Bugünden 1930'a 5,418,658 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 5 ŞUBAT 2012 PAZAR 2 Edebiyat, sanat, kültür, bilim dallarında ödüller, armağanlar günün konusu... Kimi zaman gazete sayfalarında gözle görülmeyecek kadar küçük yer alıyor, kimi zaman da ödül kazananın ününe göre değerlendiriliyor. Bir yapıt ortaya koymak, önemli bir olaydır. Bir de kamu önünde beğenilmiş ve ödüllendirilmişse... Tartışmalı bir sorundur bu ödüller!.. Örneğin, Nurullah Ataç karşıydı, ödüllerin verilmesinden hiç hoşlanmazdı. Doğrusu o yıllarda ödüller de çok değildi, şimdiki gibi... Aramızda bu konuda tartışma çıkmıştı. Ben ödüllerin sanatta, edebiyatta çok yararlı olduğunu, olacağını yazmıştım. O ise ödül kazanmanın önemsizliğini, çok kez de ödül diye değerlendirilen yapıtların hiç de önemli OLAYLAR VE GÖRÜŞLER alanında yararlı bir girişim oldu. Bu yıl Naim Tirali ödülünü iki genç yazarımız kazandı Tekin Butikoğlu’nun “Aşk Yüzleri” ile Mine Utku’nun “Sessizlik Oyunu” değerli bir jürinin oylarıyla başarılı oldular. ૽૽૽ Ben ne kadar çok ödül olursa o kadar yararlı olur diyorum. Her kitap bir değerdir. Yazarları korumak, okumak, tanınmasını sağlamak için de ödüllerin çok yararı var. Ama genç bir yazara “al sana ödül” diye bir kâğıt parçası vermek olmaz! Gerekli bir armağan da yanı sıra sunulmalı... Nurullah Ataç sağ olsaydı kızardı. En başta bana!.. Ama ben yazar olmak isteyenleri yüreklendirmek gerekir diyorum. Bu alanda belli bir değerin varsa kalırsın, yoksa silinir gider, unutulursun. Kaç ödül almışsan da!.. Lütfen ‘Atmayınız!’ Adil İZCİ Yazar Bilmem ayrımında mısınız, “trendy” sözcüklerimizden biri de “atmak” oldu. Mastar haliyle kullanılmıyor pek, hemen her zaman “atıyorum” haliyle. Kim nasıl bir nedenle buldu (!) bilinmez, “örnek veriyorum”, “örneğin”, “diyelim”, “sözgelimi”, “mesela”, “misal olarak”, hepsi bir yana, “atıyorum” bir yana! Hemen de benimsendi. Sorunun tuhaf bir yönü de bu, sanat – edebiyat insanlarımız, bilim insanlarımız da bol bol “atıyor” hanidir. Dil Derneği’nin sözlüğünde, sözcüğün otuz iki anlamından bizi doğrudan ilgilendireni, “yalan ya da abartılı söz söylemek” diye belirtiliyor. Nitekim inandırıcılıktan uzak, kısacası yalan ya da abartılı bir söz, argosuyla bir “palavra”, bir “martaval” duyduğumuzda, ta eskiden beri, “Atma Recep, din kardeşiyiz!” deriz! Bundan özge, bir de gencecik insanların dilindeki ünlü “atıyosun!” (ya da “atıyossun!”) sözcüğünü anımsayalım. Bu türden yanıtlarla da saf olmadığımızı, söylenene inanmadığımızı vurgularız ya! Peki, neden “örnek vermek” vb. anlamında da kullanır olduk bu sözcüğü? Sıradan insanları bir yana bırakalım, hayatının baharındaki yazarlarımızdan televizyon kanallarında bilimsel bir konuyu irdeleyen bilim insanlarımıza kadar nicemiz, böyle bir sözün ardından öbür sözlerimizin bir ciddiyeti, inandırıcılığı kalmayacağını neden göremiyoruz? Önemli bir konunun ortasında, “atıyorum” deyivermek, kendi kendimizi yalanlamak olmuyor mu? Sözü uzatmadan ne diyelim o halde? Kendisine, sözlerine, bilgilerine saygısı olan insanlar, kamuya saygısı daha da büyük olan insanlar, lütfen “atmayınız” dilinizden geldiğince! Ödüller Üstüne... şeyler olmadığını, işin içinde dostlukların, arkadaşlıkların etkin olduğunu yazmıştı. ૽૽૽ Ama, ödüller var artık! Türk Dil Kurumu’nun ödülleri mazi oldu. Varlık ödülleri hâlâ yaşıyor, devletin beş yılda bir verdiği ödüller de, Yunus Nadi, Simavi daha başka, yitik yazarların, şairlerin adlarını taşıyanlar da, Orhan Kemal, Sait Faik, Naim Tirali gibi. ૽૽૽ Bu yıl da iki önemli ödül olayını yaşadık. Biri yüz yıl önce yazılmış, Anadolu köylerinin yoksulluğunu anlatan “Küçük Paşa” ödülü. Türk edebiyatında ilk kez gerçeklerimizi yansıtan romanın adını taşıyan ödül... Niğdeli aydınların katkısıyla oluşan bu ödül Adnan Binyazar’a verildi. Köy olayını yüz yıl önce gözler önüne getiren bir romanın adına verilen bu ödüle en çok yaraşan yazardı, Adnan Binyazar... ૽૽૽ Sevgili dostum, yakın arkadaşım Naim Tirali adına verilen ödül genç öykücülere kendilerini kanıtlamak Eleman... “Yeniden kurtuluş savaşı” sözünün demokraside yeri olmadığını tekrarlayıp duruyor, anlamadı eleman... Benim çağrım CHP’ye... CHP dediğiniz demokrasinin parçası... Seçilmiş... Legal... Tankı yok... Topu yok... ૽ Nasıl anlatmalı?.. Hani “Sigara ile savaş” afişleri var ya... Nasıl sigara içenlerin üzerine “bu savaştır” diyerek tank sürmüyorlarsa, roketatarlarla havaya uçurmuyorlarsa ya da kurşuna dizmiyorlarsa, öyle yani... ૽ “Savaş” sözcüğü korkuttuysa, CHP liderine “çizmeyi giy” çağrısını da haliyle “faşistçe” buldu eleman... Bu bir “tavır, üslup” ifadesi... “Çizme” yok yani... Anlatmalı da, nasıl?.. ૽ Hani seninki “Kefeni giyip çıktık yola” diyor ya... Eeee... Üzerinde Pierre Cardin takım var... 3000 dolarlık... Hani kefen?.. ૽ Kısacası; demokrasi dört yılda bir ortaya sandık koymakla olmaz... “Sandıkla olsaydı, en çok sandığın olduğu toptancı hali demokrasinin beşiği olurdu” demiştim senden önceki elemana... Çağımızın demokrasisi; örgütlü toplumun, iktidarlara sürekli yön vermesi ile yaşanabilir... Buna “katılımcı demokrasi” denir, bir gün öğrenebilirsen... Orada; itirazlar, tepkiler, sesler, sloganlar, sokaklar, meydanlar vardır... “Savaş” ve “çizme” yani... ૽ Pekiiiiyy... Benim ana muhalefet partisi Genel Başkanı’na çağrım antidemokratik... Ama Başbakan’ın balkona çıkıp, seçimi kazandı diye tarikatın imamına teşekkür çağrısı demokratik... Öyle mi?.. Ya da benim “çizme” faşistçe... Ama yargılıyoruz ayağı ile insanların yıllarca kapatıldığı “hücre” özgürlük... ૽ Ağzını açanı susturmak için; çirkef, çamur, iftira, hakaret, yalan, bühtan, düzmece, şantaj, tehdit... Ne varsa tıynetinizde atıyorsunuz insanın üzerine... Ama susmak yok bizde... Savaşsa savaş... 0DNVDW RUWDP J]HOOH÷VLQ C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog