Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 22 MAYIS 2012 SALI 8 İstanbul B Edirne B Kocaeli B Çanakkale PB İzmir PB Manisa PB Denizli PB Zonguldak B Sinop B Samsun B Trabzon Y Giresun Y Ankara B 25 28 29 26 28 30 31 25 23 21 21 21 26 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars B PB B PB PB PB PB PB Y Y Y Y Y 26 25 22 25 28 28 29 30 25 25 19 17 16 Oslo Y Helsinki Y Stockholm PB Londra B AmsterdamPB Brüksel Y Paris PB Bonn Y Münih Y Berlin PB Budapeşte Y Madrid B Viyana Y HABERLER 22 18 19 21 16 16 18 25 20 28 21 26 21 Belgrad Sofya Roma Atina Zürih Moskova Aşkabat Taşkent Baku Bişkek Tiflis Kahire Şam Y Y Y PB Y PB PB B PB Y Y B B 20 23 20 24 18 26 38 30 31 27 24 38 31 Ülke genelinin parçalı ve çok bulutlu, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu, Batman ve Mardin çevreleri ile Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Yalova, Sakarya ve Düzce çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Rize, Artvin, Ardahan, Kars, Ağrı ve Iğdır çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 22 Mayıs GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada yürüyüşleri, sokaklara sığamayan yüz binleri kanıt göstersin. Nafile! RTE’nin Atatürk’e saygılı üslubunun tam bir yalandan, aldatmacadan ibaret olduğunu belki yüz kere yazdık. 19 Mayıs’ı sözüm ona faşizan görüntüden kurtarmak istiyormuş. Yasaklarla Atatürk sevgisini kalplerden, eserlerini kafalardan silemeyeceğini halk; 19 Mayıs’ta, Atatürk posterleriyle, 10. Yıl Marşı’nı hep birlikte söyleyerek RTE’nin yüzüne vurdu. İktidardan gideceksin RTE! Ama bugün, ama yarın, gideceksin! ૽૽૽ Örnek aldığın Adnan Menderes’in 1957 seçim sonuçlarını öğrendiği, kan ter içinde paçayı zar zor kurtardığını gördüğü gece, mırıldandığı şu iki cümleyi anımsatayım: “Allah bana bu geceyi bir kez daha yaşatmasın!” O kâbus gibi geceyi yaşamamak için tıpkı senin gibi Menderes de Meclis’teki çoğunluğuna dayanarak basına, muhaliflerine antidemokratik her türlü aşırı uygulamaya başvurdu, ama bir gün geldi. Başını kayaya vurdu. Bir daha o günler gelmeyecek diye durmadan övünüyorsun. Unutma: Devran döner ve bugün güvendiğin dağlara kar yağar! Yalakalarının övgüleriyle “eteklerinde gümüşten yaprak ağır ağır çıktığın koltuktan”, kuşkun olmasın, “eteklerinde bir yığın pislik bırakarak ineceksin!” ૽૽૽ 19 Mayıs törenlerini yasaklamasındaki anlamsızlığı bırakalım bir yana. Atatürk’e duyduğu nefret ve intikam duygularını kanıtlamaya … …Valilere zor kullanarak uygulanmasını emrettiği… …bütün illerde anıtlarına çelenk konulmasını, beş dakikalık saygı duruşunu yasaklayan karar yeter de artar bile! ૽૽૽ Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, Genelkurmay Başkanı ile ana muhalefet partisi genel başkanının katılacağı Anıtkabir’deki töreni yasakladı. “Başını kaldırıp baktığında Anıtkabir’den”; bıraktığı Türkiye’deki gericiliğe koşullanmış gelişmelerden elbette rahatsız ve resmi günlerde 9.5 yıldır huzuruna gelen RTE’nin yüzünü görmeye zaten hevesli de değil Mustafa Kemal Atatürk... Çağdaş görünüp, RTE’nin çağdışı kararlarını imzalayan Cumhurbaşkanı, bakanlar ve takşak sürecindeki Genelkurmay Başkanı; RTE’nin 19 Mayıs’ları halkla kutlama palavralarına inanmış olabilirler. Oysa RTE’nin açıklayamayacağı gerekçe başka. İktidara gelmeden önce Anıtkabir’deki törenlere katılanların Atatürk’ün huzurunda “sap gibi” durduklarını söyleyip eleştiren RTE; 9.5 yıldır iktidar ve resmi günlerde 9.5 yıl Atatürk’ün huzurunda sap gibi durdu... Bu nedenle yasak kişisel bir yasak! Anıtkabir’e ziyaret yasağı, RTE’nin adı içeriği bilinen o meşhur kompleksten kurtulma ürünü! ૽૽૽ CHP’liler halkla birlikte sokak gösterilerine katıldılar. Daha hazırlıklı olabilirdi parti. Görkemli gösterilere katılımın yanı sıra illerde 19 Mayıs ve Atatürk’le ilgili kapalı salon toplantıları, konferanslar düzenleyebilirdi. Daha başka, anlamlı kimi eylemlerle kararı değersiz, hatta geçersiz kılabilirdi CHP. Anıtkabir’i devlet erkânına yasaklayan hükümet kararına karşın... …19 Mayıs’ta, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, elinde beyaz kırmızı iki karanfil Atatürk’ün huzurunda beş dakika saygı duruşunda bulunabilirdi. Samsun’daki törenleri, akşamlara sarkan partililer konuşmayı yeğlediyse… …Genel başkan yardımcılarına Anıtkabir’i parti adına ziyaret etmelerini emreder; bir ikisi, Atatürk’e parti adına devrimlerini, eserlerini unutmadıklarını, unutturmayacaklarını ifade edebilirlerdi. ૽૽૽ “Yasakları başlarına çalacağız” diyor Kılıçdaroğlu. Önce yasakları yerinde ve gününde delmek gerekiyor... Zira söz uçar gider, eylem belleklerden silinmez! Kutan, Erbakan ailesindeki miras kavgasında kritik bir tanıklık yaptı ‘Erbakan’ın böyle bir mal varlığı yok’ ALİCAN ULUDAĞ ANKARA Necmettin Erbakan’ın çocukları Zeynep Erbakan ile, Fatih ve Elif Erbakan arasında yaşanan “miras kavgası”na ilişkin soruşturmada Milli Görüş’ün önemli isimleri “tanık” olarak ifade verdi. Eski Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Recai Kutan, “Erbakan’ın böyle bir malvarlığı yokElif tur” diyerek, Zeynep Erbakan’ı zora soktu. Daha önce “Cihat paralarını Erbakan’ın çocukları zimmetine geçirdi” diyerek miras kavgasını gün yüzüne çıkaran SP Genel İdare Kurulu Üyesi Oğuzhan Asiltürk ise “dava konusu malların Erbakan’a ait olup olmadığını bilmiyorum” diyerek geri adım attı. Suçlanan isimlerden Fatih ve Elif Erbakan kardeşler ile “emanetçi” Zeynep isimler de savcıya yazılı ifade vererek, suçlamaları reddetti. Erbakan ailesinde yaşanan miras kavgası verilen yeni ifadeler, Zeynep Erbakan’ı zora soktu ve ibreyi diğer kardeşlerden yana çevirdi. Zeynep Erbakan, Mart ayında savcılığa yaptığı suç duyurusunda; kardeşleri Fatih Erbakan, Elif Erbakan Altınöz ile babasının malFatih larının emanetçisi olduğunu iddia ettiği eniştesi Mehmet Altınöz, Beşir Darçın, Adnan Simit, Ali Vural ve Osman Akgün’ü söz konusu malları üzerlerine geçirip kendisinden “kaçırmakla” suçlamıştı. Zeynep Erbakan, savcıya verdiği ifadesinde, İstanbul Kanlıca’da boğaza sıfır 10 milyon liralık bir yalı, Ankara Yenimahalle’de bir bina, Milda Kağıt A.Ş. ve Konya Un Sanayi İşletmeleri şirketinin babasına ait olduğunu iddia etmişti. Bu malların, şüpheliler tarafından tapuda satış göstermek, şirket kurmak ve borca batık denilerek, üzerlerine geçirildiğini ve bakanlardan Necmettin Erbakan’ı 1947 yılından beri tanıdığını söyleyen Kutan, “Kendisi ile üniversite yıllarından, öldüğü tarihe kadar devam eden arkadaşlığımız ve aynı partide süren çalışmalarımız olmuştur. Bu nedenle kendisini ve ailesini yakından tanırım” dedi. Zeynep Erbakan’ın savcılığa şikâyette bulunmadan önce yanına geldiğini anlatın Kutan, miras tartışmasına ilişkin şunları kaydetti: “Dilekçede ismi geçen kişilerden ve şirketlerden bahsetti. Ben bu şirketleri ve ortaklarını daha önceden bilmiyordum şikâyetçinin anlatımı ve gazete haberlerinden duydum. Daha sonra şikâyetçiye yaptığının doğru olmadığını, aile içerisinde problemlere neden olacağını, babasının böyle bir mal varlığı bulunmadığını anlattım. Buna rağmen şikâyetçi olmuş. Dilekçede ismi geçen Milda Kağıt, Konya Un ve Öztay Tekstil şirketlerinin Necmettin Erbakan’a ait olduğu hususunda Kutan herhangi bir bilgim yoktur. Ayrıca bu şirketlerdeki ve şirket kuruluşundaki paralar partiye ait paralar olmuş olsaydı mutlaka bilgim olurdu. Benim kanaatim şirket ortaklarının kendi şahsi malları olduğu yönündedir.” Kutan’dan sonra Milli Görüş’ün önemli isimlerinden Oğuzhan Asiltürk tanıklık yaptı. Daha önce “Partinin cihat paralarını Erbakan’ın çocukları zimmetine geçirdi” diyerek tartışmayı başlatan Asiltürk’ün ifadesinde ise soruşturma konusu malların Necmettin Erbakan’a ait olup olmadığını bilmediğini söylediği öğrenildi. Asiltürk’ün “Zeynep Erbakan’ın mallar konusunu yanlış değerlendirmiş olabileceğini” iddia etti. Kutan ve Asıltürk’ün bu ifadeleri, olayın aile içinde çözülmek istendiği yorumlarına neden oldu. Mal kaçırmakla suçlanan Fatih Erbakan, Elif Erbakan Altınöz, Mehmet Altınöz ile Erbakan’ın mallarının emanetçisi olduğu iddia edilen Ali Vural, Beşir Darçın ve Osman Akgün’ün ise savcıya giderek, yazılı savunma verdiği öğrenildi. Savunmalarda, Zeynep Erbakan’ın suçlamalarının asılsız olduğu, mal kaçırma gibi bir durumun söz konusu olmadığı kaydedildi. ‘Türkiye Çoğunluk Diktasına Yöneliyor’ Bilgi Üniversitesi ve İtalyan RESET vakfının düzenlediği İstanbul seminerlerinde konuşan eski İtalya Başbakanı Giuliano Amato; “Türkiye’nin çoğunluk diktasına yöneldiğini” işaret etti. “Zor Zamanlarda Demokrasinin Vaatleri” başlığıyla yapılan beş günlük konferansın en tanınmış isimlerinden olan ‘Çizme’nin deneyimli politikacısı ve anayasa hukukçusu Amato; moda deyimle “postseküler/sekülarizm sonrası” kavramıyla irdelenen, kısaca “kamuya dinin girişi/dönüşü” anlamına gelen çerçeve içinde “demokrasiİslam” ilişkisini masaya yatırdı… “Sekülarizm” kavramını henüz tam manasıyla keşfetmemiş ve de yerli yerine oturtmamış Müslüman toplumları için “postsekülarizm”den söz etmek ne kadar anlamlı ayrı mesele... Ancak Alman sosyolog ve düşünür Jürgen Habermas’ın Batı’da ağırlıklı olarak fikir babalığını yaptığı bu düşünce akımı; dinle sekülarizmi demokratik toplum dinamikleri içinde barıştırmanın yollarını/koşullarını arıyor… Bu yıl İstanbul’da 5’incisi düzenlenen RESET seminerleri, Habermas ekolüne ısrarla önem atfediyor. Kısmen de olsa her yıl düzenli izleme imkânı bulduğum seminerlerde, “Habermas” ve “postsekülarizm” dünyasına sürekli atıf yapılıyor. İşte… Amato’nun konuşmasının başlangıç noktası da bu, Habermas düşüncesi oldu: “Evet Batı.. kamu alanına dinlerin girdiği postseküler demokrasileri kabullenmek zorunda” dedi Amato. Ancak bunun hemen ardından İslam ülkeleri kapsamında, Türkiye’deki gelişimeleri de odağa oturtan çözümlemesinde ağırlıklı olarak “postsekülarizmin” tuzaklarına işaret etti... Bir Batılı politikacıdan konu üzerinde son dönemde yapılan en nitelikli analiz olduğunu düşündüğüm Amato’nun sözlerini notlarımdan aktarıyorum: “Ben şahsen inanan biri olmamama karşın inanç sahiplerine kamu alanında ayrımcılık yapılmasını kabul etmem. Ancak bunun tersini de kabullenmek mümkün değil. Dinin kamu alanına girmesi… Kamu alanının benim kendi dini inançlarımı topluma dayatmak ve bunları, öteki yurttaşlar için bağlayıcı prensiplere dönüştürmek adına kullanmak.. demek olamaz. Bazı İslam ülkelerinde.. tam da bu doğrultuda şekillenen ve ‘Din devletinden önce, işe.. dini toplumun inşasından başlayalım!’ şeklinde bir düşünce kök saldı: ‘Din toplumunu hele bir yaratalım da, (dindar) toplum nasıl olsa gelecekte kendine uyan (din) devletini de yaratır’ şeklinde bir düşünce bu. Bu eğilim, bu ülkede (Türkiye’de) de var. Bunun anlamı çoğunluk diktasıdır. Böyle bir çoğunluk diktasında kanunların zorlayıcı olması gerekmez. Çoğunluğun baskısı öyle hale gelir ki, başörtüsünden.. daha önemli meselelere uzanan bir yelpazede, o baskı dışına çıkmak mümkün olmaz.” Şerif Mardin’in “mahalle baskısı” deyişiyle anlattığı mekanizmayı Gramsci’nin “kültürel hegemonya” kavramıyla ifade eden Amato daha sonra şöyle konuştu: “Bu Gramsci’nin bahsettiği ‘kültürel hegemonya’dır. Gramsci türü ‘kültürel hegemonya’ uygulandığında, ötekilerin alanı doğrudan cebir kullanmak yoluyla değil, baskı koymak suretiyle daraltılır. Böyle bir toplumda yurttaşların aynı düşünce, görüş, inanç ve değerleri paylaşması için gereken koşullar yaratılır. Karşıt fikir ya da muhalif düşünceye zaten artık yer kalmadığı için yasanın zorlayıcılığına hacet kalmaz. Bireye saygının silindiği böyle bir toplum.. despot bir toplumdur!” İtalyan siyaset arenasının en entelektüel ve rafine beyinlerinden biri olarak tanınan; bu nedenle ülkesinde kendisine “ince üstat” manasında “dottor Sottile” lakabı verilen Amato’nun üstüne basarak kullandığı ve bir “benchmark/referans” deyim olarak ortaya koyduğu “kültürel hegemonya”; hâkim sınıflara evşirilen dünya görüşleri yoluyla topyekun boyun eğişi ifade ediyor. Bu noktada “Eğitim reformu öncesinde ‘dini nesiller yetiştirmek’ çıkışı ve de hedefiyle tavır alan Erdoğan’ın yapmak istediği tam bu değil mi” şeklindeki soruma yanıt veren Amato; “Bu, ‘yukarıdan’ inşa edemediğimi (yani din devletini); ‘aşağıdan’ inşa ederim şeklinde bir yaklaşımdır. Bazı toplumlar için evet böyle bir risk var” dedi ve ardından şöyle devam etti: “Ancak bugünün dünyasında bu uygulanabilir bir yöntem midir? İslam ülkelerindeki halkın çoğunluğu gençlerden oluşmakta. Arap baharını da fitilleyen internet ortamında o gençler birbirleriyle ve dünyayla iletişim kuruyor. Arap ülkelerinin otoriter rejimleri, devlet baskı araçlarının nüfuz edemediği böyle bir internet ortamında yıkıldı. Afganistan’ın Taliban döneminde olduğu gibi gençleri sadece Kuran okumaya mecbur tutmak, onları bu şekilde kontrol edebilmek bugün olanaklı mı?” El mi yaman bey mi yaman.. demeye getiriyor Giuliano Amato. Tayyip Erdoğan’ın “kültürel hegemonyası” mı, yoksa bloglarda birbirleriyle çetleşen gençlerin dünyayla bütünleşen “modern siyaset kültürü” mü yaman çıkar bu ülkede sizce ? Ha.. ne dersiniz? Din devleti öncesi toplumun inşası Erbakan bası Erbakan’ın mirasçılarından kaçırıldığını öne süren Zeynep Erbakan, ayrıca daha sonra bildireceği nakit paraların da babasına ait olduğunu ve mirasçı olarak bunlar üzerinde de hakkı olduğunu iddia etmişti. Erbakan; bu konuda babasının dava arkadaşları Oğuzhan Asiltürk ve Recai Kutan’ı tanık olarak göstermişti. Bu isimlerden ilk olarak Recai Kutan’ın geçen ay soruşturmayı yürüten savcı Abdulkadir Güngören’e tanık olarak ifade verdiği öğrenildi. İfadesinde, eski başba ‘Despot toplumun biçimlendirilmesi’ ANADİLDE EĞİTİM ÇALIŞTAYI FOTOĞRAF: NECATİ SAVAŞ ‘Kürtçe resmi dil olsun’ MAHMUT ORAL ‘Yukarıdan’ değil ‘aşağıdan’ yaratmak Demirkent Ödülleri verildi Türk basının duayen isimlerinden Dünya gazetesinin kurucusu ve sahibi, eski Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) başkanlarından M. Nezih Demirkent adına verilen medya ve tarih ödülleri sahiplerini buldu. Törene TGC Başkanı Orhan Erinç, gazetemiz yayın yönetmeni İbrahim Yıldız, gazeteci Halit Kıvanç’ın da aralarında bulunduğu birçok isim katıldı. Medya ödülleri, M. Hasan Belli, Merve Has, Burak ErsemizDeniz Pirinççiler ve Ezgi Saraçoğlu’na verilirken, “Medya Etiği” onur ödülünü Umur Talu aldı. Tarih ödülünün Tahir Olcay KıraçKazım Paydaş arasında paylaştırıldığı törende, “Sosyal Sorumluluk” ödülünü Anadolu Sigorta aldı. (KAYHAN AYHAN) DİYARBAKIR Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) hafta sonunda Diyarbakır’da düzenlediği “Anadilde Eğitim Çalıştayı”nın sonuç bildirgesinde, hazırlanacak olan yeni anayasada Kürtçenin resmi dil olması, anadilde eğitimin anayasal güvenceye kavuşturulması ve Kürtlere statü verilmesi istendi. DTK’nin hafta sonu Diyarbakır’da düzenlediği Anadilde Eğitim Çalıştayı’nın sonuç bildirgesini dün DTK Daimi Meclisi Üyesi ve eski Siirt Milletvekili Osman Özçelik kamuoyuna açıkladı. Asimilasyon politikalarına rağmen Kürt dilinin, sahip olduğu bütün lehçeleri ve tüm canlılığı ile 21. yüzyılda şafağına ulaştığını belirten Özçelik, “Almanya, Bulgaristan ve Yunanistan’daki Türkler söz konusu olduğunda Türkiye hükümeti Başbakanı ‘asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu’ söylerken Türkiye sınırları içinde bulunan Kürt yurttaşların dilini ve kültürünü asimile etmede bir beis görmemektedir. Kürtçe Kürt halkının dilidir ve bu halk kendi dilini seçmeli olarak kullanamayacağı sonucuna vardı” diye konuştu. Yazarımız Ekmekçi özlemle anıldı ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Gazetemiz yazarı Mustafa Ekmekçi, 15. ölüm yıldönümünde gömütü başında anıldı. Eşi Aldoğan Ekmekçi, “Böyle bir dönemden geçmenin acısını hissettiğim anda, ‘Ekmekçi iyi ki bugünleri görmedi’ diyorum” dedi. 21 Mayıs 1997’de yaşamını yitiren yazarımız Mustafa Ekmekçi, Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki gömütü başında yakınları, okurları ve dostları tarafından anıldı. Aldoğan Ekmekçi eşini, “Sesler sustu, sözler bitti. Böyle bir dönemden geçmenin acısını hissettiğim anda, ‘Ekmekçi iyi ki bugünleri görmedi’ diyorum. Yazarımız Işık Kansu, “Buradan elbette çıkış olacak. Ekmekçi’nin yazıları, gazeteciliği bu konuda bize ışık tutuyor, hepimizin yolunu aydınlatıyor” dedi. Yazarımız Yakup Kepenek de “Ekmekçi, Türkiye’de umudu yeşertmenin yalnız ve ancak özgürlüklerle sağlanabileceğinin bilincindeydi. En olumsuz koşullardan umut üretir ve bunu yaparken de her zaman halka dayanırdı” değerlendirmesini yaptı. Nüfus cüzdanımı kaybettim. Hükümsüzdür. SEMA ÇAPAR C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog