Bugünden 1930'a 5,415,159 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

9 ŞUBAT 2012 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA 13 7 yıldır süregelen, karşılıksız çek 2 düzenleyenlere hapis cezası verilmesi uygulaması, Meclis Genel takdir yetkisini biraz da olsa karşılıksız çek düzenleyenler lehine Kurulu’nda, 31 Ocak tarihinde kabul kullandı ve hapis cezasını edilen 6273 sayılı “Çek Kanunu’nda kaldırdı. Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Elbette karşılıksız çek kaldırıldı. Bu kanunun Cumhurbaşkanı düzenleme fiili tamamen tarafından onaylanıp Resmi Gazete’de cezasız kalmadı. Yapılan yayımlanması ile artık hapis cezası yeni düzenleme ile idari uygulanamayacak ve hapiste bulunan yaptırım uygulamasının yaklaşık 1500 kişi özgürlüğüne yeterli olduğuna karar kavuşacak. verildi. Bundan böyle, 5941 sayılı Çek Kanunu’nda, karşılıksız karşılıksız çek çek düzenleyen kişi hakkında, çek düzenleyenlere, her bir hamilinin şikâyeti üzerine bin beşyüz çekle ilgili olarak çek güne kadar adli para cezası verileceği düzenleme ve çek hesabı Hatta, 5941 sayılı kanunda yer alan belirtiliyordu. Ayrıca, verilecek adli para açma yasağı kararı verilecek. Bu hükmün hapis cezası hükmünün anayasanın 38. cezasının, çek bedelinin karşılıksız kalan uygulanabilmesi için çek hamilinin, maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle miktarından az olamayacağı hüküm altına karşılıksızdır işlemi yapılmasını takip eden Anayasa Mahkemesi’nde dava açılmıştı. alınmıştı. Bu adli yaptırımın yanı sıra, çek 6 ay içinde talepte bulunması gerekiyor. Açılan davada, yalnızca sözleşmeden düzenleme ve çek hesabı açma yasağı Eğer talep olmazsa herhangi bir ceza doğan yükümlülüklere aykırılık nedeniyle getirilmekteydi. öngörülmüyor. özgürlüğün kısıtlanması yasağının yani Bu hükümden anlaşılacağı üzere, 5941 Yapılan düzenlemeye, “evet ama yeterli “borç için hapis yasağı”nın anayasanın sayılı Çek Kanunu, karşılıksız çekte, değil” diyoruz. Bir adli yaptırım olan hapis 38’inci maddesine aykırı bir düzenleme doğrudan hapis cezası öngörmemişti. Adli cezasının kaldırılmasını yerinde buluyoruz. olduğu ileri sürülmüştü. para cezası öngörülmüştü. Ancak, Türk Ancak, öngörülen idari yaptırımın talebe Ancak, Anayasa Mahkemesi, karşılıksız Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin birinci bağlı olmasını eleştiriyor ve yetersiz çek için uygulanan hapis cezasını fıkrasında belirtilen usule göre tayin buluyoruz. Çek düzenleme ve çek hesabı anayasaya aykırı bulmamış ve bu konuda olunacak bir miktar paranın Devlet açma yasağının yanı sıra idari para cezası kanun koyucunun yetkili olduğunu Hazinesi’ne ödenmesi olan adli para da öngörülmüş olsaydı alacaklılar bir belirtmişti. Aynı kanun koyucu bu kez cezası, ödeme emrine nebze daha rağmen ödenmediği takdirde fazla 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik korunmuş Tedbirlerinin İnfazı Hakkında olurdu. Kayıt Kanun’un “Adli Para dışılığı Cezasının İnfazı” başlıklı 106. önlemede çek maddesi uyarınca hapse kullanımının 5 Ekim 1971 doğumluyum. SSK çevrilmekteydi. son derece girişim 15 Haziran 1989. 1992’ye kadar Aslında bu konu uzun önemli 1125 gün ödenmiş sigorta primim var. süredir tartışılıyordu. Hapis olduğunu 1 Ocak 2008 sonrası sigortalılığım cezasının kaldırılmasını talep düşünüyorum. sürdü ve gün sayım 2527 oldu. Sigortalı edenler, hapiste bulunan Bu nedenle bu olmadığım dönemde iki doğum yaptım. Sorularınız için malikişilerin borçlarını sistemin Doğum borçlanması ile ne zaman cozum࠽ismmmo.org. ödemelerinin mümkün sağlıklı emekli ourum? Seyhan Şenyer tr adresine mail ataolamayacağını ifade işleyebilmesi 46 yaşınız ve 5375 günü bilirsiniz. Tüm sorular ediyorlardı. Bu cezasının için atılacak eposta ile tek tek tamamlayarak SSK’den emekli devam etmesini gerektiğini tüm sağlam cevaplanacaktır. olursunuz. Doğum borçlanması ile düşünenler ise alacaklı adımlara günlerinizi arttırabilirsiniz. haklarının korunması destek açısından konuyu olmamız değerlendiriyorlardı. gerekiyor. Çocuklar İçin GSS Kılavuzu enel Sağlık Sigortası ve Gelir Testi’ne ilişkin tarG tışmalarda en çok çocukların durumu merak ediliyor. 18 yaşını dolduruncaya kadar bütün çocuklar evli olmamaları veya SGK kapsamında çalışmamaları halinde annebabaları üzerinden hak sahibi olarak genel sağlık sigortasından yararlanabiliyor. Bunlar için 30 gün prim ödemiş olma ve prim borcu bulunmaması şartları da aranmıyor. Ayrıca lise ve dengi öğrenim veya 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda belirtilen aday çıraklık ve çıraklık eğitimi ile işletmelerde mesleki eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yükseköğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış evli olmayan çocuklar annebabaları üzerinden haklarını kullanabilecekler. Bu çerçeveye açıköğretim lisesi, açıköğretim fakültesi öğrencileri ile birlikte yüksek lisans ve doktora yapan erkek çocukları giriyor. Yurtdışında öğrenim gören çocuklar da yine annebabaları üzerinden bakmakla yükümlü olunan kişi olarak kabul ediliyor. Buradaki incelik; öğrencilerin her öğrenim yılı başında öğrenci belgelerini ilgili SGK müdürlüklerine verip aktivasyon yaptırmalarıdır. 1 Ekim 2008 öncesi devlet memurlarının erkek çocuklarının durumu farklı ve 25 yaşına kadar öğrenim durumlarına bakılmaksızın bakmakla yükümlü olunan kapsamında. Emekli Sandığı emeklilerinin çocukları ise yukarıda açıklandığı şekilde 182025 yaş şartlarına göre değerlendiriliyor. 1 Ekim 2008 öncesi devlet memurlarının kız çocukları ise evlenene ya da çalışmaya başlayana kadar bakmakla yükümlü olunan kapsamında. Malul çocuklar ise evli olmaları halinde annebabaları üzerinden bakmakla yükümlü olunan kişi olarak genel sağlık sigortasından yararlanabilecek. 1 Ekim 2008 öncesinde SSK ve BağKur sigortalısı olanların kız çocukları yaş şartına bakılmaksızın evli olmamaları ve kendi çalışmalarından ya da emekliliklerinden dolayı sağlık yardımı almamaları halinde bakmakla yükümlü kişi olarak sağlık yardımlarından yararlanabilecekler. Eğitime devam etmeyen 18 yaşını bitirmiş erkek çocuklar ile 25 yaşını doldurmuş üniversite öğrencisi erkek çocuklar ise Gelir Testi’ne girerek eğer kişi başına 295.50 TL’den fazla gelirleri olursa genel sağlık sigortası primi ödeyecekler. Çek Yasası: Artısı Az, Eksiği Çok Efendi ile Piyon!.. Zamanı geldi.. Suriye’yi yiyecekler!.. Aylar önce yine bu sütunda art arda yazdığım Suriye yazılarımda, “İran’ın bir an önce hal edilebilmesi için, öncelikle görünür bir gelecekte Suriye’nin defterinin dürülmesi için harekete geçileceğini” yazmıştım.. Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizip, Avrasya kapılarını ardına dek açma peşindeki emperyalizm, yüzümü kara çıkarmadı: Suriye’de oyunun son ve de kanlı perdesi açıldı ne yazık ki!.. Tabii, aynen Libya’da olduğu gibi “demokrasi ve özgürlük götürme!” işlemini Birleşmiş Milletler’den bir “kınama” kararı çıkartarak başlatmayı umuyorlardı ancak iki daimi üye, Rusya ve Çin’in vetosu heveslerini kursaklarında bıraktı!.. Ama ne gam, her türlü yolu deneyecekler; Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, BM’nin dışında “Suriye’nin Dostları” gibisinden “askeri seçenekleri de içinde barındıran” bir oluşum için harekete geçti bile... Tayyip Bey geri kalır mı, o da grup toplantısında öncelikle Arap Birliği ülkeleriyle yeni bir girişim başlatacaklarını söyledi... Yani, yeminli Suriye düşmanı Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerle bir başka savaş cephesi!.. Libya’da da her şey böyle başlamıştı!.. ૽૽૽ Aslında tüm hazırlıklar İran için!.. ABD ve daha da çok İsrail, İran’ın nükleer bomba yapmak için gerekli olan uranyum zenginleştirmesini gerçekleştirdiğini ve yeraltında inşa ettiği nükleer tesisinde üretim çalışmalarına başladığına inanıyor. Hal böyle olunca da İsrail bu üretim gerçekleşmeden İran’ı vurmayı tasarlıyor!.. İddia bana değil, ünlü Washington Post gazetesinin pek yakından tanıdığımız yazarı David Ignatius’a ait. Hemen anımsayacaksınız, Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta “one minute” diye çıkıştığı oturum yöneticisiydi!.. Ignatius daha birkaç gün önce kaleme aldığı “İsrail, İran’a Saldırı Hazırlığında mı?” başlıklı köşe yazısında, İsrail’in birkaç ay içinde, hatta mayıs ayında İran’a saldırabileceğini yazdı ve bu öngörüsünü, ABD Savunma Bakanı Panetta’nın bu konudaki endişelerine ve İsrail’in ABD ile mayıs ayında yapacağı füze tatbikatını ertelemesine bağladı. Ehh, madem İran için düğmeye basıldı ve operasyon için yalnızca birkaç ay biçildi; o halde önce Suriye’nin devreden çıkarılması gerekiyor doğal olarak!.. Böylece Lübnan Hizbullahı da desteğini yitireceği için İran’la bağları iyice zayıflayacak ve İran dımdızlak ortada kalacak. Plan bu... ૽૽૽ Gelelim Türkiye’yi ilgilendiren bölüme... Görünen ve anlaşılan o ki, operasyonun Suriye bölümünde Türkiye görev alıyor, “Muharip Güç” olarak!.. Birleşmiş Milletler’de Suriye’nin kınanması gerçekleşmeyince, ABD Dışişleri Bakanı Clinton’dan daha çok bizim Bakan Davutoğlu’nun karalar bağlaması da, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın kandil günü 500 Suriyeli muhalifin öldürüldüğünü ileri sürüp (ki ertesi sabah yalanlandı!) İran’ı “Siz Müslüman değil misiniz, sesiniz çıkmıyor” diye suçlaması da, Tayyip Bey’in, “Humus’un hesabı sorulacak” diye bayrak açması da ülkeyi yönetenlerin bu işe nasıl “teşne” olduğunu gösteriyor. Zaten hiç merak etmeyin, biz mışıl mışıl uyurken Batı medyasında Türkiye’nin Suriye’ye nasıl müdahale edeceği, maddeler halinde seçenekleriyle anlatılıyor!!!. Kısacası Türkiye içerden ve dışardan elbirliğiyle savaşın ortasına itiliyor!.. Ne sesi, ne görüntüsü, ne kanıtı olan katliam haberleri, sınırda Türk köy evlerinin duvarlarında patlayan kurşunlar... Müslüman Kardeşler örgütünün Türkiye’yi sürekli yardıma çağırması ise geriye doğru sayımın hızlandığına işaret ediyor!.. İşin doğrusu, olması gereken milletin bu kumpasa karşı çıkması, “Savaşa hayır” diye en yüksek perdeden haykırması... Ama halkımız “Dindar gençlik mi yoksa tinerci gençlik mi?” türünden tartışmalarla öylesine uyutulmuş durumda ki, bu savaşı da, bakacak ama görmeyecek gibi görünüyor!.. Emperyalist yüzyıllardır olduğu gibi yine atıyor kazığını... Bölgeye de, Türkiye’ye de çok yazık olacak!.. DOĞUM BORÇLANMASI PRİM GÜNLERİNİ ARTTIRIR Laiklik Nereye?.. PERİHAN ERGUN KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr Laikliğin kabulünün 75. yılında, son yıllarda ve özellikle de günlerde izlediklerimin endişesiyle başlıktaki soruyu gündeme getirmek gereğini duydum. Halen yürürlükte olan anayasa kitapçığındaki maddeleri tekrar anımsamak gereğini duydum. III. bölüm kapsamında; madde 14’e göre, anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz... “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler kanunla düzenlenir” der ve devamla VI. bölüm kapsamındaki madde 24’te de; “Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” diyerek laik, demokratik, toplumsal Cumhuriyetimizin anayasal köklerini belirtmiş olur. Ulu Önderimiz M. Kemal 1925 yılında toplumdaki kültürümüzü tanımlarken “Din bir vicdan konusudur. Herkes vicdanının buyruğuna uymakta serbesttir. Biz, dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, ulus ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz” diyerek laikliğin tanımını yapmış ve 1937’de CHP’nin ilkelerini içeren ‘6 Ok’un başına laiklik ilkesini getirerek anayasa kapsamına aldırmıştır. ૽૽૽ Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 85. yıl nedeniyle yaptığı açıklamada laikliğin bir özgürlük ilkesi olduğu gibi toplumsal uzlaşma ve barış ilkesi olarak da görülmesi gerektiğini belirtmişti. Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğunun hükme bağlandığını, bu maddenin gerekçesinde de laikliğin anayasadaki yukarda açıkladığım 14 ve 24. maddelerindeki yeri ve önemini belirten ifadelere dikkat çekmişti. TBMM Başkanı Çiçek de “Laiklik, aynı zamanda toplumsal barışımızın sigortası olarak birlikte yaşama kültürümüzü güçlendiren bir unsurdur” söyleminde bulunmuş. Başbakan Erdoğan ise “Laiklik ayrıştırıcı değil birleştirici, baskıcı değil, özgürleştirici, tek tipleştirici değil hoşgörülü bir yorumla uygulandığında (?!) demokrasiye güç katmış, ekonomiye dış politikaya, ivme kazandırmıştır”(?!) diyerek şüpheci bir tanımlamada bulunmuştur. Bugün de anayasanın 14’üncü ve 24’üncü maddelerine ters düşen, “Benim programımda dindar bir gençlik yetiştirme istemi var” tanımını yapıyor. Laikliğe ters düşen bu tanımı yadsıyanları da “Ne yapalım yani, onları başı boş bırakıp tinerci veya ateist olmalarına izin mi verelim” diye suçluyor. Zaten daha önce AKP bu düşünceleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nce laiklik karşıtlığıyla suçlanarak hüküm giymiş olsa da bu karar RTE’yi pek etkileyememiş gibi görünüyor. Hemen onun bu düşüncelerine karşı belirtmeliyim ki ne bizim kuşağımız ne de çocuklarımız laiklik ilkesine bağlı olarak yetiştirilirken onun endişesini taşıdığı yollara düşmedik. ૽૽૽ Bu konuda kendimi örnekleyerek kanıtlayayım görüşümü. Rahmetli babam ayrı ayrı hem hac hem de Kerbela ziyaretlerini yaparak çift hacılık unvanını taşıyordu. Ona 1011 yaşlarımdayken İslamın niteliklerini sorduğumda; benim anlayacağım düzeydeki tanımla yetinmeyip kitaplığındaki dinler tarihinde son din olan İslamın ve mezheplerinin özetlenmiş belgelerini de önüme koymuş, bana bir de “Bunları okuyup öğrenmeye çalış, inancını da özgürce seç” demişti. Bu koşullarda yetişen bizim kuşağın içinde şahsen ben hiç İslama karşı inkârcı olana rastlamadım. ૽૽૽ Buna karşın (lisenin yerini ve adını oradan mezun olmuş ve toplumda seçkin yerlere gelmiş çocuklarımızı zan altında bırakmamak için söylemiyorum) Türk dili ve edebiyatı öğretmenliğini yaptığım 70’li yıllarda Milli Nizam Partisi’nin gençlik kollarına alınmış olan öğrencilerimden bazıları Atatürkçülüğümü yadsıyıp beni dinsizlikle suçlayarak canıma kasta bile kalkıştırılmıştılar. AKP’nin sözcüsü eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik hâlâ o düşünceleri taşıyor olmalı ki “Gençliğe Hitabe ayet midir ki dokunulmazlığı olsun” diye kınanası söylemde bulunabiliyor. İşte o zamanlar bu gibi laiklik karşıtı düşüncelerin etkisiyle şartlanan öğrencilerimiz gericiliğin karanlığına düşürülmüşlerdi. Neyse ki o günlerin çok değerli İstanbul Milli Eğitim Müdürü merhum Ali Yalkın, aldığı istihbarata dayanarak ve korumacılık göreviyle tüm itirazlarıma karşın can güvenliğim açısından, Taksim Atatürk Lisesi’ne naklimi yapmıştı. Daha sonra bana ters düşen öğrencilerim, pişmanlıkla okula ve evime gelerek kendilerini affetmemi istemişlerdi. Hemen hepsi de hâlâ beni belli günlerde arayıp sormakta, saygı ve sevgilerini belirtmektedirler. Bu da benim öğretmenlik yaşamımda mesleki yönden olduğu kadar öğrencilerimle övüncüm ve mutluluğum olmuştur. Bu deneyimlerime dayanarak yıllardır atama bekleyen öğretmenlik eğitimi alanların kadroya alınmaları ülkemin çağdaşlaşması açısından en içten dileğimdir... ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA: 1/ İspanya Çin 1 genelerinin müziği ve dan 2 sı. 2/ Kişide 3 ayın etkisiyle 4 ortaya çıktığı 5 düşünülen psikolojik rahat 6 sızlık... Verme, 7 ödeme. 3/ Mo 8 torlu taşıtlarda direksiyon ile 9 tekerlek arasındaki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 bağlantıyı sağlayan 1 Y A K I N D OĞU mil... Çapraz çubuk 2 A Y A R ON Z larla yapılan ve pen3 L A L İ H A T A cerelere takılan siper. 4N A K L AMA K 4/ Kurnaz, tecrübeli... 5 I RMA K A N D Denizli’nin bir ilçesi. 6 Z E A M E T GO 5/ Yarı, yarım. 6/ Bir O T A Ğ meslekte kıdemce 7 Ç A R E R O K A U başta gelen kimse... 8 A Y 9 M A L A Y A N İ Bir nota. 7/ Önü hendekli siper...Yüz metrekare tutarında yüzey ölçüsü birimi... Taşlık yer, çıplak dağ tepesi. 8/ Kıbrıs’ta bir kent. 9/ Lantan elementinin simgesi... Zehirsiz ve büyük bir yılan. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Fransa’nın Provence bölgesine özgü, el ele tutuşarak oynanan bir dans. 2/ Fransa’da bir kent... Asya ile Avrupa’yı ayıran dağ sırası. 3/ Kazakistan’ın başkenti... Eski Mısır’da güneş tanrısı. 4/ Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası... Sarımtırak renkte ve zehirli bir böcek. 5/ Bir işi yaptırabilme gücü... Çölde, uzaktan su gibi görünen ışık yanılsaması. 6/ Bir yere çok sayıda kişinin beklenmedik gelişi... İlgi eki. 7/ Bir insanın yaşamasına yetecek kadar azık... İki derenin ya da iki yolun birleştiği yer. 8/ Yolcu evi... Fas’ın plaka imi. 9/ Güçlü ve beyaz bir ışık vererek yanan hidrokarbonlu gaz. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog