Bugünden 1930'a 5,453,165 adet makale



Katalog


«
»

5 ARALIK 2012 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 13 “Biz 1976’da evlenmiştik Uğur’la. 12 Eylül’e doğru hızla giderken olaylar yoğunlaşıyor, şiddet hızla tırmanıyordu. Savcı Doğan Öz’ün, Bedrettin Cömert’in, İstanbul Üniversitesi önünde 7 öğrencinin öldürüldüğü 1978 yılında, hem kapının önünde sürekli bir bekçi hem de sürekli bizimle birlikte dolaşan bir yakın koruma vardı. Zamanın İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın talimatıyla tahsis edilmişlerdi. O sırada şimdiki adı Exim Bank olan Devlet Yatırım Bankası’nda çalışıyordum. Özgür henüz bir yaşındaydı. Her sabah onu Bahçelievler’de oturan kayınvalideme bırakıyor, akşam da alıyordum. Arabada giderken herhangi bir saldırı olursa, Özgür’ü nasıl koruyacağımı, onu nasıl koltukların arkasından iyice yere yaklaştırıp kendim nasıl üstüne kapanacağımı planlardım. Çünkü o dönemin suikast yöntemi, otomobilleri çapraz ateşe tutmaktı. HHH Bu koşullar yüzünden uzman olduğum bankadan, dolayısıyla memuriyetten istifa ederek ayrıldım. Çalışmaya devam etmem halinde hareketlerimizin zamanlaması çok belirli ve değiştirilemez oluyordu. Aynı saatte evden çıkmak, aynı saatte dönmek zorundaydık. Saldırganlar için biçilmiş kaftan durumu. Gerçi onların da yöntem değiştirebileceklerini, koruma da geri çekildi. Darbeyle birlikte Komiser Dürüst Oktay gibi ‘dürüst’ emniyetçilerin neden görevden alındığı, cinayetlerin faillerinin neden bulunmadığı da böylece, yani darbe ile terörün anında kesilmesiyle anlaşılmış oluyordu. HHH Uğur o dönemin ünlü sıkıyönetim savcılarından Süleyman Takkeci’nin mafya ile olan ilişkilerini yazmaya başladıktan sonra yeniden koruma verildi. Birkaç yıl sonra bu koruma da geri çekildi. Bahriye Üçok’un öldürülmesinden sonra, o zamanki hassas korumalar şube müdürü eve geldi. Uğur’a yönelebilecek bir suikastın olası yöntemlerini tararken apartman kapısı kilitli olduğu ve diyafonla açıldığı, Uğur evde çalıştığı için giriş çıkış saatlerinin düzenli olmadığı, dolayısıyla geriye bir tek arabaya bomba konulması ihtimalinin kaldığını söyledi.”(*) (*) Güldal Mumcu, “İçimden Geçen Zaman”/ um:ag Vakfı Yayınları, 2012 Raslantı tanrısı, ki ‘Evren’dir adı, insanları dengi dengine karşılaştırır, özel insanları özel insanlarla buluşturur, güzelleri güzellerle... Her şey raslantı olunca hiçbir şey raslantı değildir. Güldal ile Uğur Mumcu’nun karşılaşması da evrensel kuraldır, eşleşmesi de. Bu ülkeyi bir kan kuyusuna ve insanlarını karanlık bir umutsuzluğa gömenlerin yaşamını çaldıkları Uğur Mumcu’nun meşalesini ancak Güldal kaldırabilirdi yerden ve kaldırdı, onurla taşıyor yıllardır. Nihayet kendi içinden geçenleri, kendisi gibi düz ve dürüst söylemiyle yazdığı günce kitabını okurken gülün niçin dikenli bir dal ile korunduğunu anladım! Üstelik siste pusta gizlenen bir gerçek dank etti kafama apaçık: Bugün Silivri’de yargılanan sivil ve askerler, 12 Eylül’ü hazırlayan karanlık güçler asla açığa çıkmasın, uygulayanlar da göstermelik davalara çıkamayacak yaşa gelinceye kadar rahat bırakılsınlar diye içeri tıkıldılar. Tıpkı Kenan Evren ve cunta heyetini iktidara getirmek için ülkeyi kana bulayıp darbenin hemen ertesinde bıçak gibi kesilen suikastlarda olduğu gibi; faili belli olsa da azmettireni meçhul cinayetler de ‘Ergenekon’ ve ‘Balyoz’ tutuklamalarının akabinde duruverdi, şıppadanak. Demek ki gerçek azmettiriciler de, katiller de aramızda, pusuda bekliyorlar. BOP’a direnirseniz vay halinize, vay haline ülkenin, diyorlar besbelli. GÖRÜŞ SEVGİ ÖZEL Güldal’ın İçinden Geçen Zaman çapraz ateş yerine bombayı yeğleyebileceklerini yıllar sonra görecek yaşayacaktık, ama o dönemde Özgür’ü düşünerek bu kararı vermiştik. Uğur’a yönelik tehditler Gün Sazak’ın öldürülmesinden sonra daha da arttı. Sokaklara bile açıkça bu tehditlerin yazıldığı söylenmişti. Gün Sazak cinayetinin soruşturmasını Dürüst Oktay adlı bir komisere vermişlerdi. Dürüst Oktay, suikastın kimler tarafından yapıldığını hızla çözmeye başlayınca görevden alındı. O yaz, Kemal Türkler de öldürüldü. HHH Ve geldik 12 Eylül’e… Askeri darbelerde, darbelerin gerekçeleri ne olursa olsun, hep solcu aydınlar toplandığı için Uğur o sabah çok erken saatte küçük bir valiz hazırladı. Sokaktan askeri cipler geçiyordu. Ve kapı çaldı. ‘Cumhuriyet Tarihi Boyunca…’ Son yıllarda, “Cumhuriyet tarihi(miz) boyunca…” diye başlayan, arkasından olumsuz (ya da pek az olumlu) değerlendirme gelen bir tür söz öbeğini sıkça duyar olduk. Özellikle iktidar büyüklenmesi içinde olanların her söze böyle başlaması ilgi çekiyor. Yol, çarşı pazar açılırken, “hızlı tren” yürütülürken, eğitim sistemi dinselleştirilirken, sporculara ödül verilirken, yerli yersiz gezilere çıkılırken bu eylemleri yapanlar, kendileri için bir tür savunma aracına dönüşen, “Cumhuriyet tarihi(miz) boyunca…” kalıbına sığınıyorlar. Örneğin bilgisunarda bir yer sarsıntısından sonra, “Cumhuriyet tarihimiz boyunca hiçbir afet karşısında bu kadar hızlı, yoğun müdahale gerçekleşmemiştir” ya da “Cumhuriyet tarihi boyunca… kavşak ve yol yatırımlarının toplamından çok daha fazlasını… yaptık” diye başlayan onlarca açıklama buluyor ve ister istemez “cumhuriyet tarihi(miz) boyunca” yaşananları; değişen durumu, bilim, sanat ve uygulayımla gelen olanakları, dahası, “cumhuriyet tarihi(miz)le” bu denli acımasızca hesaplaşılmadığını düşünüyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarına bakıyoruz; savaştan çıkmış yoksul bir ülke. Yıllarca kurtuluş için savaşım vermiş; canını dişine takıp utku kazanmış. Utkuyla esriklikleşmemiş; devrimlere kapı açmış. Öncüsü Mustafa Kemal Atatürk… Bir kamyon lastiği olmayan ama yurdu kısa sürede demir ağlarla ören, kılık kıyafetini, ölçüsünü, takvimini, yazısını ve dilini yenileştiren; kendi buğdayından ekmeğini, pamuğundan bezini, pancarından şekerini üreten; “yerli malı”yla yaşamayı ilke edinen, bundan onur duyan bir cumhuriyet… Yüzyıllarca kul sayılan, “ümmi ümmet”i yurttaş kılan; kadınlara haklarını öğreten; dahası Osmanlı’nın borcunu bile ödeyen; kimseye boyun eğmeyen bağımsız bir cumhuriyet… Bu cumhuriyetin olanaklarıyla orun ve kazanç elde edenler, üstelik özgür istenciyle siyasaya girenler, elbette “cumhuriyet tarihi(miz) boyunca” yapılanların daha çoğunu yapmakla, öncelikle “cumhuriyet tarihini” doğru okumakla yükümlüdür. 1930’lu, 40’lı yılları düşünün; araç gereç gibi sorunlara el atacak eğitimli insan da kısıtlı; yalnız Türkiye’de değil; başka ülkelerde de böyle. Günün olanaklarıyla geçmişi karşılaştırmak, her dönemde usa değil kurnazlığa sığınan, bilgisi ve görgüsü yetersiz siyasetçinin oyunudur. Son on yılın hükümeti, “Cumhuriyet tarihi boyunca kim, hangi hükümet bu kadar cesur adımlar atmıştır” da nereye doğru? Hak ve özgürlüklerin doyasıya yaşandığı, emeğin karşılık bulduğu; üretken, barış içinde aydınlık bir geleceğe mi; yoksa sınıf farkının derinleştiği, kadınların kapatıldığı, eğitimin dinselleştirildiği, üniversitenin susturulduğu, yargının kuşatıldığı, aşiş derdiyle karamsarlığın boyutlandığı bir yarına mı? Bir kitap fuarında, kendi dilleriyle “medya”daki (ve bilimsanat dünyasındaki) kimi hanımların, “türban” için “velev ki siyasal simge” diyen siyasal atağı doğru anlayamadıklarını (ya da böyle anlamaları istendiğini) düşündük. Bu çokbilmiş hanımlar (onların kankası beyler), “Elli altmış kız örtünürse ne olur” diye bangır bangır bağırarak kafa ütülediler; şimdi öğretmenlerin çoğu gibi, minicik kız çocuklarının da örtüler içinde kaybolduğunu görüyorlar mı acaba? Yıllardır inancımızı, köken farkımızı dikenli telle kaşıyarak; cumhuriyetin kurucu çoğunluğunun ortak dili Türkçeye ve kimi yurttaşların ikidilli oluşunu bilmeden (ya da bilimsel verileri yok sayarak siyasallaştırıp) dil kavgası yaratan; olay ve oluşumlara yurttaşlık penceresinden bakamayan sözde iktidar ve sözde aydınlar, “cumhuriyet tarihi boyunca” görüldü mü? Aymazlık, “cumhuriyet tarihi boyunca” böyle tavan yaptı mı? Atatürk ’ün Söylevi’nin niçin o görkemli seslenişle bitirdiğini şimdi daha iyi anlıyoruz. Bugünü doğru okuyamayanlar, 85 yıl önceden bugünü açık seçik okuyan Atatürk’e bu nedenle bu denli öfkeli, bu denli düşmanca yaklaşıyor. Her şey gün gibi açık! Fotoğraf : ALİ ARİF ERSEN Bizi götürmeye geldiler diye düşünürken kapının önünde beliren bir asker Uğur’a bir mahkeme tebligatı verdi. Kenan Evren’in o gün saat 13.00’te darbenin mahiyetini açıklayacağı bir basın toplantısı yapacağı bildirilmişti. Tam onu dinlerken telefon çaldı. Arayan, o sırada yurtdışında bulunan Mümtaz Soysal’dı. Ne olup bittiğini öğrenmek istiyordu. Uğur’un içeri alındığını öğrenirse Türkiye’ye dönmeyecek, alınmamışsa dönecekmiş. Terör, 12 Eylül darbesiyle bıçakla kesilmiş gibi durdu. Bu arada bizim “Bu dünyanın en güzel varlığı ışık, gökyüzünden gelir ve bize onu sezdirir.” JEAN BOUSQUET KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK ‘ G N O K T A S I ’ behicak@yahoo.com.tr Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Çevre Düşmanı ‘Torba’sı 2011 Haziran seçimlerinin ardından oluşan “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” (ÇŞB) için dendi ki; “amaç çevreye saygılı şehirleşmek.” Bu amaçla 17 Ağustos 2011’de yayımlanan 648 sayılı KHK ile Çevre Bakanlığı tamamen yok edildi; “tabiat varlığıanıt ağaçdoğal sit” vb. tüm doğal zenginliklerimiz ÇŞB’ye bağlandı. Ülkenin kentleşme ve planlama belleğine sahip imar, iskân ve bayındırlık bakanlıkları da tarihe gömüldü. Peki, yeni ÇŞB neler yapıyor? Örneğin son işlerinden biri, Çamlıca tepesindeki tarihsel mesire alanına dev bir cami öngören imar planını “halletmek...” Koruma Denizden 50 metre olan yapı yasağı da 10 metreye indiriliyor; çünkü “af”fedilecek yapıların çoğu bu alanlarda! Böylece “kaçak işgal” yasal kurala dönüşüyor. Bir başka “yeni”lik ise iskele, yat limanı gibi “kıyıda” yapılmaları zorunlu tesislerin dışında “termik santral, akaryakıt istasyonu” vb’ye de olanak sağlanması. Bunun nasıl bir “çevreci şehircilik” olduğunu eminim torbayı yazanlar bile açıklayamazlar.. Dahası ‘torba’da, hayvancılığın doğal beslenme alanı olan “mera”larla birlikte askeri arazilerin imara açılması da var. Böylece elde kalan son yapılaşmamış alanlar “çevre HARBİ SEMİH POROY BULMACA HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hayatepiktiyatrosu@mynet.com SEDAT YAŞAYAN Behiç Ak’ın “klasik”leşen katkısı... kurularının yerine oluşturulan “Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonları” doğal sitlerin sınırlarını daraltmak için uğraşıyor; emlak rantını engelleyen tabiat alanlarının imara açılacağı söyleniyor. Yani, ÇŞB “çevre”yi korumak şöyle dursun, adeta öldürmek için çalışıyor! Bu yönde hazırlanan “torba yasa” ise TBMM’ye ya sunuldu ya da sunulmak üzere... “Torba” yasa biliyorsunuz, birçok kanunda değişiklik yapmak için akla ne gelirse önerilip yasalaştırılmasına deniyor. ÇŞB’nin torbasında da başta İmar Kanunu olmak üzere Mera, Orman, Kıyı ve TMMOB kanunlarında değişiklik öngören 70’e yakın madde var. Kıyılarda 1992’den önce yapılmış kaçak binalara getirilmek istenen “af”la 20 yaşından büyük “lebi derya” binalar “sağlam”(!) kabul edilerek ruhsata bağlanacak. düşmanı şehircilik”in kurbanı olmak üzere. Bir başka “absürt” madde ise aslında kent dışına çıkartılmaları gereken AVM’lerin ‘cami ilavesi’yle korunmaları; benzer şekilde “kimlikli şehircilik” için sorgulanması gereken “siteler”in de yine cami koşuluyla açıkça desteklenmesi. İşte böylesi çevre düşmanı bir torbada, TMMOB ve bağlı meslek odalarının “birlik” niteliklerinden gelen güçlerini yok etmeyi amaçlayan maddelerin de yer alması elbette ki rastlantı değil. İmar yağmasının tüm engellerini kaldırmayı hedefleyen düzenlemede, aynı yağmaya direnen meslek kuruluşları da etkisiz kılınmak isteniyor. Sözün kısası, ÇŞB’nin torbası 12 Eylül’ün talancı yasalarından bile çok daha felaket, “emlak rantına sevdalı şehircilik anlayışı”nın yeni bir darbesi olacak… Bir çocuk daha okusun diye T.C. BURSA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NDEN/BAŞKANLIĞI’NDAN ESAS NO: 2011/591 Esas Davalı Rabia Nalbantoğlu vekili Av. Demet Elçin tarafından davalı Yonuz Özger, Reşat Soral aleyhine açılan Tapu iptali ve Tescil davasına verilen ara karar gereğince, Davalılar Remziye Soral ve Murat Soral’ın yapılan tüm aramalara rağmen tebligata yarar açık adresi tespit edilemediğinden duruşma gününün ve birleşen dosyadaki dava dilekçesi ve Birleştirme Kararının tebliğine karar verilmiştir. Duruşma 29/01/2013 günü saat 10.20’de mahkememiz duruşma salonunda yapılacaktır. Belli gün ve saatte adı geçen davalıların bizzat duruşmada hazır bulunması veya kendisini bir vekil marifetiyle temsil ettirmesi, aksi halde duruşmalara yokluğunda devam edilerek karar verileceği hususu; Birleşen 5. Asliye Hukuk Malıkemesi’nin 2012/215 Esas sayılı dava dosyasındaki Dava dilekçesi ve 09/04/2012 tarih ve 2012/215 Esas, 2012/164 sayılı Birleştirme Kararı ve mahkememiz dosyasının duruşma günü davetiyesi yerine geçerli olmak üzere ilanen tebliğ olunur. Kıyılardan meralara 21.YÜZYIL EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI (YEKÜV) Tel: 0212 274 15 02 0212 213 74 02 Fax: 0212 275 52 44 www.yekuv.org yekuv@yekuv.org Vakıflar Bankası Osmanbey Şubesi 00158007287986476 “Resmi ilanlar: www.ilan.gov.tr’de (Basın: 76599) 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SOLDAN SAĞA: 1/ Ameliyat ol 1 maktan duyu 2 lan aşırı korku. 2/ Dövülmüş et, 3 bulgur ve soğan 4 la yapılan ızga 5 ra köfte... Bir 6 sanat yapıtında işlenen konu. 7 3/ Habeş soy 8 lusu... Muğla 9 Marmaris ka rayolunda, çok 1 2 3 4 5 6 7 8 9 güzel bir panorama 1 E K İ N O K S S ya sahip dağ geçidi. 2 K O Ç A K V A N 4/ Nâzım Hikmet’in 3 L A B U L A D A bir oyunu... “Yalnız V bir gözü yaza 4 İ L T İ M A S EM T İ A cak mısralarım” (F. 5 P A L OD P İ S T N. Çamlıbel). 5/ İs 6 T A kambilde bir kâğıt... 7 İ N S İ Y A K F. H. Dağlarca’nın 8 K İ V A S A L bir şiir kitabı... İlave. 9 Ş U A R A İ T 6/ “Aptal, bön” anlamında argo sözcük. 7/ Yurdumuzun batıdaki en uç noktası olan, Gökçeada’daki burun. 8/ Bir geminin ya da uçağın izlediği yol... Güneydoğu Anadolu’da yüksek bir dağ. 9/ Aziz Nesin’in bir romanı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Boğa güreşçisi. 2/ Tuna Irmağı’nda kullanılan bir tür yolcu kayığı.. Kat kat çakıl ve kumdan oluşmuş yer kıvrımı. 3/ Bir peygamber... Dar ve kalınca tahta. 4/ İlkel bir silah... Peygamber. 5/ Tropikal bölgelerde yetişen ve yapraklarından değerli bir tekstil elyafı elde edilen bitki. 6/ Bitkilerden elde edilen ilaç... Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş yaratık. 7/ Çorum’un Mecitözü ilçesinde bir kaplıca... Kuduz. 8/ Aruz ölçüsünde, kısa okunması gereken bir heceyi kalıba uydurmak için uzatma... Kadastro haritalarında parseller topluluğu. 9/ İri taneli bezelye... Küçük mağara.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog