Bugünden 1930'a 5,418,512 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

9 ARALIK 2012 PAZAR PAZAR YAZILARI etro istasyonunun peronunda bekleyen orta yaşlı adam, trenin ne zaman geleceğini merak edip dijital göstergeye bakanlara “Rusya’da eksi 50’de trenler cayır cayır çalışıyor. Ne oluyor burada?” diye sordu. İsveçliler kırık aksanlı adamı duymazdan gelip uzaklaştı. Zaten tepkilerini kolay kolay belli etmezler. Çarşamba akşamı başlayan kar yağışı trafiğin allak bullak olmasına yol açtı. Adam haklıydı. Bir kar yağışı trafiği felç etti. Trafik kazalarında perşembe günü 4 kişi öldü. Anlaşılması zor olan, eskiden daha fazla kar yağmasına, kış mevsiminin daha sert geçmesine karşın böyle aksamalar olmazdı. Ulaşım Hong Konglu, İrlandalı, Avustralyalı şirketlere devredildiğinden beri kış ayları kâbusa döndü. Üstelik 78 yıl içinde bilet fiyatları ikiye katlandı. Gazeteler ulaşımdaki aksaklıkları ele alıyor, ama özel girişim ve serbest piyasa o kadar fetiş haline gelmiş ki kimse sorunun nedeni üzerinde durmuyor. Bu kez de gazetelerde iri puntolu “Kaos” başlıkları gördük. O kadar. “Neden kaos” diye soran yok. Bu hafta iç açıcı bir konu yazmak istiyordum. Yarın dağıtılacak Nobel ödülleri, yaklaşan Noel ve hazırlıklar falan, ama ortalık kaos, insanın içi kararıyor. Şuraya bakın haraç mezat misali İsveç için çalışma izni CUMHURİYET SAYFA 15 Paraşütle gelen adalet bu kadar olur! anada’nın Nunavut bölgesinde hâkim olmak yürek ister. Türkiye’nin üç misli büyüklüğündeki bir arazi parçasında hâkim olup oraya tayin olanların ömrü, mesaisi uçakta geçer de o yüzden cesaret gerektiren bir iştir. Zira Kuzey Kutbu’na ha desen ucu değecek kadar yakın bir bölgedir; binlerce ada ve buzul araziden oluşur. Kanada’nın güney eyaletlerinden oraya iş için göçmüş beyazlar, Asyalılar dışında hepi topu 33 bin civarında yerli yaşamaktadır. Issız mı ıssız bir yerdir. Kutup ayıları da cirit atar! Deyin ki buz çölüdür ama doğal kaynakları bakımından Kanada’nın yüzyıllarca yedi sülalesine yetecek kadar zengindir; o yüzden terk edilemez. Yoksa ne işi olur, Kanadalı hâkimlerin orada! Karda kışta, kıyamette yollara düşüp adalet hizmetini yerine getirmeye kalkışmaya can mı dayanır... Üstelik bu bölgede mahkeme kurmaya kalkışan hâkimlerin yüreği mangal gibi olmalı, uçmaktan korkmamalıdır. Federal hükümet Nunavut’a atadığı aslan yürekli 6 hâkime iki motorlu, pırpır pervaneli bir uçak ve bir de pilot vermiştir; hepsi o kadardır, hostes falan aranmaz. Binlerce kilometre aralıklı küçük kasabalarda yaşayanların gezici mahkemesi bu uçakla havadan taşınır. Uçakta acil duruma göre hazırlanmış, paraşüt, kamp malzemesi, sağlık çantaları bulunur. Hâkimlerin ayrıca pilot brövesine sahip olması tercih sebebidir; işe alınırken buna da dikkat gösterilir. Ne olur ne olmaz demeli, ya pilota bir şey olursa, sonra mahkemeyi arada bulasın! Nunavut’ta bir yerden bir yere gitmenin olanağı ancak Husky adlı Kutup köpeklerinin çektiği kızaklarla mümkündür; tıpkı Norveçli Kutup kâşifi Roald Amundsen gibi kızak tepesinde, battaniyeye dolanmış kayarak gidersiniz... Yahut uçağa binersiniz! Koskoca Kanada’nın Nunavut halkına mahkeme hizmeti vermek için gönderdiği hâkimleri kızağa oturtması yakışık almayacağından uçak havalandırılır. Fakat gelin görün ki, her türden bakımı yapılmış uçak, doğal buz iklimi koşullarından dolayı sık sık arızalanır, yerden kalkamaz, bin NUNAVUT türlü hal başına gelir. İşte durum böyle olunca Kanada Ordusu Hava Kuvvetleri alarma geçer. Böylesine telaşlı yaşanan mahkeme kuruluşunun tek nedeni MAHMUT ŞENOL ise Nunavut’un olaysız, kavgasız, cinayetsiz ve borç alacak çekişmesi olmaksızın bir Allah’ın günü geçirmemesidir. Kanada’nın nüfusa oranlarsanız en çok suç işlenen yeridir Nunavut... Sosyologlara bakılırsa alkolizmin tavana vurduğu bölgede bu sonuç doğaldır. Suikast oranına yetişilemeyen bölge için psikologlara bakılırsa kar kış yüzünden kasvet basan insanların ruh halinden, ekonomistlere göre doğal kaynakları henüz yeryüzüne çıkmadığı için Ottowa’daki Federal hükümetin para yardımıyla yaşıyor olmalarından, Hıristiyan misyonerlere göre yerli halkın halen totemlere tapındığı ve İsa’nın kurtarıcılığına bağlanmamış olmasından, siyaset bilimcilerine kulak verilirse federal yönetime eşit oy hakkıyla bağlı olmalarına karşın siyasete girişleri zor bulunduğundan, ekolojistlere göre Allah’ın terk ettiği bu yerde yapacak başka bir şey görülemeyeceğinden suç ve suçluluk almış başını gitmiştir. Uçakla taşınan hâkimlerden en kıdemlisi, ağır ceza hâkimi Robert Kilpatrick, gidilen yerlerde lojman bulunamamasından çok şikâyetçidir. “Kalacak yer sorunu yüzünden otel diye gösterilen berbat yerlere gidiyor, başlı ayaklı aynı yatakta yatıyor, bazen kadınlıerkekli bir odaya tıkışıyoruz” demektedir. Hâkimlerin en çok baktığı davalar arasında tecavüz ve cinsel saldırı dosyaları yer alır. Cezası kesilen Nunavutluyu içine tıkılacak hapishane de zor bulunduğundan, hatta hiç olmadığından, hâkimler elleri kelepçeli bir mahkumu bazen ite kaka uçağa bindirmekte, saatler süren havayolu seyahatiyle sağ salim geri dönmektedir. Iqaluit adlı güya başkenti olan Nunavut’un en büyük hapishanesi oradadır, ama tıklım tıkış bulunduğu için hâkimler evlerine, sıcak yuvalarına gezici mahkeme seferinden geri dönüşte, bazı bazı bu mahkumları da yanlarında taşımakta, federal eyaletin öteki hapishanelerine elden dağıtım yaptırmaktadır. Bu yüzden, “gardiyan mıyız, polis miyiz, yoksa hâkim mi!” diye şikâyetlerin önü arkası kesilmez. “Uzun süren uçakla geri dönüşümüzde bu makhumlarla bir arada olmak yıpratıcı!” diyen hâkimler, “Bir süre sonra laubalilikleri tutuyor. Uçakta birden kader yoldaşı oluveriyorsunuz onlarla, mahkemede ceza kestiğiniz adama yüz vermeniz kaçınılmaz oluyor” biçiminde şikâyetleri üst makamlara aktarıyorlarsa da henüz kulak tıkaçlarını çıkartmamış merkezdeki bürokratlar dilekçeleri sumen altı yapmaya devam ediyor. msenol34@yahoo.com M K kadar işsiz satılıyormuş. varken açıklık, Satanlar çokkültürlülük, McDonalds’ın çeşitlilik birkaç şef masallarıyla düzeyindeki dışardan işçi elemanı. Bu getirilince ne hükümetin çıkardığı yasaya göre İsveç’te bir işveren, oluyor? Irkçı partinin ekmeğine yağ sürülüyor. Partinin önde gelen birkaç başka ülkeden işçi getirebiliyor. Söz ismi kavgalı, küfürlü olaylara karıştı. konusu kişiler yüzlerce Pakistanlı Gazeteler skandalı en ince ayrıntısına getirmiş. Her birinden el altından 100’er kadar yayımladı. Partiye desteğin bin kron alarak. Bir gazetenin yazdığına düşmesi bekleniyordu ama tersi oldu. göre McDonalds’ın getirdiği devede Yüzde 4.5 ile parlamentoya giren parti kulak. Asıl rakam 10 bin dolayında diye şimdi yüzde 8’e dayandı. yazanlar var. Bunun böyle Büyük bir skandal çıkmazsa olacağı belliydi. Hükümet bu STOCKHOLM ırkçılar 2014 seçiminden yasayı, piyasada ücretleri sonra 40 milletvekiliyle aşağıya çekmek, sendikaların anahtar parti olacak belini kırmak için çıkardı. parlamentoda. Peki kim Amacına ulaşmış da sayılır. ayıklayacak pirincin taşını? Millet işini kaybetmemek için Tabii ki sonunda kabak ücretinin düşürülmesini OSMAN İKİZ yabancıların başında istiyor. Danimarka’da da bir patlayacak. ankete göre çalışanların yüzde Güzelim ülke gözümüzün önünde ne hale 41’i ücretinin düşürülmesine razı. Yeter getirildi. Getirenler tarihi unutturup ki işini kaybetmesin. İsveç’te yeni İsveç’e yeni elbise giydirmeye açıklanan bir araştırmaya göre 25 yaşın çalışıyorlar. Bilmeyen yoktur, “İsveç altındakilerin yüzde 53’ü doğru dürüst Modeli”nden söz ediyorum. Bu model, bir işe sahip değil. Ya kısa süreli iş bireyin mutluluğu ve refahı aynı bulabiliyorlar ya da proje kapsamında zamanda toplumun kalkınması için geçici olarak çalışıyorlar. Bu yaş sınıflar arasında varılan uzlaşmaya dayalı grubunun yüzde 25’i ise işsiz. Bu oran bir sistemdi. Açlıktan insanların öldüğü göçmenler arasında yüzde 50. Ülkede bu Kaos... İsveç o sistemle herkesin imrendiği bir ülke haline gelmişti. Şimdi ne uzlaşması kaldı ne de dayanışması. Vahşi pazarı, küreselleşme dayatması olarak yutturduktan sonra şimdi yeni bir imaj için atağa geçildi. Geçenlerde İsveç Enstitüsü’ne davet edildik. Yeni İsveç konusunda bizi aydınlatacaklarmış. Enstitü İsveç’i dünyaya tanıtma görevini yürüttüğü için işe gazetecilerden başlıyor. Efendim model zaman içinde değişirmiş. Çok diyalektik bir girizgâh doğrusu. İsveç Modeli deyince artık akla eşitlik ülkesi gelecekmiş. Ne eşitliği yahu, gelir dağılımının adaletsizliği ve bu adaletsizliğin sürekli olumsuz seyrettiğini resmi rakamlar gösteriyor. Pardon, ben yanlış düşünmüşüm. Kadın erkek eşitliğinden söz ediyormuş. Peki gelir dağılımı arasındaki farkın uçurum gibi açıldığı bir ülkede kadın erkek eşitliği nasıl oluyormuş acaba? Bildiğimiz hikâye. Parlamentonun ve hükümetin yarısı kadın. Evet vitrin güzel de dükkânın içi nasıl acaba? Eşitlik, özgürlük, demokrasi, seçme hakkı, serbest pazar, küreselleşme vs. Bunlar bizi uyutan masallar. Bankaların kârları tarihlerinin en yüksek düzeyinde ve her tarafta kaos. osman.ikiz@tele2.se Sağ ol Sağbil ralarında başta Rodin ve Picasso olmak üzere Arman, Bartholdi, Boltanski, Borglum, Bosio, Bourgeois, Brâncuşi, Buren, Calder, Cortot, Doré, Dubuffet, Ernst, Giacometti, Landowsky, Laurens, Miro, Moore, Niemeyer, Saint Phalle, Sicard, Tommasi, Zadkine gibi özellikle son 3 yüzyılın en büyük 400 kadar Fransız ve uluslararası sanatçı ve heykeltıraşının bulunduğu 1000 birkaç hoş ses... Başka? Tek civarında büyük boyutta heykel somut izi ünlü heykeltıraş Cem Paris sokaklarını zenginleştirir, Sağbil’in (Türkiye ile Almanya güzelleştirir. Üç yıl önce bu arasında yaşayan 1958 ölümsüzlerin arasına adım atan Zonguldak doğumlu) 2 ve 2.5m. Cem Sağbil’in de adı boyundaki görkemli “Hemera” geçenlerde sabitleşti. Paris’i ile “Ay Tutan Adam” isimli onurlandıran sanatçılar arasına bronz heykellerine borçluyuz. tarihte ilk kez bir Türk sanatçı Batı ve Doğu, Kadın ve Erkek, ve de iki güzel heykeli katıldı. Yaşam ve Ölüm... Sanatçının 15 Bu başarının önemini yıldır sürdürdüğü “Ay ile bazılarının anlaması olanaksız. Güneş” temasının en başarılı Paris kucak açtığı, sürekli örneklerinden ikisi, Paris’in en sergilediği bu değerlerle kendi işlek kavşaklarından Magenta onurlandığı kadar sanatçıyı da bulvarıyla Türk mahallesi onurlandırır. Anıtı put, (gerçekte iyimser heykeli ucube diye ihtimalle 10 PARİS niteleyen, dışı dükkândan biri yontulmuş pardonTürk veya sünnetli, içi ham taş Türkiyeli) namıyla zihniyetler ona olsa maruf Paris’in olsa ortaçağı veya 10’uncu Talibanları çağrıştırır. bölgesindeki UĞUR HÜKÜM Paris heykeltıraşı Faubourg Saint toplumun cevherinden, Denis Sokağı’nın eserini kentin kesiştiği noktaya kurulan mücevherinden algılar. heykeller bir anlamda “Yalnız Milyonlarca sakininin gündelik Ülkem”izin hem karanlık hem yaşamına ve on milyonlarca de aydınlık yüzünü simgeliyor. turistin ziyaretine anlam, bilgi Karanlık yüzü, zira Türk resmi katan bu eserler evrensel makamları o heykellerin oraya kültürün vitrini Paris’te her kadar gelmesi, orada kalması sanatçının evrenselleşmesini de için kıllarını bile hızlandırır. Böyle bir ayrıcalık, kıpırdatmadılar. Aydınlık böyle bir kabul aslında o yüzüne gelince: O eserlerin sanatçının ülkesi için başlı varlığını, Enis Batur’un başına bir gurur kaynağıdır. deyişiyle Ecekent Paris’in Alban Satragne Meydanı’nda incileri arasında yer almasını yerleşik iki heykelin tam elbetteki öncelikle yaratıcısına karşısındaki şirin Café de la borçluyuz. Ancak onun Paris’e Poste’un 35 yıllık işletmecisi gelme fikri, getirme kavgası, Tunuslu Muhammed’e, yerleşme ve kalma “Nedir bu heykeller?” diye mücadelesinin gölgedeki sorduğumda yalnızca “Türkler kahramanları 26 yıllık bir yaptı” diyebiliyor. Hangi deneyimden sonra 2010’da Türkler? Önce Temmuz 2009kapısına kilit vurulan El Ele Mart 2010 arasında Fransa’da Derneği, kurucu müdürü Gaye düzenlenen “Türkiye Petek, Paris 10’uncu Bölge Mevsimi”nden geriye ne iz Belediyesi, sosyalist Başkanı kaldıyla girelim. Birilerinin Rémy Féraud ve heykele kitaplığında kaybolmuş bir meraklı kültür sorumlusudur. katalogcukla o sıralar basılmış Fransa’da Türkiye Mevsimi birkaç kitap, belleklerde kalmış çerçevesinde belediye birkaç güzel anı ve gökkubbede salonunda açılacak büyük A İsviçreli dedesi yüzyıl, Avrupa’dan Amerika’ya göçün yoğun yaşandığı bir dönemdi. O yıllarda pek çok ülkede olduğu gibi İsviçre’de de yeni kıtaya yerleşmenin yollarını arayanların sayısı fazlaydı. İtalyanlar, Almanlar ya da İrlandalılar kadar kalabalık olmasalar da İsviçreliler bu göçün önemli aktörlerindendi. Hayallerine yelken açıp New York’a ayak basabilenler kısa sürede ABD’yi oluşturan mozaiğin renkli bir parçası oldu. Nereden geldiklerini unutmadılar, geleneklerini yaşatarak bugünlere geldiler. O dönemde yeni dünyaya göç eden İsviçrelilerden biri de Hans Gutknecht’in oğlu Christian’dı. Hans, 1692’de İsviçre’nin Ried bei Kerzers köyünde doğmuş, 1717’de Anna Barbara Kieffer ile evlenmişti. Birkaç yıl sonra çocukları Christian ile birlikte Fransa’ya taşındılar. Küçük Christian’ın en büyük hayali bir gemiye atlayıp Amerika’ya gitmekti. 1749’da bu hayaline kavuştu. Amerika’nın o yıllardaki en büyük kentlerinden biri olan Philadelphia’ya yerleşti. Soyadını Goodnight olarak değiştirip Maria Grünholtz ile evlendi. Christian, önemli bir özelliği olmayan sıradan bir adamdı. O yıllarda Philadelphia’nın kalabalık sokaklarında kimsenin dikkatini çekmeden yaşadı ve 1795’te öldü. Tarihin akışında oynadığı rolün anlaşılabilmesi için 215 yıl geçmesi gerekiyordu. 2010’da yapılan bazı nüfus araştırmalarında birileri Christian Goodnight’ın adını keşfetti. Tarihin tozlu sayfalarının isimsiz kahramanı Christian Goodnight, günümüzün en güçlü adamı ABD Başkanı Barack Obama’nın anne tarafından 7. kuşak büyükbabasıydı. ABD başkanının damarlarında az da olsa İsviçre kanının aktığını öğrenmek bazılarını gülümsetirken detaylara önem veren İsviçrelileri çok sevindirdi. Obama’yı İsviçre’ye bağlayan bu hesap biraz zorlama gibi görünse de bilimsel olarak kanıtlanmış bir araştırmaya dayanıyordu. 2008 yılında Obama’nın başkan adaylığıyla başlayan süreçte ismi çabuk parlayan bu genç politikacı hakkında çok sayıda iddia ortaya atıldı. Etkileyici konuşan, sık sık umut vaat eden bu kişinin geçmişi hakkında fazla bir şey bilinmiyordu. Siyasi yarışın kızıştığı günlerde Obama’nın soyağacı gündeme geldi. Amerikan halkının ilgisini onun Kenyalı ataları çekmişti, ZÜRİH herkes bu konuya odaklandı. Annesi Ann’in kökenini çok fazla sorgulayan olmadı. Bir süre sonra Amerikan basınında bazı meraklı isimlerin de zorlamasıyla Obama’nın annesi REMZİ GÖKDAĞ Ann Dunham’ın geçmişi gündeme geldi. Ann Dunham’ın soyağacı 1749’da kıtaya ayak basan Christian Goodnight’a dek uzanıyordu. Bundan öncesini araştırmak için İsviçreli tarihçiler devreye girdi. 2010 yılında kayıtları inceleyen soybilimci Hans Herren, elde ettiği belgelerle Obama’nın İsviçre bağlantısını keşfetti. Buna göre Obama’nın yedinci kuşaktan dedesi olan Christian (Gutknecht) Goodnight’ın babası Hans Gutknecht İsviçreliydi. Bu habere Obama’nın büyük dedesi Hans’ın doğum yeri olan Ried köyü sakinleri çok sevindi. Hayatları köyün buğday tarlalarıyla sınırlı olan bu insanlar, “torun” Obama bağlantısının şaşkınlığını yaşıyordu. İki yıl süren araştırma sonucunda ortaya çıkan belge köyün bağlı bulunduğu Fribourg kantonu yetkililerince de onaylandı. Artık geriye bu haberin Başkan Obama’yla paylaşılması kalmıştı. Köy halkı 13 Temmuz 2010 günü bir basın toplantısı düzenleyip Obama’yı köyün “fahri hemşerisi” ilan etti. Toplantıya Bern’deki Amerikan büyükelçisi de davetliydi. Ancak büyükelçi konunun ailevi bir durum olması nedeniyle resmi sıfatıyla toplantıya katılamayacağını açıkladı. Köy meclisi, basın açıklamasından sonra Obama’nın nüfus belgelerini büyükelçilik kanalıyla Beyaz Saray’a gönderdi. Riedlileri üzen son da işte bu aşamada başladı. Heyecanla ilettikleri nüfus kayıtları karşısında Beyaz Saray’dan herhangi bir açıklama gelmedi. Sevinçleri buruk, davetleri cevapsız kaldı. Başkan Obama bu konuda sessiz kalmayı tercih etti. O gün bugündür köy halkı Obama’nın bu habere neden tepkisiz kaldığını merak ediyor. Aslında bunun nedenini tahmin etmek zor değil. Dünyanın en güçlü adamı teninin rengi ya da kökeninden çok, şu an sahip olduğu ve halkına her fırsatta aşıladığı Amerikan ulusal kimliğiyle gurur duyuyor olmalı. remgok@gmail.com Obama’nın 18. Sağbil sergisinden biraz önce, Petek 15 Aralık 2009 akşamı çiseleyen kar altında koca heykellerin yerleştirilmesiyle meşguldür. Karşı binadan çıkan yaşlıca bir adam yanlarına gelir. Petek şöyle devam ediyor: “Başta endişelendirici bir edayla, ‘Nedir bunlar?’ diye sordu. Anlattım. ‘Oh be, bu kadar yıldan sonra evimin penceresinden güzel şeyler görebileceğim’ deyip gitti. Ardından bir başka sokak sakini, ‘Neden bu heykellerin yüzü bu sokağa bakıyor da sırtları arkadaki bahçeye dönük’ dedi. Hem sanatçının tercihi, hem de insanların çoğu bu sokaktan geçiyor, dedim. ‘Ama ben hep arkadan geçmişimdir’ deyince, ben de eh azıcık yolunuzu değiştirin, diye cevapladım. Adam sükunetle, ‘Haklısınız her gün önünden geçmeye değer’ deyiverdi.” Belediye heykelleri almakta 3 yıl tereddüt etmiş. Sonunda semt sakinlerinin de ısrarıyla ‘bizim göçmen heykeller’ yasallaşmış (!). Paris onları, onlar da Paris’i benimsemiş. Geçen salı günü Café de la Poste’ta sabah kahvesini içen orta yaşlı bir Afrikalı şunları söylüyor: “Bu heykeller buraya yerleşti yerleşeli oralara tüneyen ayaktakımı kayboldu. İnsanlar meydana bir başka saygıyla bakıyor. Turistler gelip önünde fotoğraf çektiriyor.” Evrenselle yereli birleştiren sanatçıyı mahalleli kadar, buradan hayatında bir kez geçen yabancı da sessiz bir şükranla anıyor. Yontulmamış zihniyetlerin cahilliğini mazur görün. Yüzyıl sonra zaten onları kimse hatırlamayacak. Sanatçının eseri daim kalacak... “Sağ ol Sağbil!” ugur.hukum@gmail.com
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog