Bugünden 1930'a 5,431,190 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

24 MAYIS 2012 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA kultur@cumhuriyet.com.tr KÜLTÜR 15 Elazığ’ın tarihsel merkezini yeniden yaşatmak için yarın İstanbul’da panel yapılacak Harput muhtarının çağrısı “Harput” denince aklınıza gelen o duygulu türkülerin, coşkulu oyunların, gizemli deyişlerin, masalların, efsanelerin, şiirlerin, destanların ve her şeyin… Sadece konservatuvarlarda ya da folklor derneklerinde yaşatılması yeterli midir? Yanıtın “hayır” olduğunu her Harput ziyaretimizde üzülerek görüp dertleştiğimiz muhtar Feyzi Kahraman bir keresinde demişti ki; “Bazı restorasyonlar ne kadar güzel olursa olsun, terk edilmiş bu kentin yeniden eski canlı günlerine dönmesini sağlamadan, ‘Harput kültürü’nü yaşatamayacağız.” Tarihi kentin çalışkan “Harput Merkez Mahallesi Muhtarı” Kahraman çok haklıydı; çünkü kültür “yerinde” ve “yaşanarak” üretilmeden; sadece turistik amaçla değerlendirilebilecek bir “mal” değil. O eski evler, sokaklar, meydancıklar, eski pazaryerleri, çarşısı, camisinden çeşmesine her şeyiyle Harput, “insan”la buluşmadan, Anadolu’nun nam salmış “Harput Kültürü” nasıl var olabilirdi ki? İşte bu gerçek, yıllardır Elazığ’da düzenlenen “Harput etkinlikleri”nin de temel amacını oluşturdu. Başta Mimarlar Odası olmak üzere yerel edebiyatçılar, sanatçılar, aydınlar, ÇEKÜL, belediye, valilik, ticaret odası ve tüm kültür kurumları, yakın geçmişe dek bu coğrafyanın en gelişmiş ve uygar yerleşimleri içinde yer alan Harput’un yeniden “Harput” olabilmesi için sayısız etkinlikler düzenlediler. Anadolu’nun en görkemli anıtlarından Harput Kalesi. ‘Yareni Harput’lar Şimdi ise bu çabaya yeni ve anlamlı bir halka daha eklemleniyor. Merkezi İstanbul’da olan “Yareni Harput” Derneği, kuruluşunun 7’nci yılı nedeniyle tarihi kentimiz için “Kentsel Tasarım” temalı bir buluşma düzenledi. 25 Mayıs’ta Baltalimanı’ndaki Polis Moral Eğitim Merkezi’nde gerçekleşecek panelde, Elazığ’daki toplantılara İstanbul’dan koşup gelen Anadolu sevdalısı uzmanların ve Harput âşıklarının bu kez çok daha geniş bir katılımla bir araya gelmeleri bekleniyor… Ayrıca Elazığ’ın yerel yöneticileriyle birlikte milletvekilleri ve bazı bakanların da paneli izleyecekleri ve tartışmalara katılabilecekleri bildirildi. Yerel serzenişler İstanbul panelini yıllardır çözüm bekleyen sorunların üzerine gitmek için yeni bir olanak olarak gören muhtar Kahraman’ın serzenişleri “Ayışığı Gazetesi”nde geniş olarak yayımlandı. (8 Mayıs 2012) Yıllarını bu destansı kentin yaşamasına adamış muhtarın söylediklerini özetleyerek aktarıyorum: amaçlı gelenler, araçlarını park edecek bir otopark bulamadıkları için, otobüsten inmeden geri dönüyorlar.” Harput’un bugün geldiği “metruk ve bakımsız” durumla ilgili olarak da ağır konuşan Kahraman bakın neler söylüyor: “Biz utanmıyoruz, Harput’u yönetenler, Harput’u bu duruma getirenler utansın. Neden? Çünkü biz gereken makamlara dilekçelerimizi yazıyoruz, sorunlarımızı belirtiyoruz… Ama hiçbir yere, hiçbir hedefe varılmıyor. Verilen sözlerin hiçbiri yıllardır 19. yüzyıl başlarında Sarahatun Camisi yerine getirilmiyor.” önünden Harput Çarşısı’nın görünümü. Türbelerin de bakımsız kaldığını, kimlere ait olduklarına dair bilgilerin olmadığını hatırHarput evleri latan Kahraman, bu durumun ziyaretçiler açısından da hoş olmadığını, türbelerle ilgili bilgilere ulaşamadıklarını vurguluyor. Seçim bildirilerinde verilen sözlerin yerine getirilmediğine değinen Kahraman, siyasilerin verdikleri sözleri unutmamalarını tavsiye ederek ekliyor: “Harput’un üzerinden edebiyat yapanlara bu hesabı sormamız gerekir. Harput’un adına vakıf kuranlar var. Ne yaptılar? Harput’a hizmeti engellediler; hesap sorulmuyor!” Muhtar Kahraman yetkililere duyduğu kızgınlığı da gizlemeyerek diyor ki; “Yetkililere çok kızgınız. Çok sitemliyiz. Cuma ve teraİstanbul buluşması için “Harput’a bir bakın vih namazlarına gelip kılarlar… Bir de loartık” diyen ve “bir yerde oturduklarında ol kantalara gelip yemeklerini yerler, misafirsun, konferansta olsun veya bir panelde ol lerini ağırlarlar giderler… Ancak Harsun… Harput’tan bahsederler, tarihinden, put’tan aldıklarının binde birini Harput’a vesüt kalesinden, evliyalarından bahsederler; remiyorlar.” fakat hizmete gelince sıfır… hiçbir hizmet yaİşte bütün bu sitemlerin de tartışılacağı İspılmıyor” diye dert yanan muhtar Feyzi Kah tanbul panelinde Harput’un ünlü halkoyunu raman şunları ekliyor: “çayda çıra” gösterileri ve özgün müzik din“Harput’taki altyapı çalışmalarının bir an letileri de var. “Harput yarenleri” bu kente göönce yapılması gerekmektedir. Harput’u nül veren herkesi panele ve dinletilere davet edigezmek için gelenler, özellikle de turistik yor. Elbet Hesap Sorulacak 19 Mayıs’ta Atatürk anıtlarına gençlerin, vatandaşların, kurumların çelenk koymasını yasaklamak… Sevgi ve saygı ifadesi, sevinç ifadesi olan çiçek ve çelenk sunmayı; bir müdürlük iznine bağlamak… Böylelikle Kurtuluş Savaşımızın ilk adımı olan ve Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ulusal bayramı gözden düşürdüğüne, unutturmaya başladığını sanmak… Elbet bir gün bunların da hesabı sorulacaktır... Bugün bunu ve daha nice sorunu kendine dert eden gençler, hapiste gözaltında. Parasız eğitim isteyenler, bu isteği ifade edenler, gözaltında. Protestoya katılan, yumurta atan, pankart açan, slogan atan gözaltında. Nevruz kutlamalarına katılanlar gözaltında... Grup Yorum şarkısına eşlik eden, Grup Yorum konser bileti satan gözaltında. Üniversitede kantin fiyatlarına karşı çıkan gözaltında. Bildiri dağıtanlar gözaltında… Taksim’deki alternatif 19 Mayıs kutlamasında “Sağlam kafa, sağlam cezaevinde bulunur” sloganı sadece bir espri değildi yani! Ankara Tabip Odası’nın, geceleri rüyama giren, “Boynuna o puşiyi takma çocuk / Sokaklarda türkü söyleme çocuk / Yargılanırsın!” afişi hâlâ içimi acıtıyor. Ülkemin binleri aşkın genci gözaltında. 600 genci tutuklu. Gençliğin işsizlik oranı kentlerde yüzde 25’lere ulaşmış durumda… Sadece 20102011 yıllarında üniversite öğrencilerine 4 bin 700’e yakın okuldan uzaklaştırma cezası verildi… Evet bir gün elbet hesap sorulacak. Önceki akşam farklı yaşlarda yaratıcı ve yetenekli “gençler” klasik müzik dergisi Andante dergisinin “Donizetti Ödülleri”ni aldı. Tören, Rahmi M. Koç Müzesi’nde Beyoğlu Belediyesi ve KÜSAV Vakfı’nın destekleriyle gerçekleştirildi. Haberin ayrıntılarını dünkü gazetemizde okudunuz. Ben şunu vurgulamak istiyorum: 1O. yılını kutlayan Andante dergisi, adeta bir mücevher! İçeriğiyle, niteliğiyle, yorumları ve eleştirileriyle her sayı verdiği “Kayıt Masası” (tüm yeni çıkan kayıtları veren) ekiyle klasik müzik alanında benzersiz bir örnek. Derginin sayfaları arasında dolaşırken, en karanlık anlarda bile içim aydınlanıyor. Ülkemi ve dünyayı çağdaş aydınlık bir pencereden izletiyor bana. Bu aylık dergi, şimdi de ICMA (International Classical Music Awards Uluslararası Klasik Müzik Ödülleri’ne) üye seçildi. Bu kuruluşta Avrupa’nın önde gelen müzik dergi ve yayınları yer alıyor. Başta yöneticisi Serhan Bali olmak üzere dergiye katkıda bulunanları, emeği geçenleri kutluyorum. Ödül töreninde dikkatimi çeken bir de, klasik müzik tutkusunun nasıl bir süreklilik kazandığı ve hocalardan öğrencilere, bir bayrak yarışı gibi kuşaktan kuşağa aktarılmasıydı. Hem de hiç küçümsenmeyecek oranlarla… Ödül töreninde Hüseyin Sermet’e “Yılın Piyanisti Ödülü”nü verirken yaptığım konuşmayı sizlerle de paylaşmak istiyorum: “Ülkemin bunca sorunu varken, yönetimin sürekli sanatla sanatçıyla uğraşması, çatışması, kavga etmesi anlaşılır gibi değil. Devlet ve Şehir Tiyatrolarına, opera ve balesine yönelik tehdit ve baskılar ortada… Tiyatro ışık ister, aydınlık ister. Bağnazlık değil… Müzik , tiyatro, edebiyat, resim, heykel, tüm sanatlar, kul olmayı değil, yaratıcı olmayı gerektirir. Eleştiriyi, sorgulamayı gerektirir. Kimse ama kimse, sanatçısına ‘zavallı’ diyemez! ‘Siz kimsiniz’ diye aşağılayamaz! Biz kim miyiz? Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, bağımsız, özgür, laik Türkiye Cumhuriyeti’ne inananlarız. Referansımız, laiklik ve sosyal hukuk devletidir. Referansımız akıl ve bilim yoludur. Referansımız, çağdaş ve evrensel değerlerdir! O nedenle susmuyoruz, susmayacağız!” Aydınlığın öteki adı: ‘Andante’… Sürprizler ve gerçekler ‘Özgürlük Rüzgârı’ ile 2006’da Altın Palmiye’yi kucaklayan Ken Loach, ‘Meleğin Payı’ ile Britanya’daki işsiz gençliği anlatıyor UĞUR HÜKÜM CANNES Haneke, Kiarostami, Resnais gibi büyük yönetmenlerin filmlerinin ardından sıra festivalin sürprizlere açık isimlerine geldi. Elbette önceki günün başlıca konuklarından ve politik sinemanın günümüzdeki bir numaralı ustası Ken Loach’u bunun dışında tutmak lazım. 2006’da Altın Palmiye’yi kazanan “The Wind that Shakes the Barley / Özgürlük Rüzgârı”nın yanı sıra “Hidden Agenda / Gizli Ajanda” (1990) ve “Raining Stones / Yağan Taşlar” (1993) ile de Jüri Ödülü alan İngiliz yönetmen, bu kez de Britanya’daki gençliği merkeze aldığı “The Angel’s Share/Meleğin Payı” filmiyle Cannes’ın konuğuydu. Bu filmi çekme nedenini ülkesindeki işsiz genç sayısının rekor seviyeye yükselmesine bağlayan yönetmen, “Geleceğe dair hiçbir umudu olmayan bu gençlerden söz etmek istiyordum” diyor. Yönetmenin İskoçya’da çektiği film, son derece duygulu, mizah yanı güçlü, kesin riskler içer se de iyimser diyebileceğimiz bir masal. “Belirli Bir Bakış Bölümü”nün merakla beklediğimiz filmlerinden biri ise 1976 doğumlu Boşnak yönetmen Aide Begic’in ikinci filmi “Djeca” idi. İlk filmi “Kar”la dikkatleri çeken Begic, 23 yaşındaki, öksüz Rahime ve 14 yaşındaki sorunlu kardeşi Nedim’in yaşam savaşını anlattığı Djeca’da ayrımcılık, baskı, şiddet gibi sorunları ele alıyor. Dün ise Yeni Zelanda ve Avustralyalı Andrew Dominik, Brezilyalı sinemacı Walter Salles, 1991’de çektiği “Köprü Üstü Âşıkları”ndan beri bir türlü ortalamayı aşamayan Fransız yönetmen Leos Carax Cannes’ın gündemindeydiler. Andrew Dominik üçüncü filmi “Cogan: Killing Them Softly / Onları Yumuşakça Öldürelim” ile Hollywood’un yolunu tutmuş. İki basit sabıkalı, yerel mafyanın işlettiği bir kaçak kumar salonunu soyuyorlar. Mafya ise profesyonel bir ajan olan Jackie Cogan’ın (Brad Pitt) uzmanlığına başvurup ortalığı temizletiyor. ᮣ Ken Loach mizah yanı da güçlü bu sert filmi için ‘Geleceğe dair umudu olmayan bu gençlerden söz etmek istiyordum’ diyor. Büyük yönetmenlerin yanı sıra sürprizlere açık isimlerin filmleri de Cannes’da ilgi görüyor. Carax’ın ‘Holy Motors’u, Begic’in ‘Djeca’sı bunlardan bazıları... Bol kanlı, vurdulu kırdılı, anlamsız diyaloglarla dolu filmin geri planında az biraz Bush, bol bol Obama’nın Amerika’yı öven sözlerini dinleyip seyrettik. Leos Carax ise bu kez sevindirdi. “Holy Motors”un merkezine fetiş oyuncusu Denis Lavant’ı oturtan yönetmen, böylece “binbir surat Lavant”la seyirciye Paris’in “binbir yüzü”nü gerçeklikten fantastiğe uzanan hikâyeler eşliğinde anlatıyor. 1998’de “Central do Brasil / Merkez İstasyonu” filmiyle Berlin’de Altın Ayı ödülünü kazanan Walter Salles’in ise o tarihten bu yana çalışmalarıyla sinema çevrelerini tatmin ettiği söylenemez. Ancak yeni filmi “On the Road / Yolda” ile hoş bir sürpriz yaptı. Jack Kerouac’ın aynı isimli romanından esinlenerek çektiği film, hareketli bir hayata ve yollarda olmaya dair yakılmış bir ezgi, tam bir yol filmi. Bugüne kadar Marlon Brando ve Brad Pitt için düşünülmüş Kerouac’ın kahramanı Neal Cassady rolü de böylece Garrett Hedlund’a kısmet oldu. 2012 Cannes’ı bizlere sağlam değerler kadar beklenmedik lezzette güzel sürprizler sunmaya devam ediyor. Kültür Servisi Yeni filmi “The Angel’s Share” ile Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Ken Loach, İngiliz Film Sınıflandırma Kurulu’nun (BBFC) filmindeki küfürlü sözleri çıkarmasını istediği için eleştirdi. Kurulun, 15 yaş sınırı iznini verebilmesi için bu istekte bulunduğunu belirten Loach, İngiliz orta sınıfını argoya kafayı takmakla suçladı. Loach ayrıca BBFC’nin küfürlü söylemler yerine, filmlerdeki aldatıcı ve manipülatif söylemlere dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Filmin sansürlenmemiş versiyonunda 18 yaş sınırı bulunuyor. Ken Loach’tan sansüre tepki ‘Meleğin Payı’ C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog