Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

6 ARALIK 2012 PERŞEMBE HABERLER CUMHURİYET SAYFA 7 Cumhuriyet’in ilk yıllarını ‘milli şef faşizmi’ olarak nitelendiren AKP’li vekile mahkemeden ders gibi yanıt Atatürk’e saygı esastır AYŞE SAYIN ANKARA Atatürk ve İsmet İnönü dönemini “milli şef faşizmi” olarak nitelendiren AKP’li Mehmet Metiner, kendisine “Atatürk’e dil uzatıyorsun, faşist sensin” diye tepki gösteren CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’e açtığı manevi tazminat davasını, mahkemenin “ders” gibi kararıyla kaybetti. Mahkeme kararında, Metiner’in “milli şef, ebedi şef” diye nitelendirdiği kişilerin Atatürk ve İsmet İnönü olduğunun “aşikâr” olduğuna dikkat çekerek “Türkiye Cumhuriyeti’ni kurucusu Ulu Önder ve eşsiz kahramana saygı esastır. Ülkenin o koşulları değerlendirilmeden ülke bütünlüğünün korunabilmesi, gerçekleştirilen devrimlerin yerleştirilebilmesi için yapılanları faşizmle suçlamak haksız, ağır bir ithamdır” diyerek davayı reddetti. AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, TBMM’nin 2 Kasım 2011 tarihli birleşiminde Mersin Milletvekili Ali Rı Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi, AKP’li Metiner’in CHP Öztürk’e açtığı tazminat davasıyla ilgili kararda “Ülkenin o koşulları değerlendirilmeden ülke bütünlüğünün korunabilmesi, gerçekleştirilen devrimlerin yerleştirilebilmesi için yapılanları faşizmle suçlamak haksız, ağır bir ithamdır” ifadelerine yer verdi. ᮣ siz kahraman Atatürk’e saygı esastır. rilmeden, ülke bütünlüğünün korunabilmesi, gerçekleştirilen devrimlerin yerleştirilebilmesi için yapılanları faşizmle suçlamak, haksız, ağır bir ithamdır. Davacının bu sözlerine tepki olarak davalının Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkarak davacıya sert sözler söylemesi, haklı sebeplere dayalı bir tepkidir. Asıl suçlu...: Davacının bu söylemlere kendisi sebep olduğundan, tazminat isteyebilmesi mümkün olmadığından, asıl davada, davacının davası ret olunmalıdır. Birleşen davada ise davalı (Öztürk), davacıya hitaben (Metiner), “Atatürk’ün sırtından inin artık” ifadesini kullandığı, tepkiler üzerine de bu defa da “Sizin faşizminize asla teslim olmayacağız” şeklinde cevap vermiş olduğu görülmüştür. Davada, davalının ifadeleri eleştiri niteliğinde, davacının kendisine karşı tepkisine verdiği cevap niteliğindedir. Atatürk’e sahip çıkmak haklı tepki: Ülkenin o günkü koşulları değerlendi za Öztürk’ün kendisine yönelik “Bu adam kim oluyor? Atatürk’e dil uzatıyor, Atatürk’e dil uzatan bu adam kim? Faşist sensin, sen ne anlarsın ifade özgürlüğünden, saygısız adam. Hadi ordan be!” diyerek kişilik haklarına saldırdığı gerekçesiyle Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne 5 bin liralık manevi tazminat davası açtı. Öztürk ise savunmasında Metiner’in, “1 Kasım Saltanatın Kaldırılması”nın yıldönümüyle ilgili yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin geçmişinde tek adam yönetimi olduğu, ebedi şef, milli şef faşizmi şeklinde konuşma yaptığını, bu konuşmaya tepki olarak cevap verdiğini” belirterek davanın reddini istedi. Ancak Metiner, Öztürk’ün kendisine “Atatürk’ün sırtından inin, sizin faşizminize asla teslim olmayacağız” dediği gerekçesiyle bu kez de 25. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne 10 bin liralık tazminat davası açtı. Birleşen davayla ilgili Öztürk, kendisinin “davacıyı tahrik edecek bir ifade kullanmadığını ve asıl hakaret edenin” Metiner olduğunu belirterek davanın bir kez daha reddedilmesini istedi. Metiner’in istemini reddeden mahkeme, Atatürk ve İnönü’ye dönük “faşist, tek adam” diye hakaret edenlere de “yanıt” niteliğinde bir karara imza atarak şu gerekçelere yer verdi: milli şef diye nitelendirdiği kişilerin ‘Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ ve ‘İsmet İnönü olduğu aşikârdır.’ Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder ve eşAtatürk’e saldırı, kişisel varlığa saldırı: Davacının (Metiner) ebedi şef ve ‘Masumdan öç almak sempatik olamaz’ Süleyman Namık KURŞUNCU Balyoz sanığı Ben Hv. Plt. Kur. Yb. Süleyman Namık Kurşuncu, size şunu belirterek mektubuma başlamak isterim; geçmiş askeri müdahalelerle hesaplaşmak ya da yüzleşmek gereklidir. Tarihten ders almak, yeniden aynı hataları yapmamak ve aynı acıları yaşamamak için. Ancak Balyoz davası gibi yargılamalar gerçekleştirerek, usul ve esas hatalarıyla genç masum subayları mahkum ederek, bu yüzleşmeyi yapmak ne derece doğru, siz takdir ediniz. Çünkü masumdan öç almak sempatik olamaz. Bu süreçte: Ⅵ Adil yargılama yapıldığına ilişkin şüpheler her geçen gün artmaktadır. (Bu davalarda yapılan yanlışlar neticesinde başlangıçtaki uluslararası destek artık kalmamıştır. AB İlerleme Raporu ve diğer uluslararası sivil toplum örgütlerinin raporları bunun en bariz örneğidir.) Ⅵ Evrensel hukuk kurallarından sapmalar o kadar açıktır ki herkes keşkeyle başlayan cümlelerle dava hakkında konuşmaya başlamıştır. (Keşke usul hataları yapılmasa, keşke savunma haklarına dikkat edilse, keşke mahkeme bilirkişi raporu alsa, keşke tanık çağırsa vb.) (Keşkeler Davası) Ⅵ Doğru insanlar mı yargılanıyor? İnsanların isimleri ya da sahte yazılar eklendi mi? Soruları sıkça soruluyor. (Düşük rütbeli subayların sayısı 150 civarı, en az 40 tane harp akademisi öğrencisi ceza aldı, bayan sivil memura ceza verdiler.) Ⅵ Balyoz için belirli bir kısım medya tarafından o kadar yalan ve yanlış haber yapıldı ki vicdanlar yaralandı. (Sözde yirmi gizli tanık vardı. Günlerce yazıldı. Hüküm verildi, gizli tanıklar hâlâ ortada yok vb.) Avrupa Birliği 2012 yılı ilerleme raporunda da belirtildiği gibi mahkeme kararlarının meşruluğuna gölge düştü, halk kutuplaştı. Böyle bir davanın ve yargılamanın kazananı olmaz. Herkes kaybeder. Türklere mahsus kaybetkaybet teorisi. (Winwin, kazankazan tersi) Başlangıçta haklı, mağdur olduğunu iddia edenler bile bu yargılamadaki hatalar nedeniyle artık haklı, mağdur değillerdir. Bir dönemin mağdurları evrensel hukuktan açıkça sapılan bu süreç sebebiyle artık sempatik değillerdir. Mağdur eden, zulüm eden konumundadırlar. Çok kısa bir süre içerisinde yargılamadaki hatalar yargılamanın konusunun önüne geçmiştir ve daha çok konuşulmaya başlanmıştır. Kin ve intikam almanın bile bir asil tarafı, zarafeti vardır. Bu davadaki sahte dijital verileri görmezden gelerek yapılanlarınsa asil ve şerefli bir tarafı veya açıklaması yoktur. İnanın yüzlerce insan hapislerde suçsuz yere bedel ödüyor. Balyoz davasında darbelerle hesaplaşma adına, Don Kişot’un bozuk ruh haliyle yel değirmenlerini canavar zannederek saldırması gibi her TSK mensubu darbeci zannedilerek vahşice saldırıya maruz kalmıştır. Türk milletini Don Kişot’un ruh halinden kurtulup tarafsız ve adil olmaya davet ediyorum. Bir insanın neyi hayal ettiğini kimse bilemez. Görmediğim hayalin cezasını ben çekmek istemem, siz çekmek ister misiniz? Ceza yargılamasının amacı hayalleri yargılamak değil! Maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır; ileri demokrasi, hayalinde güzel bir kız gören erkeğin tecavüzle yargılandığı bir kavram mı? Lütfen kendimize gelelim. Akıllı, çağdaş ve mantıklı düşünelim. Maddi gerçek ne ise ortaya çıkarılsın. Don Kişot sadece bir hikâyedir. Balyoz mağduriyeti ise gerçek bir hayat hikâyesidir. Benim, eşimin, evlatlarımın ve ailemin yaşadığı acılar gerçektir. Yüzlerce insanın uğradığı haksızlıklar acı ama gerçektir. Son sözüm sahte dijital verilerle ilgilidir. Bu davanın temel dayanağı bilindiği gibi yalan, iftira ürünü imzasız ve düzmece dijital verilerdir. Basından öğrendik ki mahkeme bin beş yüziki bin sayfa gerekçeli karar yazacakmış. Bu kapsamda bir dava için normaldir. Ancak yüz binlerce, milyonlarca sayfa da yazılsa sahte imzasız dijital veri yine sahte ve imzasız dijital veridir. “Eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sicilimiz neden kötü şaşırmamak lazım. Maddi gerçekten korkmadan sahte delile sahte diyelim. Bu da bir özgürlük, ileri demokrasi göstergesi değil midir? Avrupalı korkmadan sahte delile sahte diyebiliyor. Medeni bir ülkede tüm vatandaşlar korkmadan “Herkes için adalet ve özgürlük” diyebilmelidir. Yargı bağımsızdır. Ancak, yargı sorumsuz değildir. Türk milleti adına karar veren mahkemelerin hükümleri milletin vicdanını kanatmamalı ve evrensel hukuk kurallarına uygun olmalıdır. Bir kanun düzenlemesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararlarından doğan tazminatın sadece yüzde beşini sorumlu yargıçlar ödesin, bakın ne kadar medeni ve çağdaş kararlar verilecektir. Seminerlere ve ilave eğitimlere hiç gerek olmadan yargımız AB standartlarına gelecektir. Benim kişisel görüşüm böyle bir düzenleme, çıkacak tüm yargı paketlerinden daha etkili ve hayırlı olacaktır. Savcılıkta ‘Özal’ görüşmesi Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce, Turgut Özal’ın ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten savcı Kemal Çetin’e bilgi verdi. Ankara Adalet Sarayı’na gelen İnce’nin, Çetin’e “Özal’ın mezarının açılması ve sonrasındaki sürece” yönelik bilgi verdiği öğrenildi. Özal’ın naaşında yapılan incelemeye ilişkin raporun ise henüz savcılığa ulaşmadığı belirtildi. Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) TBMM’de Sermaye Piyasası Kurulu Yasa Tasarısı’nın 1. ve 2. bölümleri kabul edildi. Görüşmeler sırasında CHP’li Kamer Genç’in Başbakan Erdoğan’a, “Erdoğan şımarıklığını sizden alıyor” demesi tartışma yarattı. Erdoğan’a söylediği sözler üzerine AKP’lilerin tepkisini çeken Genç, “Ne diyorsunuz, şımarık değil mi? Kanun, hukuk tanıyor mu? Memlekette hukuk var mı? Memlekette anayasa mı bıraktınız, hepsini ayaklar altına aldınız” dedi. ‘Erdoğan şımarık değil mi?’ Polis liste istedi! SİNAN TARTANOĞLU EğitimSen’in dini simgelere karşı eşofmanlı eylemine baskı Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, gazetecilere yıpranma hakkının geri verilmesi konusunda çalışma yapan bilim kurulunun çalışmalarını henüz bitmediğini kaydetti. Raporun tamamlanmasını beklediklerini ifade eden Çelik, raporun neredeyse bir yıldır hazırlanamamasına gösterilen tepkiler üzerine “Benim yapabileceğim bir şey yok” dedi. Ⅵ İstanbul Haber Servisi Bakırköy İstanbul Caddesi’ndeki bir banka şubesinde görev yapan Hidayet Konuk (33), mesai bitiminde müşterilerin bankadan çıkmasının ardından kapıyı içeriden kilitledi. Konuk, daha sonra tabancasını göğsüne dayayarak ateşledi. Banka çalışanlarının ihbarı üzerine polis ve sağlık ekipleri olay yerine geldi. Yapılan kontrolde, Konuk’un hayatını kaybettiği anlaşıldı. 1 yıldır ‘yıpranma’ çalışması Güvenlik görevlisi intihar etti ANKARA EğitimSen üyesi öğretmenler, dini simgelerin eğitimi kuşatması karşısında “sivil itaatsizlik” eylemi gerçekleştirerek tüm yurtta okullarına eşofmanlarla gitti. Sendika, Balıkesir ve Kırıkkale’de Emniyet güçlerinin okul müdürlerinden eyleme katılan öğretmenlerin listesini istediğini açıkladı. EğitimSen üyeleri, dün dini simgelerin eğitimde yaygınlaştırılmasını protesto etmek için okullara eşofmanlarıyla gitti. Derslerini eşofmanlarla anlatan öğretmenler, öğrencilerine bu sivil itaatsizlik eylemini neden yaptıklarını da anlattılar. Ancak il milli eğitim müdürlükleri de öğretmenlerin bu eylemi karşısında boş durmadı. EğitimSen Genel Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre, İzmir ve İstanbul’da eyleme katılan öğretmenler, okul müdürünün odasında eylemi neden yaptıklarına ilişkin sorguya çekildi. Okul yöneticileri öğretmenlere, yaptıkları eylemin Müfredatta tek tip insan anlayışı Yurt Haberleri Servisi Edirne’de EğitimSen üyesi öğretmenler okullarda tek tip kıyafet zorunluluğunu kaldıran yönetmeliği eşofman giyerek protesto etti. Görev yaptıkları okullarda eşofmanla derse girdikten sonra Edirne PTT Başmüdürlüğü önünde toplanan öğretmenler, slogan atarak düzenlemeye tepki gösterdi. Elazığ’da da EğitimSen üyesi öğretmenler eşofmanla derse girdi. EğitimSen Elazığ Şube Başkan Halit Ateş, “Sivil kıyafetle derse girmemizin temel amacı; 4+4+4 eğitim sisteminin niteliğine ve içeriğine ilişkin getirmiş olduğu yozlaşmalar ve aynı zamanda eğitim müfredatlarına ilişkin içeriğin tektip insan yetiştirme ve dikte ettirici bir eğitim anlayışına karşı tepkimizi göstermektir” diye konuştu. Çanakkale ve İzmit’te de öğretmenler derslere eşofmanla girdi. devlet memurlarının uyması gereken kılık kıyafet kurallarına aykırı olduğu uyarısında bulundu. Sendika yöneticileri söz konusu uyarının, eyleme katılan öğretmenler hakkında bir inceleme ve soruşturmanın habercisi olduğunu belirtti. Sendika yetkilileri ayrıca Gaziantep’te okul yönetimlerinin eşofmanlı öğretmenlere uyarı cezası verdiğini aktardı. Ba lıkesir ve Kırıkkale’de ise polisin okullara giderek müdürlerden eşofmanları ile okula gelen öğretmenlerin listesini istediği belirtildi. EğitimSen Ankara 2 No’lu Şube yetkililerinin verdiği bilgiye göre ise Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü okul yönetimlerine yazı göndererek “Kılık kıyafet düzenine uyulması konusunda dikkat edilmesi”ni istedi. Almanya’da Türk baba dehşeti Ⅵ Dış Haberler Servisi Almanya’nın Hattingen kentinde oturdukları evde cinnet getiren Alman vatandaşı baba Mehmet Ö. (37), eşi Nesibe (44), oğlu Burkan (17) ile kızları Selma (20) ve Sabiha’ya (21) bıçakla saldırarak yaraladı. Yaralılar Hattingen ve Bochum’daki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı. Vücudunun çeşitli yerlerinden ağır bıçak darbesi alan Sabiha Ö’nün sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi. Olaydan sonra saldırgan baba gözaltına alındı, soruşturmanın sürdürüldüğü bildirildi. SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ 78. YILDÖNÜMÜ TÜRKİYE 1935’TE TEMSİLDE DÜNYA İKİNCİSİYDİ ‘Seçmek yetmiyor ‘Kadınlar karar alma sürecinde yok’ seçilmek istiyoruz’ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Başbakan Tayyip Erdoğan, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 78. yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesajında, sivil toplum örgütlerinin yıllardır “kadınların on yıllar boyunca siyasetten geri tutulduğu” yönündeki eleştirilerini onayladı. Erdoğan, “Kadınlarımız on yıllar boyunca, geri planda tutulmuş, gölgede bırakılmış, adeta siyasetten tecrit edilmiştir. Hukuki zeminde hiçbir engel olmamasına rağmen, kadınlarımızın siyasetteki ağırlığı yok mesabesinde olmuş, temsildeki adalet bakımından, çağdaş ülkelerdeki seviyelerin gerisinde kalınmıştır” dedi. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, mesajında, “Yaşadığımız sorunların çözümünün en etkili yolu, kadınlarımızın karar alma süreçlerinde aktif bir şekilde katılmalarını temin etmektir. Bu noktada anayasal kuruluşlar başta olmak üzere, toplumun bütün katmanlarına ve sivil toplum kuruluşlarına görevler düşmektedir” dedi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, bazı milletvekillerinin de bulunduğu kadınlardan oluşan heyetle, Anıtkabir’i ziyaret etti. CHP Bursa Milletvekili Turhan Tayan, 5 Aralık’ın, “Türk Kadınlar Günü” olarak kutlanması için yasa önerisi verdi. CHP Kadın Kolları Ankara İl Başkanı Canan Kumbasar ve beraberindeki CHP’li kadınlar da Atatürk’ün mozalesine çelenk bıraktı. Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) üyeleri de Genel Başkan Şenal Sarıhan öncülüğünde Anıtkabir’i ziyaret etti. Ⅵ TEKİRDAĞ (Cumhuriyet) Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde 50’ye yakın mahkum ve asker, şebeke suyundan zehirlendi. Mahkum ve askerlerin çoğu ayakta tedavi edilirken 10 mahkum ve 7 er, hastaneye kaldırıldı. Tekirdağ Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’ndeki zehirlenmeye, bir hafta önce patlayan şebeke borusuna kanalizasyon suyunun karışmasının neden olduğu bildirildi. F tipinde zehirlenme Plakaya ceza verilmedi Ⅵ ANKARA(Cumhuriyet Bürosu) Anayasa Mahkemesi, Söke 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin, baktığı bir davada, sahibi olmadığı aracı kullanan sürücüye verilen cezanın tescil plakası için de düzenlenmesine ilişkin hükmü görüştü. Mahkeme, sahibi olmadığı aracı kullanan sürücüye verilen cezanın aynı miktarının araç tescil plakası için de düzenlenmesine ilişkin kanun hükmünü iptal etti. İstanbul Haber Servisi Avrupa ülkelerinden çok daha önce, TBMM’de 5 Aralık 1934’te kadına seçme ve seçilme hakkının tanınmasına karşın, aradan geçen 78 yıl sonra bugün, kadınların özellikle seçilme hakkını kullanabildiğini söylemek çok da mümkün değil. Seçme ve seçilme hakkının verilmesine ilişkin açıklama yapan CHP İstanbul İl Kadın Kolu Başkanı Arzu Öner, Türkiye’nin ilk kadın milletvekillerinin 1935’te CHP milletvekilleri olarak TBMM’ye girdiğini anımsatarak “Bugün TBMM’deki, 550 milletvekilinden sadece 78’i, hükümetteki 26 bakandan 1’i kadındır. Ülkemizde yerel yönetimlerde kadın oranı yüzde 2,5’tir. 81 valinin 1’i, 103 rektörden 5’i, 428 vali yardımcısından 7’si, 795 kaymakamdan 22’si, 80 müsteşar yardımcısından 3’ü kadın. 26 müsteşar arasında hiç kadın yok. Sendikaların, TOBB, TZOB, TESK gibi STK’lerin yönetimlerinde kadın yok. Artık seçmek yetmiyor, seçilmek ve yönetmek istiyoruz” dedi. İstanbul Barosu’ndan yapılan açıklamada ise Türkiye’nin 1935’te kadının Meclis’te temsili bakımından dünyanın 2. ülkesi olduğu ancak bugün bu sıralamanın çok gerisinde kalındığı vurgulanarak, “Kadının eksik temsili sadece kadın sorunu değil demokrasi sorunudur” denildi. Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı Nazan Moroğlu da, 5 Aralık’ın demokrasi bayramı olarak kutlanması gerektiğini ifade ederek, “Siyasette eşit temsilin yolu eğitim düzeyinin yükseltilmesinden geçiyor” dedi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog