Bugünden 1930'a 5,409,549 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 9 ŞUBAT 2012 PERŞEMBE 4 HABERLER Suriye’ye Kapı Açmak Avrupa’nın büyük güçlerini bütün 19. yüzyıl boyunca meşgul eden sorunlardan biri de “Şark Meselesi”dir (Question d’Orient). Nedir Şark meselesi? Kısacası, desteksiz kendi bile ayakta duramayan Osmanlı’nın hukuki egemenliğinde olan Doğu Akdeniz ve Balkan ülkelerinin akıbetlerinin ve imparatorluk ile birlikte egemenliği altındaki ülkelerin denetimi sorunudur. İngiltere’nin önderliğindeki İtilaf Devletleri sorunun 1920 Sevr Anlaşması ile çözüldüğünü sanmışlardı. Öyle olmadığının anlaşılması için çok vakit geçmesi gerekmedi. Türkiye’nin direnişi, Sevr’in Şark meselesini bitirme imkânını ortadan kaldırdı. Zaten Şark meselesinin 19. yüzyılı taşarak, bütün 20. yüzyılı kapladığını hatta 21. yüzyıla kadar uzandığını da ileri sürenler var. Onlar bu görüşlerini, eski Osmanlı topraklarının hâlâ nihai bir statüye kavuşturulamamış olmasına bağlıyorlar. Konuya öyle de bakabilirsiniz. Tabii Osmanlı, sonra da Cumhuriyet, bu meselenin hep içinde olmuşlardır. ૽૽૽ Burada, bir yanılgıya düşmemek gerek, sorunun içinde olmak, baş aktör olmak değil. Osmanlı hukuken bölgenin egemeni görüldüğü zamanda bile güdülen bir piyondan başka bir şey değildi. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, Menderes Türkiye’si Bağdat Paktı, sonra CENTO ile Ortadoğu’ya müdahil olduğu zaman, burada kendi adına hareket etmiyor, İngiltere’nin daha sonra da ABD’nin “Truva Atı” rolünü üstleniyordu. Bugün durum nedir? 21. yüzyıl ile birlikte Washington bölgeyi kendi vizyonuna göre yeniden dizayn etmeye karar verdiğini kimseden gizlemedi ve Irak savaşını başlattı. AKP Türkiye’nin Irak savaşında üstleneceği rolün yerine getirilmesi için dizayn edilip, iktidara getirilmiş bir partiydi. Ne var ki, şu ya da bu nedenle iktidar misyonunu yeterince yerine getiremedi. Washington ise, bu “yanlış”ın faturasını Tayyip Bey’e ve arkadaşlarına değil de, TSK’ye kesti. Çuval olayından Ergenekon ve Balyoz davasına kadar bütün gelişmeleri bu çerçeve içinde ele almak gerekir. ૽૽૽ Şu anda ABD’nin bölgedeki dikkati Suriye üzerine yoğunlaşmış bulunuyor. Esad’ın gidici olduğu kesin. Bu gidişin mekanizmasının, Güvenlik Konseyi’ndeki Çin ve Sovyet vetosuyla bloke edilmiş olması, kendi başına da gitmeye hiç de razı gelmeyen Esad’ın başka çarelere başvurularak, gönderilmesini gündeme getiriyor. Esad’ı devirme operasyonunun demokrasi ve insan hakları adına yürütülmesi ve Arap devletlerinin de desteğini almış olmasıyla birlikte, bölgede, gittikçe artan ölçüde örnek model olarak gösterilmeye başlanan, Tayyip Erdoğan yönetiminin bu demokratik ve “hayırhah” girişimde rol alma olasılığını arttırıyor. Bir zamanlar, düşlenmesi bile mümkün görülmeyen Türkiye’nin Suriye’ye sınırlı askeri müdahalesi, artık eskisi kadar olanak dışı değil. Bu arada Suriye’deki silahlı muhaliflerin Türkiye’den desteklendiği de ileri sürülüyor. Ama yine de Ankara’nın silahlı müdahalesi çok kolay olmayan, belirli koşulların bir araya gelmesi halinde yaşama geçebilecek bir olasılık olarak duruyor. Bu olasılıkların başında, Esad baskısından kaçanların Suriye’den Türkiye’ye masif bir göçe yönelerek, büyük baskı oluşturmaları geliyor. Olay tam bu noktada düğümlenmişken Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Türkiye’nin kapıları bütün Suriyelilere açık” yollu davetini acaba nasıl yorumlamak gerekir: “Türkiye kapılarını Suriye’ye açıyor” diye mi; Yoksa “Türkiye Suriye’ye kapı açıyor” diye mi? Ne dersiniz? Devlette güç savaşı Erdoğan’ın talimatıyla Oslo’da PKK ile görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrıldığının doğrulandığı gün, KCK ve Ergenekon soruşturmalarının kilit emniyet müdürleri kızağa çekildi SAVCI, MÜSTEŞAR FİDAN’I İFADEYE BEKLİYOR İstanbul Haber Servisi MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’in, KCK soruşturması kapsamında ifade vermek üzere bugün Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelmeleri bekleniyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fikret Seçen, MİT’çilerin ifadeye çağrıldığı bilgisini önceki gün yalanladı, dün doğruladı. Seçen, konuyla ilgili açıklamasında, “Medyada yer alan 3 ismi Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya, dün (salı günü) telefonla arayarak perşembe günü ifade vermek için savcılığa çağırdı” dedi. Seçen, MİT’çilerin hangi soruşturma kapsamında ve ne sıfatla ifade vermeye çağrıldığına ilişkin soruları ise yanıtsız bıraktı. Seçen, bu haberin önceki gün akşam medyaya yansımasının ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada ise “Öyle bir şey yok” demişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ise kendisine bu konuda bir bilgi verilmediğini söylemişti. “Sizin haberiniz olmadan çağrılmış olabilir mi?” sorusuna Çolakkadı, “Önemli konularda normalde bilgi verilir. Savcı önemli kabul etmemişse bilemem tabii” yanıtını vermişti. MİT’çileri ifadeye çağıran Sarıkaya, seminer nedeniyle yurtdışında bulunan Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar ile birlikte KCK soruşturmasını yürütüyor. 2005’te Çumra Hâkimliği’nden Adalet Müfettişliği’ne atanan Sadrettin Sarıkaya, 2011’de de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atandı. Sarıkaya daha sonra özel yetkili savcı olarak Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde görevlendirildi. Yaklaşık 3 aydır Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde görev yapıyor. AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Twitter’dan konuyla ilgili ilginç bir ayrıntıya dikkat çekti. Tayyar, “MİT Müsteşarı’na ifade çağrısını Savcı Sadettin Sarıkaya yaptı. Kendisi eski bakanlık müfettişi. İşin ilginci soruşturmayı yürüten Bilal Bayraktar Amerika’da. Asıl savcı yurtdışındayken davet sözlü olarak yapılmış. Başsavcı ve vekiline haber verilmeden basına sızdırılmış. Bu işte bir tuhaflık yok mu?” diye sordu. KCK OPERASYONU MÜDÜRLERİ GÖREVDEN ALINDI İstanbul Haber Servisi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün ile İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan, haklarında yürütülen bir soruşturma kapsamında görevlerinden alındı. Atayün ve Demirhan’ın İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın teklifi ve İstanbul Valiliği onayıyla görevlerinden alındığı, Atayün’den boşalan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevine Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, Demirhan’dan boşalan İstihbarat Şube Müdürlüğü görevine de aynı şubede müdür yardımcısı olan Serdar Güldalı getirildi. Demirhan’ın ismi tutuklu eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın yaptığı suç duyurusu ile gündeme gelmişti. Avcı, tutuklanmadan önce İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan’ın üst düzey bürokratlara yönelik dinlemeleri yapan isim olduğunu öne sürmüştü. Görevden alınan Demirhan ve Atayün, PKK’nin şehir yapılanması olan KCK soruşturmasının yürütüyorlardı. Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevine de aynı şubede müdür yardımcısı olan Yakup Saygılı atanırken, Demirhan ve Atayün başka görevlere atanacaklar. Yurt Atayün’ün adı da Ergenekon operasyonlarında duyuldu. Balyoz ve Ergenekon davaları sanıkları Yurt Atayün hakkında birçok suç duyurusu talebinde bulundu. Balyoz ve Ergenekon dosyasındaki birçok değerlendirme raporunda imzası bulunan Atayün’ün “evrakta sahtecilik” yaptığını ileri sürdüler. Balyoz davasında tutuklu sanık emekli Orgeneral Çetin Doğan, dijital verilerdeki hatalarda, üretenlerin parmak izlerinin olduğunu ifade ederek “Terörle Mücadele Şubesi, terör üretme şubesi haline gelmiş. Bu şubenin müdürü Yurt Atayün’ün evrakta tahribat yaptığını söyledik, suç duyurusunda bulunduk” dedi. Tayyar tuhaf buldu Operasyonda gözaltına alınan istihbaratçılar mı sorulacak? MİTPKK görüşmelerine ilişkin soruşturmaya dahil edildiği ileri sürülen MİT’çilerin KCK operasyonlarında gözaltına alınan istihbarat elemanlarının polisin elinden alınmasıyla ilgili olarak da ifadeye çağrıldığı ileri sürüldü. İddiaya göre MİT, KCK’ye kendi elemanlarını sızdırdı. Bu istihbaratçıların araç yakma ve bombalama eylemlerine de katıldığı öne sürülürken son operasyonlarda bu kişiler de gözaltına alınınca MİT devreye girdi. Polisin elinden alınan bu istihbaratçıların bir kısmının yurtdışına çıkarıldığı iddia edildi. Oslo’da terör örgütü PKK temsilcileriyle görüştü ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “özel temsilcisi” olarak örgüt yöneticileriyle bir araya gelen MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması başkenti hareketlendirirken Başbakan Müsteşarı olduğu dönemde Oslo’da görüşmeler yaptığı ortaya çıkmıştı. İfadeye çağrılanlardan Emre Taner de hükümetin “Kürt açılımı” politikasını açıkladığı dönemdeki MİT Müsteşarlığı görevini yürütüyordu. Geçen eylül ayında, MİT ile PKK temsilcileri arasında geçtiği anlaşılan bir konuşma kaydı internet üzerinden yayınlanmıştı. “Görüşmelerin İçyüzü Erdoğan’ı Yakacak” başlığı ile yayımlanan konuşma kaydında, Hakan Fidan’ın Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı’yken dönemin MİT Müsteşar Yardımcılarından Afet Güneş ile birlikte KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu ve Sabri Ok ile yaptığı toplantıdaki konuşmalar yer alıyordu. ‘Erdoğan da ifade vermeli’ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’in ifadeye çağrılmasıyla ilgili olarak “Başsavcılığın konuyla ilgili şüpheli sıfatıyla Sayın Başbakan’ı da soruşturmaya davet etmesi gerekir” dedi. Özcan, dün TBMM’de gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtladı. Özcan, MİT ile PKK arasında yapılan görüşmelerin, basına düşmesinden sonra, “bu çirkin pazarlıkların suç oluşturduğunu” belirterek, Fidan ve Güneş ile ilgili suç duyurusunda bulunduğunu anımsattı. Bu suç duyurusu üzerine Fidan’ın da aralarında bulunduğu bazı şüphelilerin, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadeye çağrıldığını belirten Özcan, bu soruşturmanın başlatılmasından son derece mutlu olduğunu söyledi. Özcan, şu görüşleri dile getirdi: “Suç duyurusundan sonra bazı gelişmeler oldu. Fidan’ın, Sayın Başbakan’ın özel temsilcisi olarak bu görüşmeleri yaptığı ortaya çıktıktan sonra Sayın Başbakan bunu, ‘Evet ben özel temsilcim olarak gönderdim’ diyerek itiraf etti. Yasadışı terör örgütüyle doğrudan ya da dolaylı olarak pazarlık yapmak, görüşmek suçsa, bu suça azmettiren Sayın Başbakan’ın da bu soruşturma kapsamında soruşturulması, şüpheli sıfatıyla ifadesine başvurulması gerektiğini düşünüyorum. ‘Aklımla izah edemiyorum’ MİT görevlilerinin şüpheli olarak ifadeye çağrılmasına tepki gösteren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise şunları söyledi: “Yargıdır ne isterse yapar, bir şey diyemeyeceğim. Ama benim bildiğim şu var; halihazırda MİT’te resmen görevi olanların doğrudan ‘şüpheli’ sıfatı ile bir ifade vermeye çağrılması herhalde mümkün değil bilebildiğim kadarıyla. Emekli olanlar veya görevle ilişiği kesilmiş olanlar için mümkün olabilir. Ama hem Memur Yargılama Yasası’nda hem de MİT’in kendi özel kanununda, bilebildiğim kadarıyla, öncelikle ya başbakanımızın veya bir kurulun bu konuda izin vermesi lazım. Bu izin şüpheli sıfatı ile çağrılmayı kapsıyor mu yoksa soruşturma safhasında mıdır o konuda yeterli bir bilgiye sahip değilim.” Arınç, daha sonra yaptığı açıklamada ise “KCK içerisinde bu 3 kişi nasıl yer alır, aklımla izah edemiyorum. Olsa olsa tanıklıklarına başvurulabilecek bir nokta olur diye aklıma geliyor” dedi. AKP savcılığa tepkili ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’in, KCK savcılarınca ifadeye çağrılması tartışmalara neden oldu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, NTV’nin sorularını yanıtlarken, hukuki süreç bağlamında ortada netleşmemiş bir tablo bulunduğunu, bu nedenle bağlayıcı bir yorumda bulunmanın doğru olmayacağını söyledi. Davutolu, “MİT devlete hizmet ederken yürüttüğü istihbarat görevinde, onun da aldığı kendi aldıkları siyasi talimatlar doğrultusunda yürütülen ve mahremiyet de içeren, kendi özel üslubu ve yöntemi vardır. Sayın Müsteşarımız Hakan Fidan ve ekibi gerçekten dış istihbarat bağlamında da, günbegün beraber çalıştığım için, içerdeki çalışmaları da takip etiğim için, görevlerinin hakkını yapan, verilen talimatlar doğrultusunda son derece etkin, başarılı bir şekilde bu görevlerin yerine getiren bir ekiptir” dedi. Fidan ve ekibinin yürüttüğü çalışmaların da başarıya ulaşmasının, devletin içerde ve dışarda istihbari güvenliği bağlamında çok önemli olduğunu düşündüklerini dile getiren Davutoğlu, “Kurumsal özelliğin ve Fidan ve ekibinin yürüttüğü son derece başarılı çalışmaların bu süreçten bağımsız olarak göz önünde bulundurulmasının elzem olduğu kanaatindeyim” diye konuştu. Sözlerini, “İstihbarat teşkilatları devletin ve halkın güvenliği için gerekli bütün yöntemleri kullanarak istihbari faaliyet toplamak ve bu süreci yönetmekle görevlidir. Dolayısıyla o zaman basına yansıyan görüşmeler bağlamında da Sayın Fidan ve o dönem bu görevi yürüten ekibi doğru bir çalışma yapmışlardı” şeklinde sürdüren Davutoğlu, “Bunun dışarıya yansıtılmış olması yanlıştı. Bu çalışmalar her gün yürütülmesi gereken çalışmalardır” dedi. MİT Yasası’nın 26. maddesi “MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakan’ın iznine bağlıdır” hükmünü getiriyor. Bu noktada MİT yöneticileriyle ilgili özel yetkili savcının Başbakanlık’tan izin alıp almadığı netlik kazanmadı. MİT yöneticilerinin tanık olarak çağrılması durumunda Başbakan’ın iznine gerek bulunmuyor ancak “şüpheli” sıfatıyla çağrıldıklarında izin gerekiyor. MİT Müsteşarı Fidan’ın da bu maddeye dayanarak ifadeye gitmeyeceği öne sürüldü. Ceza Hukukçusu Ersan Şen, savcılığın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadesini alıp alamayacağı konusunda şunları kaydetti: “Savcıların, görevde olsun ya da olmasın MİT mensuplarını tanıklığa ya da ifadeye çağırma hakkı vardır. Bunun için hiçbir yerden izin almaları gerekmez.” İzin muamması Şen: Gerek yok Vural: Gönderenin sorumluluğu yok mu? ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile eski MİT Müsteşarı ve Müsteşar Yardımcısı’nın ifadeye çağrılmasını “Bu kişiyi özel temsilci olarak PKK’ye gönderenlerin sorumluluğu yok mu?” diye değerlendirdi. Vural, “PKK ile müzakere yapan bir siyasi iradenin bölücülükle birlikte ülkenin siyasi yapısını değiştirmeye çalıştığı ortaya çıkmıştır” şeklinde konuştu. Çelik’ten yorum yok AKP Genel Başkan Yardımcısı Çelik ise gelişmenin çok yeni ve sıcak olduğunu belirterek “Bu işin arka planına ben de siz de vâkıf değil. Bir bildiğimiz varsa 9 bilmediğimiz olduğu için yorum yapmam” dedi. Çelik, ‘Oslo’daki görüşmeden hareketle devletin terör örgütleriyle görüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise “Annelerin gözyaşı dinecekse, ülkede dökülen kan duracaksa terörün bitirilmesi için birçok yol vardır, bu yolların hepsine başvurulabilir” yanıtını verdi. Bu görüşmelerin, devletin ve siyasi iradenin görüşü doğrultusunda yapılabileceğine işaret eden Çelik, “Burada bir anormallik görmüyorum” dedi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ise soruşturulan kişilerin terörle mücadelede çok önemli görevler ifa ettiklerinin altını çizerek “KCK kapsamında soruşturuluyor olmasını, doğruysa eğer, çok anlamlı bulmadım. Hem de terörle mücadele eden bir yapının, eğer doğruysa terör örgütünün bir yapılanması ile aynı soruşturma içerisine nasıl girebildiğini anlamış değilim” diye konuştu. ‘Baransu, takipteki MİT’çileri yakalattı’ İstanbul Haber Servisi Gazeteci Mehmet Baransu dün polis merkezine giderek takip edildiğini ve dinlendiğini ileri sürerek şikâyetçi oldu. Şikâyet üzerine harekete geçen polis, Baransu’nun verdiği eşkâle uyan biri kadın iki kişiyi gözaltına aldı. Baransu, “Karakola geldiğimde bunların MİT’ten olduğunu öğrendim. MİT daire başkanı buraya geldi. Müdür bey bana MİT daire başkanının benimle görüşmek istediğini söyledi. Bu kişilerin başka bir olay için orada olduğunu söyledi. Ben de ‘bizden başka kimse yoktu hangi olay’ diye sordum” diye konuştu. Baransu, kendisini takip eden erkek şahsın ayakkabısından anahtarlığa benzeyen dinleme ve veri depolama cihazı çıktığını belirtti. Bazıları, Sayın Başbakan, Başbakan olduğu için Yüce Divan’da yargılanması, soruşturmasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılması gerektiğini söylüyor. Ama geçen günlerde eski Genelkurmay Başkanımız hakkında benzer iddialar ortaya atılmıştı. Ama bu soruşturmayı yapanlar, ‘Genelkurmay Başkanı’nın görevleri arasında darbeye teşebbüs etmek yok’ dediler. Aynı şekilde Sayın Başbakan’ın görevleri arasında, MİT’e, PKK ile görüşme talimatı vermek diye bir şey yok. Dolayısıyla aynı gerekçelerle, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuyla ilgili, şüpheli sıfatıyla Sayın Başbakan’ı da soruşturmaya davet etmesi gerektiğini düşünüyorum.” Özcan, davet edilmesi halinde, müşteki sıfatıyla ifade vermekten büyük memnuniyet duyacağını söyledi Divan’a ‘Yüce gitmesine gerek yok’ ‘Başbakan sanık olacak’ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı Oslo’daki görüşmelere Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gönderdiğini belirterek, “O zaman Başbakan Tayyip Erdoğan da KCK sanığı konumuna gelir. Başbakan dedi ya, men dakka dukka” diye konuştu. Tan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Türkiye’de trajikomik işler yaşandığını söyledi. Tan, “Biz söyledik. Abuk sabuk KCK davasını sürdürürseniz MİT Müsteşarı ile yardımcısı KCK davasına çağrıldıktan bir ay sonra da Başbakan çağrılır. Başbakan da KCK davasında yargılanır. Bizim gibi o da anayasanın 14. maddesi kapsamına girmez, terörist kabul edilir, bu şekilde yargılanır” dedi. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak da Kışanak, “Sen neymişsin be KCK. Politikacılar, gazeteciler, avukatlar, aydınlar derken sonunda MİT de KCK’li oldu!” yorumunu yaptı. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog