Bugünden 1930'a 5,399,368 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

22 ŞUBAT 2012 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 13 zerbaycan’dan bir mektup A aldım, paylaşıyorum: Onlar ailede 4 kişiydiler, akşam yemeği için yenice masa başına geçmişlerdi. Dışarıdan sesler yükseldi: ‘Ermeniler geliyor, ateş açıp kurşun yağdırıyorlar.’ Annebabası onu ve 5 yaşlı kardeşi Yegâne’yi kollarından tuttukları gibi dışarıya fırladılar. 25 Şubat gecesiydi, hava çok soğuktu, birkaç günden beri yağan kar giderek şiddetini arttırıyordu. İlçeye en yakın il olan Akdam tarafına koşan insan kervanına katıldılar. Yol ormanlığın içinden geçiyordu. Bir anda kurşun yağmurunun ortasında kaldılar. Vurulan insanlar toprağa düşüyor, onlarsa kurşunlara doğru ilerlemeye devam ediyorlardı. Başka yol yoktu çünkü. Birden elini tuttuğu annesi Rana bağırdı, kurşun kafasını delip geçmişti, yüzü kanlar içindeydi, yere yığıldı, babasıyla kardeşi annesine taraf koştular. Öbür kurşun kardeşini yere serdi, üzerinden bir kurşun daha. Kardeşinin kanı bembeyaz karı kıpkırmızıya boyadı. Korkudan titreyen Hazangül ağlıyordu. Babası elinden tutup onu ateş çemberinden kaçırmak isterken önlerini askerler kesti, kollarından tutup bir kamyonun içine fırlattılar. Ermeniler, rehin aldıkları çocukları, kadınları, ihtiyarları kamyonlara dolduruyordu. Babasının kolundan kan aktığını kamyonun içinde fark etti. Onları hiç bilmedikleri bir yere götürdüler. Erkeklerin hepsini ağaçlara bağladılar. 38 yaşlı babası Tevekkül’den ‘Karabağ Ermeni toprağıdır!’ demesini istediler, fakat o ağzını açmadı. Tekme tokat dövdüler, yarasına bastılar, Karabağ Özerk Bölgesi’nin Hocalı ilçesinde Ermeni bölücü teröristlerin hayata geçirdikleri etnik imha operasyonunun adı ‘Soykırım’dır. Soykırımı bir insanlık suçu olarak görenleri 26 Şubat Pazar günü saat 14’te Taksim Meydanı’na davet ediyoruz. Dünyanın istenilen köşesinde, tarihin herhangi bir çağında soykırım niyetiyle bir kişiyi bile katle yetirenleri lanetlemeyi insanlık görevi bilenleri, 26 Şubat’ta Taksim’de ‘Hepimiz Hocalıyız’ diye haykırmaya davet ediyoruz. VÜSALE MAHİRKIZI APA Ajansı Genel MüdürüBaku” ૽૽૽ Türkiye’de ister liberal muhafazakâr, ister laik cumhuriyetçi yaftasıyla dolansın, kendisine “aydın” sıfatını yakıştıranların ortak sorunu, hangi etnik kökenden olurlarsa olsunlar, yukardaki mektubun yazarı dahil, demokrat olamamaları. Ülkemizde, 1915’te Osmanlı’nın Ermeni soykırımı yaptığını savunanlar, 1992’de Ermenistan asker ve çetecilerinin Azerbaycan’da yaptığı etnik temizliği görmezden geliyor. Azeriler, 1992’de soykırıma uğradıklarını savunurken 1915’te soykırım olmadığı tezine arka çıkıyorlar. Oysa... Soykırım, katledilen kişi sayısıyla değil, “etnik temizlik niyeti”yle tanımlandığına göre, 1915 Ermeni soykırımıysa, 1992 de Azeri soykırımıdır. Biri katliamsa, öteki de katliam. Demokrat olmanın birincil kuralı, “işine gelmeyen”le “işine geleni” aynı ölçüye vurabilmek ve tarafı değil, evrensel gerçeği savunmaktır. “Sınırsız cesaret ya büyük kahramanlar yaratır ya da azgın katiller.” VOLTAIRE Soykırımdan Soykırıma Giden Yollar 8 yaşındaki çocuk ‘Baba, baba’ bağırtılarıyla feryat kopardı. Babasının üzerine benzin döküp ateşe verdiler. Hazangül, bu dehşeti 8 yaşında yaşadı. Ve üzerinden 20 yıl geçtikten sonra da babasının yakıldığı o anki kokuyu duyuyor, o dehşetli çığlıklar geliyor kulaklarına. ૽૽૽ Hayır, okuduklarınız bir romandan veya sinemadan alıntı değildir. Bu 20 sene önce Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı ilçesinde bir ailenin yok ediliş sahnesinin ta kendisidir. 2526 Şubat 1992’de Ermeni teröristleri ilçenin çoğu kadın, ihtiyar ve çocuklar olan 2500 sakininin üzerine ağır silahlardan mermi ve kurşunlar yağdırdı. 613 vatandaşımız kurşuna dizilerek katledildi, yaklaşık 1500 vatandaşımız ağır yaralandı, ormanlık alana bırakıldı, çoğu donarak öldüler. 450 vatandaşımız rehin alındı. Fotoğraf: ALİ ARİF ERSEN Dünya Anadiller Günü 21 Şubat, Dünya Anadiller Günü’dür. Dün, Türkiye’de Rumca yayımlanan tek gazete olan Apoyevmatini’de yayın yönetmeni Mihail Vasiliadis’in bu özel günle ilgili olarak kaleme aldığı yazısı Türkçe olarak da yayımlandı. “Anadilimde konuşuyorsam, varım!” başlıklı bu yazıyı siz, değerli okurlarımla paylaşmak istedim. “Adı üstünde: Anadil! Kişinin daha ana rahmindeyken duyduğu, onlarla doğduğu, onlarla büyüdüğü, seslerdir. Doğar doğmaz kendisini kucağına alan, ona süt veren, besleyen kişinin anası olduğunu, daha karnındayken duyduğu, aşina olduğu sesinden, sözünden anlar. Bebeğin çevresi onu sevenlerden oluşur. Ona hitap ederlerken, anadilde çıkan sesleri sevgi dolu, ilgi doludur. En güzel ninniler o dilde söylenir kendisine. Masalların sihirli dünyasına o dille girer. Konuşmayı beceremeden çok önce anlar o dilde kendisine söylenenleri. Daha sonraları kültürünü o dilde tanır ve benimser. Kimliğini oluşturur. Şiirin tadı, dizelerdeki armoni, bambaşkadır anadilde. Sevgisini, aşkını, en güzel o dilde ifade edebilir... Suçlamalar karşısında kaldığında da, savunmasını en iyi o dilde yapabilir. Meramını en iyi o dilde anlatır... (…) Kişileri anadillerinden uzaklaştırmaya kalkışmak bir insanlık suçudur. Onları hayatın zevklerinden olduğu kadar kendilerini korumaktan da mahrum etmek, hiç değilse bu hakkını kısıtlamaktır... 21 Şubat’ı Dünya Anadiller Günü ilan edenlere ve bana bu satırları yazma fırsatını verenlere teşekkür ederim.” ૽૽૽ Vasiliadis’in bu kısa ve öz yazısını öğretici ve düşündürücü buldum. Bir an kendimi ülkemizde yaşayan anadilleri farklı yurttaşlarımızın yerine koydum. Yıllar öncesine, 1950’li yıllara gittim, “milliyetçi”, “Türkçü” gençlerin Türkiye’de yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, fakat anadilleri farklı insanlarımıza yönelik olarak düzenledikleri “Vatandaş, Türkçe konuş!” kampanyalarını anımsadım; zamanın basınının bu kampanyaları desteklerken o yurttaşlarımızı aşağılamak için kullandıkları sözler, yayımladıkları karikatürler gözlerimin önüne geldi. Tüylerim ürperdi. Utandım. Sonra, Gökçeada’daki köyümüzde, köyümüzün artık çoğu Yunanistan’da yaşayan, fakat tümü TC vatandaşı olan yaşlı komşularımızın 1965 yılında köydeki ilkokulda Rumcanın yasaklanması karşısında düştükleri şaşkınlığı, çektikleri acıları düşündüm. Hüzünlendim. ૽૽૽ Vasiliadis haklıdır. Anadil, insanın duygu dilidir, aşk dilidir, şiir dilidir. Ve doğal ki savunma dilidir de. Yaşamının otuz yılını yurtdışında geçirmiş bir insan olarak onun söylediklerini, söylemek istediklerini çok iyi anlıyorum, anlayabiliyorum. Türkiye “çokdilli” bir ülkedir. Bu topraklarda anadilleri Kürtçe, Arapça, Lazca, Gürcüce, Çerkezce, Rumca, Ermenice, İbranice, Zazaca olan insanlar yaşarlar. Bu, Türkiye için bir şanstır, bir zenginliktir. Devletin, “Türkçenin resmi dil olmasından bağımsız olarak” bu şansın, bu zenginliğin farkında olması, bunu değerlendirmesi gerekir. Lozan Antlaşması çerçevesinde Rumca ve Ermenice okullarda okutulmaktadır. Bu şans diğer dillere de tanınmalıdır. Bu dillerin tümü veli isteklerinin yoğun olduğu bölge, yöre ve okullarda seçmeli ders olarak okullarda öğretilmelidir. Çünkü anadil, edebiyat ya da bilim dili olarak ancak okullarda geliştirilebilir. Devlet, anadil öğrenimini yurttaşlarının temel haklarından biri olarak benimsemeli, bu hakkı yasalarla güvence altına almalıdır. Bu nasıl olacaktır sorusunun yanıtını verecek olan, bir çözüm üretip uygulayacak olan devlettir. Unutulmasın ki devlet tüm yurttaşlarına eşit davrandığı ölçüde uygarlaşır. rzurum’da E Dumlupınar İköğretim Okulu Müdürü Mustafa Aydın, üstelik emniyet müdürlüğünün “Huzur Toplantısı”nda, yeni doğanların kanında suça eğilim geni aranmasını ve bu gen bulunan bebelerin, “Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilmesini” önermiş. AKP’nin İstanbul il gençlik kollarının kongresine hitap eden Sayın Başbakan’ın da “modern dindar” gençlikten, “dininin, dilinin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik” anlayıp istediğine bakılırsa... Bu topraklar daha çoook kin ve kan kaldırır, gelecek soykıyımcılar geçmiş soykıyımcılara rahmet okutur, diye düşünüyorum. Bugüne değin onların akıbetinden haber alamamışızdır. Ermeni teröristleri, birkaç saat içinde bir ilçeyi yeryüzünden sildiler. Bugün dünya parlamentoları 1915 olaylarıyla ilgili olarak ‘soykırım’ kararları alıyorlar. Hem de tarihi olayları araştırmadan, arşivlere uğrama zahmetine katlanmadan. Oysa vicdan, onur, objektiflik gibi evrensel kavramların geçerli olduğu her yerde ‘soykırım’ı ilk önce bize, Azerbaycan Türklerine sormalıdırlar. Çünkü biz soykırımı 20 sene önce hem de kameraların önünde tüm dehşet ve acılarıyla yaşamışız. 26 Şubat 1992’de Azerbaycan’ın Dağlık KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK ‘ G ’ N O K T A S I behicak@yahoo.com.tr Bakanlığın ‘2B’ Yanıtı TBMM gündemindeki “2B Yasası” denilen tasarıyla ilgili “2B ve TOKİ Cumhuriyeti” başlıklı yazıma Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nden açıklama geldi. “Yanıt” diyemiyorum; çünkü adını yazmayan sayın müşavir, 8 Şubat 2012 tarihli yazımdaki eleştirileri yanıtlamak yerine tasarının resmi gerekçelerini sıralıyor. Önce açıklamayı paylaşıyorum: “Anayasanın ‘Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir fayda görülmeyen; aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31 Aralık 1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında fayda olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunCevap metni, kanuni haklarımız saklı kalmak kaydıyla, aynı sayfada, aynı köşede, aynı puntolarla yayınlanmak üzere bilgilerinize sunulur.” (Sözü edilen tablo, 410 bin hektar 2B alanının yüzde 1.7’sinin köy, yüzde 2’sinin belde; yüzde 1.6’sının ilçe yerleşim alanı olduğunu ve seraların yüzde 6, narenciye alanlarının yüzde 1.9, zeytinlik, fıstıklık, bağ ve bahçelerin yüzde 27, otlak, yaylak, kışlakların yüzde 8.6, diğer ekili alanların yüzde 56.3 olduğunu gösteriyor.) anıtlanmayan yazımız Y Şimdi gelelim yazımıza... “2B’deki kandırmaca” ara başlığımızla yaptığımız saptamalarda özetle demişiz ki: Bu yasayla vaktiyle orman olan arazilerin pazarlanacağı orman işgalcileri arasında villa, apartman, site, hatta fabrika, AVM.. yani bilumum rant yapılarının sahipleri de var… Aralarında belediye başkanından meclis üyesine, milletvekilinden bakanlara dek her kademeden siyasetçinin de olduğu bu işgalciler, kullandıkları arazilerin değerinin yüzde 70’ini 3 yıl vadeyle ödeyerek 2B’lerdeki bu siteler “köylü” evleri mi? tapu alabilecekler; peşin ödeduğu yerler dışında, orman meye ise yüzde 20 indirim sınırlarında daraltma yapılayapılacak! maz’ amir hükmü kapsamınİktidar bu yasayla toplayada bugüne kadar 410 bin cağı paraya; işgalciler de tahektar saha orman sınırları dıpuya kavuşmayı beklerken, şına çıkarılmıştır. orman mühendisi hocalarımız Kısaca ‘2B Kanunu’ olarak yıllardır diyorlar ki: “Orman bilinen tasarı ile mülkiyet ağaçlandırılmış alan değildir; bin yıllarda oluşan topprobleminin hukuki çerçeverağı, ekilmeden yeşeren de çözümlenmesi; hazine adıbitki varlığı (flora) ve neslini na orman sınırları dışına çıkaancak bu ortamda sürdürerılan yerlerin değerlendirilmebilen hayvan varlığıyla (fausi, yeni orman alanlarının na) bir bütündür. Bu nedenoluşturulması; nakline karar le tahrip edilebilir ama vasverilen orman içi köyler halkıfını yitirmez! Rahat bırakılırnın iskânı; orman köylülerinin sa da yeniden orman olur.” kalkınmasının desteklenmesi, İşte bu bilimsel gerçeği yok düzenli ve planlı şehirleşmeye sayan yasa, bilimi ranta kuryönelik dönüşüm projelerinin ban etmenin de yeni bir örnehayata geçirilmesi hedeflenği.. mektedir. Basın ve Halkla İlişkiler MüBu alanların mevcut kullaşaviri’nin mesleğini ve uznım durumları tabloda görülmanlığını bilmiyorum. Ancak düğü gibidir. Buna göre 2B olasılıkla yukarıdaki açıklamaarazilerinin % 97’ye yakını köy sını kaleme alan Orman ve ve beldelerin tarım arazisi veSu işleri Bakanlığımızın orya yerleşim yeri olarak kullanman mühendisi kurmayları dıkları yerler olup, yazınızda bunları öğrenmeden mi medile getirdiğiniz hususlar gerzun oldular? çeği yansıtmamaktadır. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com SOLDAN SAĞA: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ “Dökülgen” de 1 denilen ve beyaz şa2 rap yapımında kullanılan üzüm cinsi. 3 2/ Kamboçya’nın 4 para birimi... Vü 5 cut ısısı. 3/ Tepkili 6 uçak... Soluk borusu. 4/ “Sayı farkı” 7 anlamında kullanı 8 lan spor terimi... Le 9 tonya’nın plaka imi. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 5/ Yerfıstığı. 6/ Tellür elementinin simgesi... İs 1 B E R C E S T E A S T kambildeki dört renkten 2 O D E O N R E T ME biri. 7/ Argoda çok çalışan 3 S E K U Z İ N E öğrenciye verilen ad... “ 4 T kaldım, susuz kaldım/Terk 5 A Z A M M A R A F İ R A K etmedi sevdan beni” (Ah 6 N E Y 7 A B A L O N L A med Arif). 8/ Kesintilerden 8 U S U L A D İ sonra kalan miktar... İslam S K A T bilginlerine verilen ad. 9/ 9 Ü R A T İskoç erkeklerinin giydiği kısa eteklik... “Misket limonu” da denilen, acı sulu küçük limon cinsi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Büyük bira bardağı. 2/ Ukrayna’nın başkenti... Yanağın alt kısmı. 3/ Balçıktan yapılan ve dikine duran, sandık biçimindeki tahıl ambarı... Hitit. 4/ “İçimde renkler uçuşur / yanar, yeşil tutuşur” (B.R.Eyüboğlu)... Zarara uğrama tehlikesi. 5/ Oniki İmam’ın dokuzuncusu... Telli bir çalgı. 6/ Toplumun dışında yer alan kimseler için kullanılan sözcük. 7/ Soyundan gelinen kimse... Meyveleri şekerle kaynatarak yapılan tatlı. 8/ Güvercin büyüklüğünde bir kuş... Bir nota. 9/ “Bir bitmeyecek verirken beste / Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir” (Y. K. Beyatlı)... Çölden esen rüzgâr. C MY B C MY B
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog