundan sıy rılan toplumları, tek bir adam ın tasması bekler.” GUSTAVE LE BON Yok Paha, Var Mezbaha gibi görünenlerin başına da bakın, en ucuzundan neler geliyor: “Ben 34 yaşında bir T.C. vatandaşıyım. Doğma büyüme İstanbulluyum. 30 yıldır ErenköyFotoğraf: ALİ ARİF ERSEN Kazasker’de ikamet Uyuşturucu kullanmam. Yaşlı etmekteyim. Profesyonel annebabama ve amansız bir müzisyenim. İstanbul Erkek hastalıkla mücadele eden ablama Lisesi’nde okudum. Yıldız Teknik elimden geldiğince destek olmaya Üniversitesi’nde müzik lisans çalışıyorum. Üstü başı ve eli yüzü eğitimi aldım. İTÜ’de Ses düzgün bir insan sayılırım. Mühendisliği Yüksek Lisans Ancak bir kusurum var ki, eğitimimi tamamladım. Askerliğimi kendimi Yeni Türk Polisi’ne bir yaptım. Devlete herhangi bir türlü beğendiremedim: Saçım borcum bulunmamakta. Sabıka uzun ve 20 yıldır askerlik dönemi kaydım yok. Yolsuzluğum yok. hariç hiç çıkartmadığım Almanca, İngilizce ve küpelerim mevcut. Evime gider İspanyolca olmak üzere 3 yabancı gelirken, haftanın ortalama 2 günü dil biliyorum. Şiir ve ve şarkı ekip otoları tarafından yazdığım anadilim Türkçeyi iyi çevriliyorum. Güpegündüz, kullandığımı düşünüyorum. sokakta onlarca insan varken Birçok ünlü ses sanatçısı ile adeta cımbızla seçiliyorum. Sanki konserler verdim. Ülke içinde ve tek polisin zaptedemeyeceği bir dışında festivallere katıldım. suçluymuşum gibi 4 polisin birden Düzenli spor yaparım. Sağlıklı arabadan fırlayıp üstümü başımı beslenirim. Sigara içmem. aşbakan Erdoğan’ın “kürtaj”, “sezaryen” B ve “nekrofili” konusunda 27 Mayıs 1960’ı Doğru Değerlendirmek Albert Einstein, 1905 yılında “Annalen der Physik” dergisi için kaleme aldığı yazılardan birinde Görelilik Kuramı’nı şu sözlerle açıklar: “Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde cisim, hareket ve zamandan birinin bir diğerine önceliği yoktur. Galile’nin Görelilik İlkesi zamanla değişmeyen hareketin göreceli olduğunu; mutlak ve tam olarak tanımlanmış bir hareketsiz halinin olamayacağını önermekteydi. Galile’nin ileri sürdüğü düşünceye göre dış gözlemci tarafından hareket ettiği bir gemi üzerindeki bir kimse geminin hareketsiz olduğunu söyleyebilir.” Einstein’ın kuramı, Galile’nin Görelilik Kuramı ile doğrusal ve değişmeyen hareketinin durumu ne olursa olsun tüm gözlemcilerin ışığın hızını her zaman aynı büyüklükte ölçeceği önermesini birleştirmiştir. ૽૽૽ Einstein’ın Özel Görelilik Kuramı ya da eski deyişle İzafiyet Teorisi toplumsal ve siyasal olaylara da uygulanır. Örneğin, işçi hareketleri emekçiler için “olumlu”, sermaye sahipleri için ise “olumsuz” olaylardır. Emekçiler işçi hareketlerini toplumsal/siyasal gelişmelerin motoru olarak değerlendirirken, sınıfsal varlıkları emeğin/emekçilerin sömürüsüne dayanan kapitalistler bu hareketleri ekonomik gelişmenin durağanlaşma nedeni olarak algılarlar. Bu görelilik durumu askeri darbeler için de geçerlidir. Örneğin, 11 Eylül 1973 günü Şili’de Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Augusto Pinochet tarafından sosyalist cumhurbaşkanı Salvador Allende iktidarına karşı gerçekleştirilen askeri darbe emekçi ve demokrat kesimler tarafından nefretle karşılanmışken darbeyi kendi çıkarları yolunda gören sermaye kesimleri tarafından coşkuyla selamlanmıştır. 24 Nisan 1974 günü Portekiz’de alt rütbedeki subaylar tarafından gerçekleştirilen, “Yüzbaşılar Hareketi” ya da öbür adıyla “Karanfil Devrimi” olarak anılan darbe ise 42 yıl boyunca faşist baskılar altında ezilen kitlelerce alkışlanırken, aynı sürede faşizmin kendilerine sağladığı çıkarlarla beslenen sermaye sahipleri tarafından lanetlenmişti. ૽૽૽ Bu açıdan bakıldığında ülkemizdeki ve dünyadaki gerçekleştirilmiş tüm askeri darbeleri aynı kefeye koyup değerlendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Hiç kuşkusuz parlamenter demokrasinin düzgün işlediği, kişi temel hak ve özgürlüklerinin herkese eşit uygulandığı, düşünce ve anlatım özgürlüğünün baskı altına alınmadığı bir ülkede gerçekleştirilen bir askeri darbeyi “meşru” görmek olası değildir. Bizim kuşağımızın gençleri, aydınları ve emekçileri 27 Mayıs 1960 darbesi ile birçok kazanım elde etmiştir. Örneğin, dilimizin en usta şairi Nâzım Hikmet’le o darbenin getirdiği 1961 Anayasası’nın sağladığı özgürlük ortamında tanışmış, sosyalist literatürü o koşullarda izleme, okuma olanağını elde etmiştik. Yalnızca Marks’ın, Engels’in değil, dünyanın ve ülkemizin değerli bilim insanlarının, edebiyatçılarının kitaplarını okuma şansına sahip olmamız da, ülkemiz edebiyatının, tiyatrosunun, resminin evrensel düzeye yükselmesi de bugün liberallerin dümen suyunda çırpınan “eski” solcuların 12 Mart ile 12 Eylül ile aynı kefeye koyup lanetledikleri 27 Mayıs’ın sayesindedir. ૽૽૽ 27 Mayıs, daha sonraki darbelerin tersine “hiyerarşik” bir eylem değildir. Silahlı Kuvvetler hiyerarşisine de karşı çıkan bir “genç subaylar” hareketidir. Yanlışları yok mudur? Vardır, hem de bağışlanamaz büyüklükte yanlışları vardır. En büyük yanlışları Yüksek Adalet Divanı adıyla, verdiği kararların temyizi olmayan olağanüstü bir mahkeme kurup bu mahkemede Demokrat Parti yöneticilerini, milletvekillerini ve askersivil bürokratlarını çoğu saçma sapan savlarla yargılayıp mahkum ettirmek, Başbakan Adnan Menderes’i, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı darağacına göndermek olmuştur. Bu yanlışlar yine de 27 Mayıs 1960’ın 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 ile benzeştirilmesini haklı kılmaz. Bilindiği gibi 12 Mart darbesi ile zamanın Başbakanı Nihat Erim’in ağzıyla 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlüklerin üzerine “şal örtülmüş”, 12 Eylül’ün ürünü olan 1982 Anayasası ile de topluma deli gömleği giydirilmiştir. Askeri darbeler karşılaştırılırken, Görelilik Kuramı’nı göz ardı etmemek gerekir, yoksa insan ister istemez soldan çark liberallerin durumuna düşer. Doğal ki anlayana… ૽૽૽ Genç okurum Ozan, bu mektubun kısaltılmamış halini Emniyet Müdürlüğü Asayiş Birimleri’ne göndermiş. Ne ihtiyatsızlık! Dünya çapında bir müzisyen, Fazıl Say’ın ifade suçlusu olarak 1.5 yıl hapis istemiyle yargılandığı ülkede, masumiyet neyin güvencesi olabilir ki, artık? sergilediği uzmanlığı, yurtdışından izlemek, inanın bana, yurtiçinde duymaktan daha dehşet verici! Bir başbakandan beklenmeyecek konularda, böylesine ağır konuşması; ülkemizi düpedüz “geri kalmış” ve ekonomik ya da sosyal düzeyi ne olursa olsun, entelektüel düzeyde üçüncü sınıf gösteriyor. Türkiye’de aşırı sezaryen yapıldığı, kürtaja daha az başvurulacak biçimde doğum kontrolü gerektiği, doğrudur. Ama bu işlerle Sağlık Bakanı ilgilenir, Sağlık Bakanı önlem alır. Çok çocuk isteyen Başbakan’ın ağzından kürtajın, sezaryenin eleştirisini ve kimi politikacılar hakkında “nekrofil” suçlamasını duymak, fazlasıyla Afrika cumhuriyetlerini andırıyor. Tehdit içeriyor, korku salıyor. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK ‘ G ’ N O K T A S I behicak@yahoo.com.tr Yozgat Eskişehir’e Taşınıyor! Duydunuz mu; Yozgat bütünüyle Eskişehir’e taşınacakmış! Şehircilikte “moda!” haline gelen “kentsel dönüşüm” arayışı Yozgat’ta öylesine “kökten”ci çözümler yaratmış ki belediye meclisi sonunda tüm kenti Eskişehir’e götürme kararı almış! “Sorgun Postası”nın 7 Nisan’daki internet gazetesi haberini özetleyerek aktarıyorum; girişi şöyle: “Kentsel Dönüşüm Projesi’nden umduğunu bulamayan Yozgat Belediyesi, son çare olarak Eskişehir’e taşınma kararı aldı. Belediye meclisinin oybirliğiyle aldığı kararı basın toplantısıyla duyuran Belediye Başkanı Sadık Özkesiciler, 3 aydır yürütülen proje sonunda şehrin tamamının yıkılıp yeniden inşa edilmesi sonucuna vardıklarını söyleyerek dedi ki: ‘Bununla uğraşacağımıza hazır kentsel dönüşmüş bir şehir bulup oraya yerleşmenin daha az masraflı olacağı sonucuna vardık. Havaların düzelmesini bekliyoruz, yavaş yavaş gideriz artık..’” Belediye başkanı sanki şaka yapıyor değil mi? Ya da bir TV kanalımızdaki “Heberler” programını dinliyor gibiyiz... Devam edelim: kadar güzelleşecek, şahtı da şahbaz mı olacak?” Bütün bunların ışığında Yozgat Belediye Meclisi de “kentsel dönüşüm”de ısrar etmenin anlamsız olduğuna karar veriyor ve bir meclis üyesinin, “Şehri dönüştürmek yerine insanları adam gibi bir yere taşısak daha az masraflı olmaz mı” diye bir fikir ortaya attığını belirten başkan, “Ne yalan söyleyeyim bana da çok mantıklı geldi” diyerek şunları ekliyor: “Bu aşamada bazı aday illerle görüşmelere başlandı, en sonunda Eskişehir’den olumlu yanıt geldiğini müjdelerim.” Meclisin taşınma kararını, “kentsel dönüşüm, illa ki o an yaşanan şehirde değişiklikler yapılması anlamına gelmemeli. Başka bir şehre yerleşerek de yaşadığınız kenti değiştirebilirsiniz. En nihayetinde bu da bir kentsel dönüşümdür” sözleriyle savunan Özkesiciler, bu sayede Yozgat’a tek bir çivi çakmayarak şehrin tarihi dokusunu korumuş olacaklarını da sözlerine eklemiş. “Her gün 5’erli 10’arlı gruplar halinde çıkarsak 3 ayda falan boşaltırız şehri. Birden kabalalık gidip oradakileri de ürkütmenin bir manası yok” diyen başkanın şu açıklaması da tüm ayrıntıları planladığını gösteriyor: “Son çıkan grup da sokak lambalarını söndürürse burayla işimiz tamamen bitmiş olacak.” Bu arada Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nden de bir açıklama var; okuyalım: “Bize, ‘Yozgat’ta tadilat olduğu için kısa bir süre sizde kalabilir miyiz’ şeklinde bir talep iletildi. İnsanlık gereği kendilerine ‘Buyurun gelin ama bizim şehir de kalabalık, çok sıkışırız. Yazın öğrenciler gidiyor, o ara gelin’ yanıtı verdik. Tadilatı 2 ay içinde bitirip döneceklerine söz verdiler. Haziran sonu gibi bekliyoruz. Hayırlısı...” (Not: “Heber”den bizi de haberdar eden Fikret Üçcan’a teşekkürlerle..) Tarih Korunacak! ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com SEDAT YAŞAYAN İnceleme ‘Göz Kararı’ Taşınma Planı Çalışmalara, çürük yapıları saptamakla başladıklarını belirten başkan, fen işlerindeki elemanların “göz kararı” incelemelerine göre, belediye sarayı dahil kentteki tüm binaların 56 şiddetindeki bir depremle tuzla buz olacağını belirtiyor… Bu kadar binayı yıkarlarsa ortada şehir kalmayacağını da ekleyerek, “inşallah deprem olmayacak” diyerek halkın da buna inanmasını istiyor… Kenti depremden koruyamayacaklarına göre “güzelleştirme” için adımlar attıklarını belirten başkanın buna dair açıklamaları ise şöyle: “Biriki duvar boyadık, park yaptık, parkın içine çeşme, salıncak falan koyduk ama Yozgat yine aynı Yozgat. Burada yabancı yok değerli arkadaşlar, eğri oturup doğru konuşalım, güzelleşse ne T.C. AKSARAY İŞ MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİN’DEN İLAN DOSYA NO: 2006/145 ESAS Davacı SGK vekili Av. Özlem Güven tarafından Davalı SS Divan Yapı Kooperatifi aleyhine açılan rücuen Tazminat davasının duruşmasında verilen ara karar gereğince; Dahili Davalılar Gümüş Çınar, Mehmet Güven, Oruç Başer, Fikriye Akar, Turhan Kocapmar, Gülistan Keleş ve Ömer Keleş’e tüm araştırmalara ve aramalara rağmen ulaşılamamış, adresleri de tespit edilememiş olduğundan dava dilekçesi ve duruşma gününün ilanen tebliğine karar verilmiştir. Davacı SGK vekili tarafından Davalı SS Divan Yapı Kooperatifi ve sonradan davaya dahil edilen davalılar Gümüş Çınar, Mehmet Güven, Oruç Başer, Fikriye Akar, Turhan Kocapmar, Gülistan Keleş ve Ömer Keleş aleyhine, miktar ve talep bakımından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla 24/11/2004 tarihinde 5.201.553.052 TL tutarlı dava açılmıştır. Dahili Davalıların duruşma günü olan 19/07/2012 tarihinde saat 09.35’te yapılacak duruşmasında hazır bulunmaları veya kendilerini bir vekil ile temsil ettirmeleri hususu dava dilekçesi ve duruşma günü tebliği yerine kaim olmak üzere İLANEN TEBLİĞ OLUNUR. “Resmi ilanlar: www.ilan.gov.tr’de” (Basın: 26737) 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA: 1/ Antalya’nın Ga 1 zipaşa ilçesinde antik bir kent. 2/ Yu 2 murta biçiminde 3 olan; söbe... Doğu 4 ve Güneydoğu Anadolu’da konar 5 göçerlerin kıl ça 6 dırlarından oluşan 7 yayla yerleşmesi. 3/ İtici neden, gü 8 dü... Afrika’da bir 9 ülke. 4/ Çeşitli işleri 1 2 3 4 5 6 7 8 9 kendi kendine yapabilen aygıtların ortak adı... 1 P E R İ F E R İ Utanma duygusu. 5/ Ba 2 A V A R E E K E ğışlama... Yat limanı. 6/ 3 N L İ R ON İ K Bir tür sağlam ve yumu 4 T E K S N Z R şak dana ya da öküz deri 5 U K A L A A T U si. 7/ Doğu Anadolu’da bir 6 F K A H İ R E ırmak... Muma batırılmış 7 L E N S MA P A fitil. 8/ Osmanlılar döneC E R minde Roma kentine ve 8 A G U T İ 9 E S A S L I P rilen ad... Rüzgârın estiği yönü göstermek için direk şapkalarının üstüne konulan yelkovan biçimindeki araç. 9/ Yaptığı bir davranıştan pişmanlık duyan kimse... Uzaklık işareti. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Harran Ovası’nda tanınmış bir ören yeri. 2/ Konut... Aziz Nesin’in bir öykü kitabı. 3/ Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan... Yassı ve dar biçimli metal parça. 4/ Birine herhangi bir konuda öncelik ve ayrıcalık tanıma. 5/ Ayak direme... Çemberin çevresinin çapına oranını gösteren sayı. 6/ Özbekistan’ın plaka imi.... İnternette sitelere ulaşma. 7/ Ham ipekten yapılmış astarlık kumaş... “Afet ”: Tarihçimiz. 8/ “Akaju” da denilen büyük bir orman ağacı... Eskişehir yöresine özgü, çubuk biçiminde yapılan bir tür helva. 9/ Osmaniye ilinde antik bir kent. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog