Bugünden 1930'a 5,426,504 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 24 MART 2012 CUMARTESİ 8 İstanbul PB Edirne PB Kocaeli PB Çanakkale PB İzmir PB Manisa B Denizli B Zonguldak PB Sinop PB Samsun PB Trabzon PB Giresun PB S Ankara 17 23 21 20 22 20 21 16 15 18 13 14 16 Eskişehir Konya Sıvas Antalya Adana Mersin Diyarbakır Şanlıurfa Mardin Siirt Hakkâri Van Kars S PB S B B B B B B B S S S 16 15 8 25 24 20 16 19 15 16 7 4 3 Oslo B Helsinki Y Stockholm B Londra PB AmsterdamPB Brüksel PB Paris B Bonn B Münih Y Berlin PB Budapeşte B Madrid B Viyana Y HABERLER 13 6 12 19 14 17 18 17 17 17 19 18 17 Belgrad B 20 Sofya Y 19 Roma PB 18 Atina B 20 Zürih B 17 Moskova PB 0 Aşkabat B 18 Taşkent Y 20 Baku B 12 Bişkek Y 16 Tiflis B 14 Kahire PB 23 Şam B 23 Ülke genelinde yağış beklenmiyor. Gece ve sabah saatlerinde, iç ve doğu kesimlerde yer yer sis hadisesi ile birlikte doğu bölgelerde buzlanma ve don olayının görüleceği tahmin ediliyor. Sıcaklık artışları nedeniyle yurdun kuzey, iç ve doğu kesimlerinde kar örtüsü bulunan yerlerde kar erimeleri bekleniyor. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 24 Mart GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada savunmalarda masumiyetlerini defalarca ispatladı ve üzerlerine atılı suçu reddetti. İddianamelerdeki ve delillerdeki yaklaşık 1500 maddi hatayı tespit ederek mahkeme heyeti ile paylaştılar. Tamamı dijital verilere dayalı olan sözde delillerde “birileri tarafından manipülasyon yapıldığı”, aralarında kamu kurumları ve üniversitelerin de olduğu birçok bilirkişi raporuyla kanıtlandı ve mahkemeye sunuldu. İki eski Genelkurmay başkanı ve halen görevde olan Jandarma Genel Komutanı da dahil, yaklaşık 30 kişi tanık olarak dinlendi. Tanıklar, ifadelerinde sözde Balyoz, Suga, Oraj, Sakal ve Çarşaf planlarını görev yaptıkları dönemlerde hiç duymadıklarını, yakın zaman önce basından öğrendiklerini ve 1. Ordu’daki seminerin ise rutin bir toplantı olduğunu, bu seminerlerde kanunlarla çizilen çerçevenin dışına çıkılmadığını belirttiler. Seminerin ses kaydı dinlendi ve bu kayıtlarda sözde Balyoz, Saga, Oraj, Sakal ve Çarşaf planlarından bahsedilmediği açık bir şekilde görüldü, duyuldu. 85. duruşması tamamlanan davada bir yılı aşkın süredir hiçbir sanık tahliye edilmedi. ૽૽૽ Silahlı Kuvvetler’de Genelkurmay Başkanlığı, ordu ve donanma komutanlığı yapan orgenerallerin, oramirallerin, üst rütbeli subayların eşlerinin bir araya gelerek kurdukları Vardiya Bizde Platformu’nun basına gönderdiği son açıklamada yer alan yukarıdaki satırların sonlarında… …mahkeme heyetinin tüm bu gerçeklere rağmen iddia makamının esas hakkındaki mütalaa için süre talebini kabul etmesi eleştiriliyor... Savcılığın talebi “demek ki hükme vardı” diye yorumlanıyor. Delillerin henüz değerlendirilmediği, aylardır (nedense) eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’le Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın ifadelerinin alınmadığı... ...tüm dijital verilerin incelemesini yapabilecek bilirkişi heyetinin mahkeme tarafından tayin edilmesine gerek duyulmadan savcılığın sanıklar hakkında hükme vardığını açıklaması haklı olarak hayretle karşılanıyor. Bu saptamalar Balyoz davasının yeni bir aşamaya girdiğine, 26 Mart Pazartesi günü başlayacak duruşmada davanın yeni bir perdesinin açılacağına işaret! ૽૽૽ Asker eşleri tahliye bekliyor. Silivri’de üç yıldır, dört yıldır hüküm giymeden yatanlar tahliye bekliyor. Bu amansız, anlamsız, ulusal hukuk kurallarına ve insan haklarına aykırılıklara bir an önce çare bulma görevinde olanlar… yargı da siyaset de adeta kös dinliyor. ૽૽૽ Medya çalışanları: Yeri gelmişken yıllarını içeride tüketen gazetecilerin bir an önce tahliyelerini kışkırtmak amacıyla düzenlenen yürüyüşlere değinmek gerekiyor. Geçenlerde İstanbul’da iki gazeteci için ayrı, Silivri’de yatanlar için ayrı yürüyüşler düzenlendi. Bu, içerideki gazeteciler arasında farklılık gözetildiğini duyumsatıyor. Sanki Nedim Şener’le Ahmet Şık gazetecilik yaptıkları için içeriye alındılar. Sanki Silivri’de yatan gazeteciler başka nedenlerle, örneğin Başbakan’ın davulunu çaldığı gibi, terör örgütünde kanıtlanmayan faal üyelik nedeniyle içeriye alındılar. İktidarın ve suçlamalara yandaşlık madalyası taşıyan içimizdeki çürük elmaların ekmeğine yağ süren bu davranışlardan kaçınmak gerekiyor. İçeride yıllardır hangi suçtan olursa olsun, eline kalem almış kim olursa olsun yatanların bir an önce tahliyesine önayak olacak, destekleyecek etkinliklerde… …medya çalışanları ayrımcı davranışlar sergilemekten kaçınmalı. Gün bugündür: Medya çalışanları tek bir yürek, tek bir yumruk gibi davranmalı! Davranmak zorunda... Son günlerde terör tırmanıyor… Şehit sayısı artıyor… Herkesin gördüğü, tanık olduğu, bildiği yolsuzluklar artık saklanamaz, gizlenemez hale geldi, denetim altında olan medyanın bile manşetlerine yansıyor… Yoksulluk diz boyu… 4+4+4 eğitimin değil, cehaletin formülü haline getirildi… Adaletsizlik ülke sınırlarını aştı, ABD’den ve AB’den tepkiler gelmeye başladı… Etnik siyaset işlevsel hale geldi… Dinci siyaset tüm ülkede egemen… Ve yeniden başa, sonsuz sarmala dönelim: Bir yandan örgüt terörü, öte yandan devlet baskısı ve terörü tırmanıyor, mezarlıklar şehit, hapishaneler insan doldu. ૽૽૽ Biliyorsunuz sevgili okurlarım: Mahşerin dört atlısı (ya da siz bunlara “kıyametin dört süvarisi” de diyebilirsiniz), kıyamet günü ortaya çıkar… Dünyanın altını üstüne getirirler: Deccal (Şeytan)… Savaş… Kıtlık, açlık, yoksulluk… Hastalık ve ölüm… ...olarak ortaya çıkar bu dört atlı. Demokrasi Mahşerinin Yedi Atlısı! ૽૽૽ Deccal’ın at rengi beyazdır… Süvarisinin başında taç, elinde yay vardır. Savaşın at rengi kırmızıdır… Süvarisi elinde kılıç taşır. Kıtlık, açlık ve yoksulluğun at rengi siyahtır… Süvarisi elinde terazi taşır. Hastalık ve ölümün at rengi yeşildir… Süvarisi Azrail yani ölümdür. ૽૽૽ İncildeki özgün öyküde Aziz Yuhanna çevresine bakar ve yedi kandil görür… Sonra da duyduğu ses gördüklerini yedi kiliseye iletmesini ister… Öyküde iki rakam ortaya çıkıyor: Dört… Ve yedi. Üç ise zaten ünlü kutsal rakam! ૽૽૽ Gelelim “Demokrasi Mahşerinin Yedi Atlısı”na! Önce dört olgu: 1) Yoksulluk… 2) Cehalet… 3) Yolsuzluk… 4) Adaletsizlik… Sonra da bunlardan kaynaklanan üç süreç: 5) Etnikçilikmilliyetçilik… 6) Dincilikmezhepçilik… 7) Örgüt veveya devlet terörü. ૽૽૽ Demokrasi mahşerinin bu yedi atlısı… Dolu dizgin… Nereden geliyor… Nereye gidiyor… Bizi nereye götürüyor? ૽૽૽ Kurtarıcı önümüzde: Demokrasi… Temel insan hakları ve özgürlükleri. Yeter ki, “burnumuzun dikine” gitmeyelim… Etnikçilikmilliyetçilik, dincilikmezhepçilik, örgüt veveya devlet terörü politikalarına saplanıp kalmayalım… Yoksulluk, cehalet, yolsuzluk ve adaletsizlik sorunlarını, “kurtarıcı” beklemeden, kendi demokratik ve katılımcı çabalarımızla çözelim! GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY Hükümetin kapsamını genişlettiği yasa, suikast sonucu ölenleri de kapsayacak Mumcu şehit sayılacak ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Hükümetin şehit yakınları ve gaziler için hazırladığı yasa taslağındaki “sivil şehitlik” kavramına açıklık getiren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, düzenlemenin 1987’den sonraki terör olaylarında mağdur olanları kapsayacağını kaydetti. Şahin’in açıklamasına göre, yeni düzenleme kapsamında suikast sonucu öldürülen gazeteci Hrant Dink ile gazetemiz yazarları Uğur Mumcu ile Ahmet Taner Kışlalı ve Bahriye Üçok’un da aralarında bulunduğu suikast sonucu yaşamını yitiren aydınlar da şehit sayılacak. Terör olaylarında yaşamını yitiren sivillerin de şehit kapsamına alındığı 19 maddelik yasa tasarısıyla ilgili NTV’de soruları yanıtlayan Şahin, sivil şehitliğe açıklık getirdi. Bakanlığın belirlemelerine göre 4 bin 323 sivil şehit, 1791 sivil gazi olduğunu kaydeden Şahin, “2330 sayılı yasada muhtaçlık belgesi isteniyordu. Bunu alamayan eşler boşanıyordu. Bu kabul edilemezdi. Artık ailenin ‘şehidim var’ demesi yeterli” dedi. Sivil şehitle ilgili taslağın yasalaşması durumunda ailelerin valiliğe başvurabileceğini, oluşturulacak komisyonun kişinin terör mağduru olup olmadığına karar verileceğini söyleyen Şahin, şunları kaydetti: “Hrant Dink’le ilgili hukuki süreç devam ediyor. Fakat ‘Dink ailesiyle konuşurum’ Dink ailesi 5233 sayılı yasadan istifade etmek için başvuru yaparsa, sivil şehitlikten doğan haklarını alabilir. Ben aileyle konuşur, yeni düzenlemeyi anlatırım. Uludere’de ölen yurttaşlar da sivil şehittir. Ölen kişilerin aileleri bu yasadan faydalanabilecek. Nisan sonu itibarıyla bu yasa çıkacak.” Pozantı Cezaevi’ndeki işkence ve taciz iddialarıyla ilgili de Şahin, “Bir arada kalması gereken ve gerekmeyen çocuk gruplarını ayırarak onları topluma kazandıracak, yaşa ve suça göre bir sistemin çalışması içindeyiz” diye konuştu. Şahin, bedelli askerlikle ilgili başvuruların beklentilerin altında kaldığını da söyledi. CEZAEVLERİNE DE BASKIN Ergenekon operasyonunda 11 kişiye gözaltı İstanbul Haber Servisi Birinci Ergenekon davasında Cumhuriyet gazetesine molotofkokteyli atmaktan tutuklu yargılanan Bedirhan Şinal ve gizli tanık Poyraz’a “ifadelerini değiştirmeleri” için baskı yaptıkları gerekçesiyle aralarında biri avukat, 11 kişi gözaltına alındı. İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde tutulan 11 kişi arasında Silivri Cezaevi’nde görevli bir başgardiyanın da bulunduğu öğrenildi. Operasyon kapsamında Silivri, Edirne ve Kandıra cezaevleri de dahil olmak üzere 21 adrese baskın düzenlendi. Operasyonun tutuklu bulunan Sedat Peker’in çevresine yapıldığı belirtildi. Şinal, Cumhuriyet gazetesine 30 Mart 2008 tarihinde molotofkokteyli atılmasına ilişkin İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanırken “Bayrampaşa Cezaevi’nde Sedat Peker’in adamı Boğaç Kaan Murathan ve arkadaşlarının kendisini azmettirmesi üzerine Cumhuriyet’e molotofkokteyli attığına” ilişkin ifade vermişti. Molotofkokteyli dosyası Birinci Ergenekon davasıyla ile birleştirildikten sonra Şinal, savunmasında ifadesini değiştirmiş ve “İstanbul TEM ve Organize Şube’deki polislerin baskısıyla Sedat Peker’i suçladığını, polislerin kendisine Cumhuriyet’e atması için bomba verdiğini, kendisinin molotofkokteyli attığını” söylemişti. Gizli tanık Poyraz ise duruşmadaki ifadesindeki kimliğini açıklamış ve Sedat Peker’in yakın korumalığını yaptığını anlatarak “Bu teşkilatın başkanı Veli Küçük, ikinci kurmay başkanı Sedat Peker’dir” iddiasında bulunmuştu. Bozdağ: Evren kurucu irade değil ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Kenan Evren’in mahkemeye gönderdiği, “Ben kurucu iradeyim. Beni yargılayamazsınız” savunmasına, “Kurucu irade devleti kuran ana iradedir. Darbe yapıldığında TCK yürürlükteydi. TCK anayasayı ortadan kaldırmayı, zorla Meclis’i, hükümeti ortadan kaldırmayı suç olarak tanımlıyor mu; tanımlıyor” diye yanıt verdi. Bozdağ, TBMM’de bir grup gazeteciyle yaptığı sohbette 12 Eylül darbesinin liderleri Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın, avukatları Bülent Acar tarafından mahkeBozdağ, Evren’in meye verilen yazılı savunmasının edesavunmasındaki bi açıdan güçlü, hutezlerini değerlenkuki açıdan zayıf dirdi. Bozdağ, olduğunu söyledi. “Türkçesi, edebiyatı güzel bir savunma ancak hukuki açıdan güçlü bir savunma değil” dedi. Bozdağ savunmada, “Bu kurucu bir iradedir, siz bu iradeyi yargılayamazsınız” iddiasının başarıya ulaşmış bir darbenin yargılanamayacağını savunmak anlamına geldiğini belirterek “Bu esasında şuna benziyor; adam öldürmeye teşebbüs cezalandırılır ama adam öldürmek cezalandırılmaz” diye konuştu. Anayasaya geçici 15. maddeyi koymalarının nedeninin de yargılanmalarını engellemek olduğunu kaydeden Bozdağ, “Geçici madde 15’in oraya konması bile Evren’in avukatının savunmasını çökertiyor. Çünkü o kurucu irade ceza alabileceklerini öngördüğü için yargılamanın önünü kesen bir düzenleme koymuşlar” diye konuştu. Bozdağ, savunmadaki, “Bir ihtilalcinin başka bir ihtilalci tarafından yargılanması” benzetmesine de, “ Bu bir iftira. Ortada darbe yok, ortada işleyen bir hukuk var. Büyük saygısızlıktır” tepkisi gösterdi. gerginliğin Nevruz’un havasına göre değişebileceği konuşuluyordu. Geçen yılki bahar havasının bu yıl da devam etmesi halinde nisan, mayıs aylarında ortamın yumuşayabileceği değerlendirmeleri vardı. 21 Mart’ın gelişi, 3 gün önceden belli oldu. 18 Mart Pazar günü başlayan “izinsiz” kutlamalara kan bulaştı. Televizyonda kara dumanlarla kaplı haberleri izlerken önceki yıllardaki kutlamalar geçti gözümün önünden. 90’lı yılların başında olağanüstü gerilim vardı. 21 Mart bir ay önceden haber olmaya başlardı. O dönemin her Nevruz’u kanlı geçti: 1992 Nevruz’unda meslektaşımız İzzet Kezer’i kurban verdik. Sonra devletimiz karar değiştirdi; Nevruz’un hep beraber kutlanması için kampanyalar başlattı. Öyle ki; yaksınlar diye polisimiz lastik bile dağıttı. 2000’li yıllarda daha çok kitlesellik öne çıktı. Çok geniş katılımlı kutlamalar yapıldı. Bu yılki Nevruz ise başta vurguladığımız gibi KCK operasyonları merkezli devam eden, 7 Şubat’ta MİT Müsteşarı’nı da kapsama alanına alacak kadar genişleyen dalganın seyri bakımından önemliydi. Sonuç şu: Gerilim isteyen kazandı. ૽૽૽ BDP tarafındaki görünüm şöyle: Aylardır operasyonlar devam ediyor. Güneydoğu’daki kimi belediyelerde başkan tutuklanmış, yardımcısı tutuklanmış, belediye meclis üyelerinin çoğu tutuklanmış, neredeyse seçilmiş hiçbir yönetici kalmamış. Bütün bunlar olurken Ankara’dan arada bir, “Silahı bırakın, yasal zeminde siyaset yapın, kendinizi silahlı terör örgütünden ayrıştırın” mesajları gelmiş. Operasyonların amacının da terör örgütünün şehir yapılanmasının tümüyle çökertilmesi olduğu her fırsatta yinelenmiş. Görünen o ki BDP Nevruz’da, “Ne kadar tutuklarsanız tutuklayın, biz şehirlerde yine de sokağa çıkacak adam buluruz” mesajı vermek istedi. İktidarın bu konudaki görünümü de şöyle özetlenebilir: Sorunu ben çözeceğim. Açılım gerekiyorsa ben yapacağım. Yeni haklar verilmesi gerekiyorsa ben düzenleyeceğim. Yapılacak her şey benim inisiyatifim altında olacak. Çözüm için önce karşımdakini ayakta duramaz hale getireceğim. Benim gücümü ve belirleyiciliğimi kabul ettireceğim. BDP benden daha iyi diyalog kurabileceği bir iktidar bulamayacağına göre, önünde sonunda benim dediğime gelecek. ૽૽૽ Nevruz çizgisine kadar görünen tablo bu. Gerilimli geçen 1821 Mart her şeye karşın yakın geleceğe ilişkin ipucu vermiyor. BDP, ne kadar tutuklarsanız tutuklayın bende adam bitmez, mesajını verdi. AKP, oyun her koşulda benim koyduğum kurallara göre oynanacak mesajını verdi. BDP “kontrollü gerilimle” sonuç almayı, sorunu gündemde tutmayı, belirleyici taraf olmayı istiyor olabilir. Eğer hükümet iç barışı sağlamlaştırma konusunda samimi ise aylardır sürdürdüğü operasyonel tutumla sonuç alamayacağını görmüş olmalı. Genel seçimlerden sonra yumuşama olur beklentisi vardı. Olmadı. 1 Ekim’de Meclis’in açılmasıyla yeni bir iklim oluşur beklentisi vardı. Olmadı. Nevruz toplumsal bir baharı getirebilir beklentisi vardı. Olmadı. Sürecin böyle devam etmesi halinde şu yorum öne çıkacak: İktidar da gerilimden besleniyor. BÜYÜK KULÜP’TE SEÇİM HEYECANI Akbulut: Ya istikrara ya da maceraya oy Haber Merkezi İşadamı, siyasetçi, asker, bürokrat, sanatçı ve akademisyenlerden oluşan 7 bin 300 üyeli Büyük Kulüp’te bugün ve yarın genel kurul yapılacak. Kasasında 11 milyon lirası bulunan kulübün, 11 kişilik yönetim kurulunun yanı sıra disiplin, balotaj gibi kurullarına da yönetici seçilecek. 38 yıldır üye olan ve 16 yıldır da Büyük Kulüp başkanlığını yapan Duran Akbulut üyelerden oy istedi. Akbulut, “Ya istikrara ya da maceraya oy vereceksiniz. Duran Akbulut için değil, Büyük Kulüp için çıtayı lütfen düşürmeyin” diyerek üyelere istikrar çağrısı yaptı. Kulüp olarak geçmişten günümüze sosyal sorumluluk projesinde yer aldıklarını belirten Başkan Duran Akbulut, “8 yıllık milli eğitim seferberliği için geceler tertipleyerek üyelerimiz tarafından 43 okul yaptırılmasını sağladık. Ayrıca nakden 1 milyon 100 bin TL Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ödemede bulunduk. 1999 depreminde depremzedelere 60 bin TL’lik gıda ve ilaç yardımı ve 40 bin TL gönderdik. Geçen yıl Somali’ye 100 bin TL, Van depremzedelerine ise 3 bin adet battaniye gönderdik” dedi. Yurtseverler buluşuyor İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) İşçi Partisi’nin düzenlediği “Doğu Perinçek ve Yurtseverlere Özgürlük Yürüyüşü” kapsamında 21 Mart’ta Kiraz’dan yola çıkanlar bugün İzmir’e ulaşacak. Önceki gün ve dün Tire, Bayındır ve Torbalı ilçelerini geçen yurtseverler, bugün saat 09.30’da Belkahve Atatürk Anıtı’nda ant içecekler. Saat 10.30’da da Bornova Cumhuriyet Alanı’nda basın açıklaması yapacak ve Bornova, Bayraklı, Karşıyaka’da yürüdükten sonra saat 17.30’da Cumhuriyet Alanı’nda buluşacaklar. YARGIÇ KÖKSAL ŞENGÜN İFADE VERECEK İstanbul Haber Servisi Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay, Ergenekon davası tutuklu sanığı CHP milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın oğlu Erkan Bülent Haberal ile kardeşi Ali Haberal’ın da aralarında bulunduğu 11 tutuksuz sanığın, Ergenekon davasında adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettikleri iddiasıyla yargılandıkları davada, Ergenekon davalarına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 3 yıl yakın süre başkanlık yapan Yargıç Köksal Şengün’ün tanık olarak dinlenmesine karar verildi. Duruşmada, TRT tarafından görevlendirilen spikerler Ömer Faruk Zora ve Hakan Kıra tarafından 251 sayfalık iddianamenin dönüşümlü olarak okunması dün tamamlandı. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog